“Naciye Hisleri Konusunda Dürüst Bir Karakter”

Röportajlar
yazar_serkanbastimar_
Lütfü Emre Çiçek. Kısa film sevenler, korku ve gerilim filmi ‘müptelalarının’ tanıdığı bir isim. Artık daha geniş bir kitleye hitap etmenin zamanı geldi deyip, Naciye ile karşımıza çıktı. Filmin başrolünde Derya Alabora, Esin Harvey ve Görkem Mertsöz var. Bu onun ilk uzun metrajı, hatta ilk Türkçe senaryosu. Emre, daha çok yurtdışında bilinen biri. Hazır Naciye vizyona girmişken biz de aradık, filmi üzerine bir sohbet edelim dedik. Sorulacak sorularımız, merak ettiğimiz şeyler vardı. Aradık, talebimize olumlu yanıt verdi. Derken buluştuk, bir yönetmenle nerede buluşulur? Elbette sinemada. Beyoğlu Sineması’nda iki çay bir orta kahveye güzelce bir sinema sohbeti ekledik.  O sohbetin bir kısmı aşağıda. Hem Naciye filmini merak edenlere, hem izleyenlere hem de genç sinemacılara yararlı bir sohbet oldu. Baştan söyleyeyim; Naciye filmini izlemeyen varsa sohbetimizde sürpriz bozan var…
Keyifli okumalar…
lutfu-emre-serkan

Filmin vizyonda, heyecanlı mısın?

Film bir sene önce 3,5 haftada çekildi. Önceden gösterimi oldu. Ekim’de gösterdik .Ve artık başka projeye konsantre olmak istiyorum.  İşin içine gişe beklentisi girmediği için heyecan yok. Yüz binlerce kişinin izleyeceği salonlarda oynamıyor. Merkezle konuşuyorduk, vizyona girmeyebilir denmişti. Ama filmin birçok yerde oynaması hoşuma gitti.

Daha fazla kişiye ulaşmak elbette güzel ama şu anda piyasa sistemi ne kadar çok sağlam?

Mesela hangi salon olduğu da fark ediyor. 37 salon bizim için iyi bir rakam.

Filmin kaderini gösterildiği salon sayısı belirliyor. 

Bizim bir avantajımız yurtdışında da satış temsilcimiz olduğu için o satış da gerçekleştirilirse dünyaya az çok açılabilme imkanımız var. Türkiye’de ilk gösterimde heyecan vardı ama.

Dünya genelinde gösterilmesi filme bir evrensellik katıyor yani. 

Benim kafamda her film az çok evrensel  olmalı.

Bazı yönetmenler, bazı yapımcılar direkt Türkiyeyi hedef alarak yapıyor. Örneğin Düğün Dernek filmi Amerikada çok iş yapmaz. Esprileri, argümanları farklıdır.

Mesela ben Celal Tan ve Ailesinin Acıklı Hikayesi’ni izledim. Çok beğendim ve inanamadım. Benim izlediğim en iyi Türk filmidir. Çünkü; bu filmin evrensel bir dili var. Çünkü her ülkede öyle bir hikaye geçer. Sırf bir iki tane küfürlü espri dışında orada karakterlerin hareketlerine dayandığı için komedi hem karanlık, hem komik  ve hem de dramatik tarafları benim kafamda iyi filmlerde genellikle böyle oluyor. Geçen gün Kolpaçino filmini izledim. Evrensel bir film değil. Şimdi kendi filmime baktığımda senden çok fazla kusur görüyorum.

Filmi yapan daha çok kusur görüyor yani.

Bazı filmler karakter üzerinden gidiyor. Bazı filmler mekan üzerinden… Tercih hangisi? Tür olarak bir mekan filmi mi? Yoksa karakter filmi mi?

Naciye karakter filmidir. Ama benim için mekan da bir karakterdir. Hitchcock’u beğenirim. Psycho filmindeki ev de  bence bir karakterdir. Evin ürkütücü bir görüntüsü var. Evinde sırlar saklıyor. Otele giden bir insan o yeri karakter gibi gözlemleyebilir.

Aslında ev karakterle özdeşleşiyor. Ev konuşmasa da anlattığı bir şeyler var.

Çok uzun süre bir evde yaşayın. İnsanın kendi takıntıları olsun, zevkleri olsun  oradan besleniyor.

İnsan yaşadığı yere benzer değil mi?

The Grudge diye bir Japon filmi var. Hayalet filmi; ama eve giren herkes o evdeki travmalardan etkileniyor. Evdeki o enerjiyi az çok  biriktiriyor. Naciye’yi çektiğim eve küçüklüğümden beri gidiyorum. Ve her gittiğimde de bakıyorum. Kaloriferi yok. Duvarları dökülüyor. Yemek odası, masalar… yaşamak isteyeceğim bir ev; ama içine girdiğin zaman başka türlü… Evin sahibi arkadaşım bile söyledi; “kendi evim gibi hissedemedim” dedi. Çünkü başka zamanın, başka anıların evi…  Filmde Naciye karakteri de önemli, Naciye ve ev el ele giden bir şey… Çünkü filmde ne kadar gerilim varsa onun kaynağı  Naciye ve bence empati duyulacak karakter de Naci’yedir.  Diğer eve giren karakterler de tabiki önemli; ama filmi yazarken Bengi olsun Bertan olsun ya da diğer eve girenler olsun. Kimse evin kıymetini o kadın kadar bilebilir. Ve ne kadar kötü hareketler yapsa da Naciye bana hisleri konusunda dürüst geliyor. Ne hissediyorsa yüzüne ve hareketlerine  yansıtıyor. Ertan karakteri çok iyi  görünse de karısına kötü davranan biri… Bengü hayatı tehlikeye girene dek bir anaç duygusu yok. Kendi ayakları üzerinde duramayan biri… Filmde diğer iki karakter Naciye kadar güçlü ve etkileyici karakterler değiller. Naciye’nin cinayet olayı bana göre onu kötü bir insan yapmıyor. Kendi durumunda, kendi çapında haklı bir cinayet…

lutfu-emre-2

Film bir yandan iki kadın arasındaki gerilimi anlatıyor. İki kadının var olma ve evi sahiplenme savaşı… Bu film feminist bir film mi?

 

Bence feminist bir film… Senaryoyu yazarken çok ticari düşünmesem de belli  formüle ya da denge az çok düşünüyorum. Mesela yazarken benim uygulayıcı yapımcım Begüm inanılmaz bir aktivist. O zaten durdururdu beni anti feminist bir şey olsa… Bengi ve Bartın’ın ilişkisi mesela. Naciye de etrafında tamamen erkekleri manipüle edebilmiş. Vahşi bir kadın olmasına rağmen, kendi ayakları üzerinde duran, tipine de dikkat eden, evine ve çocuğuna da bakabilen, gerektiği zaman kendini bir görev olarak gören evi koruyan…

Aslında burada kötü bir  yaşanmış bir mekanı sahiplenmek de değişik bir şey…

Tamam. Naciye orada kötü şeyler yaşamış olabilir. Hep derler ya kötü deneyimlerinden de bir şeyler çıkarıp onu pozitif bir şeye dönüştürürsün. Yani, oradaki enerji ev sahibinin annesini katledip kendine bir eş yaparak oradaki enerjiyi değiştiriyor. Naciye’nin evine başka biri girdiği zaman aslında o evin enerjisi bozuluyor. Naciye zaten o evdeki saçmalıklardan zamanında kurtulmuş. Artık onlar toprakta çürüyor. Ve ben zannetmiyorum Naciye’nin “ben bu evde ne kadar kötü anılar yaşadım” dediğini… “Hayır ben bu kötü anıların üstesinden geldim ve dimdik ayakta durabildim bu kadar sene.”

Adalar’daki evler zaten başlı başına gizemliler..

Çünkü dünyadan kopuklar.

lutfu-emre-3

Filmde çok kedi var. Kedileri simgesel bir şey mi? Senaryoda yazılı mıydı?

Senaryoda yazmamıştım. İlk çektiğimiz sahne filmin açılış sahnesiydi. Kedileri orada çıkarmak imkansız. Orada hayat kurmuşlar… Nasıl Naciye bir şekilde orada yaşamışsa  evinde ilginç bir hikayesi var. Evde iki kalfa var. Bir tane hanım ve eşi ayrı kulübede  yaşıyorlar. Kadının babası o evin eski bahçıvanı…  Kadın bütün hayatını o yerde geçirmiş. Evin sahiplerinden daha çok eve bakıyor. Biz evden çıkarken benim gözüme iki sandalye aynı göründü; ama kadın dedi ki, hayır bu oraya gidecek bu da buraya gidecek… Orada bile bir Naciye hikayesi vardı. Ayrıca kediler ayrı bir estetik kattı. Bir de kediler hep gizemlidir.

Filmde evin içerisinde bir gerilim havası var. Karanlık, gölgeler ve saatler  mistik şeyler var. Ama bir yandan da Slash dediğimiz türler arasında gidip gelen bir film gibi. 

Benim kafamda melodram bir slasher film vardı. Türkiye’de korku filmi demek istemiyorum. Çok büyük beklentilerle geliyor insanlar sinemaya, ondan sonra ‘ben bundan korkmadım’ diye çıkıyorlar. Benim korku anlayışım farklı. Dünyadaki korku algısı ile Türkiye’deli daha farklı… Bir korku filminde hoplayıp zıplamak zorunda değilim ya da insan dışı bir şey görmek zorunda değil. Mesela The Others (Dğerleri) filmi benim en sevdiğim korku filmi orada bir zıplatmasa da  inanılmaz bir psikolojik rahatsızlık var. Hayaletler de orada hayalet gibi değil, insanlar sonuçta… Bir korku filminde zaten hayalet bile varsa doğaüstü öğeleri çıkardıktan sonra başlı başına film olarak kalabiliyor. The Babadook filmindeki Babadook karakteri çıksa da filmdeki  kadının depresyonu yeter. Ben her türlü korku filmi izlerim. En kötüsü, en kanlısını da; ama filmde belli göndermeler olsun. Bu filmi çekerken biz korku filmi olsun demedik. Dramatik bir film. Ben  mesela Pedro Almadovar’ın  filmlerini çok seviyorum. Ki en fazla düzenli olarak izlediğim yönetmende o. Öyle bir çekim tarzı beni daha çok açıyor. Benim görüntü olarak en çok beğendiğim Far From Heaven’dir. O da bir korku filmine dönebilirdi kadının reaksiyonu kocasını öldürmekti. O yüzden film dramaya dayandığı zaman, filmden insanlar çıktığı zaman hayatımda gördüğüm en korkunç film demesi yerine bir karakterden rahatsızlık duysunlar diye tercih ederim. Ayrıca, benim kısa filmlerim daha kanlıdır. Daha fazla korku öğeleri vardır.

lutfu-emre-beraber

Naciye’nin bahçe sahnesinde Bengi’nin kurtulmaya çalışırken kapının açık olduğunu umut ediyoruz; ama uzun bir süre sürüklendikten sonra kapının kapalı olduğu ortaya çıkıyor. Filmin en masum karakterine çok büyük bir  kötülük ediyorsunuz. Ben kurtulacağını bekliyordum.

Bengi karakterinde bir annelik duygusu hiç hissetmiyorum. Filmde eksik bulduğum şeylerden biri. Keşke Naciye ve oğlunun 1-2 sahnesi olsaydı. Ben kendi filmimi objektif olarak eleştirebilirim. Benim kafamda 3 tane eksik  bu filmde… O da bütçeden ve vakitten dolayı… Bir gün yurtdışında yeniden çekerlerse söyleyeceğim. Bir, Naciye ve çocuğu ekleyin mutlaka, bence filmdeki en masum  karakter çocuk ve hiçbir günahı yok. Bengi onun boğazını kesen biri. Naciye’nin gözünden bakmak lazım. Bence insanlar zorlanabilir, hem bebeğini düşürtüp sonra tabutu canlı canlı gömebilir bu güzel bir şey değil ama… Ayrıca Naciye’nin Bengi’ye karşı bir sorumluluğu yok. Seyircinin beğendiği masum karakter önemli değil. Naciye’nin Bengi’yi sürükleyip evden çıkarması ve onu canlı canlı gömmesi… Ben her zaman Naciye’nin gözünden bakmak zorundayım.  Naciye’yi kahraman olarak alırsak sonunda üste çıkacak insan Naciye olması lazım. Kendi hayatının gidişatını yine Naciye belirleyebiliyor.  Ben bir yönetmen ve yazar olarak ne olursa olsun ana karakterden nefret edemem. Naciye intikamını alıyor.

Az önce değindik ama yine sorayım; favori yönetmenlerin kimdir?

Pedro Almodovar.

Ama senin tarzınla Almodovar’ın tarzı pek uyuşmuyor.

Ben Almodovar’ın histerik karakterlerinden esinlendim. Özellikle Naciye karakteri mesela… Türkiyede de pembe dizi algısı var. Orada replikler çok saçma olduğu için. Pedro Almadovar melodramayı ucuzlatmadan güzel yansıtıyor. Karakterlerin tiradları, fevri hareketleri ve ağladıkları zaman üzgün karakterleri, espri yapınca fazla kahkaha atılması çok renkli… Naciye karakterini alıp pembe dizileri ve Almodovar’ın filmlerini bir araya getirirsek ortaya böyle bir şey çıkar. Mesela Bengi ve Bertan çiftinin kavgalarında cırtlak sesli sarışın kadında hep bir pembe dizi havası  vermeye çalıştık. Filmde mizahi hava da var ve Almodovar’dan esinlenmiştim. Ve Roman Polanski’yi çok beğeniyorum. Onun dışında film olarak The Hours, Beşikteki El ve Starry Eyes filmleri…

lutfu-emre-1

Yeni filmin için bir senaryo hazırlığı var mı? Ya da yazılmış bir filmin var mı?

Yazılmış henüz yok.

Festival yönetmeni misin? Gişe yönetmeni mi?

Bence ikisinin arası bulunabilir. Filmlerimi düşük bütçeli tutarım ama ticari televizyon, DVD ya da yurtdışı ile parayı da toplayabilirsin. Her insan festival filmi de yapsa geçimini sevdiği işten sağlamak ister.

[bilgi]30 bin liraya bile uzun metraj film çekilebilir.[/bilgi]

Bazılarına göre şanslısın çünkü film çekememiş genç sinemacılar var. Bu aşamalardan geçerken zorluklar yaşadın. Gençlere ne tavsiye edersin?

Film dijitale kaydıkça film çekme maliyetleri düşüyor. Bence senaryo güzel yazılırsa tek mekan ve doğal ışıkta elli bin liraya da otuz bin liraya da film çekmek mümkündür. İstanbulda film okullarında bile bedavaya film setinde çalışacak ve rahat kamera kiralama yerleri var. Tripod ve ışık olmadan çok rahat film çekilebilir. Filmi nerelerde çekebilirim, ne kadar bütçe çıkar planlanmalı. Filmin kurgusunu da kendiniz yaptığınızda dışarıya para vermeye gerek kalmaz. Oyunculuk olarak da çok fazla konservatuarda öğrenci var. Yemeğini, masrafını karşıladıktan sonra oynar.

Hitap ettiğin kitleye ya da filmini izleyenlere bir mesaj verebilir misin?

 

Fotoğraf/Video: Onur Eğri

Sinefesto

Sinefesto

Admin at Sinefesto
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.
Sinefesto

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up