Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Abbas Kiyarüstemi Filmi

Keşfet Liste

Yakın zamanda kaybettiğimiz Abbas Kiyarüstemi, dünyaca tanınan isimlerden biri. Hakkında sayısız internet sitesi bulunan yönetmen, birçok kişi tarafından çağımızın en iyi yönetmenlerinden biri olarak görülüyor. Aynı zamanda ülkesi için de bir gurur kaynağı; çünkü başka hiçbir İran filminin başaramadığını o yapabildi. Kiyarüstemi, İran’ı yeni, ferah ve şiirsel bir bakış açısıyla dünyaya sunmayı başarabildi.

Tıpkı Kurosawa ya da Hitchcock gibi, Kiyarüstemi de ‘Kiyarüstemi tarzı’ olarak bilinen, kendisine özgü bir yönetmen tarzı yarattı ve geçtiğimiz otuz yıl boyunca bu tarz, dünyadaki birçok yönetmen için ilham kaynağı oldu. Kiyarüstemi, uzun yıllardır sinemanın yapı taşlarından biri. Filmlerini sevseniz de sevmeseniz de adını çağdaş sinema dosyalarında atlayamazsınız. Bu yüzden de Kiyarestemi, her sinemaseverin filmlerini dikkatle izlemesi gereken bir yönetmen.

Bu yüzden, filmlerini izlemişler ve henüz izlememiş olanlar için aşağıdaki listeyi oluşturduk. Umuyoruz ki bu listeyi inceledikten sonra filmlerini izleyecek kadar heyecanlanabilir ve etkilenebilirsiniz. Ayrıca, sinefillere önerimiz filmleri kronolojik sırayla izlemeniz ki böylece, yıllar içerisinde yönetmenin tarzının nasıl geliştiğini ve elbette Kiyarüstemi’nin nasıl Kiyarüstemi olduğunu görebilesiniz.

____

1.The Traveler-Muzaffer (1974)

Kiyarüstemi’nin ilk uzun metraj filmi, neo-realizme ve Franzois Truffaut’nun 400 Darbe (1959) filmine saygı gösterisinde bulunuyor. Muzaffer, futbola tutkun, en büyük hayali Tahran’daki Amjadi stadyumunda maç izlemek olan asi bir gencin, Qassem Julayi’nin hikayesini anlatıyor. Hayalini gerçekleştirebilmek için, hırsızlık yapar ve ikinci el saatle ve kırılmış bir kamerayı satmaya çalışır. Sınıf arkadaşlarının fotoğrafını çekermiş gibi yaparak onları kandırır ve paralarını alır. Sona doğru, futbol topunu ve taşınabilir kalesini de satar. Böylece yeterli paraya ulaşan Qassem, Tahran’a gider; stadyuma ulaşır. Ancak, bu uzun günün ardından yorgun düşüp uyuyakalır. Uyandığı zaman maçın bittiğini ve kendisinin stadyumda tek başına kaldığını görür.

Tüm ilkler gibi bu filmin de bazı kusurları var. Örneğin; bazı sahnelerde gerekli bağlantılar yok. Qassem’in sınıfa girdiği sahneyi ele alırsak, kameraman çocuğu tam olarak sahneye sığdıramadığı için seyirci önce bir kapı sesi duyar; ardından da Qassem’i masasının arkasında görür. Ayrıca filmin sitilistik yönünde de bazı sıkıntılar var. Örneğin; heyecanlı sahnelerde yönetmen dramatik müzik kullanıyor. Bu da filmin realistik/belgesel tarzıyla pek uyuşmuyor. Bununla beraber; bu örnek gelecekte ‘Kiyarüstemi’ tarzı olarak bilinecek tarzın temel taşlarını oluşturuyor. Belgesel ve fotoğraf teknikleri kullanılarak altı çizilen realizm, ana karakterler olarak çocuklar, vurdumduymaz yetişkinler ve yalnız kahramanlar; Kiyarüstemi’nin ileriki filmlerinde de var olacaktır. Muzaffer, mükemmel bir film olmayabilir. Ama izledikten sonra yönetmenin ne kadar gelecek vaadettiğini anlayabilirsiniz.

En iyi sahne: İzleyici, Qassem’in sınıf arkadaşlarını, fotoğraflarını çekeceğini söyleyerek, nasıl kandırdığını asla unutamayacaktır.

2.Gozaresh (1977)

Rapor, işinden uzaklaştırıldığında hayatı tepetaklak olan bir adamın hikayesini anlatır. Daha sonra, karısıyla tartışmaları sonucunda önemli bir karar alır. Hikaye, işini kaybetmenin bir adamın hareketlerini nasıl etkileyebileceğine ve intihar gibi tehlikeli hareketlere yol açma ihtimaline odaklanıyor. Filmin son sahnesinde ana karakter, eşini ve çocuğunu geride bırakmaya karar veriyor. Bu kararı, kaybedenin teki olduğu için almıyor. Yokluğunun onlar için en iyisi olduğuna karar verdiği için gidiyor.

Rapor, aile içi melodrama olmasına ve ana karakterlerinin çocuklar olmamasına rağmen Kiyarüstemi’nin kariyerindeki en ilginç filmlerden biridir. Oyuncular oldukça profesyonel, olay örgüsünün gelişimi çok iyidir. Genel olarak bakıldığında, filmde teknik hata yoktur. Kiyarüstemi’nin Rapor’dan önce ve sonra çektiği filmlerde de seyircinin, kameranın sallandığını zannettiği yahut bağlantıların eksik olduğunu düşündüğü sahneler bulunmaktadır.

En iyi sahne: Adamın bir lokantaya gittiği sahne unutulmazdır. Sandviç beklerken yan masasında oturan sarhoş adamların, filozofik ve varoluşsal konular üzerine yaptığı sohbeti dinler.

Khane-ye doust kodjast?

3. Arkadaşımın Evi Nerede? (1987) Khane-ye doust kodjast?

Arkadaşımın Evi Nerede? Kiyarüstemi’nin kariyerindeki en önemli noktalardan biridir. Hayranlarının rahatlıkla Kiyarüstemi-vari diyebileceği bir filmdir. Kiyarüstemi’nin, hem şiirsel hem de gerçekçi sinema dilini oluşturabilmek için çıktığı yolculuktaki ilk güvenli duraktır. Filmin adı, doğaya ve köy yaşamına olan sevgisiyle bilinen Sohrab Sepehri’nin bir şiirinden geliyor. Aynı zamanda ressam da olan Sepehri’nin Kiyarüstemi filmleri üzerindeki etkisi çok büyüktür. Arkadaşımın Evi Nerede? Sepehri’nin zihnini yıllar yılı kurcalayan ahlaki soruların aynılarını sorguluyor.

Bu filmde Kiyarüstemi, çocukların masumiyetini ve köylülerin ahlakını gösterir. Sınıf arkadaşını bulmak için çıktığı uzun yolculukta Ahmed, yetişkinlerin dünyasının ne kadar zalim ve cahil olduğunu fark eder. Anlatının ortasında, Kiyarüstemi kendine özgü tarzının bazı öğelerini yüceltir: belgesel ve kurgunun dengeli birleşimi, nadir müzik kullanımları ve parçalanmış olay örgüsü gibi.

Arkadaşımın Evi Nerede? genç bir yetişkin olma konusunda çekilmiş çok dürüst ve kurnaz bir film. Kiyarüstemi, bu filmle uluslararası üne kavuştuğunda yalnız kırk yedi yaşındaydı.  1989 Locarno Uluslararası Film Festivali’nde Bronz Leopar ödülüne layık görüldü. Film ayrıca, Britanya Film Enstitüsü’nün hazırladığı “14 yaşına gelene kadar görmeniz gereken 50 film” listesinde de hak ettiği yeri buldu.

En iyi sahne: Neredeyse tüm film harika ama anahtar sahne, Ahmed’in arkadaşının defterini teslim etmesi ve çocuğa onun için ödevini yaptığını göstermesiydi.

Nema-ye Nazdik

4. Yakın Plan (1990) Nema-ye Nazdik

Kiyarüstemi, belgesellerle ve sinemada gerçeği yansıtmakla hep ilgilenmiştir. Dolayısıyla, bir sinema tekniği olarak da bilinen Yakın Plan, sinemanın gücü üzerine çektiği bir film. Senaryosunu ise İranlı ünlü yönetmen Muhsin Mahmelbaf’ın taklidini yapan bir adamın haberlerini gördükten sonra yazmıştır.

Bu incelikle dengelenmiş yarı-belgeselde, izleyici hem yönetmen Mahmelbaf’ı hem de taklitçiyi izler. Filmin ilerledikçe seyirci anlar ki taklitçinin kendisini Mahmelbaf gibi tanıtmasının sebebi mali nedenler değildir; asıl neden, gerçekten sinemayı sevdiği için Mahmelbaf olmanın hoşuna gitmesidir.

Yakın Plan, Kiyarüstemi’nin uluslararası ününü ikiye katladı. 19. Montreal Uluslararası Yeni Film ve Video Festivali’nde Quebec Eleştirmenler Birliği Ödülünü kazandı. 11. İstanbul Uluslararası Film Festivali’nde ise FIPRESCI Ödülüne layık görüldü. 2012 Sight&Sound anketinde ise eleştirmenler tarafından “Tüm Zamanların En İyi 50 Filmi” listesindeki filmlerden biri olarak seçildi.

En iyi sahne: Filmin iki ana karakterinin bir motosikletin üzerinde farklı sokaklarda dolaştıkları uzun ve unutulmaz sahne.

Ve Yaşam Sürüyor

5. Ve Yaşam Sürüyor (1992) Zendegi va digar hich

Köker üçlemesi’nin ikinci kısmı, yönetmenin Arkadaşımın Evi Nerede filmine oyuncu aramak için deprem bölgesine gitmesinin hikayesini anlatmaktadır. Filmin başlangıcı umut verici olsa da filmin tek bir fikir(yaşam) üzerine çekildiğini anlamak neredeyse imkansız. Bu yüzden, yönetmenin yolculuğu bazı kısımlarda sıkıcılaşıyor ve yakınlarını kaybetmiş insanlarlarla karşılaşması dramatik açıdan pek de verimli olmuyor. Ancak, Ve Yaşam Sürüyor’da seyirci zaten dramatik bir şeylerin arayışında değil. Eğer, Yakın Plan gerçek olaylara dayanan kurgusal bir filmse, Ve Yaşam Sürüyor birkaç kurgusal eklemeyle çekilmiş bir belgeseldir. Ayrıca, Ve Yaşam Sürüyor, her Kiyarüstemi hayranının izlemesi gereken bir film çünkü bu filmde, yönetmen ilk defa sabit kamera tekniğini kullanmıştır. Daha sonra Kirazın Tadı ve 10 filmlerinde de bu tekniği geliştirmiştir. Bu filmle Cannes Film Festivali ilk defa kapılarını Kiyarüstemi’ye açmıştır.

En iyi sahne: Ve Yaşam Sürüyor’da kayda değer çok fazla sahne var. Mesela, ekranda yalnız bir otoyol gösterilirken seyircinin dış ses duyduğu sahne, bunlardan biridir.

Zire darakhatan zeyton

6. Zeytin Ağaçları Altında (1994) Zire darakhatan zeyton

Zeytin Ağaçları Altında, Köker Üçlemesinin son filmi ve Kiyarüstemi’nin bugüne kadar çektiği en iyi filmlerinden biridir. Bu filmde, Ve Yaşam Sürüyor diye bir film çeken Mohamad Ali Keshavarz adlı yönetmenin hikayesi anlatılır.

Zeytin Ağaçları Altında çok basit, açık yürekli bir romantik film gibi görünse de eğer sahnelerin arasını iyi okuyabilirseniz, bu filmin de tıpkı Yakın Plan gibi sinemanın gücünü anlattığını fark edebilirsiniz. Hossein adlı bir aktör, Tahere’ye aşık olur ama reddedilir. Beraber yer aldıkları sahneleri fırsata çeviren Hossein, Tahere’ye evlenme teklif etmek ve kendisinin ideal bir koca olduğunu ispat etmek için bu sahneleri kullanmaya çalışır. Yönetmen Mohamad da Hossein’in hayalini gerçekleştirebilmek için ona yardımcı olmaya başlar. Örneğin; Mohamad Tahere’ye Hossein’e adıyla seslenmesini söyler.

Zeytin Ağaçları Altında, Kiyarüstemi’nin hem kariyerinin hem de yarı-belgesel tarzının doruk noktasına ulaştığı, ustaca bir eserdir. Ayrıca bu film, Cannes’da Altın Palmiye için yarıştı ve Kiyarüstemi’nin çağımızın en yetenekli yönetmenlerinden biri olduğunu kesinleştirdi. Köker Üçlemesi’ndeki diğer filmlerin tersine bu filmde, açılış ve bitiş sekansı dışında müzik kullanılmamıştır. 90’lı yılların en unutulmaz sinema sahnelerinden bir olan final sahnesi, Kiyarüstemi’nin sinemasal yeteneklerini nasıl kullanacağını ve melodramatik bir sahneyi nasıl şiirsel bir şekle büründüreceğini çok iyi bildiğini gösteren bir sahnedir.

En iyi sahne: Kesinlikle unutulmaz final sahnesidir. Bu sahnede, Hossein Tahere’yi zeytin ağaçlarının arasına doğru takip eder ve orada evlenme teklif eder. Aşırı uzun çekimde, Hossein Tahere’yi takip eder, konuşur ve sonunda Tahere döner, Hossein’e bakar ve bir şey söyler. Bunun üzerine Hossein gerisin geriye koşmaya başlar. Bu noktada, Tahere’nin Hossein’e ne söylediğine seyirci olarak sizin karar vermeniz gerekir.

Ta'm e guilass

7. Kirazın Tadı (1997) Ta’m e guilass

Kiyarüstemi’nin başyapıtı, intihar ettikten sonra kendisini gömecek birini arayan Badii adlı bir adamın hikayesini anlatır. Film basittir ancak farklı yorumlara zemin hazırlayabilecek kadar da karmaşıktır. Kiyarüstemi’nin ilk minimalist filmidir. Bu filmle, Cannes’da Altın Palmiye’yi kazanmıştır.

Badii’nin kullandığı araba, bu filmin gerçek mekanıdır-hatta filmin karakterlerinden biridir. Arabanın birincil mekan olarak kullanılması aynı zamanda mezarlığı da hatırlatıyor. Böylelikle Badii’nin ve Kiyarüstemi’nin yaşama ve ölüme bakış açısı sembolize ediliyor.

Kirazın Tadı intiharın eşiğindeki bir adamın hikayesini anlatan kasvetli bir film gibi görünse de yalnız İranlı izleyicilerin anlayabileceği komik bir tarafı da var. Bu komik ton, Badii’nin yolcularıyla yaptığı konuşmalardaki esprili ve akıllı söylemlerle yaratılmıştır. Bu diyaloglar aracılığıyla Kiyarüstemi hayat felsefesini yansıtır: Bir yanda depresif ve kasvetliyken; diğer yanda zevkli ve mutluluk dolu. İzleyici, Badii’nin kararının değişeceğini ve mezarda yatarken dahi ölmemeyi umut ettiğini anlar.

Kiyarüstemi bilerek son sahne dışında müzik kullanmamıştır. Son sahnede izleyici, ölümün hemen köşede olduğunu hatırlatan bir Louis Armstrong parçası işitir. Aynı zamanda bu parça, filmin sonundaki çift anlamlılığı da vurgular. Kirazın Tadı’nın son sahnesi hem neşe dolu hem de depresiftir. Bu sondan sonra, hayatın çıkmaz bir sokak mı yoksa yürürken kirazın tadına varılacak bir yol mu olduğuna karar vermek, izleyiciye ve felsefesine kalıyor.

Rüzgar Bizi Götürecek

8. Rüzgar Bizi Götürecek (1999) Bad ma ra khahad bord

Kirazın Tadı’nı takip eden Rüzgar Bizi Sürükleyecek de yaşam ve ölüme dair konuları irdeler. Doğrusu, bu filmleri çekerken Kiyarüstemi 59 yaşına geldiği için ölümü saplantılı bir şekilde filmlerinin konusu yapması pek de sürpriz sayılmaz.

Filmin adı, İran’ın en önemli kadın şairlerinden Furuğ Ferruhzad’ın şiirinden alınmıştır. Aynı zamanda filmde, Ömer Hayyam’ın şiirlerine de göndermeler vardır. Hayyam’ın şiirleri genellikle anı yakalamanın önemine dairdir. Filmde, özellikle de gazetecilerin yaşlı kadının ölümünü beklediği sahnelerde, bu şiirlere yapılan göndermelerle kurguya komedi unsurları da katılmıştır.

Film hem festivallerde hem de eleştirilerde başarılı bulundu. Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan adayı oldu ve Gümüş Aslan,  FIPRESCI ve CinemAvvenire ödüllerini aldı.

Aktör J. Hoberman filmi şöyle açıklar: “Filmin son 10 dakikasında aniden çok fazla olay oluyormuş gibi görünmesi aslında filmin dehasının bir parçası. Rüzgar Bizi Sürükleyecek hiçbir şeye ve her şeye dair olan o filmlerden biri: Hayata, ölüme, tozlu tepelerdeki ışığın kalitesine dair.

Dah

9. On (2002) Dah

Kiyarüstemi, 2000’lerde deneysel filmler yapmaya başladı. 10 bunlardan ilkiydi, Şirin (2008) ise son. 10, hem filmografisinde kadınlara yer verdiği ilk film olması nedeniyle hem de yönetmeni ortadan kaldırabilmek için sergilediği – gayet de verimli olan –  çabadan ötürü, Kiyarüstemi’nin çektiği deneysel filmlerin en başarılısıdır.  Yönetmenin rolünü elinden geldiğince kısıtlayan Kiyarüstemi, kamera hareketlerini olabildiğince aza indirgediği gibi oyuncuların doğaçlama yapmasına da izin vermiştir. Dolayısıyla, tüm film boyunca sabit kamera kullanan yönetmen, çekimleri de karakterlerin bakış açılarına göre ayarlamıştır: sürücünün (boşanmış bir kadın)  ya da yolcuların (oğlu, diğer kadınlar vs.) gözüyle çekim yapılmıştır.Kiyarüstemi’nin kullandığı doğaçlama tekniği, izleyicide yönetmenin senaryosunun olmadığı algısını oluşturur. Ancak, kadınların diyalogları arasındaki bağlantı, Kiyarüstemi’nin bu yarı-doğaçlama sohbetlerin yönetiminde önemli bir rolünün olduğunu gösterir. 10, Kiyarüstemi’nin farklı kadınlara dair yaptığı ilk filmdir; bugün de bu tür filmler yapmaya gururla devam etmektedir.

Aynı zamanda 10, Kiyarüstemi’nin en başarılı filmlerinden biri olarak görülür. 2002 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye adayı oldu. Empire Magazine’in 2008’de yayınladığı “Tüm Zamanların En İyi 500 Filmi” listesinde 447’nci oldu. Yine Empire Magazine’in 2010’da yayınladığı “Dünya Sineması’nın En İyi 100 Filmi” listesinde 47’nci sıraya oturdu. Fransız film dergisi Cahiers du Cinéma’nın hazırladığı “Son 10 Yılın En İyi Filmleri” listesinde ise 10’uncu sıradaydı.

En iyi sahne: Sürücünün oğlunun olduğu her sahne. O kadar tutkuyla ve kibirle konuşuyor ki konuşmasını unutabilmek mümkün değil.

Aslı Gibidir

10. Aslı Gibidir (2010) Copie conforme

Kiyarüstemi’nin tamamen İran dışında çekilmiş bu ilk filminde, uzun yıllardır yönetmenin arkadaşı olan İngiliz aktris Juliette Binoche oynamıştır. Aslı Gibidir, Kiyarüstemi için sinemanın ‘gerçek’ tanımına en yakın filmi çektiği deneysel bir projedir. Bu film- her ne kadar İran dışında yapılsa da- birçok yönden Kiyarüstemivaridir. Film, aşkın nasıl hakiki ya da sahte olabileceğini anlatırken Kiyarüstemi’nin kendi tarzından asla ödün vermediğini de çok iyi gösteriyor. Tıpkı diğer filmlerinde olduğu gibi bu filmde de karakterin tek bir günü anlatılıyor, olaylar genel olarak bir arabanın içinde geçiyor ve karakterler sahnede görünmediğinde de seyirci konuşmalarını dinlemeye devam ediyor.

Kiyarüstemi’nin yetenekli filmsel söylemi-günlük konuşmaya benzeyen, gerçekçi ama daha derin anlam ve katmanlar içeren diyaloglar- bu filmde de kendisini gösteriyor. Film ilk defa 2010 Cannes Film Festivali’nde gösterildi. Aynı zamanda, Binoche de En İyi Kadın Aktris ödülünü, bu filmdeki performansıyla Cannes’da kazandı.

En iyi sahne: Kadını çok iyi tanıdığını zanneden izleyicinin kadının adını dahi bilmediğini aniden fark ettiği final sahnesidir.

Hazırlayan: Hossein Eidizadeh

Çeviri: Sümeyye Topkara

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up