Bizimle İletişime Geçin

Keşfet

Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Abbas Kiyarüstemi Filmi

Dahi yönetmenin kaçırılmayacak yapıtları.

Yayınlandı

tarihinde

Yakın zamanda kaybettiğimiz Abbas Kiyarüstemi, dünyaca tanınan isimlerden biri. Hakkında sayısız internet sitesi bulunan yönetmen, birçok kişi tarafından çağımızın en iyi yönetmenlerinden biri olarak görülüyor. Aynı zamanda ülkesi için de bir gurur kaynağı; çünkü başka hiçbir İran filminin başaramadığını o yapabildi. Kiyarüstemi, İran’ı yeni, ferah ve şiirsel bir bakış açısıyla dünyaya sunmayı başarabildi.

Tıpkı Kurosawa ya da Hitchcock gibi, Kiyarüstemi de ‘Kiyarüstemi tarzı’ olarak bilinen, kendisine özgü bir yönetmen tarzı yarattı ve geçtiğimiz otuz yıl boyunca bu tarz, dünyadaki birçok yönetmen için ilham kaynağı oldu. Kiyarüstemi, uzun yıllardır sinemanın yapı taşlarından biri. Filmlerini sevseniz de sevmeseniz de adını çağdaş sinema dosyalarında atlayamazsınız. Bu yüzden de Kiyarestemi, her sinemaseverin filmlerini dikkatle izlemesi gereken bir yönetmen.

Bu yüzden, filmlerini izlemişler ve henüz izlememiş olanlar için aşağıdaki listeyi oluşturduk. Umuyoruz ki bu listeyi inceledikten sonra filmlerini izleyecek kadar heyecanlanabilir ve etkilenebilirsiniz. Ayrıca, sinefillere önerimiz filmleri kronolojik sırayla izlemeniz ki böylece, yıllar içerisinde yönetmenin tarzının nasıl geliştiğini ve elbette Kiyarüstemi’nin nasıl Kiyarüstemi olduğunu görebilesiniz.

____

1.The Traveler-Muzaffer (1974)

Kiyarüstemi’nin ilk uzun metraj filmi, neo-realizme ve Franzois Truffaut’nun 400 Darbe (1959) filmine saygı gösterisinde bulunuyor. Muzaffer, futbola tutkun, en büyük hayali Tahran’daki Amjadi stadyumunda maç izlemek olan asi bir gencin, Qassem Julayi’nin hikayesini anlatıyor. Hayalini gerçekleştirebilmek için, hırsızlık yapar ve ikinci el saatle ve kırılmış bir kamerayı satmaya çalışır. Sınıf arkadaşlarının fotoğrafını çekermiş gibi yaparak onları kandırır ve paralarını alır. Sona doğru, futbol topunu ve taşınabilir kalesini de satar. Böylece yeterli paraya ulaşan Qassem, Tahran’a gider; stadyuma ulaşır. Ancak, bu uzun günün ardından yorgun düşüp uyuyakalır. Uyandığı zaman maçın bittiğini ve kendisinin stadyumda tek başına kaldığını görür.

Tüm ilkler gibi bu filmin de bazı kusurları var. Örneğin; bazı sahnelerde gerekli bağlantılar yok. Qassem’in sınıfa girdiği sahneyi ele alırsak, kameraman çocuğu tam olarak sahneye sığdıramadığı için seyirci önce bir kapı sesi duyar; ardından da Qassem’i masasının arkasında görür. Ayrıca filmin sitilistik yönünde de bazı sıkıntılar var. Örneğin; heyecanlı sahnelerde yönetmen dramatik müzik kullanıyor. Bu da filmin realistik/belgesel tarzıyla pek uyuşmuyor. Bununla beraber; bu örnek gelecekte ‘Kiyarüstemi’ tarzı olarak bilinecek tarzın temel taşlarını oluşturuyor. Belgesel ve fotoğraf teknikleri kullanılarak altı çizilen realizm, ana karakterler olarak çocuklar, vurdumduymaz yetişkinler ve yalnız kahramanlar; Kiyarüstemi’nin ileriki filmlerinde de var olacaktır. Muzaffer, mükemmel bir film olmayabilir. Ama izledikten sonra yönetmenin ne kadar gelecek vaadettiğini anlayabilirsiniz.

En iyi sahne: İzleyici, Qassem’in sınıf arkadaşlarını, fotoğraflarını çekeceğini söyleyerek, nasıl kandırdığını asla unutamayacaktır.

2.Gozaresh (1977)

Rapor, işinden uzaklaştırıldığında hayatı tepetaklak olan bir adamın hikayesini anlatır. Daha sonra, karısıyla tartışmaları sonucunda önemli bir karar alır. Hikaye, işini kaybetmenin bir adamın hareketlerini nasıl etkileyebileceğine ve intihar gibi tehlikeli hareketlere yol açma ihtimaline odaklanıyor. Filmin son sahnesinde ana karakter, eşini ve çocuğunu geride bırakmaya karar veriyor. Bu kararı, kaybedenin teki olduğu için almıyor. Yokluğunun onlar için en iyisi olduğuna karar verdiği için gidiyor.

Rapor, aile içi melodrama olmasına ve ana karakterlerinin çocuklar olmamasına rağmen Kiyarüstemi’nin kariyerindeki en ilginç filmlerden biridir. Oyuncular oldukça profesyonel, olay örgüsünün gelişimi çok iyidir. Genel olarak bakıldığında, filmde teknik hata yoktur. Kiyarüstemi’nin Rapor’dan önce ve sonra çektiği filmlerde de seyircinin, kameranın sallandığını zannettiği yahut bağlantıların eksik olduğunu düşündüğü sahneler bulunmaktadır.

En iyi sahne: Adamın bir lokantaya gittiği sahne unutulmazdır. Sandviç beklerken yan masasında oturan sarhoş adamların, filozofik ve varoluşsal konular üzerine yaptığı sohbeti dinler.

Khane-ye doust kodjast?

3. Arkadaşımın Evi Nerede? (1987) Khane-ye doust kodjast?

Arkadaşımın Evi Nerede? Kiyarüstemi’nin kariyerindeki en önemli noktalardan biridir. Hayranlarının rahatlıkla Kiyarüstemi-vari diyebileceği bir filmdir. Kiyarüstemi’nin, hem şiirsel hem de gerçekçi sinema dilini oluşturabilmek için çıktığı yolculuktaki ilk güvenli duraktır. Filmin adı, doğaya ve köy yaşamına olan sevgisiyle bilinen Sohrab Sepehri’nin bir şiirinden geliyor. Aynı zamanda ressam da olan Sepehri’nin Kiyarüstemi filmleri üzerindeki etkisi çok büyüktür. Arkadaşımın Evi Nerede? Sepehri’nin zihnini yıllar yılı kurcalayan ahlaki soruların aynılarını sorguluyor.

Bu filmde Kiyarüstemi, çocukların masumiyetini ve köylülerin ahlakını gösterir. Sınıf arkadaşını bulmak için çıktığı uzun yolculukta Ahmed, yetişkinlerin dünyasının ne kadar zalim ve cahil olduğunu fark eder. Anlatının ortasında, Kiyarüstemi kendine özgü tarzının bazı öğelerini yüceltir: belgesel ve kurgunun dengeli birleşimi, nadir müzik kullanımları ve parçalanmış olay örgüsü gibi.

Arkadaşımın Evi Nerede? genç bir yetişkin olma konusunda çekilmiş çok dürüst ve kurnaz bir film. Kiyarüstemi, bu filmle uluslararası üne kavuştuğunda yalnız kırk yedi yaşındaydı.  1989 Locarno Uluslararası Film Festivali’nde Bronz Leopar ödülüne layık görüldü. Film ayrıca, Britanya Film Enstitüsü’nün hazırladığı “14 yaşına gelene kadar görmeniz gereken 50 film” listesinde de hak ettiği yeri buldu.

En iyi sahne: Neredeyse tüm film harika ama anahtar sahne, Ahmed’in arkadaşının defterini teslim etmesi ve çocuğa onun için ödevini yaptığını göstermesiydi.

Nema-ye Nazdik

4. Yakın Plan (1990) Nema-ye Nazdik

Kiyarüstemi, belgesellerle ve sinemada gerçeği yansıtmakla hep ilgilenmiştir. Dolayısıyla, bir sinema tekniği olarak da bilinen Yakın Plan, sinemanın gücü üzerine çektiği bir film. Senaryosunu ise İranlı ünlü yönetmen Muhsin Mahmelbaf’ın taklidini yapan bir adamın haberlerini gördükten sonra yazmıştır.

Bu incelikle dengelenmiş yarı-belgeselde, izleyici hem yönetmen Mahmelbaf’ı hem de taklitçiyi izler. Filmin ilerledikçe seyirci anlar ki taklitçinin kendisini Mahmelbaf gibi tanıtmasının sebebi mali nedenler değildir; asıl neden, gerçekten sinemayı sevdiği için Mahmelbaf olmanın hoşuna gitmesidir.

Yakın Plan, Kiyarüstemi’nin uluslararası ününü ikiye katladı. 19. Montreal Uluslararası Yeni Film ve Video Festivali’nde Quebec Eleştirmenler Birliği Ödülünü kazandı. 11. İstanbul Uluslararası Film Festivali’nde ise FIPRESCI Ödülüne layık görüldü. 2012 Sight&Sound anketinde ise eleştirmenler tarafından “Tüm Zamanların En İyi 50 Filmi” listesindeki filmlerden biri olarak seçildi.

En iyi sahne: Filmin iki ana karakterinin bir motosikletin üzerinde farklı sokaklarda dolaştıkları uzun ve unutulmaz sahne.

Ve Yaşam Sürüyor

5. Ve Yaşam Sürüyor (1992) Zendegi va digar hich

Köker üçlemesi’nin ikinci kısmı, yönetmenin Arkadaşımın Evi Nerede filmine oyuncu aramak için deprem bölgesine gitmesinin hikayesini anlatmaktadır. Filmin başlangıcı umut verici olsa da filmin tek bir fikir(yaşam) üzerine çekildiğini anlamak neredeyse imkansız. Bu yüzden, yönetmenin yolculuğu bazı kısımlarda sıkıcılaşıyor ve yakınlarını kaybetmiş insanlarlarla karşılaşması dramatik açıdan pek de verimli olmuyor. Ancak, Ve Yaşam Sürüyor’da seyirci zaten dramatik bir şeylerin arayışında değil. Eğer, Yakın Plan gerçek olaylara dayanan kurgusal bir filmse, Ve Yaşam Sürüyor birkaç kurgusal eklemeyle çekilmiş bir belgeseldir. Ayrıca, Ve Yaşam Sürüyor, her Kiyarüstemi hayranının izlemesi gereken bir film çünkü bu filmde, yönetmen ilk defa sabit kamera tekniğini kullanmıştır. Daha sonra Kirazın Tadı ve 10 filmlerinde de bu tekniği geliştirmiştir. Bu filmle Cannes Film Festivali ilk defa kapılarını Kiyarüstemi’ye açmıştır.

En iyi sahne: Ve Yaşam Sürüyor’da kayda değer çok fazla sahne var. Mesela, ekranda yalnız bir otoyol gösterilirken seyircinin dış ses duyduğu sahne, bunlardan biridir.

Zire darakhatan zeyton

6. Zeytin Ağaçları Altında (1994) Zire darakhatan zeyton

Zeytin Ağaçları Altında, Köker Üçlemesinin son filmi ve Kiyarüstemi’nin bugüne kadar çektiği en iyi filmlerinden biridir. Bu filmde, Ve Yaşam Sürüyor diye bir film çeken Mohamad Ali Keshavarz adlı yönetmenin hikayesi anlatılır.

Zeytin Ağaçları Altında çok basit, açık yürekli bir romantik film gibi görünse de eğer sahnelerin arasını iyi okuyabilirseniz, bu filmin de tıpkı Yakın Plan gibi sinemanın gücünü anlattığını fark edebilirsiniz. Hossein adlı bir aktör, Tahere’ye aşık olur ama reddedilir. Beraber yer aldıkları sahneleri fırsata çeviren Hossein, Tahere’ye evlenme teklif etmek ve kendisinin ideal bir koca olduğunu ispat etmek için bu sahneleri kullanmaya çalışır. Yönetmen Mohamad da Hossein’in hayalini gerçekleştirebilmek için ona yardımcı olmaya başlar. Örneğin; Mohamad Tahere’ye Hossein’e adıyla seslenmesini söyler.

Zeytin Ağaçları Altında, Kiyarüstemi’nin hem kariyerinin hem de yarı-belgesel tarzının doruk noktasına ulaştığı, ustaca bir eserdir. Ayrıca bu film, Cannes’da Altın Palmiye için yarıştı ve Kiyarüstemi’nin çağımızın en yetenekli yönetmenlerinden biri olduğunu kesinleştirdi. Köker Üçlemesi’ndeki diğer filmlerin tersine bu filmde, açılış ve bitiş sekansı dışında müzik kullanılmamıştır. 90’lı yılların en unutulmaz sinema sahnelerinden bir olan final sahnesi, Kiyarüstemi’nin sinemasal yeteneklerini nasıl kullanacağını ve melodramatik bir sahneyi nasıl şiirsel bir şekle büründüreceğini çok iyi bildiğini gösteren bir sahnedir.

En iyi sahne: Kesinlikle unutulmaz final sahnesidir. Bu sahnede, Hossein Tahere’yi zeytin ağaçlarının arasına doğru takip eder ve orada evlenme teklif eder. Aşırı uzun çekimde, Hossein Tahere’yi takip eder, konuşur ve sonunda Tahere döner, Hossein’e bakar ve bir şey söyler. Bunun üzerine Hossein gerisin geriye koşmaya başlar. Bu noktada, Tahere’nin Hossein’e ne söylediğine seyirci olarak sizin karar vermeniz gerekir.

Ta'm e guilass

7. Kirazın Tadı (1997) Ta’m e guilass

Kiyarüstemi’nin başyapıtı, intihar ettikten sonra kendisini gömecek birini arayan Badii adlı bir adamın hikayesini anlatır. Film basittir ancak farklı yorumlara zemin hazırlayabilecek kadar da karmaşıktır. Kiyarüstemi’nin ilk minimalist filmidir. Bu filmle, Cannes’da Altın Palmiye’yi kazanmıştır.

Badii’nin kullandığı araba, bu filmin gerçek mekanıdır-hatta filmin karakterlerinden biridir. Arabanın birincil mekan olarak kullanılması aynı zamanda mezarlığı da hatırlatıyor. Böylelikle Badii’nin ve Kiyarüstemi’nin yaşama ve ölüme bakış açısı sembolize ediliyor.

Kirazın Tadı intiharın eşiğindeki bir adamın hikayesini anlatan kasvetli bir film gibi görünse de yalnız İranlı izleyicilerin anlayabileceği komik bir tarafı da var. Bu komik ton, Badii’nin yolcularıyla yaptığı konuşmalardaki esprili ve akıllı söylemlerle yaratılmıştır. Bu diyaloglar aracılığıyla Kiyarüstemi hayat felsefesini yansıtır: Bir yanda depresif ve kasvetliyken; diğer yanda zevkli ve mutluluk dolu. İzleyici, Badii’nin kararının değişeceğini ve mezarda yatarken dahi ölmemeyi umut ettiğini anlar.

Kiyarüstemi bilerek son sahne dışında müzik kullanmamıştır. Son sahnede izleyici, ölümün hemen köşede olduğunu hatırlatan bir Louis Armstrong parçası işitir. Aynı zamanda bu parça, filmin sonundaki çift anlamlılığı da vurgular. Kirazın Tadı’nın son sahnesi hem neşe dolu hem de depresiftir. Bu sondan sonra, hayatın çıkmaz bir sokak mı yoksa yürürken kirazın tadına varılacak bir yol mu olduğuna karar vermek, izleyiciye ve felsefesine kalıyor.

Rüzgar Bizi Götürecek

8. Rüzgar Bizi Götürecek (1999) Bad ma ra khahad bord

Kirazın Tadı’nı takip eden Rüzgar Bizi Sürükleyecek de yaşam ve ölüme dair konuları irdeler. Doğrusu, bu filmleri çekerken Kiyarüstemi 59 yaşına geldiği için ölümü saplantılı bir şekilde filmlerinin konusu yapması pek de sürpriz sayılmaz.

Filmin adı, İran’ın en önemli kadın şairlerinden Furuğ Ferruhzad’ın şiirinden alınmıştır. Aynı zamanda filmde, Ömer Hayyam’ın şiirlerine de göndermeler vardır. Hayyam’ın şiirleri genellikle anı yakalamanın önemine dairdir. Filmde, özellikle de gazetecilerin yaşlı kadının ölümünü beklediği sahnelerde, bu şiirlere yapılan göndermelerle kurguya komedi unsurları da katılmıştır.

Film hem festivallerde hem de eleştirilerde başarılı bulundu. Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan adayı oldu ve Gümüş Aslan,  FIPRESCI ve CinemAvvenire ödüllerini aldı.

Aktör J. Hoberman filmi şöyle açıklar: “Filmin son 10 dakikasında aniden çok fazla olay oluyormuş gibi görünmesi aslında filmin dehasının bir parçası. Rüzgar Bizi Sürükleyecek hiçbir şeye ve her şeye dair olan o filmlerden biri: Hayata, ölüme, tozlu tepelerdeki ışığın kalitesine dair.

Dah

9. On (2002) Dah

Kiyarüstemi, 2000’lerde deneysel filmler yapmaya başladı. 10 bunlardan ilkiydi, Şirin (2008) ise son. 10, hem filmografisinde kadınlara yer verdiği ilk film olması nedeniyle hem de yönetmeni ortadan kaldırabilmek için sergilediği – gayet de verimli olan –  çabadan ötürü, Kiyarüstemi’nin çektiği deneysel filmlerin en başarılısıdır.  Yönetmenin rolünü elinden geldiğince kısıtlayan Kiyarüstemi, kamera hareketlerini olabildiğince aza indirgediği gibi oyuncuların doğaçlama yapmasına da izin vermiştir. Dolayısıyla, tüm film boyunca sabit kamera kullanan yönetmen, çekimleri de karakterlerin bakış açılarına göre ayarlamıştır: sürücünün (boşanmış bir kadın)  ya da yolcuların (oğlu, diğer kadınlar vs.) gözüyle çekim yapılmıştır.Kiyarüstemi’nin kullandığı doğaçlama tekniği, izleyicide yönetmenin senaryosunun olmadığı algısını oluşturur. Ancak, kadınların diyalogları arasındaki bağlantı, Kiyarüstemi’nin bu yarı-doğaçlama sohbetlerin yönetiminde önemli bir rolünün olduğunu gösterir. 10, Kiyarüstemi’nin farklı kadınlara dair yaptığı ilk filmdir; bugün de bu tür filmler yapmaya gururla devam etmektedir.

Aynı zamanda 10, Kiyarüstemi’nin en başarılı filmlerinden biri olarak görülür. 2002 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye adayı oldu. Empire Magazine’in 2008’de yayınladığı “Tüm Zamanların En İyi 500 Filmi” listesinde 447’nci oldu. Yine Empire Magazine’in 2010’da yayınladığı “Dünya Sineması’nın En İyi 100 Filmi” listesinde 47’nci sıraya oturdu. Fransız film dergisi Cahiers du Cinéma’nın hazırladığı “Son 10 Yılın En İyi Filmleri” listesinde ise 10’uncu sıradaydı.

En iyi sahne: Sürücünün oğlunun olduğu her sahne. O kadar tutkuyla ve kibirle konuşuyor ki konuşmasını unutabilmek mümkün değil.

Aslı Gibidir

10. Aslı Gibidir (2010) Copie conforme

Kiyarüstemi’nin tamamen İran dışında çekilmiş bu ilk filminde, uzun yıllardır yönetmenin arkadaşı olan İngiliz aktris Juliette Binoche oynamıştır. Aslı Gibidir, Kiyarüstemi için sinemanın ‘gerçek’ tanımına en yakın filmi çektiği deneysel bir projedir. Bu film- her ne kadar İran dışında yapılsa da- birçok yönden Kiyarüstemivaridir. Film, aşkın nasıl hakiki ya da sahte olabileceğini anlatırken Kiyarüstemi’nin kendi tarzından asla ödün vermediğini de çok iyi gösteriyor. Tıpkı diğer filmlerinde olduğu gibi bu filmde de karakterin tek bir günü anlatılıyor, olaylar genel olarak bir arabanın içinde geçiyor ve karakterler sahnede görünmediğinde de seyirci konuşmalarını dinlemeye devam ediyor.

Kiyarüstemi’nin yetenekli filmsel söylemi-günlük konuşmaya benzeyen, gerçekçi ama daha derin anlam ve katmanlar içeren diyaloglar- bu filmde de kendisini gösteriyor. Film ilk defa 2010 Cannes Film Festivali’nde gösterildi. Aynı zamanda, Binoche de En İyi Kadın Aktris ödülünü, bu filmdeki performansıyla Cannes’da kazandı.

En iyi sahne: Kadını çok iyi tanıdığını zanneden izleyicinin kadının adını dahi bilmediğini aniden fark ettiği final sahnesidir.

Hazırlayan: Hossein Eidizadeh

Çeviri: Sümeyye Topkara

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Etkinlikler

İran Film Haftası 4 Şubat’ta Başlıyor

Filmlerin tamamı ücretsiz olarak seyirciyle buluşacak.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

İran Film Haftası

Tamamı ücretsiz gösterimlerden oluşacak sekiz filmi seçkisinde bulunduran “İran Film Haftası”, 4 Şubat’ta başlıyor.

4-7 Şubat tarihleri arasında İBB Ali Emiri Kültür Merkezi’nde İran Film Haftası etkinliği yapılacak. 8 filmin gösterileceği etkinlik, İran İslam Cumhuriyeti İstanbul Başkonsolosluğu Kültür Ataşeliği tarafından organize ediliyor.

Gösterimler Ücretsiz

Filmlerin ücretsiz gösterileceği etkinlikte, son dönemin ödüllü ve İran’da büyük gişe başarısı yakalamış yapımları yer alıyor. Programda; Kiyumers Pur Ahmed’in “Ayakkabılarım Nerede?”, Behruz Afkhami’nin “Azerşahduht, Perviz ve Diğerleri”, İbrahim Hatemikia’nin “Bodyguard”, Narges Abyar’ın “Künye 143”, Reza Mirkarimi’nin “Bu Kadar Basit” ve “Bir Küp Şeker”, Maziar Miri’nin “Resim Havuzu” ve “Sara ve Ayda” filmleri sinemaseverlerin karşısına çıkacak.

İran Sineması Paneli

İran Film Haftası kapsamında 5 Şubat Cumartesi 15.00’te İran sineması üstüne bir panel de düzenlenecek. İran’dan gelen yönetmen Maziar Miri ve oyuncu Fereshteh Sadre Orafaee’nin konuşmacı olacağı panelin moderatörlüğünü yönetmen Faysal Soysal yapacak.

Adres
İBB Ali Emiri Kültür Merkezi, Hırka-i Şerif, Akşemsettin Cd. No:66, 34134 Fatih/İstanbul

Okumaya Devam Et

Etkinlikler

5. Denizbank İlk Senaryo İlk Film Yarışması “Filmim Vizyonda” Bölümü İle Seçilen Yapımları Vizyona Taşıyor

Başvurular 18 Şubat’ta sona erecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

DenizBank İlk Senaryo İlk Film Yarışması, sinema salonlarında kendine yer bulamamış yapımlara yönelik “Filmim Vizyonda” Bölümü’nü yarışmaya ekledi.

DenizBank ile TÜRSAK Vakfı iş birliğinde gerçekleştirilen DenizBank İlk Senaryo İlk Film Yarışması, senaristlere destek olmak amacıyla beşinci yılında önemli bir yeniliğe imza atıyor; daha önce vizyonda kendine yer bulamamış yönetmen ve yapımcıların “Filmim Vizyonda” kategorisinde yarışmasına olanak sağlıyor. Kaliteli yapımlara, ihtiyaç duydukları dağıtım desteğini sağlayarak daha geniş kitlelere ulaşmalarını hedefleyen yarışmaya başvurular başladı.

Başvurular 18 Şubat’ta sona erecek

Bu yıl ilk kez düzenlenen yarışmaya, çekimleri 1 Ocak 2020 tarihinden sonra  tamamlamış, Türk yapımı ve uzun metrajlı kurmaca, belgesel, deneysel ya da animasyon filmler katılabilecek. Başvuruların en geç 18 Şubat 2022 Cuma günü, saat 18:00’e kadar kabul edileceği 5. DenizBank İlk Senaryo İlk Film Yarışması’nda, Filmim Vizyonda projesinde seçilecek 5 filme, en az 2 haftalık Vizyon Ödülü verilecek.

Yarışmayla ilgili ayrıntılı bilgiler ve güncel duyurular ilksenaryo.com adresi ve TÜRSAK Vakfı’nın sosyal medya hesaplarından takip edilebilir.

Okumaya Devam Et

Liste

10 Korkunç Animasyon Film

Korkutan animasyonlar.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

ParaNorman (2012) IMDb 7.0

Norman ölü insanların ruhlarını görebilen, onlarla konuşup iletişime geçebilen 10 yaşlarında, sevimli bir çocuktur. Bir gün yaşadığı kasabayı zombiler basar ve çok korkmuş olan kasaba halkının ondan başka yardım isteyecek kimsesi yoktur.

The Nightmare Before Christmas (1993) IMDb 8.0

Tüm dünyanın en büyük film-noir fenomenlerinden; deli-dahi Tim Burton’ın artık efsaneleşmiş sayılagelen yapımlarından biri ile karşı karşıyayız: “The Nightmare Before Christmas”… Filmde, Balkabağı Kral Jack Skellington’un hanedanlığı, Halloweentown’da geçen olaylar işlenmektedir. Kabuslardan fırlamış bir kasabayı andıran Halloweentown, cinler, ecinniler, periler, ruhlar, gulyabaniler ve yarasalardan oluşan “dinamik” bir nüfusa sahiptir. Jack’in yolu, bir gün Christmastown’a düşer. Bu tuhaf memlekete yaptığı bu ziyaret sonucu, bu tuhaf yerden çok etkilenir. Christmastown’da gördüklerine özenerek kendi şehrini de oraya benzetmek için Santa Claus’u kaçırır. Santa’nın yerine geçen Jack, çocuklara kendince alternatif hediyeler dağıtmaya başlar. “Noel Gecesi Kabusu”, en iyi özel efekt dalında Oscar’a aday olmuş ancak ödülü Babe filmine kaptırmıştı.

Scooby-Doo on Zombie Island (1998) IMDb 7.8

Televizyon tarihinin en sevilen çizgi film serilerinden biri olan Scooby-Doo’nun beyaz perde uyarlaması olan film bilge köpek Scooby ve arkadaşlarının maceralarına kaldığı yerden devam ediyor. Scooby ve arkadaşları gizemlerle dolu bir adaya gidiyor ve Moonscar isimli hayalet korsanı aramaya koyuluyor. Adada yalnız olmadıkları gerçeğini fark etmeleri ise uzun zaman almıyor.

Monster House (2006) IMDb 6.6

Yaşlı Nebbercracker’in bahçesinde tuhaf olaylar yaşanmaktadır. Bahçe her şeyi yutarak yok eder. Karşı caddeden o bahçeyi izleyen genç DJ Walters, olan bitene anlam verebilmek için çırpınmaktadır. Bir gün arkadaşı ile beraberken o bahçeye düşen bir basket topunun gözle görünür bir biçimde yok oluşuna şahit olurlar. Ev bahçeye düşen her şeyi yutar. Çok geçmeden başka bir arkadaşları Jenny’i de yutmaya kalkışınca gençler hem korkar hem de olanlar konusunda civarda yaşayan kimseyi ikna edemeyince işin sırrını kendi başlarına çözmek için kolları sıvarlar. Animasyon filmin yönetici yapımcısı Steven Spielberg ile Robert Zemeckis’tir.

The Last Unicorn (1982) IMDb 7.4

Bir kral beyaz, tek boynuzlu atları denize hapseder ve kaçmalarını engellemek için de kızıl boğayı görevlendirir. Cesur olan tek boynuzlu bir at ve bir büyücü tek boynuzlu atları hapseden bu kralla savaşarak onları kurtarmaya çalışır.

Coraline (2009) IMDb 7.7

Coraline eski bir eve taşındığında canı çok sıkılır ve ailesi tarafından da ihmal edilir. Bir gün dar bir geçide uzanan gizli bir kapı bulur ve geçitten geçmeye karar verir. Orada paralel bir hayat keşfeder. O hayatta insanların hepsinin gözlerinin yerinde düğmeler vardır, aileleri çocukları ile çok ilgilidirler ve herkesin hayalleri gerçek olur. Oranın annesi Coraline’i kendileri ile birlikte sonsuza dek yaşamak üzere davet edince, Coraline bunu reddeder. Sonra da bu alternatif gerçekliğin sadece bir tuzak olduğunu keşfeder.

The Secret of NIMH (1982) IMDb 7.6

Bir tarla faresi hasta olan oğlunu kurtarmaya çalışır ve bunun için bir fare topluluğundan yardım ister.

Watership Down (1978) IMDb 7.6

Watership Down, insanların zulmünden kaçan bir grup tavşanın hikayesini konu ediyor. Bağlı bulundukları yerden kaçan bir grup tavşan, insanların zulmünden uzak yeni bir yer kurmaya çalışır. Ancak bu sırada dahil oldukları yeni dünyanın da düşündüklerinden daha tehlikeli olduğunu fark ederler.

The Plague Dogs (1982) IMDb 7.8

The Plague Dogs, araştırma merkezinden kaçan iki köpeğin hikayesini konu ediyor. Araştırma merkezinden kaçmayı başaran köpekler, büyük bir özgürlüğe kavuşur. Çayırlarda gönüllerince dolaşan köpekler, artık her şeyin güzel olacağını düşler. Ancak avcıların peşlerine düşmesi ve dış dünyanın daha çok düşmanla dolu olduğunu görmeleri köpeklerin umutlarını yok eder. Bu sırada araştırma merkezinin direktörü, köpeklerin kaçmasını gizli tutmaya çalışır. Ancak bir süre sonra çok sayıda koyun öldüğünde, çevrede köpeklerin veba taşıyıcısı olduğu ve onların öldürülmesi gerektiği tartışılmaya başlar.

Seoul Station (2016) IMDb 6.2

Şehrin göbeğinde yaşayan evsiz bir adamın hayatını konu alır. Seoul istasyonunda şehre tehlike saçan daha sonra ilginç olaylar cereyan göstermeye başlar.

Vampire Hunter D: Bloodlust (2000) IMDb 7.7

İ.S. 12090 yılındayız. Dünyayı yakıp yıkmış kıyamet sonrası bir ortamda sağ kalan insanlar, on binlerce yıllık uykularından uyanmış vampirlerin tehditi altında, Orta Çağı aratmayan, kabus gibi bir yaşam sürmektedir.
Sadece ‘D’ olarak bilinen esrarengiz bir vampir avcısı, vampirlerin kaçırdığı kızlarını çok geç olmadan geri isteyen zengin bir aile tarafından kiralanır. Yarı insan yarı vampir olan D, serüven ilerledikçe işlerin göründüğünden daha farklı olduğunu farkedecektir.
Demon City Shinjuku ve Ninja Scroll gibi anime klasiklerinde imzası bulunan yazar/yönetmen Yoshiaki Kawajiri’den son yıllarda çok ses getirmiş bir anime daha. Kawajiri’yi tanıyanlara yabancı gelmeyecek denli bol kan, stilize şiddet ve çıplaklık içeren bir yapım.

Fear(s) of the Dark (2007) IMDb 6.7

İnsanoğlunun fobi ve korkuları uçsuz bucaksız. Karanlık korkusu, yalnızlık korkusu, kan korkusu, şeytan korkusu diye liste uzar gider. Fransız yapımı animasyon korkularımızla yüzleşmemizi sağlıyor. Farklı animasyon tekniklerine sahip siyah beyaz kısa animasyonlardan oluşan çalışmanın kadrosunda ünlü çizgi romancı Charles Burns de var.İstanbul Film Festivali programında yer alan filmin önümüzdeki aylarda vizyon izleyicisi ile buluşması animasyon severler için hoş bir sürpiz olacaktır.

Perfect Blue (1997) IMDb 8.0

Ünlü bir şarkıcı olan Mima Kirigoe, şarkıcılık kariyerini bırakıp oyuncu olmaya karar verir. Bu hamle kimi fanatik hayranlarını hayal kırıklığına uğratır. Dahası genç kadının oynadığı filmdeki rolünün tepki çekmesi işleri iyice karıştırır. Fanatik bir hayranı tarafından taciz edilmeye başlayan Mima’nın hayatı büyük bir çıkmaza sürüklenir.
Paprika, Tokyo Godfathers gibi başarılı işlere imza atmış olan Satoshi Kon’un Yoshikazu Takeuchi’nin mangasından uyarladığı, çektiği ilk film olma özelliğini taşıyan Perfect Blue, anime türü içinde en başarılı gerilim filmlerinden biri.

Collider

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler