Bizimle İletişime Geçin

Keşfet

Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Abbas Kiyarüstemi Filmi

Dahi yönetmenin kaçırılmayacak yapıtları.

Yayınlandı

tarihinde

Yakın zamanda kaybettiğimiz Abbas Kiyarüstemi, dünyaca tanınan isimlerden biri. Hakkında sayısız internet sitesi bulunan yönetmen, birçok kişi tarafından çağımızın en iyi yönetmenlerinden biri olarak görülüyor. Aynı zamanda ülkesi için de bir gurur kaynağı; çünkü başka hiçbir İran filminin başaramadığını o yapabildi. Kiyarüstemi, İran’ı yeni, ferah ve şiirsel bir bakış açısıyla dünyaya sunmayı başarabildi.

Tıpkı Kurosawa ya da Hitchcock gibi, Kiyarüstemi de ‘Kiyarüstemi tarzı’ olarak bilinen, kendisine özgü bir yönetmen tarzı yarattı ve geçtiğimiz otuz yıl boyunca bu tarz, dünyadaki birçok yönetmen için ilham kaynağı oldu. Kiyarüstemi, uzun yıllardır sinemanın yapı taşlarından biri. Filmlerini sevseniz de sevmeseniz de adını çağdaş sinema dosyalarında atlayamazsınız. Bu yüzden de Kiyarestemi, her sinemaseverin filmlerini dikkatle izlemesi gereken bir yönetmen.

Bu yüzden, filmlerini izlemişler ve henüz izlememiş olanlar için aşağıdaki listeyi oluşturduk. Umuyoruz ki bu listeyi inceledikten sonra filmlerini izleyecek kadar heyecanlanabilir ve etkilenebilirsiniz. Ayrıca, sinefillere önerimiz filmleri kronolojik sırayla izlemeniz ki böylece, yıllar içerisinde yönetmenin tarzının nasıl geliştiğini ve elbette Kiyarüstemi’nin nasıl Kiyarüstemi olduğunu görebilesiniz.

____

1.The Traveler-Muzaffer (1974)

Kiyarüstemi’nin ilk uzun metraj filmi, neo-realizme ve Franzois Truffaut’nun 400 Darbe (1959) filmine saygı gösterisinde bulunuyor. Muzaffer, futbola tutkun, en büyük hayali Tahran’daki Amjadi stadyumunda maç izlemek olan asi bir gencin, Qassem Julayi’nin hikayesini anlatıyor. Hayalini gerçekleştirebilmek için, hırsızlık yapar ve ikinci el saatle ve kırılmış bir kamerayı satmaya çalışır. Sınıf arkadaşlarının fotoğrafını çekermiş gibi yaparak onları kandırır ve paralarını alır. Sona doğru, futbol topunu ve taşınabilir kalesini de satar. Böylece yeterli paraya ulaşan Qassem, Tahran’a gider; stadyuma ulaşır. Ancak, bu uzun günün ardından yorgun düşüp uyuyakalır. Uyandığı zaman maçın bittiğini ve kendisinin stadyumda tek başına kaldığını görür.

Tüm ilkler gibi bu filmin de bazı kusurları var. Örneğin; bazı sahnelerde gerekli bağlantılar yok. Qassem’in sınıfa girdiği sahneyi ele alırsak, kameraman çocuğu tam olarak sahneye sığdıramadığı için seyirci önce bir kapı sesi duyar; ardından da Qassem’i masasının arkasında görür. Ayrıca filmin sitilistik yönünde de bazı sıkıntılar var. Örneğin; heyecanlı sahnelerde yönetmen dramatik müzik kullanıyor. Bu da filmin realistik/belgesel tarzıyla pek uyuşmuyor. Bununla beraber; bu örnek gelecekte ‘Kiyarüstemi’ tarzı olarak bilinecek tarzın temel taşlarını oluşturuyor. Belgesel ve fotoğraf teknikleri kullanılarak altı çizilen realizm, ana karakterler olarak çocuklar, vurdumduymaz yetişkinler ve yalnız kahramanlar; Kiyarüstemi’nin ileriki filmlerinde de var olacaktır. Muzaffer, mükemmel bir film olmayabilir. Ama izledikten sonra yönetmenin ne kadar gelecek vaadettiğini anlayabilirsiniz.

En iyi sahne: İzleyici, Qassem’in sınıf arkadaşlarını, fotoğraflarını çekeceğini söyleyerek, nasıl kandırdığını asla unutamayacaktır.

2.Gozaresh (1977)

Rapor, işinden uzaklaştırıldığında hayatı tepetaklak olan bir adamın hikayesini anlatır. Daha sonra, karısıyla tartışmaları sonucunda önemli bir karar alır. Hikaye, işini kaybetmenin bir adamın hareketlerini nasıl etkileyebileceğine ve intihar gibi tehlikeli hareketlere yol açma ihtimaline odaklanıyor. Filmin son sahnesinde ana karakter, eşini ve çocuğunu geride bırakmaya karar veriyor. Bu kararı, kaybedenin teki olduğu için almıyor. Yokluğunun onlar için en iyisi olduğuna karar verdiği için gidiyor.

Rapor, aile içi melodrama olmasına ve ana karakterlerinin çocuklar olmamasına rağmen Kiyarüstemi’nin kariyerindeki en ilginç filmlerden biridir. Oyuncular oldukça profesyonel, olay örgüsünün gelişimi çok iyidir. Genel olarak bakıldığında, filmde teknik hata yoktur. Kiyarüstemi’nin Rapor’dan önce ve sonra çektiği filmlerde de seyircinin, kameranın sallandığını zannettiği yahut bağlantıların eksik olduğunu düşündüğü sahneler bulunmaktadır.

En iyi sahne: Adamın bir lokantaya gittiği sahne unutulmazdır. Sandviç beklerken yan masasında oturan sarhoş adamların, filozofik ve varoluşsal konular üzerine yaptığı sohbeti dinler.

Khane-ye doust kodjast?

3. Arkadaşımın Evi Nerede? (1987) Khane-ye doust kodjast?

Arkadaşımın Evi Nerede? Kiyarüstemi’nin kariyerindeki en önemli noktalardan biridir. Hayranlarının rahatlıkla Kiyarüstemi-vari diyebileceği bir filmdir. Kiyarüstemi’nin, hem şiirsel hem de gerçekçi sinema dilini oluşturabilmek için çıktığı yolculuktaki ilk güvenli duraktır. Filmin adı, doğaya ve köy yaşamına olan sevgisiyle bilinen Sohrab Sepehri’nin bir şiirinden geliyor. Aynı zamanda ressam da olan Sepehri’nin Kiyarüstemi filmleri üzerindeki etkisi çok büyüktür. Arkadaşımın Evi Nerede? Sepehri’nin zihnini yıllar yılı kurcalayan ahlaki soruların aynılarını sorguluyor.

Bu filmde Kiyarüstemi, çocukların masumiyetini ve köylülerin ahlakını gösterir. Sınıf arkadaşını bulmak için çıktığı uzun yolculukta Ahmed, yetişkinlerin dünyasının ne kadar zalim ve cahil olduğunu fark eder. Anlatının ortasında, Kiyarüstemi kendine özgü tarzının bazı öğelerini yüceltir: belgesel ve kurgunun dengeli birleşimi, nadir müzik kullanımları ve parçalanmış olay örgüsü gibi.

Arkadaşımın Evi Nerede? genç bir yetişkin olma konusunda çekilmiş çok dürüst ve kurnaz bir film. Kiyarüstemi, bu filmle uluslararası üne kavuştuğunda yalnız kırk yedi yaşındaydı.  1989 Locarno Uluslararası Film Festivali’nde Bronz Leopar ödülüne layık görüldü. Film ayrıca, Britanya Film Enstitüsü’nün hazırladığı “14 yaşına gelene kadar görmeniz gereken 50 film” listesinde de hak ettiği yeri buldu.

En iyi sahne: Neredeyse tüm film harika ama anahtar sahne, Ahmed’in arkadaşının defterini teslim etmesi ve çocuğa onun için ödevini yaptığını göstermesiydi.

Nema-ye Nazdik

4. Yakın Plan (1990) Nema-ye Nazdik

Kiyarüstemi, belgesellerle ve sinemada gerçeği yansıtmakla hep ilgilenmiştir. Dolayısıyla, bir sinema tekniği olarak da bilinen Yakın Plan, sinemanın gücü üzerine çektiği bir film. Senaryosunu ise İranlı ünlü yönetmen Muhsin Mahmelbaf’ın taklidini yapan bir adamın haberlerini gördükten sonra yazmıştır.

Bu incelikle dengelenmiş yarı-belgeselde, izleyici hem yönetmen Mahmelbaf’ı hem de taklitçiyi izler. Filmin ilerledikçe seyirci anlar ki taklitçinin kendisini Mahmelbaf gibi tanıtmasının sebebi mali nedenler değildir; asıl neden, gerçekten sinemayı sevdiği için Mahmelbaf olmanın hoşuna gitmesidir.

Yakın Plan, Kiyarüstemi’nin uluslararası ününü ikiye katladı. 19. Montreal Uluslararası Yeni Film ve Video Festivali’nde Quebec Eleştirmenler Birliği Ödülünü kazandı. 11. İstanbul Uluslararası Film Festivali’nde ise FIPRESCI Ödülüne layık görüldü. 2012 Sight&Sound anketinde ise eleştirmenler tarafından “Tüm Zamanların En İyi 50 Filmi” listesindeki filmlerden biri olarak seçildi.

En iyi sahne: Filmin iki ana karakterinin bir motosikletin üzerinde farklı sokaklarda dolaştıkları uzun ve unutulmaz sahne.

Ve Yaşam Sürüyor

5. Ve Yaşam Sürüyor (1992) Zendegi va digar hich

Köker üçlemesi’nin ikinci kısmı, yönetmenin Arkadaşımın Evi Nerede filmine oyuncu aramak için deprem bölgesine gitmesinin hikayesini anlatmaktadır. Filmin başlangıcı umut verici olsa da filmin tek bir fikir(yaşam) üzerine çekildiğini anlamak neredeyse imkansız. Bu yüzden, yönetmenin yolculuğu bazı kısımlarda sıkıcılaşıyor ve yakınlarını kaybetmiş insanlarlarla karşılaşması dramatik açıdan pek de verimli olmuyor. Ancak, Ve Yaşam Sürüyor’da seyirci zaten dramatik bir şeylerin arayışında değil. Eğer, Yakın Plan gerçek olaylara dayanan kurgusal bir filmse, Ve Yaşam Sürüyor birkaç kurgusal eklemeyle çekilmiş bir belgeseldir. Ayrıca, Ve Yaşam Sürüyor, her Kiyarüstemi hayranının izlemesi gereken bir film çünkü bu filmde, yönetmen ilk defa sabit kamera tekniğini kullanmıştır. Daha sonra Kirazın Tadı ve 10 filmlerinde de bu tekniği geliştirmiştir. Bu filmle Cannes Film Festivali ilk defa kapılarını Kiyarüstemi’ye açmıştır.

En iyi sahne: Ve Yaşam Sürüyor’da kayda değer çok fazla sahne var. Mesela, ekranda yalnız bir otoyol gösterilirken seyircinin dış ses duyduğu sahne, bunlardan biridir.

Zire darakhatan zeyton

6. Zeytin Ağaçları Altında (1994) Zire darakhatan zeyton

Zeytin Ağaçları Altında, Köker Üçlemesinin son filmi ve Kiyarüstemi’nin bugüne kadar çektiği en iyi filmlerinden biridir. Bu filmde, Ve Yaşam Sürüyor diye bir film çeken Mohamad Ali Keshavarz adlı yönetmenin hikayesi anlatılır.

Zeytin Ağaçları Altında çok basit, açık yürekli bir romantik film gibi görünse de eğer sahnelerin arasını iyi okuyabilirseniz, bu filmin de tıpkı Yakın Plan gibi sinemanın gücünü anlattığını fark edebilirsiniz. Hossein adlı bir aktör, Tahere’ye aşık olur ama reddedilir. Beraber yer aldıkları sahneleri fırsata çeviren Hossein, Tahere’ye evlenme teklif etmek ve kendisinin ideal bir koca olduğunu ispat etmek için bu sahneleri kullanmaya çalışır. Yönetmen Mohamad da Hossein’in hayalini gerçekleştirebilmek için ona yardımcı olmaya başlar. Örneğin; Mohamad Tahere’ye Hossein’e adıyla seslenmesini söyler.

Zeytin Ağaçları Altında, Kiyarüstemi’nin hem kariyerinin hem de yarı-belgesel tarzının doruk noktasına ulaştığı, ustaca bir eserdir. Ayrıca bu film, Cannes’da Altın Palmiye için yarıştı ve Kiyarüstemi’nin çağımızın en yetenekli yönetmenlerinden biri olduğunu kesinleştirdi. Köker Üçlemesi’ndeki diğer filmlerin tersine bu filmde, açılış ve bitiş sekansı dışında müzik kullanılmamıştır. 90’lı yılların en unutulmaz sinema sahnelerinden bir olan final sahnesi, Kiyarüstemi’nin sinemasal yeteneklerini nasıl kullanacağını ve melodramatik bir sahneyi nasıl şiirsel bir şekle büründüreceğini çok iyi bildiğini gösteren bir sahnedir.

En iyi sahne: Kesinlikle unutulmaz final sahnesidir. Bu sahnede, Hossein Tahere’yi zeytin ağaçlarının arasına doğru takip eder ve orada evlenme teklif eder. Aşırı uzun çekimde, Hossein Tahere’yi takip eder, konuşur ve sonunda Tahere döner, Hossein’e bakar ve bir şey söyler. Bunun üzerine Hossein gerisin geriye koşmaya başlar. Bu noktada, Tahere’nin Hossein’e ne söylediğine seyirci olarak sizin karar vermeniz gerekir.

Ta'm e guilass

7. Kirazın Tadı (1997) Ta’m e guilass

Kiyarüstemi’nin başyapıtı, intihar ettikten sonra kendisini gömecek birini arayan Badii adlı bir adamın hikayesini anlatır. Film basittir ancak farklı yorumlara zemin hazırlayabilecek kadar da karmaşıktır. Kiyarüstemi’nin ilk minimalist filmidir. Bu filmle, Cannes’da Altın Palmiye’yi kazanmıştır.

Badii’nin kullandığı araba, bu filmin gerçek mekanıdır-hatta filmin karakterlerinden biridir. Arabanın birincil mekan olarak kullanılması aynı zamanda mezarlığı da hatırlatıyor. Böylelikle Badii’nin ve Kiyarüstemi’nin yaşama ve ölüme bakış açısı sembolize ediliyor.

Kirazın Tadı intiharın eşiğindeki bir adamın hikayesini anlatan kasvetli bir film gibi görünse de yalnız İranlı izleyicilerin anlayabileceği komik bir tarafı da var. Bu komik ton, Badii’nin yolcularıyla yaptığı konuşmalardaki esprili ve akıllı söylemlerle yaratılmıştır. Bu diyaloglar aracılığıyla Kiyarüstemi hayat felsefesini yansıtır: Bir yanda depresif ve kasvetliyken; diğer yanda zevkli ve mutluluk dolu. İzleyici, Badii’nin kararının değişeceğini ve mezarda yatarken dahi ölmemeyi umut ettiğini anlar.

Kiyarüstemi bilerek son sahne dışında müzik kullanmamıştır. Son sahnede izleyici, ölümün hemen köşede olduğunu hatırlatan bir Louis Armstrong parçası işitir. Aynı zamanda bu parça, filmin sonundaki çift anlamlılığı da vurgular. Kirazın Tadı’nın son sahnesi hem neşe dolu hem de depresiftir. Bu sondan sonra, hayatın çıkmaz bir sokak mı yoksa yürürken kirazın tadına varılacak bir yol mu olduğuna karar vermek, izleyiciye ve felsefesine kalıyor.

Rüzgar Bizi Götürecek

8. Rüzgar Bizi Götürecek (1999) Bad ma ra khahad bord

Kirazın Tadı’nı takip eden Rüzgar Bizi Sürükleyecek de yaşam ve ölüme dair konuları irdeler. Doğrusu, bu filmleri çekerken Kiyarüstemi 59 yaşına geldiği için ölümü saplantılı bir şekilde filmlerinin konusu yapması pek de sürpriz sayılmaz.

Filmin adı, İran’ın en önemli kadın şairlerinden Furuğ Ferruhzad’ın şiirinden alınmıştır. Aynı zamanda filmde, Ömer Hayyam’ın şiirlerine de göndermeler vardır. Hayyam’ın şiirleri genellikle anı yakalamanın önemine dairdir. Filmde, özellikle de gazetecilerin yaşlı kadının ölümünü beklediği sahnelerde, bu şiirlere yapılan göndermelerle kurguya komedi unsurları da katılmıştır.

Film hem festivallerde hem de eleştirilerde başarılı bulundu. Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan adayı oldu ve Gümüş Aslan,  FIPRESCI ve CinemAvvenire ödüllerini aldı.

Aktör J. Hoberman filmi şöyle açıklar: “Filmin son 10 dakikasında aniden çok fazla olay oluyormuş gibi görünmesi aslında filmin dehasının bir parçası. Rüzgar Bizi Sürükleyecek hiçbir şeye ve her şeye dair olan o filmlerden biri: Hayata, ölüme, tozlu tepelerdeki ışığın kalitesine dair.

Dah

9. On (2002) Dah

Kiyarüstemi, 2000’lerde deneysel filmler yapmaya başladı. 10 bunlardan ilkiydi, Şirin (2008) ise son. 10, hem filmografisinde kadınlara yer verdiği ilk film olması nedeniyle hem de yönetmeni ortadan kaldırabilmek için sergilediği – gayet de verimli olan –  çabadan ötürü, Kiyarüstemi’nin çektiği deneysel filmlerin en başarılısıdır.  Yönetmenin rolünü elinden geldiğince kısıtlayan Kiyarüstemi, kamera hareketlerini olabildiğince aza indirgediği gibi oyuncuların doğaçlama yapmasına da izin vermiştir. Dolayısıyla, tüm film boyunca sabit kamera kullanan yönetmen, çekimleri de karakterlerin bakış açılarına göre ayarlamıştır: sürücünün (boşanmış bir kadın)  ya da yolcuların (oğlu, diğer kadınlar vs.) gözüyle çekim yapılmıştır.Kiyarüstemi’nin kullandığı doğaçlama tekniği, izleyicide yönetmenin senaryosunun olmadığı algısını oluşturur. Ancak, kadınların diyalogları arasındaki bağlantı, Kiyarüstemi’nin bu yarı-doğaçlama sohbetlerin yönetiminde önemli bir rolünün olduğunu gösterir. 10, Kiyarüstemi’nin farklı kadınlara dair yaptığı ilk filmdir; bugün de bu tür filmler yapmaya gururla devam etmektedir.

Aynı zamanda 10, Kiyarüstemi’nin en başarılı filmlerinden biri olarak görülür. 2002 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye adayı oldu. Empire Magazine’in 2008’de yayınladığı “Tüm Zamanların En İyi 500 Filmi” listesinde 447’nci oldu. Yine Empire Magazine’in 2010’da yayınladığı “Dünya Sineması’nın En İyi 100 Filmi” listesinde 47’nci sıraya oturdu. Fransız film dergisi Cahiers du Cinéma’nın hazırladığı “Son 10 Yılın En İyi Filmleri” listesinde ise 10’uncu sıradaydı.

En iyi sahne: Sürücünün oğlunun olduğu her sahne. O kadar tutkuyla ve kibirle konuşuyor ki konuşmasını unutabilmek mümkün değil.

Aslı Gibidir

10. Aslı Gibidir (2010) Copie conforme

Kiyarüstemi’nin tamamen İran dışında çekilmiş bu ilk filminde, uzun yıllardır yönetmenin arkadaşı olan İngiliz aktris Juliette Binoche oynamıştır. Aslı Gibidir, Kiyarüstemi için sinemanın ‘gerçek’ tanımına en yakın filmi çektiği deneysel bir projedir. Bu film- her ne kadar İran dışında yapılsa da- birçok yönden Kiyarüstemivaridir. Film, aşkın nasıl hakiki ya da sahte olabileceğini anlatırken Kiyarüstemi’nin kendi tarzından asla ödün vermediğini de çok iyi gösteriyor. Tıpkı diğer filmlerinde olduğu gibi bu filmde de karakterin tek bir günü anlatılıyor, olaylar genel olarak bir arabanın içinde geçiyor ve karakterler sahnede görünmediğinde de seyirci konuşmalarını dinlemeye devam ediyor.

Kiyarüstemi’nin yetenekli filmsel söylemi-günlük konuşmaya benzeyen, gerçekçi ama daha derin anlam ve katmanlar içeren diyaloglar- bu filmde de kendisini gösteriyor. Film ilk defa 2010 Cannes Film Festivali’nde gösterildi. Aynı zamanda, Binoche de En İyi Kadın Aktris ödülünü, bu filmdeki performansıyla Cannes’da kazandı.

En iyi sahne: Kadını çok iyi tanıdığını zanneden izleyicinin kadının adını dahi bilmediğini aniden fark ettiği final sahnesidir.

Hazırlayan: Hossein Eidizadeh

Çeviri: Sümeyye Topkara

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

Metafor Dolu 10 Film

Anlam karmaşası içerisinde beyaz perde.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sinema duyguların dışa vurumlarından oluşan; insanı insana, insanla anlatan sanat dallarından biridir. Hal böyleyken bazı yapımlar yansıtmak istediği duygu ve düşünceleri seyircinin kucağına bırakıp kaçarken, kimi filmler metafor aracılığıyla temellendirmelerini yapar. İşte etkisinden çıkmayacağınız ‘Metafor Dolu 10 Film‘ sizlerle. İyi seyirler.

İz Sürücü (1979) Stalker IMDb 8,2

Uzak bir gelecekte, bambaşka bir yaşam düzeni içerisinde, ismi olmayan bir ülkede, dünyaya düşen dev göktaşı yaşamı yerle bir ederken Zone adında esrarengiz, yeni bir bölge oluşmuştur.

Bu bölgeden içeriye girebilen insanların tutkularının gerçekleşeceğine dair söylentiler vardır. Askerler tarafından korunan Zone bölgesine sadece gerekli olgunluğa erişmiş cesur Stalker’lar girebilmekte, bölgeye giren insanlara eşlik etmektedirler. Kahramanımız Stalker, ailesinin tüm itirazlarına rağmen bölgeye girmek isteyen bir bilim adamına ve bir yazara eşlik etmeye karar verir.

Stalker, dev bir göktaşının yaşamı alt üst etmesinin akabinde oluşan esrarengiz Zone bölgesi ve buraya girmek isteyen bir bilim insanı ile yazara eşlik eden bir Stalker’ın hikâyesini anlatıyor.

İhtiyarlara Yer Yok (2007) No Country for Old Men IMDb 8,1

Llewelyn Moss, bir olay yerinde bulduğu çantayı alır ve başını hiç ummadığı bir belaya sokar. Artık peşinde bir kiralık katil vardır. Moss bir Vietnam gazisidir ve bir şekilde uyuşturucu olaylarının ortasında soruna dönüşen bir meseleye karışır. Peşindeki katil Anton Chigurh planı konusunda kararlıdır çünkü işini yarım bıramak niyetinde değildir. İşin için çok sayıda masum insanın ve suçluların da karışacağı soluk soluğa bir takip başlayacaktır.

Bugün Aslında Dündü (1993) Groundhog Day IMDb 8,0

Hava durumu spikeri olan Phil Connors Pennsylvania’daki bir kasabaya geleneksel Groundhog Day şenliklerini görüntülemek için gönderilir. Kendini beğenen ve kibirli biri olan Phil, kasabadaki bu basit ve sıradan insanlarla bir arada olmaktan hiç hoşlanmaz. Berbat bir gün geçirir ve kar fırtınasından dolayı yollar kapandığı için orada sabahlamak zorunda kalır. Tek istediği bu ortamdan bir an önce kurtulmaktır ama sabah uyandığında anlamakta zorlanacağı bir şeyle karşılaşır. Zaman döngüsüne yakalanmış ve o nefret ettiği günü her gün yeniden yaşamak zorundadır. Tek çaresi gününü güzel geçirmeyi sağlayacak şeyler bulmak olan Phil her gün aynı şeyleri yaşıyor olmanın da avantajını kullanmaya başlar. Bill Muray’ın kendisine hayran bırakacağı Harold Ramis imzalı bu film eğlenceli bir klasik.  

Persona (1966) IMDb 8,1

Persona, Bergman filmografisinin en şaşırtıcı ve en aykırı parçası. Yönetmenin ustalığının ve modern sinemayı etkilemekle kalmayıp onu nasıl büyük ölçüde kendinden çıkardığının en güzel kanıtlarından biri. Sinamotografisinin ustalığını bir yana bırakırsak, buradaki sinema dilinin günümüzdekinden geri kalan yanı yok. Sinematografi de işin içine girdiğinde Bergman fersah fersah öteye gidiyor. Kuralları kim koydu diye merak ediyorsanız işte size Bergman, sinemanın gerçek babası. Örneğin Lynch Mulholland Çıkmaz’ını yazarken bu filmi en az on kez izlemiş olmalıdır.

Solaris (1972) Solyaris IMDb 8,1

Ağır işleyen filmlerindeki muhteşem görsellikle sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Rus yönetmen Andrey Tarkovskiy’nin yönetmenliğini yaptığı sinema filmi “Solyaris”, Tarkovsky’nin en önemli yapımları arasında yer alır. İnsanlığın sadece utanç duygusuyla kurtulabileceğine inanan yönetmen, Solaris gezegeni bölgesine kurulu olan bir uzay istasyonunda iki bilim adamının yaşadığı insanlık deneyimini aktarıyor.

Doktor Kris Kelvin, gönderilen bilim insanlarının geri dönmediği Solaris gezegenine gider. Burada olup bitenleri anlamaya çalışan Doktor, kısa bir süre sonra gezegenin sırrını anlayacak ve büyük bir vicdan muhasebesi yaşayacaktır.

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar (2003) Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom IMDb 8,0 

Mevsimler ve doğanın o kusursuz çağrısı, yarattığı teslimiyet arzusu belki de başka hiçbir şeyde benzeri olmayan. Yüzen bir ev ki doğaya dair ne varsa muhteşem olan onu çevrelerken o göl ortasında yüzmekte. Yaşlıca bir rahip ve kendisine refakat eden diğer genç-çocuk rahip adayı.Yaşlı rahip, ona her şeyi bilgelikle ama bir o kadar da doğal bir akış içinde öğretir. Bu şekilde geçip giden mevsimler ile büyüyen çocuğun geçirdiği evrim, son derece doğal bir ahenk içinde ilerlerken sıra artık büyümüş olan çocuğun öğrendiklerini gerçek hayata nasıl yansıtacağını görmeye gelir. Ufak yaştan beri öğretilen erdemlere rağmen asıl öğretimin hayatın kendisi tarafından yapıldığının farkında olan bilge rahip için ise bekleme ve görme zamanıdır. Gerçek bir görsel şölen olarak beyazperdeye yansıyan ve gösterildiği bütün festivallerde büyük beğeni ile karşılanan bir film.

Hiç Bitmeyen Öykü (1984) Die unendliche Geschichte IMDb 7,4  

Zorbalığa uğrayan Bastian, okulunun tavan arasına kapanır ve ejderhalar, yarış salyangozları gibi sihirli yaratıkların ülkesi Fantasia hakkında bir kitap okumaya başlar.

Kaynak (2006) The Fountain IMDb 7,2

Ölümsüzlüğün ağacı: Hayat Ağacı.

The Fountain, bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için giriştiği ebedi savaşımı anlatan bir yolculuk. Destansı yolculuk, 16. Yüzyıl İspanya’sında bir fatih olan Tomas’ın (Hugh Jackman), ölümsüzlük bahşettiğine inanılan efsanevi bir varlık olan Gençlik Çeşmesi’ni aramaya çıkmasıyla başlar. Hikaye, modern bir bilim adamı olan Tommy Creo, sevgili karısı Isabel’ı yavaş yavaş öldüren kanseri tedavi edebilmek uğruna ümitsiz çırpınışlarını anlatarak devam ediyor. 26. Yüzyılda derin uzayda yolculuk eden astronot Tom, kendisini bin yıldır yiyip bitiren gizemleri kavramaya başlar. Bu bin yıla yayılan üç hikayede, tüm zamanların Thomas’ı olan savaşçı, bilimadamı ve kaşif; hayat, aşk, ölüm ve yeniden doğuş kavramlarıyla yüzleşir. Bu üç adamın hikayesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.

Eraserhead (1977) IMDb 7,4

Sinema tarihinin en orjinal filmlerinden birisi olan film, David Lynch’in ilk uzun metraj filmidir. Dev makinelerin çalıştığı dumanlarla kaplı bir evrende geçen filmde Jack Nance’in canlandırdığı Henry Spencer’ın özürlü kız arkadaşı olan Mary X’den (Charlotte Stewart) mutant bir çocuğu olur. Bu öykü etrafında ilerleyen film, 30 dakika boyunca Spencer’ın kabusuna bizi davet eder. Filmde Henry Spencer evi terk eden kız arkadaşının öfkesini bebeğini öldürerek dindirir. Bir sürü rahatsız edici imge, izleyicinin algısını allak bullak eden bir ses bandı ve siyah-beyaz görüntüleriyle, ‘Eraserhead’ bir deneysel sinema başyapıtıdır. Filmde fantastik görüntüler çoğunluktadır.

Kutsal Motorlar (2012) Holy Motors IMDb 7,1

Cesar o gün her sabah yaptığı gibi işe gitmek için elinde çantası, yaşadığı görkemli malikaneden çıkar, beyaz limuzinine doğru yürür. Çevresindeki korumalar ona eşlik ederken, şoförü Celine kendisine kapıyı açar ve yol boyunca o gün tamamlamaları gerekan randevularından konuşurlar. Cesar eline yaşlı bir kadın peruğu alıp onu düzeltmeye başlayıncaya dek her şey normal gibi görünmektedir. Peki gerçekten her şey bu kadar normal midir.

Prometheus (2012) IMDb 7,0

Tekrar bilim-kurgu türüne dönüş yapan kült yönetmen Ridley Scott’ın önderliğinde Alien’ın köklerine yapılan bu yolculuk, hayatın başlangıcına dair araştırma yürüten bir ekibin evrenin en karanlık noktasında yaşadıkları maceralara odaklanıyor. Ekibin insanoğlunun geleceğini korumak adına girdiği bu savaş, her şeyin sonu olabilir.

Ters Yüz (2015) Inside Out IMDb 8,1  

Ters Yüz, küçük bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Küçük Riley için hayat, babasının San Francisco’da yeni bir işe başlamasıyla baştan aşağıya değişir. Orta-Batı’daki yaşamını geride bırakan Riley’ı şimdi yeni bir ev, okul ve arkadaşlar beklemektedir. Peki içindeki duyguları o ne söyler? Neşe, Korku, Öfke, Nefret ve Üzüntü. Riley’in zihninin içinde yaşayan, ona günlük hayatında tavsiyeler veren duyguları bu yeni hayata alışırken ufak bir kaosa neden olacaktır. Neşe, Riley’nin en önemli duygusudur ve onu hep pozitif tutmaya çalışır ama diğer duygular bu yeni hayatına uyum sağlama konusunda biraz şaşkındır.

Okumaya Devam Et

Etkinlikler

Dünya Sinemasının En Etkili İsimleri “12 Punto”da Jüri Koltuğuna Oturacak

Etkinlik, 22-29 Haziran tarihleri arasında düzenlenecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

TRT’nin bu yıl üçüncüsünü düzenleyeceği “12 Punto TRT Senaryo Günleri”nin uluslararası jüri üyeleri belli oldu. Tamamı kadınlardan oluşan, dünya sinemasının en önemli beş ismi jüri koltuğuna oturacak. Ken Loach Filmlerinin yapımcısı Rebecca O’Brien, Oscar adayı TRT Ortak Yapımı “Quo Vadis, Aida?” filminin yönetmeni Jasmila Zbanic ve Oscar adayı TRT destekli “Honeyland” filminin yönetmeni Tamara Kotevska da 12 Punto kapsamında masterclass verecek.

Sinema sektörüne yeni bir soluk kazandıran “12 Punto TRT Senaryo Günleri”nin uluslararası jüri üyeleri belli oldu. 22-29 Haziran tarihleri arasında, 9 farklı ülkeden katılımla 3 ayrı platformda düzenlenecek programda dünya sinemasının önde gelen isimleri bir araya gelecek.

Dünya sinemasının kadın patronları 12 Punto’da

Dünya sinema endüstrisinin önde gelen isimlerinin yer aldığı uluslararası jüri üyeleri arasında; Oscar adayı TRT Ortak Yapımı “Quo Vadis Aida?” filminin yönetmeni Jasmila Zbanic (Bosna Hersek), Ken Loach filmlerinin yapımcısı Rebecca O’Brien (İngiltere), Berlin Film Festivali Ortak Yapım Marketi Direktörü Martina Bleis (Almanya), Asya Pasifik Ödülleri Başkanı Tracey Vieira (Avustralya-ABD) ve dünyanın en önemli satış ajanslarından Memento’nun Alım Direktörü Sata Cissokho (Fransa) yer alıyor.

Tamamı kadınlardan oluşan uluslararası jüri üyeleri 28 Haziran günü finalist proje ekiplerinin sunumlarını izleyerek, 12 finalist proje arasından 4 projeye TRT Ortak Yapım Ödülü, 4 projeye ise TRT Ön Alım Ödülü verecek.

Oscar’da yarışan TRT Ortak Yapımı filmlerin yönetmenleri İstanbul’da

Son 2 yıldır Oscar törenlerinde yarışan TRT Ortak Yapımı ve TRT destekli filmlerin yönetmenleri 12 Punto için İstanbul’a geliyor. 2021 Oscar ödüllerinde “En İyi Uluslararası Film” kategorisinde yarışan TRT Ortak Yapımı “Quo Vadis, Aida?” filminin yönetmeni Jasmila Zbanic ve yapımcısı Damir İbrahimovic 12 Punto’da olacak. “Quo Vadis, Aida?” filmi 12 Punto programı kapsamında İstanbul’da ilk kez gösterilecek. Zbanic ve Ibrahimovic gösterimin ardından izleyicilerin sorularını yanıtlayarak, bir söyleşi verecek.

2020 yılında Oscar ödüllerinde “En İyi Uluslararası Film” ve “En İyi Belgesel” kategorilerinde yarışan TRT destekli Makedonya yapımı “Honeyland/Bal Ülkesi” filminin yönetmenleri Tamara Kotevska ve Ljubomir Stefanov da 12 Punto’da İstanbul’da olacak. Etkinlik kapsamında “Honeyland” filminin gösterimi yapılacak. Yönetmenler ayrıca 12 Punto kapsamında bir masterclass verecek.

Sinema ustalarından “Masterclass”

12 Punto kapsamında herkese açık gösterimler, masterclasslar, paneller ve söyleşiler 22-29 Haziran tarihleri arasında İstanbul Feriye Sineması’nda gerçekleştirilecek. 22 Haziran Salı günü saat 11.00’de dünyanın en etkili satış ajanslarından Memento’nun Alım Direktörü Sata Cissokho “Film Endüstrisinde Satış Ajanslarının Rolü” üzerine bir masterclass verecek.

Aynı gün saat 17.00’de ise Ken Loach’un yapımcısı Rebecca O’Brien “Bir Ken Loach Filmi Yapmak” başlıklı masterclass verecek. Berlin Film Festivali Ortak Yapım Marketi Direktörü Martina Bleis 24 Haziran Perşembe günü saat 14.00’te “Uluslararası Ortak Yapımlar ve Ortak Yapım Marketleri” konulu bir masterclass verecek. Aynı gün saat 17.00’de EAVE yöneticisi Lise Lense-Møller “Ortak Yapımların Yol Haritası” konulu masterclass verecek. Feriye Sineması’nda gerçekleştirilecek masterclasslara, izleyiciler sosyal mesafe kurallarına uyarak katılım sağlayabilecek.

TRT 2’de her akşam 12 Punto özel yayını

22-29 Haziran tarihlerinde her akşam saat 19.00’da TRT 2’de “12 Punto Özel” yayını izleyiciyle buluşacak. Programda 12 Punto finalistleri ile röportajlar, etkinlik ile ilgili gelişmeler, Türk sinemasının ödüllü yönetmen ve yapımcılarıyla söyleşiler ve masterclasslar yer alacak.

Bu yıl ayrıca “12 Punto Özel” programının hemen ardından her akşam saat 20.00’de “12 Punto Film Saati” yayınlanacak. Bu bölümde TRT Ortak Yapımı film gösterimlerinin yanı sıra, Nuri Bilge Ceylan’ın “Ahlat Ağacı” filminin kamera arkası görüntülerinden oluşan üç bölümlük “Ahlat’ın Yolculuğu” ve “Kış Uykusu” filminin kamera arkası görüntülerinden oluşan “Uzun Sürmüş Bir Kış” belgeselleri televizyonda ilk kez TRT 2’de gösterilecek. 29 Haziran akşamı düzenlenecek “12 Punto Kapanış ve Ödül Töreni” ise yine TRT 2’de canlı yayınla ekranlara gelecek.

Okumaya Devam Et

Liste

Gözden Kaçan 10 Güzel Fransız Filmi

Fransız kalmayın!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Tatlı Günler (1967) Les demoiselles de Rochefort IMDb 7,7

Hollywood’un Altın Çağ’ından bir müzikal uyarlaması olan Tatlı Günler, ikiz kız kardeşlerin hikayesini anlatıyor. Anneleriyle birlikte yaşayan kardeşlerin biri piyano, diğeriyse dans öğretmenidir. Rengarenk sahneleriyle komediyi bütünleştiren kasabaya gelen iki yabancı, askerliğini yapmak üzere gelen genç sanatçı Maxence ve sevgilisiyle buluşmak isteyen Parisli işadamı Simon, kardeşlerin hayatını baştan aşağı değiştirecektir.

Paris Eğleniyor (1955) French Cancan IMDb 7,4

Yetenek avcısı ve şov yapımcısı Danglard, bir yandan tüm engellere ve kıskançlıklara rağmen ilerlemeye devam ederken bir yandan da çamaşırhanede çalışan ve Nini’ye bir kariyer hazırlama çabasındadır. Danglard’ın Moulin Rouge adlı yeni dans salonu Fransız Cancan’ın tapınağı olmak üzeredir.

Unutulmazlar (1962) Le doulos IMDb 7,8

 Maurice hapisten yeni çıkmış bir hırsızdır. Bir gün çalıntı mal satan Gilbert’i öldürür ve başka bir soygunun ganimetine konar. Bir sonraki soygunu için gerekli ekipmanı kendisine arkadaşı Silien tedarik eder.

Yumuşak Ten (1964) La peau douce IMDb 7,5

Pierre Lachenay, başarılı bir edebiyatçı ve yayıncıdır. Lizbon’a bir konferans için giderken Nicole isminde bir hostesle tanışır. Evli ve bir çocuk babası olmasına rağmen Nicole’a karşı duygularını engelleyemeyen Pierre, tüm varlığını kasıp kavuran bir aşkın içine düşer.

Son derece dengesiz bir yapısı olan karısı Franca’dan durumu saklamaya çalışsa da duyguları, artık Nicole’dan ayrı yaşamaya dayanamayacak boyuttadır. Karısından ayrılmaya karar verir ama bu ayrılık herkes için son derece trajik bir sonla noktalanacaktır.

François Truffaut’ya Cannes’da Altın Palmiye adaylığı getiren bu etkileyici dram, son derece sağlam karakter analizleri ve durum tahlilleri ile bunları çarpıcı bir dille sunan oyunculuklarla bezeli. Truffaut’nun en etkileyici filmlerinden biri olduğunu ekleyelim.

Une femme est une femme (1961) IMDb 7,5

Film, günün birinde bir bebek sahibi olmaktan başka bir şey istemeyen bir striptizci olan güzel Angela’nın öyküsünü anlatır. Birlikte yaşadığı sevgilisi Emile buna yanaşmaz ve ertelemeye çalışır. Angela’nın sürekli ısrarları karşısında onu biraz da baştan savmak için şaka yaparak onun en iyi arkadaşı Alfred ile bir gece geçirmesini önerir. Bu arada Alfred de Angela’ya ilan-ı aşk eder. Sonunda Angela, Emile’in önerisine uyar; şaka gerçek olur ve yanlış anlamalar, kıskançlıklar ve tartışmalar başlar. Ama sonunda Angela istediğine kavuşur.

Jean de Florette (1986) IMDb 8,0

Uzun bir aradan sonra doğduğu köye dönen Ugolin’in en büyük hayali karanfil yetiştirmektir. Bu işte yüksek bir kâr olabileceğini gören amcası Le Papet yeğenine karanfil ekmesi için bir tarla aramaya başlar ve komşusu Jean Cadoret’nin çiftliğinde karar kılar.

Un homme qui dort (1974) IMDb 8,1

Modern yaşamın ağırlığını kaldıramayan, tutunamayan bireyler üzerine bir film. Artık hiçbir şey hissetmeyen isimsiz baş karakterin hikayesi, diyalog olmayan, sadece bir dış sesin konuştuğu film boyunca anlatılıyor.

Paralel Yaşamlar (1955) La Pointe-Courte IMDb 7,1

Dört yıllık evlilikleri boyunca birbirlerinden uzaklaşan bir adam ile bir kadın, kocanın doğum yeri olan La Pointe-Courte adlı küçük balıkçı köyünü ziyaret ederler. Köyde bulundukları süre boyunca iş, eğlence, evlilik, doğum ve ölümün basit izleği çevrelerinde sürüp gidiyor. Bu durum yavaş yavaş çiftin hayata bakışını değiştiriyor ve yeniden bir araya geliyorlar. Film, Fransız Yeni Dalgası’nın ilk örneği olarak kabul ediliyor. Agnès Varda’nın geniş bir toplumsal-siyasal konular yelpazesini içeren bu ilk sinemasal çabası, aslında paralel olarak gelişen iki film. Paralel Yaşamlar, nesnelerin görünürdeki dünyası ile duygu ve düşüncelerin iç dünyası arasındaki ikili ilişkiye duyduğu ilgiyle, 60’lı yılların yeni Fransız sinemacılarını çok meşgul edecek bir temayı ele alıyor.

Zazie dans le métro (1960) IMDb 7,0

Küçük kız çocuğu Zazi, taşradan Paris’e Amcası Gabriel’in evinde kalmaya gelir. Zazi’nin hayallerini Paris metrosunda gezmek süslemektedir. Bu amaçla Gabriel’in evinden kaçar.

Genç ve Güzel (1972) Une belle fille comme moi IMDb 6,5

Stanislas Previne suçlu kadınlar üzerine tez yazan genç bir sosyologtur. Hapishanede yapacağı bir görüşme kapsamında Camille Bliss ile tanışır. Camille, sevgilisi Arthur’u ve kocası Clovis’i öldürmekle suçlanmaktadır. Böylece Stanislas’a hayatını ve aşk ilişkilerini anlatmaya başlar.

Taste Of Cinema

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler