Mustang ya da Bir Yalana İnanmak

Eleştiri Serbest Kürsü

Gülcan Tezcan yazdı…

1990’lardan bu yana ‘Türkiye İran olmayacak’ ile başlayan ‘muhafazakarlaşıyoruz’ ile devam eden, Cumhuriyet kazanımlarının nasıl da kaybedildiğine ağıtlar yakan anlayışa büyük bir içtenlikle inanan, biat etmiş belli bir kitle var ülkemizde.

Geçen bunca zaman içerisinde yaşanan toplumsal değişimler ve dönüşümleri görmezden gelen bu kitle ‘kendi doğruları ve sabiteleri’ dışında bir gerçekliğin var olduğunu kabullenmekte de çok isteksiz. Çünkü yaşadıkları illüzyon ve hayal dünyasındaki kabullerini değiştirerek konforlarından vazgeçmek istemiyorlar.

mustang_3-70111e44

Algıları açık, dünyayı görmüş, farklı kültürlerle temas etmiş, ‘Cumhuriyet’in sınırlarını aşmış olanların tabularını yıkma konusunda daha cesur olabildiğini düşünürdük eskiden. Ama heyhat… Bırakın başka mecraları, Avrupa’da yaşayan ve sinema alanında varlık gösteren Türk kökenli yönetmenlerin yaptıkları işlere baktığımızda bile mekânsal değişikliğin düşünce dünyaları ya da algılarının genişlemesi noktasında bir fayda sağlamadığını görüyoruz üzülerek. Ülkemizdeki son derece tutucu sanat piyasasının ezberleri ve alışkanlıkları katlanarak yankılanıyor Avrupa’daki Türk kökenli sinemacılarda. Fatih Akın’da da bunu gördük Ferzan Özpetek’te de.

Bunun son örneği Fransa’da eğitim almış, oradan Türkiye’ye bakan Deniz Gamze Ergüven’in yönettiği ve Fransa Oscar aday adayı oluşundan dolayı büyük dikkat çeken Mustang. Anadolu taşrasından muhafazakar bir toplumda kadının var olma problemine eğilen film, inandırıcılıktan çok uzak hikâyesiyle daha en başından seyirciyle arasına mesafe koyuyor. Kendi toplumuna yabancılaşmanın sayısız örneğini gördükten sonra hâlâ Mustang gibi filmlerin çekilebiliyor olması kimi alışkanlıkların asla değişmeyeceğini gösteriyor. İşin ilginç yanı ise eleştirmenlerin pek çoğu filmi aksayan yanları ve gerçeklikten uzak oluşundan dolayı değerlendirmeye bile almazken ‘dindar’ okura hitap eden kimi mecralarda eleştiri tonu oldukça hafif tutulan övgü dolu yazılar yayınlanması.

Özgürlük teşhirciliğin neresinde?

mustang

Beş tane genç kızın büyüme hikâyesini sözde zamansız ve mekânsız bir zeminde anlatmak üzere yola çıkan filmde, bir yemek sahnesinin fonuna, yakın dönemin başbakan yardımcısının kadın erkek kimliğine ilişkin açıklamalarının yerleştirilmesi ve artık neredeyse bütün sanat filmlerinde zorunluluğa dönüşen Gezi’ye selam durma ritüelinin, gardrobun bir kenarında duran ‘#direngezi’ yazılı tişörtlerle gerçekleştirilmesi de filmin niyetini ortaya koyuyor. Hiçbir somut karşılığı ve göstergesi olmayan ‘Yaşam tarzımıza müdahale var!’ yalanının sinema perdesine yansımasından ibaret duran film, son dönem feminist bakış açısıyla film üreten pek çok kadın yönetmenin yaptığı gibi aileyi kötülüğün kaynağı ve bireyi tutsak eden bir yapı olarak resmederken kadının özgürlüğünü de ‘cinsel serbesti’den ibaret kabul ediyor. Kadın hakları savunusu gibi iddialı cümlelerle promosyonu yapılan filmde alenen çocuk yaştaki genç kızların teşhircilik için kullanılmasındaki garabeti ‘sanat’ diye alkışlayanlara da ne desek az!

Bir eve hapsedilen beş genç kızdan hiçbiri özgürlük peşinde koşarken herhangi bir hayal kurmuyor. Hiçbirinin bir ideali, rüyası, geleceğe dair planı yok. Hikâye anlatıcısı en küçük kardeşin İstanbul’daki öğretmenine gitme hayali ise kapatıldığı hapishaneye dönüşen evden ve dayatılan hayattan kurtulmak için tek çıkış sadece. Yarı çıplak giyinmek ve rastladığı herhangi bir erkekle birlikte olmak büyümekte olan genç kızların tek hedefi.

Özetle, Yeşilçam’da öteden beri var olan ve çok sayıda örneğini gördüğümüz ‘ülkeni kötüle, toplumunu yerin dibine batır, yurtdışında ödüle koşarsın’ formülü hâlâ geçerliliğini koruyor. Neyse ki seyirci, ucuz teşhircilik ve sözde sanatsal film sosuna bulanmış böylesi iğreti kalkışmalara prim vermeyecek kadar farkındalık kazandı bu noktada.

————————————-

Yorumlar

 
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.

1 Yorum

  1. Gezi’ye selam göndermek, Gezi’ye atıfta bulunmak “sanat filmleri”nin ön koşulu değil, doğal bir refleksi. Üzerinden henüz iki yıl geçmiş Cumhuriyet tarihinin en önemli toplumsal olaylarından biri sanatımıza yansımayacak da sadece içki sofrasına, çay sohbetlerine meze mi olacak? Bunu böyle bir cümleyle karikatürleştirmek yanlış. Daha çok göreceğiz Gezi’yi, hiçbir şey görmedik. Bu ülkenin yeni sanatçılarının hepsi oradaydı.

    Reply

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up