Lütfi Akad: Geldiler, Gitmediler, Gitmeyecekler de

Fatih Mutlu Manşet Serbest Kürsü

Sinemamız belirli bir dönemden itibaren (salon hikayelerini terk edip sokak hikayelerini anlatmaya başlamasıyla) İstanbul’a göçü yoğun şekilde anlatageldi. İlk dönem hikayeleri, ekseriyetle, İstanbul’a gelen Anadolulu garibanın, burada yaşadığı ve daha önce hiç tanık olmadığı karmaşık sıkıntılara boyun eğerek tekrar memleketine dönmesini işliyordu. Bir nevi, “taşı toprağı altın” İstanbul’a göçmek isteyen biçare Anadolu ahalisine, “Bakın, burada şöyle şöyle şeylerle karşılaşacaksınız ve geri döneceksiniz; o yüzden hiç niyet etmeyin” diyordu yönetmenler.

Lütfi Akad öyle yapmadı. Sinema yolculuğunu anlattığı “Işıkla Karanlık Arasında” adlı eserindeki notlarından da anladığımız üzere, rahmetli Akad, ta yolunun başından beri bu “göç” meselesine kafa yormuş bir sinemacı. “Niçin yurtlarını terk ediyorlar?”, “Niçin İstanbul’a geliyorlar?”, “Nasıl göç ediyorlar?”, “Hangi sıkıntılarla niçin karşılaşıyorlar?” gibi birçok soruyla boğuşmuş ve cevaplarını aramış yıllarca. Kimi filmlerinde dolaylı yollardan, kimi filmlerinde de merkeze alarak bu İstanbul’a göç vakasını irdelemeye odaklanmış.

 

“Göç üçlemesi”nin, çağdaşlarından farkı

40’ların sonunda geçtiği kameranın arkasında günbegün, filmbefilm pek çok cevapla buluşan Akad, bulduklarını heybesinde biriktirdi, biriktirdi ve nihayet, 70’lerin başında, O’nu başyapıtına ulaştıran “göç üçlemesi”; “Gelin”, “Düğün” ve “Diyet” filmleri ortaya çıktı.

1972 yapımı Gelin, sermaye sahibi Yozgatlı bir ailenin hikayesini anlatıyor. Bir bakkal dükkanının etrafında hayatını sürdüren bu geniş aile, minik torunlarının ağır hastalığıyla büyük bir imtihanla karşı karşıya kalıyor.

1973’te çekilen Düğün’de, sermayesi ve mesleki becerisi olmayan, anasız-babasız, Urfalı altı kardeşin trajedisine tanık oluyoruz. Seyyar köfte tezgahlarının tosladığı ağır hayat şartları karşısında, aileyi çekip çeviren büyük ablanın, kardeşlerini ayakta/hayatta tutma çabası hikayenin merkezinde.

Aynı zamanda Lütfi Bey’in sinemadaki son filmi olan 1974 yapımı Diyet ise, köyde gah ırgatlık, gah yarıcılık yapmış baba, kız ve torundan müteşekkil ailenin, İstanbul’un fabrikalarıyla yüzleşmesine odaklanıyor. Aile, bugün bile tam oturmamış “sendika” kavramının o günkü tezahürü gölgesinde, fabrikatör, ustabaşı ve vasıfsız bir işçinin çevrelediği tipik bir diyet hikayesini yaşıyor.

“Atalarından gelen görgü”

Kendisinden önceki sinemacıların 180 derece hilafına, Lütfi Bey bu üç filmde şunu söylüyor: “Geldiler, gitmediler, gitmeyecekler de.” Anadolu ahalisinin bilgeliğine mütemadiyen vurgu yapan rahmetli Akad, “Işıkla Karanlık Arasında” adlı eserinde bunu şöyle özetliyor: “Gelenlerin hiçbiri büyük kentin ürküntüsüne kapılmıyor, kendini küçümsemiyor, değişmek, uyum sağlamak diye bir kaygısı yok. Atalarından gelen görgüleri onlara yetiyor (…) Bunlar ‘yurt açan’ cinsten, geliyorlar ve yerleşiyorlar. Kimseden bir şey beklemiyorlar. Kendi güçleri kendilerine yetiyor.” Yine, kendisinden öncekilerden mühim bir farkı olmak üzere; Lütfi Bey “göç üçlemesi”nde, kürsüde ders veren bir öğretmen gibi “Şunlar şunlar yapılmalı” demeye çalışmıyor; kendi ifadesiyle, “Ben marazı teşrih ederim” diyor, gerisi sosyologların, ekonomistlerin, politikacıların, vs. zevatın işi… (Lütfi Bey’in bilcümle sanata genel bakışı olarak da adlandırabileceğimiz bu tavrını, filmlerinin teknik disiplininde de fark etmek mümkün. Kimi yönetmenler vardır, bazen senaryo kurgusuyla, bazen ışık oyunlarıyla, bazen oyuncuları aracılığıyla… filmin hemen her karesinde kendisini hissettirir; Metin Erksan, Stanley Kubrick ya da Quentin Tarantino bunlardandır. Kimi yönetmenlerin filmlerindeyse hikaye her şeyi adeta ezip geçer; sanki o filmin bir yönetmeni, kameramanı, oyuncusu hiç yokmuş gibi akıp gider film. İşte Lütfi Bey’in filmleri de böyledir. Mevzubahis “göç üçlemesi”nde zirvesini gördüğümüz üzere; olabildiğince sade bir üslup benimseyen Akad’ın filmleri, sanki orada öylece devam eden bir hikayenin berisine bir kamera konmuş da çekilen 90 dakikalık tek plan kayıt, başka hiçbir müdahale olmaksızın film haline gelmiş gibidir.)

***

Söz Lütfi Akad olunca, anlatacak daha çok şey var, fırsat buldukça da anlatırız inşaallah. Yaşadığı çağla ve kendi hikayesiyle yüzleşmesini henüz tamamlamamış biri olarak; Gelin, Düğün, Diyet ve diğer filmleriyle bana alternatif yollar öneren Lütfi Akad’ı rahmet ve minnetle anıyorum.

twitter.com/fm_fatihmutlu

Fatih Mutlu
Takip et!

Fatih Mutlu

Yazar at Sinefesto
Fatih Mutlu, TRT Okul için hazırlanan 22 bölümlük 'Çek Bir Film' projesinin editörlüğünü yaptı. Çeşitli dergi ve gazetelerde sinema yazıları yazdı. Şimdilerde senaryo doktorluğu yapıyor.
Fatih Mutlu
Takip et!

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up