“Kısa film aslında biziz…”

Manşet Röportajlar

23. Ankara Uluslararası Film Festivali’nde  Ulusal Belgesel Film Yarışması’nda ‘Canbaz’ filmiyle Seçiciler Kurulu Özel Ödülü’nü alan kısa film yönetmeni Sedat Aygün ile kısa film tadında bir söyleşi gerçekleştirdik. 

 

Sedat Aygün kimdir?

Sedat Aygün 1989 Trabzon doğumludur. 2006 yılında Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesinde Radyo Televizyon ve Sinema bölümüne girdim. 2011 yılında mezun oldum ve şu anda yine Marmara Üniversitesinde sinema bölümünde yüksek lisans yapıyorum.

Bu kadar mı?  

Sedat Aygün budur abi! Sedat Aygün bu kılıfı giymiş, böyle üstünde bir deri parçasıyla, ruh haliyle sokaklarda dolaşan bir bedevidir yani… (Gülüşmeler)

Peki, Sedat Aygün şimdiye kadar kaç film çalışmasına imza attı?

İlk filmimi 2009 yılında yaptım. 5 kısa filmim var, biri belgesel.

Son çektiğiniz belgesel…

Evet son çektiğim. Biraz daha profesyonele yakın olan diyeyim, kamerası iyi olan, malzemesi iyi olan,  diğerleri el kamerasıyla çekilmiş filmler.

Daha önceki filmlerinin konuları hakkında bilgi verebilir misin?

Genelde benim işlediğim konular – hani çok şey bir tabir olur ama- sosyal içerikli konular. Cinsel istismar, deprem, engelli bir çocuğun hayatı ve son çektiğim işçilerin hayatını konu alıyor. Şimdiye kadar konularımız bunlardı. Bunun dışında başka bişey yapmadım.

Belgeselde baban ve abilerin oynadı, daha doğrusu oynamadılar, bu gerçek bir hikaye. Kısaca belgeselin oluşum hikayesini anlatabilir misin?

Çektiğim belgesel yüksek gerilim hatları ile alakalı, bu işi bilen, nasıl yapıldığını bilen çok az insan var. Trabzon’da Özdil Köyü bunu yapıyor, Ordu’da da başka bir köy bunu yapıyor. Bizim köydeki erkeklerin hemen hemen yüzde doksan dokuzu bu işi yapıyor. Üniversite mezunu olanlar dahil. Benim babam bu işten kazandığı paralarla beni buralara getirtti, okumamı sağladı. Diğer kardeşlerimi de aynı şekilde… Ben bu insanlara borçlu olduğumu düşündüğüm için bu belgeseli yaptım. Bir anı olsun, bir hatıra kalsın onlara. Ben böyle bir işi yapmaktan dolayı çok mutluyum, onlara da izlettiğim de onlarda çok mutlu oldular, duygulandılar. Zaten babam için yaptığımı yazdım, ona ithaf etmiştim.

Bu konuyu çekme kararını tam olarak ne zaman verdin?

Daha önceki kısa filmlerimde amcamın oğlunu ve kız kardeşimi oynattım. Bunları babam gördüğünde “Şu velet 7 yaşında ünlü oldu, bir bizi çekemedin” deyince benim de aklıma geldi. Bu adamı çekebilirm diye… (Gülüşmeler) Hikâyesi kendinden, bişey yazmama gerek yok. Ondan sonra iş için Adana’ya gideceklerini, oradan da Irak’a gidecekelrini öğrendim. Vaktim çok dardı. Bir kameram da yoktu o zaman. Bir arkadaşımdan kamera aldım. Üç günlüğüne izin verebildi kamera için. Buradan (İstanbul) Perşembe akşamı bilet alıp Adana’ya gittim, Cuma oradaydım. İşe çıktıkları için o gün çekim yapamadım. Cumartesi günü, bir gün boyunca ve Pazar günü de öğlene kadar çektim. Öğleden sonra otobüse bindim. Pazartesi İstanbul’a geldim ve arkadaşa kamerayı teslim ettim. Dezavantajlarımdan biri -işte bu dslr denilen makinelerden 7d ile çektim- ses için bir aparat takmadım ben buna, kendi kaydettiği ses ise mekanik bir ses olarak çıkıyor. Kaliteli bir ses alamadım. Yedek bir hafıza kartım ve yedek bataryam yoktu. Adana Kozanın bir dağında çektik belgeseli. Sadece bir tane ev vardı şansıma. Şarjım bittiğinde hep o eve gidiyordum. Yaklaşık 500 metre uzaklıktaydı. Her iki saatte bir oraya gidip bataryayı bir saat şarj edip geri geliyordum. Bu şekilde çektim.

Bundan önceki filmlerinizde ve bu filminizde sponsor arayışlarınız oldu mu? Son zamanlarda çok iyi kısa filmler çekiliyor. Böyle kaliteli filmler çekebilmek için mutlaka maddi imkân sağlanması gerekiyor… Bu konuda düşünceleriniz nelerdir?

Bu sadece kısa film çekenler için geçerli değil, sinemanın gereksinimleri maddi açıdan fazlasıyla yoruyor bizleri.  Benim filmime değinecek olursak,  fazla harcama yaptığım söylenemez. Şöyle ki, Adana’ya gidip gelmem toplamda 100 TL tuttu. Kamera ve altyazı arkadaşlarıma ait, kurguyu kendim tasarladım. Diğer yarışmacılara baktığımızda gerçekten kusursuz işler var… Kısa film öğrenci filmidir ve ses, ışık, görüntü bakımından cidden çok kaliteli filmler görebiliyoruz. Sponsora değinecek olursak, bulmak çok ama çok zor… Yarışmalarda birinci veya ikinci olursanız destek oluyorlar… Onunla da ses sistemi alınılabiliyor… Sponsor ile çalışmak kolay değil. Sonuçta sadece sizin gözünüze değil onlara da hitap etmesi gerekiyor…

Ankara Film Festivali hikâyesi?

Festivalin hikâyesi de ilginç. Kız arkadaşım Zuhal benden habersiz festivale başvuru yapmış. Onlarda arayıp davet ettiler. – ” Sizi aramızda görmek istiyoruz.” dediler. Daha önce de ödül almıştım ancak bu denli büyük bir festivale ilk kez katılıyorum. İhtiyaçlarımızı eksiksiz karşıladılar.  Ayrıca, bize gösterilen ilgi harikuladeydi… Keza gösterilen filmler kusursuzdu, sonunda ödül almak da üstüne bal kaymak oldu. (Gülüşmeler)

Kısa filmciliğe ve kısa filmcilere bakış açın nasıldır?  Kısa film için; ‘uzun filme giden basamaklardır’ diyerek bunun bir eğitim olduğu söyleniliyor. Sen ne düşünüyorsun bu konuda?

Ben, kısa filmin ülkemizde yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. Benim için kısa film; ‘ 3 ve ya 5 dakikalık ‘ filmlerdir… Maalesef ülkemizde 15 dakikalık filmlere de kısa film diyorlar. İzleyicinin bir temposu vardır.  Filmi izlemeden önce ‘kısa film izleyeceğim’ düşüncesine odaklanır. Belli aralıklarla o tempoyu filmde aktarmazsanız, izleyici kopabilir. Sonucunda film sıkıcı bir hal alabilir. Örnek olarak; bir kısa filmi 5 dakika yapması gerekirken 9 dakikaya çıkartıyorlar, ister istemez izleyici kopuyor. Ve verilmek istenen mesaj etkileyici olsa dahi istenilen olmuyor, filmin değeri düşüyor. Kısa filmin anlam kazanabilmesi için, kısa ve öz olması gerekiyor…

Peki, gelecek planlarınız nelerdir?

Gerçekleştirmek istediğimi birkaç proje var tabi. Onları tasarlıyorum şu sıralar. Önceliğim bu filmim ve yarışmalardan gelecek sonuçları bekliyorum. Birkaç kopya daha var elimde. Onları da yarışmalara gönderip biraz dinlenmeyi düşünüyorum açıkçası…

Şimdiye kadar yaptığın filmler ve aldığın ödüller neler?

İlk ödülümü ‘Yarın’ adlı filmimden aldım. Konusu,  ‘deprem ve bizden aldıkları’ydı. Frankfurt Film Festivali’nde En İyi Kısa Türk Filmi ödülünü almıştım, 2009 yılında.

Öncesinde benim ilk sinemaya geçişimi sağlayan ‘ Sence Allah hangi takımlı?’ adlı bir komedi filmi. İki Karadenizli çocuğun ‘ Sence Allah hangi takımı tutar?’  sorularına cevap arayışlarını anlatıyordu. Sosyal Medya’da oldukça ilgi gören bu film izlenme oranının yaklaşık 300.000 olduğu söylendi bana. Tabii ki olumlu tepkiler ve olumsuz tepkiler de geldi bana. Ancak aldığım olumlu tepkiler bana verilen en güzel ödüldü benim için. Festivallerden ödül alamamış olsam bile insanların filmi sevmesi aldığım birçok ödülden daha değerli benim için.  Ayrıca Almanya’dan göçün 50. yılı sebebiyle konsoloslukların düzenlediği bir yarışma vardı. O yarışmaya ‘İstanbul’ adlı filmimle katılmıştım. O yarışmada birinci olmuştum. Son olarak ‘Dövüş’ adlı filmim Diyarbakır Film Günleri’nde gösterimdeydi…

 

Sinema hayatının neresinde? Ne kadar önem verirsin sinemaya?

Belki klişe olacak ama ben tam bir sinema tutkunuyum. ‘Hayatımın merkezi’ diyebilirim sinema için. Ayrıca sinema ve siyasetin birbirinden çok farklı şeyler olduğunu anlatmak istiyorum. Sinema bir rüya gibidir, başka dünyada yaşıyormuşçasına çekilmeli sinema… Bunu idrak edemeyen insanlar var maalesef. Günün birinde insanlara bunu anlatmak istiyorum özellikle.

Son olarak,  kısa film çekmek isteyen ve sitemizde bilgi almak isteyen genç yönetmenlere, senaristlere, okurlara ne tür tavsiyelerde bulunmak istersin?

Kısa film çekmek için çok fazla para harcamaya veya çok mekân kullanmaya gerek yok. Hikâyeleri dışarıda arıyoruz. Kısa film annemiz, babamız, arkadaşlarımız… Özellikle İstanbul’daki kısa filmciler için söylüyorum, filminizde illaki boğaz köprüsü gözükecek, vapur gözükecek diye bir şey yok. Hikâyeler yakınımızda, çevremiz neredeyse, nerede oturuyorsak, hangi odada kalıyorsak bunları çekelim… Kısa film aslında biziz…

Röportaj: Ömer Ömerovic
© Sinefesto

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up