Kış Uykusu’ndan, Kötülük Problemine

Serbest Kürsü

Selma Hacıismailoğlu yazdı

Nuri Bilge Ceylan, filmlerinin, beğeni ortalamasını, sürekli yukarı taşıyan bir yönetmen. Her yeni filmi, diğerlerinden daha çok beğeniliyor.

Neredeyse, tüm filmlerini izlemiş ve sinemasından keyif alan birisi olarak, Kış Uykusu’nu biraz geç de olsa, izleme fırsatı buldum.

Sinemadan ilk çıktığımda, aklımda kalan hatırı sayılır cümle “karakterleri nasıl da gerçeğe bu kadar yakın betimlemiş “ oldu.  Fotoğrafik sahneler, mekânların, en ince ayrıntısına kadar gerçekçiliği, ışığın ve gölgenin ressamı Rembrandt’ın tablolarındaki ahengi, seyretme zevkini veren, renklerin ve ışığın mükemmel ayarı, karakterlerde kendimin ve yakından tanıdıklarımın birçok detayını bulmuş olmanın sahiciliği, Kapadokya’nın ilginç doğası,  müzik ve Aydın’ın gidemeyişini kabullenip, bir mülteci komutan gibi, Nihal’e sığınmasıydı.

Kış Uykusu, NBC filmlerinin çoğunda olduğu gibi, ‘insan’ anlatmak üzere kurgulanmış. Bu sefer karakterler, diyalogların fazlalığından olsa gerek, çok daha net, anlaşılır haldeydi. Macunu kalınca çekilmiş, soğuğa karşı direnen pencere camı gibi,  soğuklukları yansıyordu ekrandan.

İlginç olan, bütün karakterlerin sevimsizliği ve sevilir olmayışıydı.

Bir roman okurken ya da film izlerken, bazı karakterleri severiz, hayran oluruz. NBC filmlerinde pek hissedilmeyen bir şey Aydın, Hamdi, İsmail ve Nihal hepsi çekilmez, tahammül edilemeyecek kadar samimiyetsiz insanlar olarak yer etti hafızamda. Bunda, bal peteği gibi, ince ince doldurulan felsefik diyalogların da etkisi çok.

Filmde, evlerin mimarisinden, aksesuarlarına, repliklerden, mimiklere kadar yansıyan sınıf ayrımı söz konusu. Bariz bir şekilde ‘üstünlerin kibri’ var. En iç gıcıklayan durum da bu filmde.

İyilik ve kötülük problemi, felsefenin kurcalamaktan zevk aldığı alanlardan…

Film, bir insanın salt iyi olamayacağı gibi, salt kötü de olamayacağını, iki durumu da, bir arada bazen dengede bazen iyiliği, daha yukarılara taşımaya çalışıp, kötülüğü bastırarak, bazense gelişine vole vurup, kötülüğün meydana çıkmasından gocunmayacak rahatlıkta olabileceğimizi yansıtıyor.

‘Kötülüğe karşı koymamak’la belirginleşen, kötü olarak gördüklerimizin yargı şemamız olduğu, onları kötülük olarak algılamayıp, olağan akışı içinde değerlendirdiğimizde, giderek normlarından çıkıp, iyilikle yüzleşebileceği, düşüncesi işlenmiş. Yani kötülüğü, biz onunla mücadele ettikçe var ediyoruz. Aslında o bir mücadele simgesi olmaktan çıkarıldığında zaten işler yoluna girecek, ortada kötülük kalmayacak şeklinde ifade edebileceğim bir düşünce bu. Kötülüğe karşı koyarken, ahlâki bir zeminde durma çabamızın, erdemli, vicdanlı, olmak adı altında, verdiğimiz mücadelenin kötülüğü besleyeceğini, düşündürtüyor film. Necla’nın, kocasının yaptığı haksızlıklara karşı ondan boşanması neticesinde,  alkolikleşmesiyle anlatılıyor bu. Nihal’in ilk evlilik yıllarında, Aydın’la aralarında geçen tüm anlaşmazlıklarına, kavga gürültüyle mücadele edişinin, Aydın’ı daha iyi bir insan yapamayışıyla da görünürleşiyor.

İyilikse, esasen bildiğimiz ‘salt iyilik’ dürtüsünden kaynaklı değil. Her yaptığımız iyilik, içinde nefsani duygular barındıran kimi zaman insanın kendisini aklamaya yarayan, kimi zaman mutlu etmeye sebep olan, bazense boş vakit geçirme aracına dönüşen, bir olgu.

İnsan bir iyiliği, kendi nefsi için yapar çoğu zaman. Nefsini ezen, büken, rahatsız eden ne varsa onlardan kurtulmak içindir. İnsanın kendi nefsini rahatlatmak için yaptığı eylem iyilik sayılır mı? Ya da iyilik olarak yaptığı kötülüğü beslerse? İnsanın, nefsini rahatlamak için yaptığı, Allah rızasını gözetmediği eylem, iyilik görünümlü, çabadır. Bu çabanın neticesi, başkaları için kazanıma dönüşebilir. İyilik yapılan, memnuniyet duyup, hayır duasında bulunabilir, fakat ameller niyetlere göre olduğundan, iyilik yapanın kendi hanesine iyilik puanı olarak yansımayabilir. Kötülüğü besler mi kısmında ise, Nihal’in bir kese kâğıdı para ile Hamdi’nin yanına gelmesi, başkalarına iyilik yaparken, duyduğu haz, hafifleme, bir işe yarama duygusuyla, varoluşsal problemlerini aşma çabasını maskelemesi, göze çarpıyor.

İsmail’in bu eylemden onuru kırılıp paraları, ateşe atmasından, İsmail’in oğlunun, ezilmiş duruşundan, bize yansıyan, iyilik, aleni ve fütursuzca yapıldığı takdirde, karşı tarafı ezmek, küçük duruma düşürmek için araçsallaşıp, kötülüğe dönüşebiliyor.

Para, sahnesinde, imamın, parayı önce çok bulup, reddetmesi, sonra, almak için can atmasıyla, parayla onuru satın alınabilecek basit insan konumundayken, sarhoşun erdem ve gururla, şövenist bir tavırla paraları ateşe atmasını izliyoruz. Onur mücadelesini, sarhoş birisinden öğrenmek, çokça zorlama geliyor bana.

Filmle ilgili eleştirilere göz attığımda, Aydın’la tecessüm edilen, yarı entelektüel, dar fikirli, kibirli, erdem, vicdan, gibi değerleri kendi çıkarları için kullanan, cahil aydın tiplemesine eleştiri olduğu yazıyor. Açıkçası, filmde Aydın’ın tavırlarını yeren, onu kötücülleştiren bariz bir şey yok. Nasıl oluyor, yapıp ediyor, felsefeyi, edebiyatı, değerleri, kibar ve sakin tavırlarıyla harmanlayıp, ‘iyi bir adam aslında’, kılıfına giydiriyordu kendi.

Aydın’ı izlerken, “NBC’de bu konuda Aydın gibi düşünüyordur.” dediğim sahneler oldu. Yönetmen Aydın’la biraz da kendini anlatıyor. Aydın’daki, kibir, her yerde estetik arayan, bulamayınca aşağılayan, entelektüel bakış, bilmediği konularda, mesela dine dair bilgisi olmayan, cuma namazına, babasının mezarına bile gitmemiş bir adamın, cahilane ahkâm kesmesi, Necla ile uzun süren tartışmalarında, sakin sakin ama tarumar eden cümleler seçişi, kötülüğün gerçek hali benim için. Alt sınıftakilere karşı duyduğu, kayıtsızlıkla karışık, iğrenme ve paraya tamah etmesi de hakeza…

Karısı Nihal’le olan ilişkisinde -Foucault’un hayatın her yerinde, bütün insan ilişkilerinde var olduğunu söylediği- iktidar mücadelesi var. Yaşlı bir adamın, genç karısını elinde tutmak için, kullandığı iktidar argümanlarından olan para; sadece karşısındakini ikna etmek için kullandığı, erdemli laflar, Nihal’e gitmemesi için baskı yapmazken, gidememesi için, var olan tüm cesaretini, onurunu, kendine olan güvenini kaybetmesi, beceriksiz hissetmesi, için attığı uzunca tiradlar… Öğretmen Levent’ten kıskandığı, yazılı bir mektup olduğuna inanıp onu aramak için ve komite toplantısından nazikçe kovuluşuyla kaybettiği iktidarı, yeniden ele geçirmek için, bağış kayıtlarını didik didik etmesi, ince düşünülmüş hoş sahnelerdi.

Karşılıklı konuşma sahneleri, biraz daha az tutulsa, film daha iyi olabilirdi…

Sinefesto

Sinefesto

Admin at Sinefesto
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.
Sinefesto

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up