Bizimle İletişime Geçin

Liste

Kant’ın Etiğini Konu Edinen En İyi 10 Film

Ahlak ve doğruyu yapmak üzerine…

Yayınlandı

tarihinde

Immanuel Kant’ın etiği, deontolojik etik (bir mesleği uygularken uyulması gereken ahlaki değer ve etik kuralları inceleyen bilim dalı) olarak da adlandırılır. 18. Yüzyılın ortalarından sonuna kadar Jeremy Bentham’ın faydacı yaklaşımına; yani ‘olabildiğince çok sayıdaki insanın olabildiğince çok mutlu olması’ etiğine meydan okumak adına ortaya çıkmıştır. Kant’ın felsefesini ele alırken belirli prensiplerini göz ardı etmek hata olur. Bunlardan biri Kant’ın iyi davranış üzerine olan ahlak anlayışı. Kant’a göre iyi niyetliyse bir davranış buna bağlı olarak iyidir. Kant iyi niyetli olan bu davranışın sonuçlarını önemsemez, onun için niyet elzemdir sadece. Dahası, Kant bir davranış evrenselleşebiliyorsa ve sürekli tekrarlanıyorsa onun makul olduğunu savunur. Sonuç olarak Kant ahlaki olarak kabul gören davranışlara bağlılığın her bireyin sorumluluğu olduğunun altını çizer. Modern sinemada Kant’ın sorduğu soruları ve etiğini inceleyen çok film mevcuttur, sizin için bunlardan en iyi 10’unu seçtik.

joker

Kara Şövalye (The Dark Knight 2008, Christopher Nolan)

Kara Şövalye filminde Kant’ın en ilgi çekici ikilemlerinden biriyle karşılaşıyoruz. Filmde Batman zor bir kararla karşı karşıya kalıyor, ya hayatının aşkı Rachel Dawes’ı kurtarmalı ya da Gotham’ın kurtarıcısı olma potansiyeli olan Harvey Dent’i. Batman Dent’i kurtarmayı tercih eder (aslında amacı Rachel’dir ya neyse) fakat sonrasında gelişen olaylar Dent’i öç almaya yeminli “Two-Face” (İki Yüzlü) adlı kötü bir adama dönüştürür. Batman burada tam da Kant’ın ahlakına uygun olarak davranmıştır. Batman’ın Dent’i kurtarması ona olan ihtiyacın sona ermesi anlamına geldiği gibi, bu bozulmuş şehirde reformun başlayacağı da demektir. Batman’ın tercihi Kant’a göre ahlaki olsa da, paradoksal olarak Bruce Wayne taklitlerine izin vermemenin peşindedir. Dolayısıyla Batman’ın tercihi Kant etiğinin doğasını karmaşık hale getirecektir ve onu sorgulamamızı sağlar. Batman’ın amacı sembolik olarak değişim isteyen insanların sistemi değiştirmesine ilham olması gerekirken, bu daha çok kaos yaratacaktır.

Joker burada Kant’ın etiğinin anti-tezi olarak karşımıza çıkar, onun amacı ise şehirde safi kaos yaratmaktadır. Joker, Dent ve Dawes’i kaçırırken Batman’ı mesajını ve sembolünü sorgulamaya zorlar, Wayne’ın temsil ettiği Batman ve sıradan bir insan olmak arasında tercih yapmasını ister. Joker burada amacı etik anlayışını tamamıyla sorgulamak ve bir parça nihilizm sunmaktır. Dahası Gotham sakinlerini mahkûmların olduğu gemiyi havaya uçurup uçurmama konusunda arada bırakmak Kant’ın etiğine karşı bir meydan okuma olarak karşımıza çıkar. Burada Kant’ın “categorical imperative” yani kesin buyruk ilkesi irdeleniyor, mesela, herkesin mahkûmlarla dolu bir gemiyi havaya uçurma konusunda hemfikir olduğu bir dünyada yaşamak ister misiniz? Burada aynı zamanda yararcılık da sorgulanıyor; yani daha çok kişiye yararı dokunacak bir olgunun kanlı sonucuna değer mi?

Sonunda Batman’ın Joker’i yenilgiye uğratmak için kullandığı yol yine Kant’ın etiğinin ikilemini gösterir. Batman geliştirilmiş yıkıcı bir gözetim yazılımı kullanır ve bu Lucius Fox’un Wayne’ye bir ültimatom vermesine sebep olur. Fox, Batman’ın bu yazılımı kullanması durumunda onu sonunda yok etmesi gerektiğinin uyarısını yapar. Kant’ın vazife nosyonu burada bir testten geçer esasen. Batman’ın Joker’i mağlup etme sorumluluğu vardır; fakat bu aynı zamanda bu görevin sınırları ne olmalıdır sorusunu da getirir. Diğer bir deyişle, bir insan kötülüğü yenmenin tek yolunun özeline bir saldırıyı kabullenmeden geçtiği dünyada yaşamayı nasıl göze alır? İşte bu soru bizim dünyamız için neredeyse hiç farazi değildir.

groundhog day

Bugün Aslında Dündü (Groundhog Day 1993, Harold Ramis)

Bugün Aslında Dündü, orijinal adıyla “Groundhog Day”, filminde Kant’ın etiğinin iki boyutu sunulur. Birçok film sever filmin hikâyesini bilir. Bencil bir hava durumu sunucusu olan Phil Connors Punxsutawney kasabasında her günün tekrar ettiği “groundhog” gününü yaşamaya başlar. Connors’un bu kendini tekrar eden günlerine ilk tepkisi hedonizmdir. Hırsızlık yapar, çokça içer, deli gibi araba sürer, kasabanın kadınlarını baştan çıkarır hatta iş arkadaşı Rita (Andie MacDowell) hakkında her gün birşeyler öğrenerek onu manipüle etmeye çalışır. Sonunda Connors böyle devam edemeyeceğini anlar, yaptıklarının ne kadar boş olduğunu düşünmeye başlar ve birkaç kez intihara teşebbüs eder. Connors’ın kararı tam da Kant’ın etiğine uygun düşer. Connors sonuç olarak kasabadaki herkesin hayatını kolaylaştırmaya karar verir, bu Kant’ın kategorik zorunluluk ilkesine bir göndermedir. Bu ilkede kişi kendi çıkarlarını gözetmeden insanların hayatına yarar sağlayamaya çalışır ve ona göre hareket eder. Connors yeni perspektifi ile sürekli tekrarlanan döngüden kurtulmayı başarır.

the insider

Köstebek (The Insider 1999, Michael Mann)

Bu filmde Kant’ın etiğinin kurumsal dünyadaki yansımalarını görüyoruz. Film, bir tütün şirketinin köstebeği olan Jeffrey Wigand’ın hikâyesini anlatıyor. Wigand filmin 60 dakikasında Brown & Williamson adlı tütün firmasının insanlarda bağımlılık yapsın diye sigaralarındaki nikotini arttırması hakkında bilgi verir. Wigand’ın bu hareketi birçok davanın açılmasına sebebiyet verirken Kant’ın etiğine dair de birçok soru gün yüzüne çıkar. Kant’a göre kişisinin görevi genelin iyiliğini düşünmektir. Filmde Wigand bir ikilem sorunsalı yaşar, insanları bir tehlikeye karşı uyarması mı daha önemli yoksa işverenine kimseyle bilgi paylaşımında bulunmayacağına dair verdiği resmi sözleşmeye göre hareket etmesi mi?

Wigand’ın motiflerini Kant’ın etiğine rahatlıkla uygulayabiliriz. Bir yandan Wigand’ın sağlığa yönelik endişelerinden dolayı toplumu şirketinin ürünlerine karşı uyarması söz konusudur, diğer yandan ise Wigand’ın şirketinden atıldıktan sonra bu gerçekleri ortaya çıkarması durumu vardır. Yani Wigand eğer Brown & Williamson şirketinde çalışıyor olsaydı sözleşmesine bağlı kalıp sesini çıkarmayacak mıydı? Burada Kant’ın kategorik zorunluluk ilkesine göre Wigand doğrunun tarafında olmayı seçmiştir; fakat biraz evvelki soruda belirtildiği gibi Kant acaba Wigand’ın ahlaki açıdan amacının ne olduğu bilinmeyen meydan okumasını hangi tarafa koyacaktı?

Dead Man Walking

Ölüm Yolunda (Dead Man Walking 1995, Tim Robbins)

İdam konusu bu filmin merkezinde yer alıyor; fakat çok farklı bir açıdan yaklaşılıyor. Susan Sarandon yani Sister Helen Prejean filmde Matthew Poncelet (Sean Penn) adlı idam mahkûmuna idamına kadar danışmanlık yapmayı kabul etmiş bir rahibedir. Rahibe Prejean Kant’ın görev ve amaç ilkelerine çok iyi bir örnektir. Rahibe Helen Poncelet’ı kurbanların ailelerini teselli etmek için uğraşır. Hiçbir kişisel çıkarı olmadan, özgürce, iki tarafın öfkesini anlayarak kayıp bir ruhu ve yaslı aileleri teselli eder.

Kant’ın idam cezası konusunda fikrine değinecek olursak, Kant idamın sırf caydırıcılığı kolaylaştırsın diye bireyin kişisel hakkını ihlal ettiğine ve onu tam bir insan olarak ele almadığına inanır.

Suçlar Ve Kabahatler

Suçlar ve Kabahatlar (Crimes and Misdemeanors 1989, Woody Allen)

Woody Allen’ın hayranları filmlerinde her zaman felsefi bir tarafının olduğunu bilirler. 1978’deki Annie Hall’ın izinde giden İç Dünyalar sonrasında Allen karanlık konuları daha sık ele almaya başlar. Ve tabii ki cinayetten daha karanlık ne olabilir ki? Filmde Judah (Martin Landau) başarılı bir göz doktorudur. Fakat Judah metresi (Anjelica Huston) yüzünden işini ve ailesini kaybetme tehlikesi ile karşı karşıya kalır. Bu tehlikeye karşı Judah metresini öldürmesi için bir tetikçi tutar ve suçu hiç karşılaşmadığı sabıkalı bir adamın üstüne yıkar. Judah metresinden kurtulmuştur fakat ızdırap çekmektedir, bu Kant’ın kategorik zorunluluk ilkesine ters düşmektedir ve tepkisi evrenselleştirilemez. Seyirci Judah’ın tepkileri üzerine “erdemsizliğin bedeli bir şekilde ödeniyor” diyebilir fakat son sahnede Judah ve Allen’ın canlandırdığı karakter arasındaki diyalog bunu sorgulamamıza sebep oluyor. Allen’ın canladırdığı Cliff karakteri Judah’ın rasyonelleştirdiği sonu alt üst eder.

Cliff Stern: “ Benim yapacağım şudur, kendi içine dönmesini sağlarım. Senin hikâyen trajik boyutları var sayıyor çünkü Tanrı’nın yokluğunda kişi sorumluluğu kendinden bilmelidir. Ve bu trajediyi getirir bize.

Judah Rosenthal: “Fakat bu tamamen kurgudur, filmdir! Çok film seyrediyorsun, ben gerçeğin ta kendisinden bahsediyorum. Yani mutlu son istiyorsan Hollywood filmi seyretmelisin.”

Film burada bir tür öz-bilinç olduğunu varsayıyor ve Allen bu anlayışın evrensel olduğu inancını alt üst ediyor.

a-clockwork-orange-otomatik-portakal

Otomatik Portakal (A Clockwork Orange 1971, Stanley Kubrick)

Bir Kubrick başyapıtı olan filmde Alex Delarge (Malcolm McDowell) devlet tarafından “tedavi edilen” öncesinde ise etrafa korku salan bir çetenin lideridir. Filmde Alex karakteri üzerinden Kant’ın ahlaklı olmayı özgürce seçmekle ilintili etiksel ikilemi üzerine durulur. Kant’a göre bir bireyin iyi ve ahlaklı olarak kabul görmesi için davranışlarını özgür iradeyle isteyerek ayarlıyor olmalıdır.

Alex’in beyni devletin üzerinde kullandığı iyileştirme programı sonucu iyice yıkanmıştır ve önceki kötülük dolu hayatından tiksinmeye başlamıştır. Fakat sonrasında bu iyileştirme programının hatalı olduğuna karar verilir ve Alex kısa sürede eski kötü adam rolüne geri döner bu kötülüğün onun doğasında olduğunun bir göstergesidir aslında.

Bir devletin mekanizması her zaman evrenselleştirilemez çünkü bu düzmece bir “iyi” yaratır. Bu aynı zamanda seçim hakkını bireyin elinden almış olma sonucunu üretir. Bu mekanizmadan ötürü bireyin iyi davranışları onun asıl amacını göstermez sadece baskıyla empoze edilen kodlara göre hareket ettiği sonucuna ulaşmış oluruz. Filmde Alex’in iyileştirme programından geçmemiş olsaydı yine önceki ahlaki normlara uymayan davranışlarına devam edeceği mesajı verilmektedir. Kubrick’in filmi sadece Kant’la ilintili sorulara cevap aramıyor aynı zamanda hür irade sorunsalını da irdelememizi sağlıyor. Tıpkı sonunda Alex’in alaycı ve soğuk bir ses tonuyla ifade ettiği gibi, “İyileşmiştim değil mi?”

Gözü Tamamen Kapalı (Eyes Wide Shut 1999, Stanley Kubrick)

Kubrick’in bu en az değer gören filmi aslında en tuhaf ve felsefi açıdan en derin filmidir. Film doktor olan ve karısının (Nicole Kidman) gizli cinsel arzularını ve muhtemel sadakatsızlığını keşfeden Bill (Tom Cruise) hakkındadır. Bill bu keşifle birlikte kendi bastırılmış duygularını aramaya koyulur.

Filmde Bill karısının aslında ona karşı sadakatsiz olmadığını fakat bunda esas sebebinin aldatmak için fırsat yakalayamamış olmasından ötürü olduğunu öğrenir. Burada karakterimiz evlilik kurumunu ve kendindeki sadakat duygusu sorgular. Bill işinden dolayı çok kadının karşısında savunmasız kalmış olsa da hiçbir zaman onlar tarafından baştan çıkarılmamıştır, bir doktor olarak hep işini yapmıştır. Burada Bill hastaları tedavi etmeyi ve iyileştirmeyi kendi arzularının üzerinde tutmuştur. Bu tamamen Kant vari bir düşünce yapısıdır.

Bill ve Alice davranışlarının altındaki gizli amaçları irdelerler. Filmin sonunda Bill gizemli bir topluluk keşfeder, bunlar ahlaki olarak bozuk bir kitle gibi gözükse de cinsel ilişkiye izin yoktur. Bunlarla birlikte Bill evliliğin ve aşkın arzuların üstesinden gelmede aslında çok da etkili olmadıklarını anlar ve sadakatin ardındaki mantığı sorgular. Film çok enteresan, ortaya çıkarmadığımız arzularımızı irdelerken onları harekete geçirdiğimizde ne gibi sonuçlarla karşılaşabileceğimizi sunar. Bill’in etrafındaki dünyaya gözleri kapalı kalmamalıdır, çünkü hayatı bir çok yanlış anlamlandırmış algılar üzerine kurulmuş olabilir.

Casuslar Köprüsü

Casuslar Köprüsü (Bridge of Spies 2015, Steven Spielberg)

Filmin başrol oyuncusu Tom Hanks Kant’ın görev ya da vazife ilkesine karşı meydan okumaktadır. Bu perspektif yönetmenliğini Steven Spielberg’in yaptığı ve bir soğuk savaş gerilimi olan filmle karşımıza çıkar. Film James Donovan (Tom Hanks) tarafından korunan Sovyet ajanı Rudolf Abel’ın (Mark Rylance) gerçek hikâyesini anlatır. Filmde Kant’ın vazife ilkesine bağlı olarak Donovan Abel’ın kanunlara uygun adaletli bir yargılamadan geçmesi için uğraşmaktadır

Kant’a göre bu ahlaki olarak doğru bir davranıştır fakat zamanın atmosferini (soğuk savaş) ele aldığımızda Donovan ciddi tehlikelerle yüz yüze gelecektir. Çevresindekiler onu vatana ihanetle suçlayacaktır. Burada Kant’a göre ahlaki olan bazı davranışların aslında uygulamaya konulduğunda hiçte kolay bir yol seçimi olmadığı kanıtlanmaktır. Donovan’ın Kant bağlamında davranışını evrenselleştirirsek herkesin adaletle yargılandığı bir dünya yaratmış oluruz. Maalesef yarattığımız bu dünya günümüz olaylarını dikkate aldığımızda hala insanlığın bir parçası haline gelememiş.

Büyük Baba

Büyük Baba (World’s Greatest Dad 2009, Bobcat Goldthwait)

Kara mizah tarzında olan filmde karşımızda lisede İngilizce öğretmenliği yapan başarısız yazar Robin Williams var. Şımarık ergen oğlunun erotik bir deneyim sonucu boğulup ölmesinin onun ölümüne utanç getirmemesi adına baba intihar ettiği imajını çizer. Bunun üzerine başarısız yazar baba rolündeki Williams eserlerini oğlunun adını kullanarak yayınlamaya başlar. Enteresan bir şekilde eserleri ve dolayısıyla kendi tanınmaya başlar. Bu kişinin amacı ve şartların her zaman uyuşmadığına bir kanıt olarak sunulabilir.

Kant’a göre ahlaki şartlar dışında gerçekleşen bir ölüme intihar süsü vermek doğru bir davranış olabilir, (gerçi belki de baba kendi şerefini kurtarmak için böyle bir girişimde bulundu). Sonuç olarak filmde Kant’ın felsefesi bağlamında odak noktamız asıl amaç ve sonuç arasındaki muğlaklık. Filmin sonunda Williams gerçeği açığa çıkarır ver bir tür katarsis seyirciye sunulur.

The Green Mile

Yeşil Yol (The Green Mile 1999, Frank Darabont)

Film Stephen King’in aynı adlı romanından esinlenilmiştir. Filmde Kant’ın görev ilkesine dair sorgulamalar vardır. Hikâyenin başkahramanı idama doğru giden ve şifa sunan özel güçleri olan bir siyahidir. Gardiyanların bunu keşfetmesi üzerine bir ikilem yaşanır, vazifelerini yerine getirmelilerdir; yani ahlaki olan doğruyu uygulamalılardır. Fakat diğer yandan bu özel insana kıymak istemezler. Gerçi burada görmezden gelinmemesi gereken kısım aslında masum olan bir siyahinin idam cezasına çarptırılmasıdır. Nitekim konumuz Kant olduğu için burada bu bağlamda yapılacak en önemli yorum aslında Kant’ın iddia ettiği gibi ahlaki görünen vazifeyi yerine getirmenin gerçekte o kadar kolay olmadığıdır.

____

Kaynak: Taste of Cinema

Çeviri: Elif Şimşek

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

Metafor Dolu 10 Film

Anlam karmaşası içerisinde beyaz perde.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sinema duyguların dışa vurumlarından oluşan; insanı insana, insanla anlatan sanat dallarından biridir. Hal böyleyken bazı yapımlar yansıtmak istediği duygu ve düşünceleri seyircinin kucağına bırakıp kaçarken, kimi filmler metafor aracılığıyla temellendirmelerini yapar. İşte etkisinden çıkmayacağınız ‘Metafor Dolu 10 Film‘ sizlerle. İyi seyirler.

İz Sürücü (1979) Stalker IMDb 8,2

Uzak bir gelecekte, bambaşka bir yaşam düzeni içerisinde, ismi olmayan bir ülkede, dünyaya düşen dev göktaşı yaşamı yerle bir ederken Zone adında esrarengiz, yeni bir bölge oluşmuştur.

Bu bölgeden içeriye girebilen insanların tutkularının gerçekleşeceğine dair söylentiler vardır. Askerler tarafından korunan Zone bölgesine sadece gerekli olgunluğa erişmiş cesur Stalker’lar girebilmekte, bölgeye giren insanlara eşlik etmektedirler. Kahramanımız Stalker, ailesinin tüm itirazlarına rağmen bölgeye girmek isteyen bir bilim adamına ve bir yazara eşlik etmeye karar verir.

Stalker, dev bir göktaşının yaşamı alt üst etmesinin akabinde oluşan esrarengiz Zone bölgesi ve buraya girmek isteyen bir bilim insanı ile yazara eşlik eden bir Stalker’ın hikâyesini anlatıyor.

İhtiyarlara Yer Yok (2007) No Country for Old Men IMDb 8,1

Llewelyn Moss, bir olay yerinde bulduğu çantayı alır ve başını hiç ummadığı bir belaya sokar. Artık peşinde bir kiralık katil vardır. Moss bir Vietnam gazisidir ve bir şekilde uyuşturucu olaylarının ortasında soruna dönüşen bir meseleye karışır. Peşindeki katil Anton Chigurh planı konusunda kararlıdır çünkü işini yarım bıramak niyetinde değildir. İşin için çok sayıda masum insanın ve suçluların da karışacağı soluk soluğa bir takip başlayacaktır.

Bugün Aslında Dündü (1993) Groundhog Day IMDb 8,0

Hava durumu spikeri olan Phil Connors Pennsylvania’daki bir kasabaya geleneksel Groundhog Day şenliklerini görüntülemek için gönderilir. Kendini beğenen ve kibirli biri olan Phil, kasabadaki bu basit ve sıradan insanlarla bir arada olmaktan hiç hoşlanmaz. Berbat bir gün geçirir ve kar fırtınasından dolayı yollar kapandığı için orada sabahlamak zorunda kalır. Tek istediği bu ortamdan bir an önce kurtulmaktır ama sabah uyandığında anlamakta zorlanacağı bir şeyle karşılaşır. Zaman döngüsüne yakalanmış ve o nefret ettiği günü her gün yeniden yaşamak zorundadır. Tek çaresi gününü güzel geçirmeyi sağlayacak şeyler bulmak olan Phil her gün aynı şeyleri yaşıyor olmanın da avantajını kullanmaya başlar. Bill Muray’ın kendisine hayran bırakacağı Harold Ramis imzalı bu film eğlenceli bir klasik.  

Persona (1966) IMDb 8,1

Persona, Bergman filmografisinin en şaşırtıcı ve en aykırı parçası. Yönetmenin ustalığının ve modern sinemayı etkilemekle kalmayıp onu nasıl büyük ölçüde kendinden çıkardığının en güzel kanıtlarından biri. Sinamotografisinin ustalığını bir yana bırakırsak, buradaki sinema dilinin günümüzdekinden geri kalan yanı yok. Sinematografi de işin içine girdiğinde Bergman fersah fersah öteye gidiyor. Kuralları kim koydu diye merak ediyorsanız işte size Bergman, sinemanın gerçek babası. Örneğin Lynch Mulholland Çıkmaz’ını yazarken bu filmi en az on kez izlemiş olmalıdır.

Solaris (1972) Solyaris IMDb 8,1

Ağır işleyen filmlerindeki muhteşem görsellikle sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Rus yönetmen Andrey Tarkovskiy’nin yönetmenliğini yaptığı sinema filmi “Solyaris”, Tarkovsky’nin en önemli yapımları arasında yer alır. İnsanlığın sadece utanç duygusuyla kurtulabileceğine inanan yönetmen, Solaris gezegeni bölgesine kurulu olan bir uzay istasyonunda iki bilim adamının yaşadığı insanlık deneyimini aktarıyor.

Doktor Kris Kelvin, gönderilen bilim insanlarının geri dönmediği Solaris gezegenine gider. Burada olup bitenleri anlamaya çalışan Doktor, kısa bir süre sonra gezegenin sırrını anlayacak ve büyük bir vicdan muhasebesi yaşayacaktır.

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar (2003) Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom IMDb 8,0 

Mevsimler ve doğanın o kusursuz çağrısı, yarattığı teslimiyet arzusu belki de başka hiçbir şeyde benzeri olmayan. Yüzen bir ev ki doğaya dair ne varsa muhteşem olan onu çevrelerken o göl ortasında yüzmekte. Yaşlıca bir rahip ve kendisine refakat eden diğer genç-çocuk rahip adayı.Yaşlı rahip, ona her şeyi bilgelikle ama bir o kadar da doğal bir akış içinde öğretir. Bu şekilde geçip giden mevsimler ile büyüyen çocuğun geçirdiği evrim, son derece doğal bir ahenk içinde ilerlerken sıra artık büyümüş olan çocuğun öğrendiklerini gerçek hayata nasıl yansıtacağını görmeye gelir. Ufak yaştan beri öğretilen erdemlere rağmen asıl öğretimin hayatın kendisi tarafından yapıldığının farkında olan bilge rahip için ise bekleme ve görme zamanıdır. Gerçek bir görsel şölen olarak beyazperdeye yansıyan ve gösterildiği bütün festivallerde büyük beğeni ile karşılanan bir film.

Hiç Bitmeyen Öykü (1984) Die unendliche Geschichte IMDb 7,4  

Zorbalığa uğrayan Bastian, okulunun tavan arasına kapanır ve ejderhalar, yarış salyangozları gibi sihirli yaratıkların ülkesi Fantasia hakkında bir kitap okumaya başlar.

Kaynak (2006) The Fountain IMDb 7,2

Ölümsüzlüğün ağacı: Hayat Ağacı.

The Fountain, bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için giriştiği ebedi savaşımı anlatan bir yolculuk. Destansı yolculuk, 16. Yüzyıl İspanya’sında bir fatih olan Tomas’ın (Hugh Jackman), ölümsüzlük bahşettiğine inanılan efsanevi bir varlık olan Gençlik Çeşmesi’ni aramaya çıkmasıyla başlar. Hikaye, modern bir bilim adamı olan Tommy Creo, sevgili karısı Isabel’ı yavaş yavaş öldüren kanseri tedavi edebilmek uğruna ümitsiz çırpınışlarını anlatarak devam ediyor. 26. Yüzyılda derin uzayda yolculuk eden astronot Tom, kendisini bin yıldır yiyip bitiren gizemleri kavramaya başlar. Bu bin yıla yayılan üç hikayede, tüm zamanların Thomas’ı olan savaşçı, bilimadamı ve kaşif; hayat, aşk, ölüm ve yeniden doğuş kavramlarıyla yüzleşir. Bu üç adamın hikayesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.

Eraserhead (1977) IMDb 7,4

Sinema tarihinin en orjinal filmlerinden birisi olan film, David Lynch’in ilk uzun metraj filmidir. Dev makinelerin çalıştığı dumanlarla kaplı bir evrende geçen filmde Jack Nance’in canlandırdığı Henry Spencer’ın özürlü kız arkadaşı olan Mary X’den (Charlotte Stewart) mutant bir çocuğu olur. Bu öykü etrafında ilerleyen film, 30 dakika boyunca Spencer’ın kabusuna bizi davet eder. Filmde Henry Spencer evi terk eden kız arkadaşının öfkesini bebeğini öldürerek dindirir. Bir sürü rahatsız edici imge, izleyicinin algısını allak bullak eden bir ses bandı ve siyah-beyaz görüntüleriyle, ‘Eraserhead’ bir deneysel sinema başyapıtıdır. Filmde fantastik görüntüler çoğunluktadır.

Kutsal Motorlar (2012) Holy Motors IMDb 7,1

Cesar o gün her sabah yaptığı gibi işe gitmek için elinde çantası, yaşadığı görkemli malikaneden çıkar, beyaz limuzinine doğru yürür. Çevresindeki korumalar ona eşlik ederken, şoförü Celine kendisine kapıyı açar ve yol boyunca o gün tamamlamaları gerekan randevularından konuşurlar. Cesar eline yaşlı bir kadın peruğu alıp onu düzeltmeye başlayıncaya dek her şey normal gibi görünmektedir. Peki gerçekten her şey bu kadar normal midir.

Prometheus (2012) IMDb 7,0

Tekrar bilim-kurgu türüne dönüş yapan kült yönetmen Ridley Scott’ın önderliğinde Alien’ın köklerine yapılan bu yolculuk, hayatın başlangıcına dair araştırma yürüten bir ekibin evrenin en karanlık noktasında yaşadıkları maceralara odaklanıyor. Ekibin insanoğlunun geleceğini korumak adına girdiği bu savaş, her şeyin sonu olabilir.

Ters Yüz (2015) Inside Out IMDb 8,1  

Ters Yüz, küçük bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Küçük Riley için hayat, babasının San Francisco’da yeni bir işe başlamasıyla baştan aşağıya değişir. Orta-Batı’daki yaşamını geride bırakan Riley’ı şimdi yeni bir ev, okul ve arkadaşlar beklemektedir. Peki içindeki duyguları o ne söyler? Neşe, Korku, Öfke, Nefret ve Üzüntü. Riley’in zihninin içinde yaşayan, ona günlük hayatında tavsiyeler veren duyguları bu yeni hayata alışırken ufak bir kaosa neden olacaktır. Neşe, Riley’nin en önemli duygusudur ve onu hep pozitif tutmaya çalışır ama diğer duygular bu yeni hayatına uyum sağlama konusunda biraz şaşkındır.

Okumaya Devam Et

Liste

Gözden Kaçan 10 Güzel Fransız Filmi

Fransız kalmayın!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Tatlı Günler (1967) Les demoiselles de Rochefort IMDb 7,7

Hollywood’un Altın Çağ’ından bir müzikal uyarlaması olan Tatlı Günler, ikiz kız kardeşlerin hikayesini anlatıyor. Anneleriyle birlikte yaşayan kardeşlerin biri piyano, diğeriyse dans öğretmenidir. Rengarenk sahneleriyle komediyi bütünleştiren kasabaya gelen iki yabancı, askerliğini yapmak üzere gelen genç sanatçı Maxence ve sevgilisiyle buluşmak isteyen Parisli işadamı Simon, kardeşlerin hayatını baştan aşağı değiştirecektir.

Paris Eğleniyor (1955) French Cancan IMDb 7,4

Yetenek avcısı ve şov yapımcısı Danglard, bir yandan tüm engellere ve kıskançlıklara rağmen ilerlemeye devam ederken bir yandan da çamaşırhanede çalışan ve Nini’ye bir kariyer hazırlama çabasındadır. Danglard’ın Moulin Rouge adlı yeni dans salonu Fransız Cancan’ın tapınağı olmak üzeredir.

Unutulmazlar (1962) Le doulos IMDb 7,8

 Maurice hapisten yeni çıkmış bir hırsızdır. Bir gün çalıntı mal satan Gilbert’i öldürür ve başka bir soygunun ganimetine konar. Bir sonraki soygunu için gerekli ekipmanı kendisine arkadaşı Silien tedarik eder.

Yumuşak Ten (1964) La peau douce IMDb 7,5

Pierre Lachenay, başarılı bir edebiyatçı ve yayıncıdır. Lizbon’a bir konferans için giderken Nicole isminde bir hostesle tanışır. Evli ve bir çocuk babası olmasına rağmen Nicole’a karşı duygularını engelleyemeyen Pierre, tüm varlığını kasıp kavuran bir aşkın içine düşer.

Son derece dengesiz bir yapısı olan karısı Franca’dan durumu saklamaya çalışsa da duyguları, artık Nicole’dan ayrı yaşamaya dayanamayacak boyuttadır. Karısından ayrılmaya karar verir ama bu ayrılık herkes için son derece trajik bir sonla noktalanacaktır.

François Truffaut’ya Cannes’da Altın Palmiye adaylığı getiren bu etkileyici dram, son derece sağlam karakter analizleri ve durum tahlilleri ile bunları çarpıcı bir dille sunan oyunculuklarla bezeli. Truffaut’nun en etkileyici filmlerinden biri olduğunu ekleyelim.

Une femme est une femme (1961) IMDb 7,5

Film, günün birinde bir bebek sahibi olmaktan başka bir şey istemeyen bir striptizci olan güzel Angela’nın öyküsünü anlatır. Birlikte yaşadığı sevgilisi Emile buna yanaşmaz ve ertelemeye çalışır. Angela’nın sürekli ısrarları karşısında onu biraz da baştan savmak için şaka yaparak onun en iyi arkadaşı Alfred ile bir gece geçirmesini önerir. Bu arada Alfred de Angela’ya ilan-ı aşk eder. Sonunda Angela, Emile’in önerisine uyar; şaka gerçek olur ve yanlış anlamalar, kıskançlıklar ve tartışmalar başlar. Ama sonunda Angela istediğine kavuşur.

Jean de Florette (1986) IMDb 8,0

Uzun bir aradan sonra doğduğu köye dönen Ugolin’in en büyük hayali karanfil yetiştirmektir. Bu işte yüksek bir kâr olabileceğini gören amcası Le Papet yeğenine karanfil ekmesi için bir tarla aramaya başlar ve komşusu Jean Cadoret’nin çiftliğinde karar kılar.

Un homme qui dort (1974) IMDb 8,1

Modern yaşamın ağırlığını kaldıramayan, tutunamayan bireyler üzerine bir film. Artık hiçbir şey hissetmeyen isimsiz baş karakterin hikayesi, diyalog olmayan, sadece bir dış sesin konuştuğu film boyunca anlatılıyor.

Paralel Yaşamlar (1955) La Pointe-Courte IMDb 7,1

Dört yıllık evlilikleri boyunca birbirlerinden uzaklaşan bir adam ile bir kadın, kocanın doğum yeri olan La Pointe-Courte adlı küçük balıkçı köyünü ziyaret ederler. Köyde bulundukları süre boyunca iş, eğlence, evlilik, doğum ve ölümün basit izleği çevrelerinde sürüp gidiyor. Bu durum yavaş yavaş çiftin hayata bakışını değiştiriyor ve yeniden bir araya geliyorlar. Film, Fransız Yeni Dalgası’nın ilk örneği olarak kabul ediliyor. Agnès Varda’nın geniş bir toplumsal-siyasal konular yelpazesini içeren bu ilk sinemasal çabası, aslında paralel olarak gelişen iki film. Paralel Yaşamlar, nesnelerin görünürdeki dünyası ile duygu ve düşüncelerin iç dünyası arasındaki ikili ilişkiye duyduğu ilgiyle, 60’lı yılların yeni Fransız sinemacılarını çok meşgul edecek bir temayı ele alıyor.

Zazie dans le métro (1960) IMDb 7,0

Küçük kız çocuğu Zazi, taşradan Paris’e Amcası Gabriel’in evinde kalmaya gelir. Zazi’nin hayallerini Paris metrosunda gezmek süslemektedir. Bu amaçla Gabriel’in evinden kaçar.

Genç ve Güzel (1972) Une belle fille comme moi IMDb 6,5

Stanislas Previne suçlu kadınlar üzerine tez yazan genç bir sosyologtur. Hapishanede yapacağı bir görüşme kapsamında Camille Bliss ile tanışır. Camille, sevgilisi Arthur’u ve kocası Clovis’i öldürmekle suçlanmaktadır. Böylece Stanislas’a hayatını ve aşk ilişkilerini anlatmaya başlar.

Taste Of Cinema

Okumaya Devam Et

Liste

Psikolojiyi Geren 10 Film

Dikkat bu filmler psikolojiyi gerer.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Ölüm Korkusu (1958) Vertigo IMDb 8,3

Vertigo, Hitchcock’un teknik ve işlediği konu itibariyle sinema tarihinin en önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilir. Bir suçluyu kovalarken çatıdan düşen ortağını kurtaramayan dedektif Scottie Ferguson’da, bu olayın ardından yükseklik korkusu başgösterir. “Vertigo” hastalığına dönüşen bu korku nedeniyle mesleğini bırakıp emekli olan dedektir, eski bir arkadaşı tarafından, ruhsal sağlığından şüphe ettiği karısı Madeleine’ni izlemesi için kiralanır. Scottie de kadını daha yakından izledikçe bir şeylerin yolunda gitmediğini fark eder; dahası kadının intihara meyilli olduğunu görür. Artık işleri yoluna koymak için uzaktan takip etmek yetersiz kalacak, Scottie’yi kendi korkularıyla da yüzleşeceği bir mücadelenin içerisine sürükleyecektir.

Rosemary’nin Bebeği (1968) Rosemary’s Baby IMDb 8,0

Tanınmış bir aktör olmak için çabalayan Guy ve güzeller güzeli karısı Rosemary, New York’taki yeni hayatlarına başlamak için eski bir binada mütevazi bir daire kiralarlar. Genç çiftin bu yabancı yere alışmalarındaki en büyük yardımcısı üst katlarında oturan yaşlı Castavet çifti olur. Castavet çiftinin ‘fazlaca’ misafirperver olan tavırları güzel Rosemary’i şüphelere sürüklerken kocası Guy olan bitenin farkında değildir. Günden güne tedirginleşen ve şüpheleri kocası tarafından önemsenmeyen Rosemary gördüğü tuhaf ve korkutucu bir rüyayla derinden sarsılır. Rüyasında şeytani bir varlık tarafından tecavüze uğradığını gören kadın gerçek hayatında da hamile kaldığında komşuların gizemi giderek artacaktır.

The Wicker Man (1973) IMDb 7,5

Neil Howie isimli bir dedektif polis İskoçya’daki Summerisle Adası’nda meydana gelen gizemli bir davayı çözmek için bölgeye gider. Bir genç kız esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmuştur ve Howie onu bulması için görevlendirilmiştir. Adaya vardığında bir sürprizle karşılaşan dedektif yerli halktan aslında öyle bir kızın asla var olmadığını işitir. Koyu bir Pagan inancına sahip olan yerli halk genç kızın varlığını kabul etmedikçe Neil Howie burada paganizme dair öğrendiği şeylerle birlikte olayların göründüğü gibi olmadığına kanaat getirecek, genç kıza ne olduğunu öğrenebilmek için ada halkına karşı zorlu bir mücadeleye girişecektir.

Gözü Tamamen Kapalı (1999) Eyes Wide Shut IMDb 7,4

Bill Harford ve karısı Alice Harford’ın dış dünyaya mutlu bir yansıyan bir evlilikleri vardır. İlişkilerinde her şey yolunda gibi görünmektedir. Bir gün katıldıkları bir davette Alice, başka erkeklerle sohbetlere dalar. Bunu fark eden Bill, hem sinirlenir hem de yaşanan bu duruma tuhaf bir tepki gösterir. Bill, yaşanan o geceden sonra kimliğini cinselliğe emanet edecektir. Oldukça tuhaf düşüncelerle örülü bir cinsellik dünyasına doğru savrulacaktır.

İnsan Avcısı (1986) Manhunter IMDb 7,2

Will Graham özel bir vazifelendirmeyle tekrar eski işine geri dönmek durumunda kalmıştır. Kendisi emekli olmuş bir gizli ajandır. Daha önce FBI için hizmetlerde bulunmuş, emekli olmuş, lakin şimdi amansız bir seri katili enselemek için tekrar iş başı yapmıştır. Will Graham, psikopat düşünce tarzını çözme konusundaki yeteneğine ek olarak, daha önce yakaladığı ünlü katil Dr. Hannibal Lecter’ın da yardımıyla Kızıl Ejder olarak bilinen korkunç caninin peşine düşer. Thomas Harris’in Kızıl Ejder adlı kitabından Michael Mann tarafından sinemaya uyarlanan yapım, Hannibal Lecter efsanesinin gençlik dönemini de kapsamaktadır. 1986 yapımı bir suç filmi olan Manhunter’da yönetmenlik koltuğunda Michael Mann oturmakta. Heyecanlı br polisiye.

Tiksinti (1965) Repulsion IMDb 7,7

Londra’da kız kardeşi ile yaşayan Carol’un (Catherine Deneuve) oldukça güzelliğinin ve sıradan yaşamının arkasında kimsenin bilmediği takıntılı tiksintileri saklıdır. Özellikle cinselliğe olan tiksintisi kız kardeşinin tatile çıktığı bir zamanda oldukça şiddetli ve şizofrenik bir görünüm kazanır.

Karanlık Sırlar (2003) Janghwa, Hongryeon IMDb 7,2

Psikolojik gerilim içerikli film uslubu ve oyunculuk performansı ile dikkat çekiyor. İki kız kardeşin anneleri tuhaf bir biçimde ölür ve bunu takiben de kardeşler hastalanırlar. İyileşene dek de hastanede kalırlar. Tedavileri tamamlandıktan sonra eve dönen kardeşler, babalarının yeni eşi olan Eun-joo isimli üvey anneleriyle anlaşamaz. Zaman zaman üvey annelerinin garip davranışları ve kardeşlerin hastalığının tekrarlaması evde huzursuzlık yaratır. Ayrıca babalarının olaylara tepkisiz kalışı ve labirenti andıran yapısıyla yaşadıkları ev, kızları tedirgin etmeye başlar. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de doğaüstü olayların meydana gelmesi, gerilimi arttıracaktır.

Suç Zamanı (2007) Los Cronocrímenes IMDb 7,2

Hector karısıyla birlikte yeni evlerine taşındığı gün inanılmaz bir olay yaşar. Elinde dürbünü çevreyi gözetlerken ormanda çıplak bir kadın görür, çaktırmadan yanına gider fakat bu esnada gizemli bir adam tarafından bıçaklanır.

Aynı adamdan kaçarken garip bir mekana ve mekanda yer alan bir aletin içine sığınır. Fakat bu kaçış onun zamanda geriye gitmesine neden olacaktır. Hector zamanda geriye gidince bir anda 2. Hector durumuna düşer. Eski hayatına devam etmek için orijinalini öldürmesi gerekmektedir. Bu arada Hector’ların sayısı artar.

Şeytan Çıkmazı (1987) Angel Heart IMDb 7,3

Louis Cypher adlı gizemli bir müşteri, özel dedektif Harry Angel’dan bir adamı bulmasını ister. Verilen ipuçlarını değerlendiren Angel, hedefine doğru ilerledikçe bir takım doğaüstü olaylarla karşılaşır. Dahası, aranan kişiye dair bilgi aldığı herkes vahşice katledilmektedir. Polisin suçu kendi üzerine atmasından korkan Angel, her şeye rağmen görevini yerine getirmeye çalışır… Ta ki…

Kill List (2011) IMDb 6,4

Elindeki işi yüzüne gözüne bulaştırdıktan sonra yeni görev üstlenen bir tetikçi üç cinayet için garanti vererek önceki başarısızlığına dair sağlam bir bedel ödeyecektir. Başlangıçta kolay bir iş gibi görünen olay çok geçmeden farklı bir biçimde çözülmeye başlar. Öyle ki katilin kalbi dipsiz karanlıklara doğru yola çıkacaktır. Bedel sözcüğü hiç ummadığı bir anlamda gerçek olacaktır. Hayatı yönetenin kişinin kendisinden ziyade çok daha yüksek bir güç ve enerji olduğu aşikardır. Ve elbette duruma teslimiyet kaçınılmazdır.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler