Bizimle İletişime Geçin

Manşet

Kaman Kardeşlerle Dün, Bugün ve Yarın Üzerine

Murat ve Emrah Kaman ile Kaçma Birader filmi ve sinema üzerine güzel bir söyleşi…

Yayınlandı

tarihinde

yazar_serkanbastimar_

Murat ve Emrah Kaman. İki güzel kardeş. Sinemanın kardeş isimlerine Türkiye’den katılan iki yetenekli isim. Coenler, Wachowskiler misali… Bu hafta vizyona giren Kaçma Birader filmlerinin hemen öncesinde, Beşiktaş’ta mütevazı bir kafede oturup hoş bir söyleşi gerçekleştirdik onlarla. Hani bazı insanlarla ilk kez karşılaşırsınız da sanki bin yıldır dostmuşsunuz gibi hissedersiniz. İşte bizim de ilk karşılaşmamız öyle oldu. Röportaj ve söyleşiler öncesinde yaşanan ‘gerilimli’ tanışma safhasını kumandanın ‘next’ tuşuna basmışçasına atladık. Sanki kardeşlerim film yapmış da onun sohbetini ediyormuşçasına, konuştuk, dertleştik. Gelecekten, geçmişten söz ettik. Epey güldük. 

İnsan ilk on saniyede duygusunu, dünyasını yansıtırmış karşısındakine. Murat ve Emrah kardeşlerle ilk izlenimlerim ikisinin de çok samimi, mütevazı ve gerçek birer ‘insan’ olduklarıydı. Ve gerçekten komikler. Komiklik yaparak değil, sohbetleri, kelamı insanı tebessüm ettirecek bir sihire sahip.  Hani derler ya mayasında var, aynen öyle. 

Defteri, kalemi yani bir gazetecinin üzerine donandığı ‘silahları’ çıkarıp söyleşimize başladık. Randevumuzun ana maddesi elbette ki Kaçma Birader’di. Söze buradan başlamak gerekti, biz de öyle yaptık. İşte o sohbetin bir kısmı…

serkan-murat-emrah

Bu süreç nasıldı? İstediğiniz oldu mu?

Emrah: Senaryo ikinci işimiz ama Kaçma Birader bizlerin, kendi hikayesi olarak ilk film işi. Çok uzun süreçti, hayalimiz kısmen oldu diyebiliriz. İnsanın hayaline kavuşmasında şöyle bir durum gerçekleşiyor. Varmak istediğin yere vardığında, gelmek istediğin noktaya geldiğinde; dönüp bakıyorsun ki öyle değilmiş. O zaman da yeni yeni hayaller kurmaya başlıyorsun. Biz o dönemdeyiz. Biz bunu çok amaçladık, çok hedefledik ama artık başka hayaller kurmaya başladık. Galiba bu durum hayatın bir gerçeği. Çok uzun ve doğru bir süreç.

Murat: Platonik aşk gibi. Uzaktan seviyorsun, ulaştığın an “Neden aşık olduğum” dediğin bir süreç aslında. Ulaştığın an “O kadar da değilmiş” dediğin bir süreç. “Şimdi başka şeyler bulmalıyım?” demeye başlıyorsun.

Aslolan yolculuktur dedikler şey…

Murat: Evet.

Oyuncu tercihini siz mi yaptınız?

Emrah: Genel olarak biz yaptık. Bizim süzgecimizden geçti, istemediğimiz bir oyuncuyla çalışmadık. Yapımcımız oyuncu seçimi hakkında bize hep sordular. Bizim kafamızda başka alternatif oyuncular olsa bile çekim zamanı uymuyor, senaryodaki rolle bağ kuramıyor olabiliyor. Ama filmin cast’ı yan roller için bile daha önce başrol oynamış birçok oyuncu bize katkı sağlaması amacıyla filmimizde rol aldı. Güldür Güldür’den Meltem Yılmazkaya, Nursel gibi birçok oyuncu, başrol oynayabilecek oyuncular bizimle çalıştı. Bu anlamda cast’ımızdan çok memnunuz.

Senaryoyu oynarken şu oynasa dediğiniz biri var mıydı?

Emrah: Bu durum bazen oluyor, bazen olmuyor. Ben Melek Baykal’ın rolünü kendime yazmıştım. Uzun süre konuştuktan sonra olmayacağını anladık.(Gülüşmeler) Şaka yapıyorum. Bazen kafanızda birisi oluyor. “Bu rolü çok iyi oynar” diyorsunuz. Örneğin Zafer Algöz bu oyunculardan biri. Zafer Algöz bunu çok iyi oynar dedik en başından beri. Çok güzel oynadı. Bazen de yazıyorsunuz; biraz Kemal Sunal, biraz Şener Şen, biraz Ahmet Kural, biraz Cem Yılmaz olsun diyorsunuz. Bazen aklınıza kimse gelmiyor. O durumda gelen oyuncunun yeteneği sizi mutlu ediyor veya etmiyor. Ben çok şükür oyuncu kadromuzdan memnun kaldım. Yazar olarak çok mutluyum.

Zafer Algöz şive konusunda çok başarılı.

Murat: Hem şive konusunda hem de o yaş grubu içerisinde bizim yaptığımız mizahı anlayıp, espriyi satabilecek çok az insan var. Zafer Algöz bu isimlerin içerisinde en iyilerinden bir tanesi. Zafer Algöz ile çalışmak çok zevkli. Çok iyi bir insan, çok egosuz. Çok iyi bir enerjisi var. O yaş grubuyla çalışmak biraz zorlayabilir. Onlarca filmde oynamış birisinde yorgunluk vardır, lüks ihtiyacı da bulunur. Zafer Algöz onlardan biri değildi. Biz düştüğümüz vakit bizi kaldıran oyunculardan biriydi. Türkü bar sahneleri bir gece de çekildi. Mekanla anlaşmamız öyleydi çünkü. On dördüncü saatte bütün set yorgunluktan ölmek üzereyken Zafer Algöz hikâyeler anlatarak setin motivasyonunu yükseltmeye çalışıyordu. Bunun için de ayrı bir ücret almadı. (Gülüşmeler)

emrah-kaman-2

Söz döndü dolaştı, Türkiye’deki mizaha geldi. Yaşlarımız neredeyse aynı, 80’ler ve 90’ların başında çocuk, 2000’lerde genciz. Mizahın 30 yıllık seyrinde tanık, sanık ve tüketicisiyiz. Kaman Kardeşlerle mizahın bu seyrini ve geleceğini de konuştuk. 

Emrah: Yeni bir mizah üremek zorunda. Mizah raf ömrü olan bir şey. 90’ların mizahı, 80’lerin mizahı diye konumlandırabileceğimiz çok net cümleler var. Burada da 2000’lerin mizahı başladı aslında. Bunun ilk öncüsü Geniş Aile dizisidir. 90’larda Kaygısızlar, Baskül Ailesi için “Yeni bir mizah mı doğuyor?” dedirtmişse, 2000’li yıllarda ise Geniş Aile, Avrupa Yakası, Leyla ile Mecnun, İşler Güçler, Behzat Ç. Kardeş Payı ile yeni bir mizah türedi. Ama sinemada karşılığı tam yansımıyordu. Bu isimler sinemaya iş yaptığı zaman daha farklı bir türe kayıyorlardı. Biz bunu denemeye çalıştık bu filmde. “Yeni mizahın sinemada bir karşılığı var mı?” sorusunu sormak istedik. Eğer olursa çok güzel olur. Çünkü bu mizah anlayışı da eskiyecek.

[bilgi]Bu kadar hızlı öğütülen bir yerde; ne çok hızlı olabilirsiniz, ne çok yaratıcı olabilirsiniz. Çünkü sizi devamlı kalıplar içine sokmaya çalışıyorlar.[/bilgi]

Murat: Bu hikaye bizim 5 yıldır aklımızda olan bir hikaye. Sürekli üzerinde konuşuyoruz, yazıyoruz. Kenara notlar alıyoruz. İlk senaryo yazıp, film yapalım diye düşündüğümüzde bu kararı vermemiz gerekiyordu. Genel olarak popüler bir karakter oluşturup, o karakter üzerinden geçen skeç tarzı olaylardan bir şeyler oluşan bir film mi yapalım? Yoksa saha bir hikayesi olan, bir matematiği olan, hikayelerin ayrı ayrı kırıldığı bir şey mi yapalım? Bir tarafta popüler gişe sineması var, diğer tarafta ise “Başka yol olabilir mi?” diye düşünüyorduk. İkinciyi seçmeye karar verdik. Nasıl yapabildik, gücümüz yetti mi? Bilemiyorum.

Siz bunu yaptınız güzel oldu, gişe sineması artık buna evirilecek.

İnşallah. Gişe yaparsa, gişe yapamazsa ben o tarafa evirileceğim. (Gülüşmeler)

Emrah: Zor bir karar. Gişe sineması en ucuz film 2 milyon, 3 milyon TL’ye çekilebiliyor. Sadece kendi cebinden para harcayan bir yapımcı var. Parasını riske ediyor. Sinemaya harcadığı parayı geri dönsün diye yatırıyor. Çok kapital bir durum var ortada. O durumla mücadele etmek ancak durumun sınırları içinde mümkün. Komedi filmine para yatırdığın zaman, komedi filminden para kazandığı için sene içinde 55 tane komedi filmi çekilmeye başlandı. Bu kısır döngü aslında. Ülkenin 55 tane komedi filmine ihtiyacı var mı? Bence yok. Ama oyuncu, senarist olarak bize getirilen ve sunulan imkan bu. Yapımcı “Komedi yazarsan, çekeceğim” diyor . Bu Yeşilçam’ın kendi kendini öğütmesi durumuna benziyor. Bu durum tehlikeli geliyor bana. Yeşilçam’da klasik ekibin yaptığı birbirine benzer onlarca hikaye vardı. Aynı senaryoları farklı isimler oynayıp, tekrar çekiyorlar. Bu kadar hızlı öğütülen bir yerde; ne çok hızlı olabilirsiniz, ne çok yaratıcı olabilirsiniz. Çünkü sizi devamlı kalıplar içine sokmaya çalışıyorlar. Bunu bilinçli olduğunu da zannetmiyorum. Bilinçli olsa daha iyi yerlere gidebiliriz.

murat-kaman-1

Peki genç yazar ve oyunculara neler tavsiye ediyorsunuz?

Emrah: Biz bu anlamda biraz kötü örneğiz galiba. Kötü örnek dernek çok kötü şeyler yaşadık. Bu anlamda temkinli davranıyorum ve biraz umutsuzum. Yapacağınız başka bir meslek varsa onu yapın. Bu işi :Yapmayın. Biz ilk çalıştığımız yazarlardan Ali Can söylemişti, onun ekibindeydik. Ali Can “Yazarlık Türkiye’de zengin mesleğidir. Zengin çocukları ancak yazar olabilir” demişti. Herkesin bir zamanı gelir ve çok az insan o zamana kadar sabredebilir. Bizim de çok başarılı yazar arkadaşlarımız vardı. Bu süreç içerisinde pes etmek zorunda kaldılar. Bizlerden de çok daha yetenekliydiler. Bizim iki erkek kardeş olmak gibi şansımız vardı. Birbirimize zaman zaman baktık. Yeni başlayacaklara şunu söylemek istiyorum. Ya babanız zengin olsun ya siz başka bir iş yapın. Aç kalarak yazarlık yapmak bana çok doğru gelmiyor. Hiçbirimiz Dostoyevski değiliz ve Dostoyevski olamayacağız. Parayı kazanayım, o beni kumarda beslesin durumu yok artık.

Emrah: Yazarlıktan para kazanana kadar para kazandığınız başka bir yer olmalı. Çünkü ne zaman para kazanacağınızı bilmiyorsunuz. Elektrik faturasını ödeyemeyen birinin güzel şeyler yazma ihtimali olduğunu düşünmüyorum. Çünkü yazma eylemi kendi içinde salt ona yoğunlaşmasını bekleyen bir eylem. O romantik bir tavır da bir zaman sonra melankolik bir tavra dönüşüyor. Komedi yazarlığı için söylemek lazım bunu. Belki yeraltı edebiyatı yazıyorsanız, bu tür inişler ve çıkışlar yazarı besliyor olabilir. Komedi veya mizah yapıyorsanız bir yerde konforunuzun olması gerekiyor. Bu konfor araba falan değil temel ihtiyaçlarınız. Mizah yazmak, bir komedi üretmek beyinsel mesai harcamanız gereken bir durum. Aklınızda gerçekten “Elektrik faturasını nasıl ödeyeceğim?” sorusu varsa doğal olarak depresif bir duruma geçiyorsunuz.

[bilgi]Türkiye’de anarşist de olamazsın absürt de.[/bilgi]

Emrah: Türkiye’de yaşıyorsan absürt mizah yapamazsın. Bizim hayatımız absürt. Çok saçma şeyler yaşıyoruz. Belki daha köşede kalmış şeyleri seçiyoruz ama Türkiye’de anarşist de olamazsın absürt de. Hayat da anarşist hayat da absürt yani. Çok absürt dememek lazım bence bizim yaptığımız şeye. Sadece şunu yapıyoruz, yazarken. Bu bizim yazarlığımızın ilk kuralı. Aklına ilk gelen şeyi yapma. Ne kadar güzel olursa olsun, yapma. Düşün kafa yor. Çünkü akla ilk gelen şey, herkesin ortak aklına ilk gelen şey. Demek orada bir klişe var. Klişe bazen iyi oluyor, çalışıyor. Klasik oluyor çünkü. Zengin kız, fakir oğlan aşkı gibi. Klişe dememek lazım, klasik demek lazım. Ama bizim yaptığımız mizahta ters köşe yapmayı da seviyoruz. Yazdığım bir şeyin, insanların gülmesinden çok şaşırmasına. Gülünce çok hoşlarıma gidiyor ama şaşırınca daha çok hoşuma gidiyor.

kacma birader 3

Filmdeki karakterlere baktığımızda hepsinin bir saf yanı var, kötülerin bile, sizin hayatınızda kötü yok mu?

Emrah: Kimse gerçekten kötü değil. Herkesin kötü olmasının bazı sebepleri var. Ben memleketi iyi insanların değiştireceğine inanıyorum. Memleketi iyi politikacı veya siyasi karakter değil, iyi insanlar değiştirecek. İyi insan olursanız başınız türlü türlü belalara girer, bu filmde olduğu gibi Taksim’in en pis sokaklarına da düşebilirsiniz. Başınıza çok kötü şeyler de gelebilir. Eğer iyi insansanız, kurtulursunuz oradan. Ayrıca senaryolarımızda çok dikkat ettiğimiz bir şey var. Aptal olmak başka bir şey, iyi olmak başka bir şey. Bu filmde geçen bir karakterden örnek verecek olursa, sen 25-26 yaşında Yozgatlı bir çocuksun. Gerçekten hala Sihirli Annem dizisindeki Tuğçe’ye aşıksan sen aptalsın. Bunun cezasını çek. Kimse bu kadar aptal olmamalı. Sempatik bir yolla da olsa bile cezasını çekiyor. Filmden çıkan izleyici şunu diyecek. “Evet, TV’de gördüğümüz karakterlere aşık olmak, aptalca bir durum.” diyecektir. Bu bence en azından bu mesajı alırsa seyirci, mutlu olabileceğine inanıyorum. Televizyon bizim hayatımızı çok etkiliyor. Ufak çocuklar görüyorum, çok üzücü şeyler yapıyorlar. Özellikle genç kızlar. Moda programlarını izleyip, orada yarışan kızlar gibi olmayı çok özeniyorlar. O çok üzücü bir durum. O anlamda umarım bir yerlere dokunmuşuzdur. 

Filmin mesaj verme kaygısı var mı?

Emrah: Bunun bazı yönleri var. Mesajı zeki insanlara veriyorsanız ve zeki insanlar alıyorsa, o mesajın kıymeti var. Şöyle bir şey “ Sigara içmek öldürür”, “Sigara içmek kanser yapar” biz bunu biliyoruz. Aklı başında insanlarız ve bunu içmeye devam ediyoruz. Bu bizim bu konudaki aptallığımız açık konuşmak gerekiyorsa. Bana daha fazla “Sigara içersen kanser olursun” deme. Eğer benim bu bağımlılıktan kurtulmam gerekiyorsa başka bir argüman lazım bana. O yüzden filmlerimizde “Sigara öldürür” basitliğinde şeyler söylememeye çalışıyoruz. Didaktik olmamalıyız yani.

[bilgi]Küfür güldürür anlayışı yanlış. Küfür o karakter başka bir şey yapamıyor olduğunda güzel.[/bilgi]

Murat: Bu gibi durumları alt metin olarak verebiliriz. İyi mesaj çoğu zaman vermemeye çalışıyoruz ama en azından kötü şeyler de yapmamalıyız diyoruz. Örneğin küfür. Küfür etmenin mizah olduğu anlaşılmaya başlandı. Küfür güldürür anlayışı yanlış. Küfür o karakter başka bir şey yapamıyor olduğunda güzel. Küfredelim güldürelim anlayışı, itici gelmeye başladı. Bizim filmimizde birkaç küfür var. Ama o kadar doğal ve mecburi kaldık ki. O küfür yerine salak veya şapşal desem, eksik kalacak. Hiçbir zaman ay şu sahne komik olmadı. Küfür yazalım da komik olsun demedik. Sahne kendi doğası sonucu küfre dönüştü. Sahne onu istiyordu. O bağlamda aşırı küfür yok. Mesela benim oynadığım karakter, İstanbul’a geleli 1,5 saat olmuş çocuk kötü yola düşmüş ve bunu gerçekten düşmüş. “Ben ne yaptım Allah’ım” diyor ya yani “Bu nasıl oldu” diyor, çok şaşkın. Ve artık bir patlama noktası olması lazım, eline bir tane şampanya vermişler Taksim baronuna çocuğunu dövdüğü için özür dilemeye gidiyor. Diyor ki çocuk “İnşallah ölmem” diyor, “Belki sakat bırakırlar” diyor, Allah’ım diyor ne olur falan. O çocuğun bir patlama noktası oluyor. Ve Yozgatlı bu çocuk yani. Ve kadın onu duymuyor, ve orada patlar yani aynı zamanda. Bir de genel karakterler çok yanar dönerler. Yani en yanlış kişiye patlayan; film boyunca dayak yiyor ve baronun oğlunu dövmeye çalışıyor, mevzuyu yanlış anlamış yani. O anlamda tatlı bizim karakterler yani. Açıkçası ete kemiğe bürününce başka bir durum ortaya çıkıyor.

kacma birader 1

En sevdiğiniz hangisiydi gerçekten hani yazarken, çekerken torpilli bir karakteriniz var mıydı? Senin karakterin?

Emrah: Ya benim karakterim, çok açarı olan bir karakterdi. Çünkü biz de aslında çok benzer şeyler yaşadık Erdinç’le. Ama benim yazmayı en çok sevdiğim kısım galiba Tarlabaşı ailesinin eviydi. Çünkü oradaki karakterler çok fazla imkân veriyor size, kendini yazdırtıyor. Adam “Çocuğumu okutacağım” diyor. Böbreğimi satar Türkiye’de okutursam 100 bin TL’ye, yurtdışında okutursam 500 bin TL’ye” diyor. Anne de öyle; “Bakkal kapandıysa git dondurma al” diyor. Bence filmdeki esprilerden en güzel biriydi. Orayı attılar.

murat-ve-emrah

Peki kimi seversiniz yönetmenlerden?

Popüler sinemada en çok sevdiğim adam Ridley Scott. Çok zeki bir adam yani. Popüler sinemanın içinde harbiden çok başka bir yeri var bence. Mesleğine olan saygısı da yani adamın o yaşta, o kadar hala film çekme peşinde olması hiç ihtiyacı olmamasına rağmen bana böyle çok tutkulu bir şeymiş gibi geliyor, çok saygı duyuyorum.

Türkiye’de?

Ya Türkiye’de çok fazla insan var.

Ben Nuri Bilge’yi de çok seviyorum, Zeki Demirkubuz’u da, Reha Erdemi de. Popüler sinemadan işte Selçuk zaten arkadaşımız Selçuk Aydemir. Çok başarılı buluyorum. Ali Taner Baltacı, Cem Yılmaz. Mesela Cem Yılmaz’ın son filmi Ali Baba Yedi Cüceler ben çok beğendim; reji olarak. Yüksel abi zaten bizi sektöre sokan adamdır Yüksel Aksu. Onu çok beğenirim. Yani çok fazla insan var şu an yeni, aşağıdan gelen çok yetenekli çocuklar var, görüyorum ben. Murat Kaman diye bir çocuk var inşallah son filmi olur. Bilemiyorum. Yani şey hakikaten memleket olarak yetenekli insanlarız bence. Çünkü genç nüfus çok fazla, çok iyi de bir rekabet ortamı var. Yavaş yavaş birbirini eleye eleye işte o eleğin üstünde kalan insanlar gerçekten çok iyi yetenekli insanlar oluyorlar. Memleket sinema anlamında yavaş yavaş da olsa iyiye gidiyor. Yavuz Turgul var yani. Dünyada ki hiçbir yönetmene değişilmeyecek bir adam var. Umur Bugay gibi bir adam var. O yüzden belki yabancı yönetmenlere çok şey yapmıyorum ben. Biraz orda yerel kalmak daha doğru geliyor bana. Ben Umur Bugay’ı, Yavuz Turgul’u Tarantino’ya değişmem.

Drama çekmeyi düşünür müsünüz?

Murat: Yazdık. Drama da yazdık. Komedi yazamadığımız zamanlar geçinmek için televizyonda drama dizileri de yazdık arkadaşlarımızla birlikte. Aslında şey gibi bir durumumuz var sadece komedi sineması yapmayalım istiyoruz. Aksiyon filmi de çekelim, drama da yazalım, drama da çekelim. Hani olabiliyorsa, elimizden geliyorsa bir müzikal yapalım, Aşık Veysel’in hayatını yapalım mesela. İstiyoruz böyle şeyler ama işte mesela bu film bizim sinema kariyerimizi çok belirleyecek.

Emrah: İspatladıktan sonra kendini bu tür imkanlara ulaşmak daha kolay oluyor. Komedi yapmış bir ismin daha sonra drama yapması daha kolay.

murat-kaman-2

En sevdiğimiz drama?

Emrah: En çok sevdiğim drama filmi Canım Kardeşim. Geçenlerde izledim gene ağladım. Kuşağımızı çok etkilemiş bir film. Pazar akşamları yayınlanırdı. Ütü yaparken çıkan o buğulu ortamda köşede ağlayıp, ilerdik. Vizontele çok güzel hikayesi olan film. Hikayeli filmlere geri dönme zamanı geldiğini düşünüyorum. Sinemada hikayenin değerini tekrar bulmamız gerekiyor. Bir karakter yaratıp, onun peşinden koşmaktansa; başı, sonu ve ortası olan hikaye anlatabilmenin keyfine tekrar dönmek gerekiyor.

Filme dönersek, konuk oyuncular kimin aklına geldi?

Ömer ağabeyin aklına geldi. Funda Arar mesela. Teoman’da İpek Hanım veya Ömer ağabeyin aklına geldi. Ömer (Faruk Sorak) ağabeyin bir klip geçmişi de olduğu için bu bağlantılara sahipti zaten. Teoman’na ve Funda Arar’a uygun revizyonlar yaptık. Ayhan Sicimoğlu için pek bir şey yapmadık. Zaten İtalyan mafyası gibi bir adam. Sonunda geldiğimiz olay keyifli oldu.

Filmde Algı Eke ve Cihan Ercan’ın çok müthiş bir elektriği var. Çok uymuşlar.

Emrah: Bu projeyle tanıştılar, çok güzel bir uyumları oldu. İki oyuncu arasında o uyum olduğunda o sahneler otomatik olarak yükseliyor. Necip Memili ve Zafer Algöz arasında da o uyum vardı. O elektrik o sahnelerin bir tık daha üstüne çıkmasını sağladı. Çek aralarında birbirleriyle çok iyi anlaşıyordu. Zafer Algöz’den çekiniyorlardı. Zafer ağabey o kadar güzel yol gösterdi ki, kucağına oturuyorum Zafer ağabeyin zor bir duygu. Tekrar tekrar çekiliyor. 6 saat Zafer ağabeyin kucağına oturmuşum her şarkı söylediğim zaman Zafer ağabeyin alnından öpüyorum. 30 yaşımda bir adam kucağıma otursa ve devamlı beni öpse rahatsız olurum. Zafer ağabey sürekli bizlere olumlu telkinlerde bulundu. Çok güzel yol gösterdi.

Cihan’ın sürekli eli kolu bağlıydı.

Emrah: Hiç itiraz etmedi. Gerçek alçı kullandık orada belli bir süre sonra elinin buraları yara olmaya başladı. Cihan rolü kabul ederken sadece “Alçı nasıl olacak” diye sordu. İstiklal caddesindeyiz, sürekli birileri gelip “Geçmiş olsun” diyorlar. Cihan bu durumuyla dalga geçmeye başladı. Her gelene farklı bir şey söylemeye başladı. “Araba çarptı”, “Dayımla kavga ettim kollarım kırdı” gibi şeyler söylüyordu ve alçılarıyla eğlenmeye başlamıştı. Cihan ile çalışırken çok eğlenirsiniz. Bir şeyden mutsuz olmak istiyorsan, herhangi bir şeyden mutsuz olursunuz. Cihan hep pozitif bir insandır. Bizde öyleyiz, gergin insanlar değiliz. Ona keza diğer arkadaşlar da öyle.

Şarkıyı kim akıl etti?

Murat: Popüler Türk sinemasında Düğün Dernek ile birlikte Entarisi Dım Dım Yar türküsü üzerinden herkesin bir şarkısı olsun. Bir türkü de biz patlatalım durumu; yapımcı, yazar ve yönetmenin kovaladığı bir PR yöntemi haline geldi. Yozgat, bozlak nasıl bir şey olabilir klasik şeyler düşündük. Biraz farklı bir şey yapalım istedik. Yozgat filmi, bozlak olabilir, Neşet Ertaş türküsü de olabilir. Bunlar bu toplumun çok değerlileri ama farklı bir şey olsun istedik. Bir şeyi hesaplı kitaplı yaptığım zaman hep bir şeyler ters gitti. Şu espri iyi tutar dediğim şeyler genelde tutmadı. Ne zaman ki içimizden geldiği gibi bir şey yaptık, biz eğleniyoruz dediğimiz zaman karşılığını buldu. Kimi zaman çok buldu, kimi zaman az buldu. Bulmasa da “Ben içimden geleni yaptım” dedim. “Aşk Yozgat’ta Yaşanıyor Güzelim” şarkısını da şu şekil aklımıza düştü. Ailemizin Milas’ta yazlığı var. Bodrum’a inmiştik. Orada “Aşk Yozgat’ta Yaşanıyor Güzelim” şarkısı çalıyor falan “Aşk Yozgat’ta Yaşanıyor Güzelim” nasıl olur diye düşünmeye başladık. Çünkü “Aşk Yozgat’ta Yaşanıyor Güzelim” denince çok komik oluyor. Yozgat’ın geceleri başkadır diyor, Yozgat’ın bir tepesi var. Ateşin başında dans edenler, beyaz Şahin falan. Bu güzel bir duygu. Filme çok uydu. Türkü olacağına bu daha komik geldi bize ve bunu tercih ettik. Bu durum bize yapımcılarımızın bize verdiği bir lüks. Bu da bir maliyet bu maliyeti bize sağladılar Yozgat’a gittik, çektik ve karşılığını buldu. Bulmasaydı mesela türkü yapsaydınız gibi tepkilerle karşılaşacaktık.

Emrah: Çünkü “Aşk Yozgat’ta Yaşanıyor Güzelim” klibinde hiç erkek oyuncu yok mesela.

Sesiniz güzel, bir yanıklık var.

Klip çıktı ve annemlere gönderdik. Annem aradı ve ağlıyordu. “Emrah senin daha çok klip çekmen lazım” dedi. Film veya şarkı değil klip çekmem lazım dedi, annem bana. Böyle bir garip durum var. Sesim güzel değil ama şarkı söylediğim zaman bir karşılığını buldum. Film tutmazsa albüm yaparım (Gülüşmeler)

Emrah ve Murat’tan bir de mesaj var sizlere. Onu da aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.

Röportaj: Serkan Baştimar

Fotoğraf ve video: Zuhal Erkek

 

 

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

Spike Lee’den 11 Eylül Belgeseli Yolda

HBO ve HBO Max’te yayınlanacak.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Ünlü Sinema Yönetmeni Spike Lee

Hollywood’un yıldız isimlerinden biri olan Spike Lee, 11 Eylül meselesini konu alacak “NYC Epicenters 9/11 → 2021½” belgeselinin hazırlığına başladı.

HBO Documentary Films ve usta isim Spike Lee yeni bir proje için bir araya gelecek. Genelde sosyal ve politik konular üzerine projeler geliştiren Lee, şimdi de Amerika tarihi için çok önemli olan 11 Eylül meselesini konu alacak yeni bir belgesel filmin hazırlığı içerisinde. 11 Eylül saldırısının yirminci yılına özel hazırlanacak belgesel, NYC Epicenters 9/11 → 2021½ ismiyle seyirci karşısına çıkacak.

Kapsamlı bir NYC belgeseli olacak film, 11 Eylül saldırısından sonra halkın nasıl bir dönemden geçtiğini ve güncel olarak COVID-19 üssü olan ülkenin salgın sürecindeki mücadelesini de konu alacak.

Daha önce birçok filme imza atmış Lee, meraklandıran belgesel filmin yönetmenliğini ve yapımcılığını üstlenecek. HBO ve HBO Max‘te yayınlanacak filmin editörlüğünü ise Barry Alexander Brown ve Adam Gough yapacak.

Spike Lee son olarak festival ve ödül sezonunun dikkat çeken yapımlarından biri olan Da 5 Bloods filminin yönetmen koltuğuna oturmuştu.

Okumaya Devam Et

Film

George Clooney ve Julia Roberts Tekrar Bir Araya Geliyor

Filmde boşanmış bir çifti oynayacaklar.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

İki yıldız isim George Clooney ve Julia Roberts yeni romantik komedi filmi “Ticket to Paradise” için tekrar bir araya gelecek.

Daha önce Ocean’s Eleven filminde başrolü paylaşan usta ikili George Clooney ve Julia Roberts yeni romantik komedi filmi için tekrar bir araya gelecek. Ticket to Paradise ismini taşıyacak filmi Ol Parker yönetecek.

Theodore Melfi tarafından kaleme alınan senaryo, boşanmış olan bir çiftin kızlarının evlenmesine engel olmak için Bali’ye gitmelerini konu alıyor.

Çekimlerine en kısa zamanda başlanması planlanan film, 2021 yılının sonlarına doğru gösterime girecek.

Okumaya Devam Et

Manşet

Çağatay Ulusoy’lu Kağıttan Hayatlar Filminden İlk Fragman Yayınlandı

12 Mart’ta Netflix’te!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Başrolünde Çağatay Ulusoy’un yer aldığı “Kağıttan Hayatlar” filminden ilk fragman yayınlandı.

Çağatay Ulusoy’un çöp toplayıcısı olarak yer aldığı Kağıttan Hayatlar filminden ilk fragman yayınlandı. Netflix‘te yayınlanacak olan filmin yönetmen koltuğuna Ayla, Müslüm, Türk İşi Dondurma gibi başarılı yapımların yönetmeni Can Ulkay oturuyor.

Behzat Ç. dizisinin senaristi Ercan Mehmet Erdem tarafından kaleme alınan filmde Ulusoy‘a Emir Ali Doğrul, Selen Öztürk, Ersin Arici ve Turgay Tanülkü eşlik ediyor. Merakla beklenen film, 12 Mart tarihinde Netflix‘te ekranlara gelecek.

Okumaya Devam Et

Popüler