Bizimle İletişime Geçin

Manşet

Kaman Kardeşlerle Dün, Bugün ve Yarın Üzerine

Murat ve Emrah Kaman ile Kaçma Birader filmi ve sinema üzerine güzel bir söyleşi…

Yayınlandı

tarihinde

yazar_serkanbastimar_

Murat ve Emrah Kaman. İki güzel kardeş. Sinemanın kardeş isimlerine Türkiye’den katılan iki yetenekli isim. Coenler, Wachowskiler misali… Bu hafta vizyona giren Kaçma Birader filmlerinin hemen öncesinde, Beşiktaş’ta mütevazı bir kafede oturup hoş bir söyleşi gerçekleştirdik onlarla. Hani bazı insanlarla ilk kez karşılaşırsınız da sanki bin yıldır dostmuşsunuz gibi hissedersiniz. İşte bizim de ilk karşılaşmamız öyle oldu. Röportaj ve söyleşiler öncesinde yaşanan ‘gerilimli’ tanışma safhasını kumandanın ‘next’ tuşuna basmışçasına atladık. Sanki kardeşlerim film yapmış da onun sohbetini ediyormuşçasına, konuştuk, dertleştik. Gelecekten, geçmişten söz ettik. Epey güldük. 

İnsan ilk on saniyede duygusunu, dünyasını yansıtırmış karşısındakine. Murat ve Emrah kardeşlerle ilk izlenimlerim ikisinin de çok samimi, mütevazı ve gerçek birer ‘insan’ olduklarıydı. Ve gerçekten komikler. Komiklik yaparak değil, sohbetleri, kelamı insanı tebessüm ettirecek bir sihire sahip.  Hani derler ya mayasında var, aynen öyle. 

Defteri, kalemi yani bir gazetecinin üzerine donandığı ‘silahları’ çıkarıp söyleşimize başladık. Randevumuzun ana maddesi elbette ki Kaçma Birader’di. Söze buradan başlamak gerekti, biz de öyle yaptık. İşte o sohbetin bir kısmı…

serkan-murat-emrah

Bu süreç nasıldı? İstediğiniz oldu mu?

Emrah: Senaryo ikinci işimiz ama Kaçma Birader bizlerin, kendi hikayesi olarak ilk film işi. Çok uzun süreçti, hayalimiz kısmen oldu diyebiliriz. İnsanın hayaline kavuşmasında şöyle bir durum gerçekleşiyor. Varmak istediğin yere vardığında, gelmek istediğin noktaya geldiğinde; dönüp bakıyorsun ki öyle değilmiş. O zaman da yeni yeni hayaller kurmaya başlıyorsun. Biz o dönemdeyiz. Biz bunu çok amaçladık, çok hedefledik ama artık başka hayaller kurmaya başladık. Galiba bu durum hayatın bir gerçeği. Çok uzun ve doğru bir süreç.

Murat: Platonik aşk gibi. Uzaktan seviyorsun, ulaştığın an “Neden aşık olduğum” dediğin bir süreç aslında. Ulaştığın an “O kadar da değilmiş” dediğin bir süreç. “Şimdi başka şeyler bulmalıyım?” demeye başlıyorsun.

Aslolan yolculuktur dedikler şey…

Murat: Evet.

Oyuncu tercihini siz mi yaptınız?

Emrah: Genel olarak biz yaptık. Bizim süzgecimizden geçti, istemediğimiz bir oyuncuyla çalışmadık. Yapımcımız oyuncu seçimi hakkında bize hep sordular. Bizim kafamızda başka alternatif oyuncular olsa bile çekim zamanı uymuyor, senaryodaki rolle bağ kuramıyor olabiliyor. Ama filmin cast’ı yan roller için bile daha önce başrol oynamış birçok oyuncu bize katkı sağlaması amacıyla filmimizde rol aldı. Güldür Güldür’den Meltem Yılmazkaya, Nursel gibi birçok oyuncu, başrol oynayabilecek oyuncular bizimle çalıştı. Bu anlamda cast’ımızdan çok memnunuz.

Senaryoyu oynarken şu oynasa dediğiniz biri var mıydı?

Emrah: Bu durum bazen oluyor, bazen olmuyor. Ben Melek Baykal’ın rolünü kendime yazmıştım. Uzun süre konuştuktan sonra olmayacağını anladık.(Gülüşmeler) Şaka yapıyorum. Bazen kafanızda birisi oluyor. “Bu rolü çok iyi oynar” diyorsunuz. Örneğin Zafer Algöz bu oyunculardan biri. Zafer Algöz bunu çok iyi oynar dedik en başından beri. Çok güzel oynadı. Bazen de yazıyorsunuz; biraz Kemal Sunal, biraz Şener Şen, biraz Ahmet Kural, biraz Cem Yılmaz olsun diyorsunuz. Bazen aklınıza kimse gelmiyor. O durumda gelen oyuncunun yeteneği sizi mutlu ediyor veya etmiyor. Ben çok şükür oyuncu kadromuzdan memnun kaldım. Yazar olarak çok mutluyum.

Zafer Algöz şive konusunda çok başarılı.

Murat: Hem şive konusunda hem de o yaş grubu içerisinde bizim yaptığımız mizahı anlayıp, espriyi satabilecek çok az insan var. Zafer Algöz bu isimlerin içerisinde en iyilerinden bir tanesi. Zafer Algöz ile çalışmak çok zevkli. Çok iyi bir insan, çok egosuz. Çok iyi bir enerjisi var. O yaş grubuyla çalışmak biraz zorlayabilir. Onlarca filmde oynamış birisinde yorgunluk vardır, lüks ihtiyacı da bulunur. Zafer Algöz onlardan biri değildi. Biz düştüğümüz vakit bizi kaldıran oyunculardan biriydi. Türkü bar sahneleri bir gece de çekildi. Mekanla anlaşmamız öyleydi çünkü. On dördüncü saatte bütün set yorgunluktan ölmek üzereyken Zafer Algöz hikâyeler anlatarak setin motivasyonunu yükseltmeye çalışıyordu. Bunun için de ayrı bir ücret almadı. (Gülüşmeler)

emrah-kaman-2

Söz döndü dolaştı, Türkiye’deki mizaha geldi. Yaşlarımız neredeyse aynı, 80’ler ve 90’ların başında çocuk, 2000’lerde genciz. Mizahın 30 yıllık seyrinde tanık, sanık ve tüketicisiyiz. Kaman Kardeşlerle mizahın bu seyrini ve geleceğini de konuştuk. 

Emrah: Yeni bir mizah üremek zorunda. Mizah raf ömrü olan bir şey. 90’ların mizahı, 80’lerin mizahı diye konumlandırabileceğimiz çok net cümleler var. Burada da 2000’lerin mizahı başladı aslında. Bunun ilk öncüsü Geniş Aile dizisidir. 90’larda Kaygısızlar, Baskül Ailesi için “Yeni bir mizah mı doğuyor?” dedirtmişse, 2000’li yıllarda ise Geniş Aile, Avrupa Yakası, Leyla ile Mecnun, İşler Güçler, Behzat Ç. Kardeş Payı ile yeni bir mizah türedi. Ama sinemada karşılığı tam yansımıyordu. Bu isimler sinemaya iş yaptığı zaman daha farklı bir türe kayıyorlardı. Biz bunu denemeye çalıştık bu filmde. “Yeni mizahın sinemada bir karşılığı var mı?” sorusunu sormak istedik. Eğer olursa çok güzel olur. Çünkü bu mizah anlayışı da eskiyecek.

[bilgi]Bu kadar hızlı öğütülen bir yerde; ne çok hızlı olabilirsiniz, ne çok yaratıcı olabilirsiniz. Çünkü sizi devamlı kalıplar içine sokmaya çalışıyorlar.[/bilgi]

Murat: Bu hikaye bizim 5 yıldır aklımızda olan bir hikaye. Sürekli üzerinde konuşuyoruz, yazıyoruz. Kenara notlar alıyoruz. İlk senaryo yazıp, film yapalım diye düşündüğümüzde bu kararı vermemiz gerekiyordu. Genel olarak popüler bir karakter oluşturup, o karakter üzerinden geçen skeç tarzı olaylardan bir şeyler oluşan bir film mi yapalım? Yoksa saha bir hikayesi olan, bir matematiği olan, hikayelerin ayrı ayrı kırıldığı bir şey mi yapalım? Bir tarafta popüler gişe sineması var, diğer tarafta ise “Başka yol olabilir mi?” diye düşünüyorduk. İkinciyi seçmeye karar verdik. Nasıl yapabildik, gücümüz yetti mi? Bilemiyorum.

Siz bunu yaptınız güzel oldu, gişe sineması artık buna evirilecek.

İnşallah. Gişe yaparsa, gişe yapamazsa ben o tarafa evirileceğim. (Gülüşmeler)

Emrah: Zor bir karar. Gişe sineması en ucuz film 2 milyon, 3 milyon TL’ye çekilebiliyor. Sadece kendi cebinden para harcayan bir yapımcı var. Parasını riske ediyor. Sinemaya harcadığı parayı geri dönsün diye yatırıyor. Çok kapital bir durum var ortada. O durumla mücadele etmek ancak durumun sınırları içinde mümkün. Komedi filmine para yatırdığın zaman, komedi filminden para kazandığı için sene içinde 55 tane komedi filmi çekilmeye başlandı. Bu kısır döngü aslında. Ülkenin 55 tane komedi filmine ihtiyacı var mı? Bence yok. Ama oyuncu, senarist olarak bize getirilen ve sunulan imkan bu. Yapımcı “Komedi yazarsan, çekeceğim” diyor . Bu Yeşilçam’ın kendi kendini öğütmesi durumuna benziyor. Bu durum tehlikeli geliyor bana. Yeşilçam’da klasik ekibin yaptığı birbirine benzer onlarca hikaye vardı. Aynı senaryoları farklı isimler oynayıp, tekrar çekiyorlar. Bu kadar hızlı öğütülen bir yerde; ne çok hızlı olabilirsiniz, ne çok yaratıcı olabilirsiniz. Çünkü sizi devamlı kalıplar içine sokmaya çalışıyorlar. Bunu bilinçli olduğunu da zannetmiyorum. Bilinçli olsa daha iyi yerlere gidebiliriz.

murat-kaman-1

Peki genç yazar ve oyunculara neler tavsiye ediyorsunuz?

Emrah: Biz bu anlamda biraz kötü örneğiz galiba. Kötü örnek dernek çok kötü şeyler yaşadık. Bu anlamda temkinli davranıyorum ve biraz umutsuzum. Yapacağınız başka bir meslek varsa onu yapın. Bu işi :Yapmayın. Biz ilk çalıştığımız yazarlardan Ali Can söylemişti, onun ekibindeydik. Ali Can “Yazarlık Türkiye’de zengin mesleğidir. Zengin çocukları ancak yazar olabilir” demişti. Herkesin bir zamanı gelir ve çok az insan o zamana kadar sabredebilir. Bizim de çok başarılı yazar arkadaşlarımız vardı. Bu süreç içerisinde pes etmek zorunda kaldılar. Bizlerden de çok daha yetenekliydiler. Bizim iki erkek kardeş olmak gibi şansımız vardı. Birbirimize zaman zaman baktık. Yeni başlayacaklara şunu söylemek istiyorum. Ya babanız zengin olsun ya siz başka bir iş yapın. Aç kalarak yazarlık yapmak bana çok doğru gelmiyor. Hiçbirimiz Dostoyevski değiliz ve Dostoyevski olamayacağız. Parayı kazanayım, o beni kumarda beslesin durumu yok artık.

Emrah: Yazarlıktan para kazanana kadar para kazandığınız başka bir yer olmalı. Çünkü ne zaman para kazanacağınızı bilmiyorsunuz. Elektrik faturasını ödeyemeyen birinin güzel şeyler yazma ihtimali olduğunu düşünmüyorum. Çünkü yazma eylemi kendi içinde salt ona yoğunlaşmasını bekleyen bir eylem. O romantik bir tavır da bir zaman sonra melankolik bir tavra dönüşüyor. Komedi yazarlığı için söylemek lazım bunu. Belki yeraltı edebiyatı yazıyorsanız, bu tür inişler ve çıkışlar yazarı besliyor olabilir. Komedi veya mizah yapıyorsanız bir yerde konforunuzun olması gerekiyor. Bu konfor araba falan değil temel ihtiyaçlarınız. Mizah yazmak, bir komedi üretmek beyinsel mesai harcamanız gereken bir durum. Aklınızda gerçekten “Elektrik faturasını nasıl ödeyeceğim?” sorusu varsa doğal olarak depresif bir duruma geçiyorsunuz.

[bilgi]Türkiye’de anarşist de olamazsın absürt de.[/bilgi]

Emrah: Türkiye’de yaşıyorsan absürt mizah yapamazsın. Bizim hayatımız absürt. Çok saçma şeyler yaşıyoruz. Belki daha köşede kalmış şeyleri seçiyoruz ama Türkiye’de anarşist de olamazsın absürt de. Hayat da anarşist hayat da absürt yani. Çok absürt dememek lazım bence bizim yaptığımız şeye. Sadece şunu yapıyoruz, yazarken. Bu bizim yazarlığımızın ilk kuralı. Aklına ilk gelen şeyi yapma. Ne kadar güzel olursa olsun, yapma. Düşün kafa yor. Çünkü akla ilk gelen şey, herkesin ortak aklına ilk gelen şey. Demek orada bir klişe var. Klişe bazen iyi oluyor, çalışıyor. Klasik oluyor çünkü. Zengin kız, fakir oğlan aşkı gibi. Klişe dememek lazım, klasik demek lazım. Ama bizim yaptığımız mizahta ters köşe yapmayı da seviyoruz. Yazdığım bir şeyin, insanların gülmesinden çok şaşırmasına. Gülünce çok hoşlarıma gidiyor ama şaşırınca daha çok hoşuma gidiyor.

kacma birader 3

Filmdeki karakterlere baktığımızda hepsinin bir saf yanı var, kötülerin bile, sizin hayatınızda kötü yok mu?

Emrah: Kimse gerçekten kötü değil. Herkesin kötü olmasının bazı sebepleri var. Ben memleketi iyi insanların değiştireceğine inanıyorum. Memleketi iyi politikacı veya siyasi karakter değil, iyi insanlar değiştirecek. İyi insan olursanız başınız türlü türlü belalara girer, bu filmde olduğu gibi Taksim’in en pis sokaklarına da düşebilirsiniz. Başınıza çok kötü şeyler de gelebilir. Eğer iyi insansanız, kurtulursunuz oradan. Ayrıca senaryolarımızda çok dikkat ettiğimiz bir şey var. Aptal olmak başka bir şey, iyi olmak başka bir şey. Bu filmde geçen bir karakterden örnek verecek olursa, sen 25-26 yaşında Yozgatlı bir çocuksun. Gerçekten hala Sihirli Annem dizisindeki Tuğçe’ye aşıksan sen aptalsın. Bunun cezasını çek. Kimse bu kadar aptal olmamalı. Sempatik bir yolla da olsa bile cezasını çekiyor. Filmden çıkan izleyici şunu diyecek. “Evet, TV’de gördüğümüz karakterlere aşık olmak, aptalca bir durum.” diyecektir. Bu bence en azından bu mesajı alırsa seyirci, mutlu olabileceğine inanıyorum. Televizyon bizim hayatımızı çok etkiliyor. Ufak çocuklar görüyorum, çok üzücü şeyler yapıyorlar. Özellikle genç kızlar. Moda programlarını izleyip, orada yarışan kızlar gibi olmayı çok özeniyorlar. O çok üzücü bir durum. O anlamda umarım bir yerlere dokunmuşuzdur. 

Filmin mesaj verme kaygısı var mı?

Emrah: Bunun bazı yönleri var. Mesajı zeki insanlara veriyorsanız ve zeki insanlar alıyorsa, o mesajın kıymeti var. Şöyle bir şey “ Sigara içmek öldürür”, “Sigara içmek kanser yapar” biz bunu biliyoruz. Aklı başında insanlarız ve bunu içmeye devam ediyoruz. Bu bizim bu konudaki aptallığımız açık konuşmak gerekiyorsa. Bana daha fazla “Sigara içersen kanser olursun” deme. Eğer benim bu bağımlılıktan kurtulmam gerekiyorsa başka bir argüman lazım bana. O yüzden filmlerimizde “Sigara öldürür” basitliğinde şeyler söylememeye çalışıyoruz. Didaktik olmamalıyız yani.

[bilgi]Küfür güldürür anlayışı yanlış. Küfür o karakter başka bir şey yapamıyor olduğunda güzel.[/bilgi]

Murat: Bu gibi durumları alt metin olarak verebiliriz. İyi mesaj çoğu zaman vermemeye çalışıyoruz ama en azından kötü şeyler de yapmamalıyız diyoruz. Örneğin küfür. Küfür etmenin mizah olduğu anlaşılmaya başlandı. Küfür güldürür anlayışı yanlış. Küfür o karakter başka bir şey yapamıyor olduğunda güzel. Küfredelim güldürelim anlayışı, itici gelmeye başladı. Bizim filmimizde birkaç küfür var. Ama o kadar doğal ve mecburi kaldık ki. O küfür yerine salak veya şapşal desem, eksik kalacak. Hiçbir zaman ay şu sahne komik olmadı. Küfür yazalım da komik olsun demedik. Sahne kendi doğası sonucu küfre dönüştü. Sahne onu istiyordu. O bağlamda aşırı küfür yok. Mesela benim oynadığım karakter, İstanbul’a geleli 1,5 saat olmuş çocuk kötü yola düşmüş ve bunu gerçekten düşmüş. “Ben ne yaptım Allah’ım” diyor ya yani “Bu nasıl oldu” diyor, çok şaşkın. Ve artık bir patlama noktası olması lazım, eline bir tane şampanya vermişler Taksim baronuna çocuğunu dövdüğü için özür dilemeye gidiyor. Diyor ki çocuk “İnşallah ölmem” diyor, “Belki sakat bırakırlar” diyor, Allah’ım diyor ne olur falan. O çocuğun bir patlama noktası oluyor. Ve Yozgatlı bu çocuk yani. Ve kadın onu duymuyor, ve orada patlar yani aynı zamanda. Bir de genel karakterler çok yanar dönerler. Yani en yanlış kişiye patlayan; film boyunca dayak yiyor ve baronun oğlunu dövmeye çalışıyor, mevzuyu yanlış anlamış yani. O anlamda tatlı bizim karakterler yani. Açıkçası ete kemiğe bürününce başka bir durum ortaya çıkıyor.

kacma birader 1

En sevdiğiniz hangisiydi gerçekten hani yazarken, çekerken torpilli bir karakteriniz var mıydı? Senin karakterin?

Emrah: Ya benim karakterim, çok açarı olan bir karakterdi. Çünkü biz de aslında çok benzer şeyler yaşadık Erdinç’le. Ama benim yazmayı en çok sevdiğim kısım galiba Tarlabaşı ailesinin eviydi. Çünkü oradaki karakterler çok fazla imkân veriyor size, kendini yazdırtıyor. Adam “Çocuğumu okutacağım” diyor. Böbreğimi satar Türkiye’de okutursam 100 bin TL’ye, yurtdışında okutursam 500 bin TL’ye” diyor. Anne de öyle; “Bakkal kapandıysa git dondurma al” diyor. Bence filmdeki esprilerden en güzel biriydi. Orayı attılar.

murat-ve-emrah

Peki kimi seversiniz yönetmenlerden?

Popüler sinemada en çok sevdiğim adam Ridley Scott. Çok zeki bir adam yani. Popüler sinemanın içinde harbiden çok başka bir yeri var bence. Mesleğine olan saygısı da yani adamın o yaşta, o kadar hala film çekme peşinde olması hiç ihtiyacı olmamasına rağmen bana böyle çok tutkulu bir şeymiş gibi geliyor, çok saygı duyuyorum.

Türkiye’de?

Ya Türkiye’de çok fazla insan var.

Ben Nuri Bilge’yi de çok seviyorum, Zeki Demirkubuz’u da, Reha Erdemi de. Popüler sinemadan işte Selçuk zaten arkadaşımız Selçuk Aydemir. Çok başarılı buluyorum. Ali Taner Baltacı, Cem Yılmaz. Mesela Cem Yılmaz’ın son filmi Ali Baba Yedi Cüceler ben çok beğendim; reji olarak. Yüksel abi zaten bizi sektöre sokan adamdır Yüksel Aksu. Onu çok beğenirim. Yani çok fazla insan var şu an yeni, aşağıdan gelen çok yetenekli çocuklar var, görüyorum ben. Murat Kaman diye bir çocuk var inşallah son filmi olur. Bilemiyorum. Yani şey hakikaten memleket olarak yetenekli insanlarız bence. Çünkü genç nüfus çok fazla, çok iyi de bir rekabet ortamı var. Yavaş yavaş birbirini eleye eleye işte o eleğin üstünde kalan insanlar gerçekten çok iyi yetenekli insanlar oluyorlar. Memleket sinema anlamında yavaş yavaş da olsa iyiye gidiyor. Yavuz Turgul var yani. Dünyada ki hiçbir yönetmene değişilmeyecek bir adam var. Umur Bugay gibi bir adam var. O yüzden belki yabancı yönetmenlere çok şey yapmıyorum ben. Biraz orda yerel kalmak daha doğru geliyor bana. Ben Umur Bugay’ı, Yavuz Turgul’u Tarantino’ya değişmem.

Drama çekmeyi düşünür müsünüz?

Murat: Yazdık. Drama da yazdık. Komedi yazamadığımız zamanlar geçinmek için televizyonda drama dizileri de yazdık arkadaşlarımızla birlikte. Aslında şey gibi bir durumumuz var sadece komedi sineması yapmayalım istiyoruz. Aksiyon filmi de çekelim, drama da yazalım, drama da çekelim. Hani olabiliyorsa, elimizden geliyorsa bir müzikal yapalım, Aşık Veysel’in hayatını yapalım mesela. İstiyoruz böyle şeyler ama işte mesela bu film bizim sinema kariyerimizi çok belirleyecek.

Emrah: İspatladıktan sonra kendini bu tür imkanlara ulaşmak daha kolay oluyor. Komedi yapmış bir ismin daha sonra drama yapması daha kolay.

murat-kaman-2

En sevdiğimiz drama?

Emrah: En çok sevdiğim drama filmi Canım Kardeşim. Geçenlerde izledim gene ağladım. Kuşağımızı çok etkilemiş bir film. Pazar akşamları yayınlanırdı. Ütü yaparken çıkan o buğulu ortamda köşede ağlayıp, ilerdik. Vizontele çok güzel hikayesi olan film. Hikayeli filmlere geri dönme zamanı geldiğini düşünüyorum. Sinemada hikayenin değerini tekrar bulmamız gerekiyor. Bir karakter yaratıp, onun peşinden koşmaktansa; başı, sonu ve ortası olan hikaye anlatabilmenin keyfine tekrar dönmek gerekiyor.

Filme dönersek, konuk oyuncular kimin aklına geldi?

Ömer ağabeyin aklına geldi. Funda Arar mesela. Teoman’da İpek Hanım veya Ömer ağabeyin aklına geldi. Ömer (Faruk Sorak) ağabeyin bir klip geçmişi de olduğu için bu bağlantılara sahipti zaten. Teoman’na ve Funda Arar’a uygun revizyonlar yaptık. Ayhan Sicimoğlu için pek bir şey yapmadık. Zaten İtalyan mafyası gibi bir adam. Sonunda geldiğimiz olay keyifli oldu.

Filmde Algı Eke ve Cihan Ercan’ın çok müthiş bir elektriği var. Çok uymuşlar.

Emrah: Bu projeyle tanıştılar, çok güzel bir uyumları oldu. İki oyuncu arasında o uyum olduğunda o sahneler otomatik olarak yükseliyor. Necip Memili ve Zafer Algöz arasında da o uyum vardı. O elektrik o sahnelerin bir tık daha üstüne çıkmasını sağladı. Çek aralarında birbirleriyle çok iyi anlaşıyordu. Zafer Algöz’den çekiniyorlardı. Zafer ağabey o kadar güzel yol gösterdi ki, kucağına oturuyorum Zafer ağabeyin zor bir duygu. Tekrar tekrar çekiliyor. 6 saat Zafer ağabeyin kucağına oturmuşum her şarkı söylediğim zaman Zafer ağabeyin alnından öpüyorum. 30 yaşımda bir adam kucağıma otursa ve devamlı beni öpse rahatsız olurum. Zafer ağabey sürekli bizlere olumlu telkinlerde bulundu. Çok güzel yol gösterdi.

Cihan’ın sürekli eli kolu bağlıydı.

Emrah: Hiç itiraz etmedi. Gerçek alçı kullandık orada belli bir süre sonra elinin buraları yara olmaya başladı. Cihan rolü kabul ederken sadece “Alçı nasıl olacak” diye sordu. İstiklal caddesindeyiz, sürekli birileri gelip “Geçmiş olsun” diyorlar. Cihan bu durumuyla dalga geçmeye başladı. Her gelene farklı bir şey söylemeye başladı. “Araba çarptı”, “Dayımla kavga ettim kollarım kırdı” gibi şeyler söylüyordu ve alçılarıyla eğlenmeye başlamıştı. Cihan ile çalışırken çok eğlenirsiniz. Bir şeyden mutsuz olmak istiyorsan, herhangi bir şeyden mutsuz olursunuz. Cihan hep pozitif bir insandır. Bizde öyleyiz, gergin insanlar değiliz. Ona keza diğer arkadaşlar da öyle.

Şarkıyı kim akıl etti?

Murat: Popüler Türk sinemasında Düğün Dernek ile birlikte Entarisi Dım Dım Yar türküsü üzerinden herkesin bir şarkısı olsun. Bir türkü de biz patlatalım durumu; yapımcı, yazar ve yönetmenin kovaladığı bir PR yöntemi haline geldi. Yozgat, bozlak nasıl bir şey olabilir klasik şeyler düşündük. Biraz farklı bir şey yapalım istedik. Yozgat filmi, bozlak olabilir, Neşet Ertaş türküsü de olabilir. Bunlar bu toplumun çok değerlileri ama farklı bir şey olsun istedik. Bir şeyi hesaplı kitaplı yaptığım zaman hep bir şeyler ters gitti. Şu espri iyi tutar dediğim şeyler genelde tutmadı. Ne zaman ki içimizden geldiği gibi bir şey yaptık, biz eğleniyoruz dediğimiz zaman karşılığını buldu. Kimi zaman çok buldu, kimi zaman az buldu. Bulmasa da “Ben içimden geleni yaptım” dedim. “Aşk Yozgat’ta Yaşanıyor Güzelim” şarkısını da şu şekil aklımıza düştü. Ailemizin Milas’ta yazlığı var. Bodrum’a inmiştik. Orada “Aşk Yozgat’ta Yaşanıyor Güzelim” şarkısı çalıyor falan “Aşk Yozgat’ta Yaşanıyor Güzelim” nasıl olur diye düşünmeye başladık. Çünkü “Aşk Yozgat’ta Yaşanıyor Güzelim” denince çok komik oluyor. Yozgat’ın geceleri başkadır diyor, Yozgat’ın bir tepesi var. Ateşin başında dans edenler, beyaz Şahin falan. Bu güzel bir duygu. Filme çok uydu. Türkü olacağına bu daha komik geldi bize ve bunu tercih ettik. Bu durum bize yapımcılarımızın bize verdiği bir lüks. Bu da bir maliyet bu maliyeti bize sağladılar Yozgat’a gittik, çektik ve karşılığını buldu. Bulmasaydı mesela türkü yapsaydınız gibi tepkilerle karşılaşacaktık.

Emrah: Çünkü “Aşk Yozgat’ta Yaşanıyor Güzelim” klibinde hiç erkek oyuncu yok mesela.

Sesiniz güzel, bir yanıklık var.

Klip çıktı ve annemlere gönderdik. Annem aradı ve ağlıyordu. “Emrah senin daha çok klip çekmen lazım” dedi. Film veya şarkı değil klip çekmem lazım dedi, annem bana. Böyle bir garip durum var. Sesim güzel değil ama şarkı söylediğim zaman bir karşılığını buldum. Film tutmazsa albüm yaparım (Gülüşmeler)

Emrah ve Murat’tan bir de mesaj var sizlere. Onu da aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.

Röportaj: Serkan Baştimar

Fotoğraf ve video: Zuhal Erkek

 

 

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

Metafor Dolu 10 Film

Anlam karmaşası içerisinde beyaz perde.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sinema duyguların dışa vurumlarından oluşan; insanı insana, insanla anlatan sanat dallarından biridir. Hal böyleyken bazı yapımlar yansıtmak istediği duygu ve düşünceleri seyircinin kucağına bırakıp kaçarken, kimi filmler metafor aracılığıyla temellendirmelerini yapar. İşte etkisinden çıkmayacağınız ‘Metafor Dolu 10 Film‘ sizlerle. İyi seyirler.

İz Sürücü (1979) Stalker IMDb 8,2

Uzak bir gelecekte, bambaşka bir yaşam düzeni içerisinde, ismi olmayan bir ülkede, dünyaya düşen dev göktaşı yaşamı yerle bir ederken Zone adında esrarengiz, yeni bir bölge oluşmuştur.

Bu bölgeden içeriye girebilen insanların tutkularının gerçekleşeceğine dair söylentiler vardır. Askerler tarafından korunan Zone bölgesine sadece gerekli olgunluğa erişmiş cesur Stalker’lar girebilmekte, bölgeye giren insanlara eşlik etmektedirler. Kahramanımız Stalker, ailesinin tüm itirazlarına rağmen bölgeye girmek isteyen bir bilim adamına ve bir yazara eşlik etmeye karar verir.

Stalker, dev bir göktaşının yaşamı alt üst etmesinin akabinde oluşan esrarengiz Zone bölgesi ve buraya girmek isteyen bir bilim insanı ile yazara eşlik eden bir Stalker’ın hikâyesini anlatıyor.

İhtiyarlara Yer Yok (2007) No Country for Old Men IMDb 8,1

Llewelyn Moss, bir olay yerinde bulduğu çantayı alır ve başını hiç ummadığı bir belaya sokar. Artık peşinde bir kiralık katil vardır. Moss bir Vietnam gazisidir ve bir şekilde uyuşturucu olaylarının ortasında soruna dönüşen bir meseleye karışır. Peşindeki katil Anton Chigurh planı konusunda kararlıdır çünkü işini yarım bıramak niyetinde değildir. İşin için çok sayıda masum insanın ve suçluların da karışacağı soluk soluğa bir takip başlayacaktır.

Bugün Aslında Dündü (1993) Groundhog Day IMDb 8,0

Hava durumu spikeri olan Phil Connors Pennsylvania’daki bir kasabaya geleneksel Groundhog Day şenliklerini görüntülemek için gönderilir. Kendini beğenen ve kibirli biri olan Phil, kasabadaki bu basit ve sıradan insanlarla bir arada olmaktan hiç hoşlanmaz. Berbat bir gün geçirir ve kar fırtınasından dolayı yollar kapandığı için orada sabahlamak zorunda kalır. Tek istediği bu ortamdan bir an önce kurtulmaktır ama sabah uyandığında anlamakta zorlanacağı bir şeyle karşılaşır. Zaman döngüsüne yakalanmış ve o nefret ettiği günü her gün yeniden yaşamak zorundadır. Tek çaresi gününü güzel geçirmeyi sağlayacak şeyler bulmak olan Phil her gün aynı şeyleri yaşıyor olmanın da avantajını kullanmaya başlar. Bill Muray’ın kendisine hayran bırakacağı Harold Ramis imzalı bu film eğlenceli bir klasik.  

Persona (1966) IMDb 8,1

Persona, Bergman filmografisinin en şaşırtıcı ve en aykırı parçası. Yönetmenin ustalığının ve modern sinemayı etkilemekle kalmayıp onu nasıl büyük ölçüde kendinden çıkardığının en güzel kanıtlarından biri. Sinamotografisinin ustalığını bir yana bırakırsak, buradaki sinema dilinin günümüzdekinden geri kalan yanı yok. Sinematografi de işin içine girdiğinde Bergman fersah fersah öteye gidiyor. Kuralları kim koydu diye merak ediyorsanız işte size Bergman, sinemanın gerçek babası. Örneğin Lynch Mulholland Çıkmaz’ını yazarken bu filmi en az on kez izlemiş olmalıdır.

Solaris (1972) Solyaris IMDb 8,1

Ağır işleyen filmlerindeki muhteşem görsellikle sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Rus yönetmen Andrey Tarkovskiy’nin yönetmenliğini yaptığı sinema filmi “Solyaris”, Tarkovsky’nin en önemli yapımları arasında yer alır. İnsanlığın sadece utanç duygusuyla kurtulabileceğine inanan yönetmen, Solaris gezegeni bölgesine kurulu olan bir uzay istasyonunda iki bilim adamının yaşadığı insanlık deneyimini aktarıyor.

Doktor Kris Kelvin, gönderilen bilim insanlarının geri dönmediği Solaris gezegenine gider. Burada olup bitenleri anlamaya çalışan Doktor, kısa bir süre sonra gezegenin sırrını anlayacak ve büyük bir vicdan muhasebesi yaşayacaktır.

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar (2003) Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom IMDb 8,0 

Mevsimler ve doğanın o kusursuz çağrısı, yarattığı teslimiyet arzusu belki de başka hiçbir şeyde benzeri olmayan. Yüzen bir ev ki doğaya dair ne varsa muhteşem olan onu çevrelerken o göl ortasında yüzmekte. Yaşlıca bir rahip ve kendisine refakat eden diğer genç-çocuk rahip adayı.Yaşlı rahip, ona her şeyi bilgelikle ama bir o kadar da doğal bir akış içinde öğretir. Bu şekilde geçip giden mevsimler ile büyüyen çocuğun geçirdiği evrim, son derece doğal bir ahenk içinde ilerlerken sıra artık büyümüş olan çocuğun öğrendiklerini gerçek hayata nasıl yansıtacağını görmeye gelir. Ufak yaştan beri öğretilen erdemlere rağmen asıl öğretimin hayatın kendisi tarafından yapıldığının farkında olan bilge rahip için ise bekleme ve görme zamanıdır. Gerçek bir görsel şölen olarak beyazperdeye yansıyan ve gösterildiği bütün festivallerde büyük beğeni ile karşılanan bir film.

Hiç Bitmeyen Öykü (1984) Die unendliche Geschichte IMDb 7,4  

Zorbalığa uğrayan Bastian, okulunun tavan arasına kapanır ve ejderhalar, yarış salyangozları gibi sihirli yaratıkların ülkesi Fantasia hakkında bir kitap okumaya başlar.

Kaynak (2006) The Fountain IMDb 7,2

Ölümsüzlüğün ağacı: Hayat Ağacı.

The Fountain, bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için giriştiği ebedi savaşımı anlatan bir yolculuk. Destansı yolculuk, 16. Yüzyıl İspanya’sında bir fatih olan Tomas’ın (Hugh Jackman), ölümsüzlük bahşettiğine inanılan efsanevi bir varlık olan Gençlik Çeşmesi’ni aramaya çıkmasıyla başlar. Hikaye, modern bir bilim adamı olan Tommy Creo, sevgili karısı Isabel’ı yavaş yavaş öldüren kanseri tedavi edebilmek uğruna ümitsiz çırpınışlarını anlatarak devam ediyor. 26. Yüzyılda derin uzayda yolculuk eden astronot Tom, kendisini bin yıldır yiyip bitiren gizemleri kavramaya başlar. Bu bin yıla yayılan üç hikayede, tüm zamanların Thomas’ı olan savaşçı, bilimadamı ve kaşif; hayat, aşk, ölüm ve yeniden doğuş kavramlarıyla yüzleşir. Bu üç adamın hikayesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.

Eraserhead (1977) IMDb 7,4

Sinema tarihinin en orjinal filmlerinden birisi olan film, David Lynch’in ilk uzun metraj filmidir. Dev makinelerin çalıştığı dumanlarla kaplı bir evrende geçen filmde Jack Nance’in canlandırdığı Henry Spencer’ın özürlü kız arkadaşı olan Mary X’den (Charlotte Stewart) mutant bir çocuğu olur. Bu öykü etrafında ilerleyen film, 30 dakika boyunca Spencer’ın kabusuna bizi davet eder. Filmde Henry Spencer evi terk eden kız arkadaşının öfkesini bebeğini öldürerek dindirir. Bir sürü rahatsız edici imge, izleyicinin algısını allak bullak eden bir ses bandı ve siyah-beyaz görüntüleriyle, ‘Eraserhead’ bir deneysel sinema başyapıtıdır. Filmde fantastik görüntüler çoğunluktadır.

Kutsal Motorlar (2012) Holy Motors IMDb 7,1

Cesar o gün her sabah yaptığı gibi işe gitmek için elinde çantası, yaşadığı görkemli malikaneden çıkar, beyaz limuzinine doğru yürür. Çevresindeki korumalar ona eşlik ederken, şoförü Celine kendisine kapıyı açar ve yol boyunca o gün tamamlamaları gerekan randevularından konuşurlar. Cesar eline yaşlı bir kadın peruğu alıp onu düzeltmeye başlayıncaya dek her şey normal gibi görünmektedir. Peki gerçekten her şey bu kadar normal midir.

Prometheus (2012) IMDb 7,0

Tekrar bilim-kurgu türüne dönüş yapan kült yönetmen Ridley Scott’ın önderliğinde Alien’ın köklerine yapılan bu yolculuk, hayatın başlangıcına dair araştırma yürüten bir ekibin evrenin en karanlık noktasında yaşadıkları maceralara odaklanıyor. Ekibin insanoğlunun geleceğini korumak adına girdiği bu savaş, her şeyin sonu olabilir.

Ters Yüz (2015) Inside Out IMDb 8,1  

Ters Yüz, küçük bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Küçük Riley için hayat, babasının San Francisco’da yeni bir işe başlamasıyla baştan aşağıya değişir. Orta-Batı’daki yaşamını geride bırakan Riley’ı şimdi yeni bir ev, okul ve arkadaşlar beklemektedir. Peki içindeki duyguları o ne söyler? Neşe, Korku, Öfke, Nefret ve Üzüntü. Riley’in zihninin içinde yaşayan, ona günlük hayatında tavsiyeler veren duyguları bu yeni hayata alışırken ufak bir kaosa neden olacaktır. Neşe, Riley’nin en önemli duygusudur ve onu hep pozitif tutmaya çalışır ama diğer duygular bu yeni hayatına uyum sağlama konusunda biraz şaşkındır.

Okumaya Devam Et

Liste

İlişkilere Gerçekçi Bakan 10 Film

Pembe tabloların dışından.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

İki insan birbirini sever, engeller aşılır ve sonsuza dek mutlu yaşanır. Ya da iki insan birbirini sever, ardından tanımaya başlarlar birbirlerini. Seni tanıdığı için memnun olanlar, seni yavaş yavaş tanımaya başlarlar ya da keşke tanımasaydım olur cümleler… Ya da tanıştıkça yabancı olunur…. Veya tanıdıkça bağlar kuvvetlenir. Bir arada olmak, hayatına birini almak en başından bir tavizdir, hayatının sana ait olan kısmının bir kısmını bir başkasının kontrolüne, denetimine bırakırsın. Özgürlüğünü, yani en değerli şeyini, armağan edersin sevdiğin için… Sonra tutsaklık seni rahatsız eder, gardiyanın da seni daha da tutsak etmek ister, iki insan birbirine hem mahkum hem de gardiyandır aynı zamanda… Aşağıda aşk, evlilik gibi mevzular üzerine gerçekçi bir takım şeyler söyleyen filmler var. Bazıları direkt bu mevzuya dalarken bazıları da dolaylı yoldan dokunuyor meseleye. İyi seyirler.

Aç Kalpler

Aç Kalpler (2014) Hungry Hearts IMDb 64

Venedik Film Festivali’nde hem En İyi Erkek Oyuncu hem de En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan yapım, birbirlerine ilk görüşte aşık olan bir çiftin sıra dışı hikayesini anlatıyor. Filmin başrollerinde yeni Star Wars serisinde de rol alacak olan, Inside Llewyn Davis, Frances Ha ve Girls dizisinden tanıdığımız yükselen yıldız Adam Driver ve performansıyla bol övgü toplayan Alba Rohrwacher bulunuyor.

ude (Adam Driver) ve Mina (Alba Rohrwacher), New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.

____

Nights and Weekends

Nights and Weekends (2008) IMDb 6.2

Mattie ve James birbirlerine aşıklar. Ancak birbirlerinden uzak geçen onlarca sabah ve aralarındaki binlerce kilometre ilişkilerini yiyip bitiriyor. New York ve Şikago arasındaki mesafe ile boğuşurken, birbirlerini gördüklerinde ilişkilerinin tatlı anları değil, zorlukları öne çıkmaya başlıyor.
___

Blue Valentine

Aşk ve Küller (2010) Blue Valentine IMDb 7.4

Dean ve Cindy’nin evlilikleri büyük bir başarısızlığa uğramıştır. Hayatlarının bu trajik sürecinde çift, gençlik yıllarına ve birbirlerine aşık oldukları zamanları hatırlamaya çalışırlar. Film zıt kavramları karşı karşıya getiriyor. Sevgi nefrete, geçmiş günümüze, hayal gerçeğe, gençlik yaşlılığa, erkek kadına karşı geliyor.
_____

L'avenir

Gelecek Günler (2016) L’avenir IMDb 7.0

Mia Hansen-Løve’ın Berlin’den Gümüş Ayı ödülüyle döndüğü filmi Gelecek Günler, evli ve iki çocuklu felsefe öğretmeni Nathalie, işi, annesi ve evliliği arasında sıradan bir tempoda yaşamını sürerken başına gelenler yüzünden yeni bir hayat kurmaya doğru adım atar.
____

Prensim

Prensim (2015) Mon roi IMDb 6.1

Her aşk, zaman içerisinde bir enkaza dönüşmez mi? Ödüllü yönetmen Maïwenn’in son filmi, bildiğiniz aşk filmlerine pek benzemiyor. Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan film; acı ve özlem, tutku ve ihanet arasında gidip gelen fırtınalı ve sıra dışı bir ilişkiye odaklanıyor. Bir tarafta düzenli hayatıyla istikrarlı bir avukat olan Marie-Antoinette, diğer tarafta ise karizmatik, özgür ruhlu, kadın avcısı Georgio. İdealize edilmiş bir aşk mefhumunu ve beyaz atlı prens kavramını sorgulayan film, klişelerden uzak durarak bir ilişkinin duygusal türbülanslarını son derece cesur bir şekilde perdeye taşıyor. Variety’nin “Jules ve Jim” kadar ultra-romantik olarak nitelediği filmin başrollerini Emmanuelle Bercot, Vincent Cassel ve Louis Garrel paylaşıyor.

___

Irrational Man

Mantıksız Adam (2015) Irrational Man IMDb 6.6

Woody Allen bu filminde varoluşsal bir krizin ortasında olan orta yaşlardaki felsefe profesörünün hikayesini anlatmakta. Filmin başrollerinde ise Emma Stone, Joaquin Phoenix ve Parker Posey var.

Abe Lucas, son dönemlerde yaşamaktan zevk alamayan, duygusal olarak dibe vurmuş bir felsefe profesörüdür. Hayatında yeni bir sayfa açmak için küçük bir kasabaya yerleşir ve orada ders vermeye başlar. Burada tanıştığı Rita Richards (Parker Posey), aynı üniversitede hocalık yapan, mutsuz bir kadındır. Abe’in öğrencisi Jill Pollard ise sınıfın en başarılısıdır ve zamanla aralarında bir arkadaşlık başlar. Jill her ne kadar erkek arkadaşı Roy’a aşık olsa da Abe’in ıstırap dolu, sanatçı kişiliğini ve egzotik geçmişini karşı konulamaz derecede çekici bulur.

Bir gün Abe ve Jill’in bir yabancının konuşmasına kulak misafiri olup, Abe’in olaya dahil olmasıyla işler değişir. Abe bu olayla birlikte kendi hayatını ve başkalarının hayatını derinden etkileyecek bir karar alır ve hayata yeniden tutunup, her anın keyfini çıkarmaya başlar. Fakat bu durum Jill, Rita ve kendi hayatını sonsuza dek değiştirecek günleri de beraberinde getirecektir.
_____

The Story of Us

İkimizin Hikayesi (1999) The Story of Us IMDb 5.9

İlişkileri artık iyice içeriğini kaybeden Jordan çifti, çocukları 12 yaşındaki Josh ve 10 yaşındaki Erin yaz kampındayken ayrılmaya karar verirler. Ben ve Katie çiftinin bir arada kalabilmesinin tek yolu birbiri ile olabildiği kadar az iletişim kurmaktır. Ben ve Katie birbirinden ayrı geçirdikleri zaman boyunca geçmişte çok şeyi paylaştıklarını farkederler. Yaşadıkları ortak mutluluklar onları bir araya getiren nedendir.
___

Sürgün

Sürgün (2007) Izgnanie IMDb 7.7

Bir aile, anne, baba ve çocukları şehir yaşamından ayrılıp doğa ile iç içe bir kır evine giderler. Burası büyükbabalarından kalma bir yerdir. Şehir kültürüne adapte olmuş insanlara uzak kalan bir doğa yaşamının kurallarına ayak uydurmak hiç de kolay değildir. Doğada hükmeden kavramlar çok başkadır. Orada var olmaya devam etmek isteyenler için büyük fedakarlıklar söz konusu olmak zorundadır. Film özünde vicdan sorguları ve işlenen günahların sancıları ile savrulan bir ailenin hikayesini konu alıyor.

___

Demolition

Yeniden Başla (2015) Demolition IMDb 7.0

Eşini trafik kazasında trajik bir şekilde kaybeden yatırım uzmanı Davis Mitchell, duygusal bir çöküntü yaşamaktadır. Davis, tüm hayatını sorguladığı bu dönemde giderek kontrolünü yitirmektedir. Bir gün parasını kaptırdığı otomatı üreten şirkete bir şikayet mektubu yazar. Davis, bu mektup sayesinde şirketin müşteri temsilcisi Karen ile yakınlaşacak ve bu beklenmedik ilişki, hem Karen hem de Davis’in tekrar hayata sıkı sıkıya sarılmasını sağlayacaktır.

_____

Scenes from a Marriage (1973) Bir Evlilikten Manzaralar Imdb 8.5

Marianne ve Johan’ın on yıllık evliliklerini masaya yatıran film, çiftin ayrılıklarını, evlilik dışı ilişkilerini, barışıp yeniden ayrılmalarını ve en nihayetinde de boşanmalarını konu ediyor.

Boşandıktan sonra bile birbirinden kopamayan Marianne ve Johan çiftinin her görüşmeleri ayrı bir kavgayla sonuçlansa da birbirlerine olan sevgileri şartlar ne olursa olsun galip geliyor.

Film evlilik hayatıyla ilgili çok önemli kelamlar ederken aynı zamanda izleyiciyi psikolojik olarak Marianne ve Johan’ın ilişkisine hapsediyor. Başta Woody Allen olmak üzere birçok yönetmeni etkileyen Bergman’ın bu filmi aynı zamanda en iyi yabancı film dalında altın küre sahibi.

___

Nelyubov

Bonus: Sevgisiz (2017) Nelyubov IMDb 7.8

Birbirlerine karşı nefretle dolu bir kadınla bir erkek ve arka odada, korku içinde gözyaşlarına boğulmuş çocukları… Sevgisiz, bu çocuğun ansızın ortadan kaybolması üzerine onu aramaya başlayan, boşanma arifesindeki bir karı-kocanın bezginlik ve pişmanlıkla yaralı çabalarının hikâyesini anlatıyor. Günümüz Rus sinemasının büyük ustası Andrey Zvyagintsev, şiddetle, kavgayla ve sevgisizlikle yoğrulmuş, hayalleri kırılınca ağlamayı bile unutmuş bir toplumun portresini post-modern bilgi çağı filtresinden çiziyor. Yozlaşmış, çürümüş, hayati değere sahip kurumları ardı ardına işlevsiz hale gelmiş Rus toplumu, yönetmenin otopsi masasında. Sevgisiz, Rusya’nın Oscar adayı seçildi.

___

Ne olacak simdi

Ayrıca bunlar da var:

Ne Olacak Şimdi (1979)

45 Yıl (2015)

Kayıp Kız (2014)

Okumaya Devam Et

Günün Haberi

Şairlerin Hayatını Beyaz Perdeye Taşıyan Filmler

Şairleri anlatan şiir gibi filmler…

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali (2012)

Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu faili meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor.

Sylvia (2003) IMDb 6,3

Yıl 1956, İngiltere. İleride tanınan bir şair ve yazar olarak ün salacak olan Sylvia Plath, şair Ted Hughes ile tanışır. Cambridge’de şairin dizelerinden yansıyan zekasından etkilenip henüz tanışmadan önce aşık olmuştur ona. Ted de tanıştıkları zaman aşık olur. Evlenirler. Sylvia çok geçmeden kocasının dizelerine, kalemine, yakışıklılığı ile birleşen başarısına vurulan, etkisi altında kalan başka kadınların da varlığının farkına varır. Bir zaman sonra Sylvia, kocasının profesyonelliğinin gölgesinde var olma çatışmasına düşer. Yazma kariyerindeki ilerleyişi Ted’inki kadar doğal ve içgüdüsel gelişememektedir. Acı ve öfke duyguları arasında yazdığı yarı otobiyografik bir roman ve az sayıda şiirleri ile kariyerine imzasını atmıştır.

Kelebeğin Rüyası (2013) IMDb 7,8

Zonguldak’ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa’da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın Zonguldak’a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer’in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940’lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer’in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.

Parlak Yıldız (2009) IMDb 6,9

Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. 

Mavi Gözlü Dev (2007) IMDb 6,7

 Komünizm propagandası nedeni ile mahkum edilen Nazım, içeride kulaktan kulağa büyüyen haklı bir üne kavuşur. Dil yeteneği ve muhteşem şiirleri sayesinde yavaş yavaş bir efsane haline dönüşür. Çevresinde şiirinden, ressamlığından feyz alarak genişleyen bir devrimci ve sanatçı arkadaş grubu oluşurken Nazım Hikmet’in aklında olan tek şey çok sevdiği eşi Piraye’dir.

Lope (2010) IMDb 6,0

Trajedi ve komediyi harmanlayarak İspanyol sinemasında yeni bir devir başlatan, Lope de Vega’nın hayatını konu alan bir film.

Tutkunun Şairleri (1995) IMDb 6,6

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud’u evinde ağırlar. Rimbaud’un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud’un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir.

Postacı (1994) IMDb 7,7

Sıradan bir İtalyan postacı, ünlü bir şairin mektuplarını taşırken şiir sevmeyi öğrenir. Bu durumu Beatrice adındaki güzeli etkilemek için kullanacaktır. Mektupların sahibi Pablo Neruda’dır. Onun gönderilerinden sorumlu postacı Mario, kısa sürede kendisi ile bir bağ kurar. Ondan aldığı destekle Mario, kendi içindeki cevheri açığa çıkartmayı öğrenir. Ardından da aşka davet zamanı gelir. 

Sayat Nova (1969) IMDb 7,7

Ermeni ozan Sayat Nova’nın hayatını ele alan film, sanatçının ünlü şiirleri eşliğinde Nova’nın yaşamının önemli dönüm noktalarını işliyor. Sofiko Chiaureli’nin altı farklı rolde izleyici karşısına çıktığı filmde Nova’nın bilinmeyen, gölgede kalmış eserleri de ölümsüzleşiyor. 

Howl (2010) IMDb 6,7

1957 yılının San Francisco’sunda genç şair Allen Ginsberg, yıllar boyunca en fazla okunan ve tartışılan şiire imza atar: Howl .Filmde tıpkı bu performatif şiir gibi üç parçadan oluşur: Allen Ginsberg’in gençlik dönemlerinden kesitler, şairin kendi sesi ile bir araya gelir. Howl şiirini Chicago davası’nda okuyan Ginsberg’e tepkiler bir diğer bölümü oluşturur.

BONUS

Yedi Güzel Adam

Hikayesi 1950 ve 1970’li yılların Kahramanmaraş’ında geçen dizi; yakın edebiyat tarihimize damgasını vuran şairlerimiz Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ali Kutlay, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören’in hayatını konu alıyor.

HazırlayanMehmet Ali Karga

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler