James Bond Günümüz Mübarek Olsun(!)

Manşet Serbest Kürsü

 

Toplamda yirmi beş kez beyaz perdede arz-ı endam eylemiş, elli yıllık geçmişiyle sinema tarihinin en uzun soluklu devam filminin kahramanı James Bond, 5 Ekim’de alışık olmadığımız bir kutlamanın aktörü olarak bir kez daha gündeme gelecek. “Dünya James Bond Günü” olarak adlandırılan bu kutlamanın, kurmaca bir karaktere ithaf edilmesi bakımından üzerinde durulması gerektiği kanısındayım.

“My Name is Bond. James Bond…” Dünyanın elektrik yüzü görmüş hangi bölgesine giderseniz gidin, bu repliğin sahibinin tanındığına şahit olursunuz. Ajan 007’yi bilmek için sinemaya özel bir merakınız olması ya da sayfalarca araştırma yapmanıza gerek yoktur. Küresel sistem bir şekilde bu karakteri zihninizin bir köşesine nakşetmiştir. Bir kuşağın karizma göstergesi olarak elinde taşımaktan gurur duyduğu ‘bond çantalar’ bile adını bu karaktere borçludur. Hatta geçtiğimiz yıllarda dünyaca ünlü bir saat markası James Bond’un o döneme kadar karşılaştığı yirmi iki düşmanını sembolize eden yirmi iki saatlik bir koleksiyon tasarlamıştır. Kullandığı arabalar, güneş gözlükleri, takım elbiseler hatta çakmaklar kısa sürede trend haline gelir. Nasıl gelmesin! İlkinden bu yana Bond filmlerini dünya üzerinde 1 milyar 567 milyon 500 bin kişi seyretmiş. Tabi sadece sinema salonunda seyredenlerden bahsediyoruz. Sayının daha iyi anlaşılması için şöyle bir not düşeyim, henüz 7 milyon kişinin seyrettiği bir yerli filmimiz yok. Buradan hesaplayın işte.

AMERİKALILAR TAYTLI, İNGİLİZLER TAKIM ELBİSELİ

Peki, Bond hayatımıza nasıl girdi de, bugün adına gün tahsis edilecek kadar seçilmiş bir şahsiyete dönüştü? James Bond ilk olarak İngiliz gazeteci yazar Ian Fleming’in bir roman karakteri olarak 1952’de ortaya çıktı. Yıla dikkat edelim… İkinci Dünya Savaşı’ndan çıkmış devletlerin kendilerini toparladıkları ve Soğuk Savaş gerginliğinin dünyanın her köşesinde hissedildiği bir dönemden bahsediyoruz. Bu yıllarda kurmaca kahramanlar, toplumların katarsis ihtiyacını gidermede önemli bir işleve sahipler. Amerika’da kostümlü, taytlı, fantastik çizgi roman süper kahramanlarının altın çağlarını yaşadığı dönem de, yakın tarihlere denk gelir. Tabi Amerikalılardan daha ağırbaşlı ve aristokrat karakterli İngilizlere, tayt yerine takım elbise giyen bir kahraman şüphesiz daha sempatik gelecektir. Askeri eğitim almış bir yazar olarak Fleming’in böyle bir karakter kurgulaması tesadüfi değildir şüphesiz. Fleming ölene kadar karakter etrafında şekillenen çok sayıda roman yazmıştır ancak James Bond 1962’de çekilen ilk sinema filmi Dr. No ile birlikte patlar.

Dr. No, 1 milyon dolar bütçeyle çekilmiş, 59 milyon 600 bin dolar gelir getirmiştir. Paranın kokusunu alan yapımcıların filmin devamını getirmeleri fazla uzun sürmez. Bir yıl içinde serinin ilk devam filmi Rusya’dan Sevgilerle gelir ve elli yıldır devam eden Bond macerası böylece başlamış olur. Yapımcıların tek derdi elbette ki para değildir. Dünyanın her köşesinde iz bırakan Bond, filmleriyle İngiltere’nin hatta Batının politik sembollerinin sözcülüğünü üstlenir adeta.  İlk macerasından itibaren bu ‘kahramanın’ kolu her yere uzanmaktadır. Dünyanın her köşesine yaptığı ziyaretlerde o bölgenin kültürüne ne denli hâkim olduğunun gösterilerini de yapar. İstanbul’a ilk kez geldiği Rusya’dan Sevgilerle filminde kahvesini orta şekerli istemesi bile söylediğimiz tarzda küçük çaplı bir şov örneğidir. Serinin ilk filmlerinde bu tarz detaylarla 007, ziyaret ettiği şehirlerin bir nevi prezantasyonunu yapmış olur. Tabi, kendi göstermek istediği şekliyle… Ancak zamanla ülkeler ve şehirler Bond filmlerinde yalnızca birer manzara dönüşür ve tanıtım işlevi ortadan kalkar. İstanbul’da geçen iki Bond filminde (Rusya’dan Sevgilerle/1963, Dünya Yetmez/1999) bile farkı çok net görebilirsiniz. Ajanımız İstanbul’u ikinci ziyaretinde Kız Kulesi’ni adeta bir otel odası gibi kullanmıştır. Bu benzetmeyi başka ülke ve şehirler için de yapabiliriz elbette. O yüzden yaklaşık bir ay sonra vizyona girecek yeni macerasını yine İstanbul ve Adana’da çekmesine bu kadar sevinmek ne kadar anlamlı, filmi seyredince göreceğiz.

BİR BOND DÜNYAYA BEDEL

Bond’un düşman tanımı da aynı parametrelerce şekillenir. Yeri gelir Çinliler, yeri gelir Almanlar, Ruslar, tabi ki en çok Ruslar Bond’un mücadele ettiği düşmanlar listesinde yer alır. Sık sık karşılaştığı düşmanı SPECTRE adlı birliktir. Türkçe karşılığı, hayalet anlamına gelen bu sözcüğün açılımı “Special Executive for Counter-intelligence, Terrorism, Revenge and Extortion” şeklindedir. Yani, Karşı-istihbarat, Terörizm, İntikam ve Gasp için Özel Yönetim… Bu tanım bir anlamda Bond’un düşman listesinin ne denli geniş bir suç ağını içine aldığının da göstergesidir. Böylelikle Ajan 007 kötülüğe karşı dünyanın her yerinde savaşma yetkisini de eline geçirmiştir. İngiliz istihbarat servisi M16 adına savaşan bir adamın bunu yapabilmesi üstü örtülü bir biçimde seyirciye şu mesajı verir; “tek adamımızla bile dünyanın her yerine gücümüz yeter…” Yeri gelir dünyayı nükleer tehditten korur, yeri gelir bir şehri yok olmaktan kurtarır. Hatta bu şehirlerin arasında İstanbul’da yer alır. Dünya Yetmez filminde bir zamanların pay-i tahtı şehrin kurtarıcısı bir zamanların işgalcisi İngilizlerin ajanıdır.

HAREMİMDEKİ DÜŞMAN

Bond’un düşmanları ne kadar güçlü olursa olsun, Bond’u gölgede bırakacak denli detaylı tasvir edilmezler. Oysa genellikle kahraman filmlerinin çoğunda düşman olabildiğince abartılarak, kahramanın gücüne vurgu yapılır. Bond filmlerinde onun karizmasına gölge düşürecek durumlara pek de izin verilmez. Daniel Craig performansıyla seyrettiğimiz James Bond her ne kadar önceki romantik yaklaşımlara göre daha kanlı canlı, ete kemiğe bürünmüş bir karaktere dönüşse de, burada bile aynı durum söz konusudur. Casino Royal’de (2006) zehirlenip ölümden döndükten bir saat sonra Bond’un “karnım acıktı” diyebilmesi bu yaklaşımın bir sonucudur. Tüm abartısına rağmen Ajan 007, tıpkı İngilizlerin ön plana çıkan bir diğer karakteri Sherlock Holmes gibi aklını ve teknolojiyi kullanan bir karakter düzeyinde tutulur, asla fantastik bir kahramana dönüşmez. Burada insan zekâsına yapılan bir yüceltme de söz konusudur. Q’dan aldığı teknoloji desteğiyle Bond, teknolojinin tüm nimetlerini ellerinde tutar. Yani teknolojiye hakimiyeti bakımından da tüm düşmanlarından üstün olduğu mesajını buraya gizlemiştir.

Aynı durum kadınlarla olan ilişkisinde de kendini gösterir. Bond Kadını diye bir kavram üretilmesi şüphesiz sadece filmi görsel olarak daha cazip kılmak için değil. Kadınların Bond’a olan zaaflarıyla onu bir arzu nesnesine dönüştürmelerini bir yana bırakırsak, karakterin karşı cinsle olan ilişkisinin bir tüm tahakküm kurma aracına dönüştüğünü görmek zor değil. Bond her filmde genellikle iki kadınla birlikte olur. Çoğunlukla düşman safından olduğu ortaya çıkan kadınlarla birlikteliği, onun düşmanlarını dize getirmesinin metaforu olarak okunmaya müsait. Bond’u gerçek anlamda besleyen ve yönlendiren M karakteriyle ise bir anlamda Kraliçeye atıf yapılır.

Özetle söyleyecek olursak James Bond, İngiliz değerlerinin karaktere dönüşmüş hali gibidir,  konjonktürün gerektirdiği mesaj neyse, bize onu söyler. Yıllardır Hollywood desteğiyle çekilmesine rağmen karakteri canlandıran aktörlerin Britanya kökenli oluşlarında bile bu mantık kendini gösterir. Londra Olimpiyatları açılış şovunda, Bond’un kraliçeyle birlikte yer alışından, İngiltere için ne anlama geldiğini okumak mümkündür. Bu yıl Dr. No filminin galasının yapıldığı 5.Ekim.1962 tarihinin ellinci yıldönümünün Dünya James Bond Günü kutlanması ve her yıl sürdürülmesi planlanıyor. Kutlamanın çapı ne kadar olur, bu iş dünyada ne kadar kabul görür bilinmez ama bunu kapitalist bir eğlence biçiminden ibaret görmek saflık olur. İngiltere’nin, Büyük Britanya kimliğini gitgide ön plana çıkardığı son yıllarda, ürettiği bu değeri dünyaya hazmettirme çabasının bir parçası bu kutlama. Tüm bunlara rağmen Bond’a ilişkin kurduğumuz cümlelerin sadece zeki, yetenekli, cazibeli, iyi giyimli düzeyinde kalışını bir sorgulamak gerekiyor bana kalırsa…

Naz Emel KOÇ
twitter.com/nazemelk

(Yeni Şafak /Pazar)

Sinefesto

Sinefesto

Admin at Sinefesto
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.
Sinefesto

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up