İstanbul Film Festivali’ndeki Filmler ve Konuları

Festivaller

ALTIN LALE ULUSLARARASI YARIŞMA

İstanbul Film Festivali’nin Uluslararası Yarışma bölümünde festivalin büyük ödülü Altın Lale için, sinemaya yeni bakışlar temasını izleyen filmler yarışıyor. 35. İstanbul Film Festivali Altın Lale Uluslararası Yarışma bölümünde 14 ülkeden 15 film yer alıyor.

Yönetmen Pablo Trapero başkanlığındaki Uluslararası Altın Lale jürisinde oyuncu Melisa Sözen, oyuncu Lior Ashkenazy, video sanatçısı Ali Kazma ve yapımcı Ewa Puszczyńska ve yer alıyor.

İKSV eski yönetim kurulu başkanı ve İstanbul Film Festivali kurucularından Şakir Eczacıbaşı anısına verilen Uluslararası Altın Lale Ödülü, bu yıl da Eczacıbaşı Topluluğu tarafından 25.000 Avroluk para ödülüyle destekleniyor. Bu ödülün 10.000 Avrosu Altın Lale’nin sahibi olacak filmin yönetmenine, 10.000 Avrosu filmin Türkiye’deki dağıtımını üstlenecek firmaya, 5.000 avrosu ise Jüri Özel Ödülü’nü kazanacak filmin yönetmenine verilecek.

Altın Lale Uluslararası Yarışma Bölümünde yer alan filmler;

Sütak / Sutak / Heavenly Nomadic / Mirlan Abdykalykov
Mirlan Abdykalykov’nun Karlovy Vary Film Festivali’nde bolca takdir toplayan ve Kırgızistan’ın Oscar adayı olan ilk filmi Sütak, yavaşça dünyayı terk etmekte olan geleneklerle ilgili şiirsel bir portre. Orta yaşlı bir meteorologun çıkıp gelmesi, Kırgızistan’ın ücra dağlarında kendi rutininde yaşayan bir ailenin hayatında köklü değişiklikleri beraberinde getiriyor.

Eva’ya Huzur Yok / Eva Doesn’t Sleep / Pablo Agüero
Arjantin yeni nesil sinemacılarının en heyecan verici yönetmenlerinden biri olan Pablo Agüero, cansız bir beden üzerinden ülkesinin acılarla ve hayal kırıklıklarıyla yoğrulmuş yakın tarihine ışık tutuyor. 1952 yılında, Arjantin’in sevilen First Lady’si Eva Peron kanserden öldüğünde bedeni, sergilenmek için mumyalanır. Üç yıl sonra askeri darbeyle devrilen Juan Peron ülkeyi terk etmek zorunda kalır. Artık Eva’nın cansız bedenini sahip olduğu yıkıcı politik kuvvetin farkındalığıyla askeri cunta kontrol etmektedir. Görsel tercihleriyle bazen bir kâbusa bazen ise bir rüyaya benzeyen Eva Doesn’t Sleep / Eva’ya Huzur Yok, Gael Garcia Bernal’e de kariyerinin en ilginç rollerinden birini bahşediyor.

Peace to Us in Our Dreams / Sharunas Bartas

Bize Rüyalarımızda Huzur Ver / Peace to Us in Our Dreams / Sharunas Bartas
Litvanyalı usta yönetmen Sharunas Bartas’ın uzun zamandır beklenen, prömiyerini geçtiğimiz yıl Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yapan filmi Peace to Us in Our Dreams / Bize Rüyalarımızda Huzur Ver, yılın en yürek burkan filmlerinden, dingin bir aile dramı. Senaryosunu yazıp yönettiği filmde Sharunas Bartas başrolü üstleniyor; filmdeki kızı da gerçek hayattaki kızı Ina Marija Bartaite. Filmin diyaloglarının çoğu senaryoda yer almıyor; çekimler çoklukla doğaçlama gerçekleştirildi.
.
Bir Liderin Çocukluğu / The Childhood of a Leader / Brady Corbet
ABD’li aktör Brady Corbet, yönettiği ilk filmi Childhood of a Leader / Bir Liderin Çocukluğu’nda hayali bir faşist liderinin çocukluğunu anlatıyor. 1918 yılında, Birinci Dünya Savaşı’nı bitirecek Versay Barış Antlaşması için ABD’den Fransa’ya gelmiş güçlü bir diplomat, dindar eşi ve oğlunu izleyen film, imtiyazlı bir aileye mensup küçük bir çocuğun gitgide kontrolden çıkan ve faşizm eğiliminin habercisi olan davranışlarını ortaya seriyor. Jean Paul Sartre’ın aynı adlı öyküsüyle John Fowles’un Büyücü romanının serbest uyarlaması olan film, Bérénice Bejo, Liam Cunningham ve Robert Pattinson’ın da yer aldığı parlak bir oyuncu kadrosuna sahip. Karanlık bir atmosfer içinde, izleyicisine ileride milyonları etkileyecek kararlar verecek bir karakteri analiz etme şansını veren Bir Liderin Çocukluğu Venedik Film Festivali’nde Luigi de Laurentiis Geleceğin Aslanı—En İyi İlk Film ve En İyi Yönetmen ödüllerini aldı. Brady Corbet’yi 24, Thirteen, Melancholia, Force Majeur, Mysterious skin, While We’re Young gibi dizi ve filmlerde üstlendiği rollerden tanıyoruz. Corbet filmin senaryosunu eşi Norveçli oyuncu ve sinemacı Mona Fastvold ile birlikte yazdı ve hem İngilizce hem de Fransızca diyaloglu olarak çekti. Filmin müziklerini besteleyen ise kült avangart müzisyen ve yapımcı Scott Walker.

Kor / Ember / Zeki Demirkubuz
Zeki Demirkubuz on birinci filmi Kor ile Uluslararası Yarışma bölümde yer alıyor. Çekimleri 2015 Şubat ayında başlayan Eyüp-Güzeltepe olmak üzere İstanbul’un değişik çeşitli semtlerinde gerçekleştirildi. Filmin oyuncu kadrosunda Taner Birsel, Aslıhan Gürbüz, Caner Cindoruk, İştar Gökseven, Talha Yayıkçı, Dolunay Soysert ve Çağlar Çorumlu’nun yer aldığı Kor, Türkiye-Almanya ortak yapımı bir film.

Şeytanlar / Les démons / The Demons / Philippe Lesage
The Demons / Şeytanlar, daha önce belgesel filmler yönetmiş Philippe Lesage’ın ikinci kurmaca uzun metraj filmi. Çocukların dünyasına hayranlık uyandırıcı bir soğukkanlılık ve mesafeyle bakan Quebec’li Lesage, bir yandan öğretmenine aşkıyla başetmeye çalışan bir yandan da evde anne-babasının gerginliğine tanık olan 10 yaşındaki Félix’i filminin merkezine yerleştiriyor. Montréal Yeni Sinema Festivali ve San Sebastian Film Festivali’nde büyük ilgi toplayan Şeytanlar, Quebec’te 2015 yılının en çok izlenen filmi oldu. Tarzı Michael Haneke ve Denis Villeneuve ile karşılaştırılan yönetmen Philippe Lesage filmde Vieux-Longueuil’deki kendi çocukluk günlerinden esinleniyor. Lesage, festival için İstanbul’a gelecek.

Son / The End / Guillaume Nicloux
Geçtiğimiz yıl Filmekimi’nde izlediğimiz Valley of Love / Aşk Vadisi’yle Cannes’da yarışan Guillaume Nicloux’un yeni filmi The End / Son, dünya prömiyerini Berlin Film Festivali’nin Forum bölümünde yaptı. Nicloux, Son’la beraber kariyerinin ilk döneminde tohumlarını anlattığı fantastik ve girift dünyaya geri dönüyor; kişisel tarihinin en karanlık hikâyelerinden birini anlatmaya soyunuyor. Bir avcı, köpeğiyle birlikte ormanın derinliklerinde yürüyüşe çıkmıştır ve birkaç saat içerisinde normalde gayet iyi bildiği ormanda kaybolur. Başına geleceklerden habersiz, geceyi ormanda geçirmek zorunda kalır. Son yılın en tuhaf, en akıl kurcalayıcı ve en tahrik edici filmlerinden biri.

Bin Başlı Canavar / Un monstruo de mil cabezas / A Monster With Thousand Heads / Rodrigo Pla
İlk uzun metrajlı filmi La zona / Yasak Bölge ile tüm dünyada ilgi çeken, dört yıl önce La demora / Gecikme ile Altın Lale için yarışan Uruguay asıllı Meksikalı yönetmen Rodrigo Plá, yeni filmi A Monster With A Thousand Heads / Bin Başlı Canavar ile yeniden festivalin Uluslararası Yarışma bölümünde. İlk gösterimi Venedik Film Festivali’nde Ufuklar Bölümü’nün açılışında yapılan film, kocasının hastalığı karşısında çaresiz kalan bir kadının sisteme karşı verdiği gerilimli mücadeleyi konu alıyor. Filmi baştan sona sürükleyen başrolündeki Jana Raluy’un performansıyla da beğeni toplayan Bin Başlı Canavar bir toplumsal taşlama. Filmin senaryosu, Uruguaylı yazar Laura Santullo tarafından kendi romanından sinemaya uyarlandı. Varşova Film Festivali’nde güçlü görselliği övülerek En İyi Yönetmen ödülüne layık görülen filmin yönetmeni Rodrigo Pla, festivale konuk olarak geliyor.

Susuzluk / Jajda / Thirst / Svetla Tsotsorkova
Genç Bulgar yönetmen Svetla Tsotsorkova’nın ilk filmi, sadeliği ve atmosfer kurma becerisiyle yılın en dikkat çekici filmlerinden. Thirst / Susuzluk’ta, hayatlarını bir otelin çamaşır işlerini üstlenerek geçiren bir ailenin su kesintisi işlerini yapmaya engel olur ve sorunu çözmeye gelen bir baba-kız, ailenin dengesini alt üst eder; uyum içindeki hayatları paramparça olur. Zira aşka duydukları susuzluk öylesine büyüktür ki bu derdin üstesinden ancak ölüm gelebilecektir.

Belgica / Felix van Groeningen

Belgica / Felix van Groeningen
Altın Lale ödüllü Çölde Kutup Ayısı’nın yönetmeni Felix van Groeningen, yeni filmi Belgica ile bir kez daha yarışacak. Müzikleriyle olduğu kadar kurgusuyla da dikkat çeken film Brüksel’in en havalı barlarından biri Belgica’da geçiyor. Yönetmene Sundance’te En İyi Yönetmen ödülünü kazandıran Belgica sakin oturarak izlemenin imkânsız olduğu bir film.

Aşk Birleşik Devletleri / Zjednoczone Stany Milosci / United States of Love / Tomasz Wasilewski
Polonya sinemasının öne çıkan yönetmenlerinden Tomasz Wasilewski, üçüncü uzun metrajlı filmi United States of Love / Birleşik Aşk Devletleri’nde 90’lar Polonya’sında dört kadının mutsuzluklarından kaçmaya çalışma ve hayatlarında tutku ve sevgi arama hikâyesi. Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı En İyi Senaryo ödülü alan film, eski güzellik kraliçesi, bir okul müdürü, uzun bir evliliğin sıkıntılarını yaşayan bir kadın ve yaşlı bir okul öğretmeni dört güçlü kadının portrelerini sunuyor. Melankolik ve dokunaklı hikâye, soluklaştırılmış renk paletiyle devrilen Demir Perde ile Dayanışma Hareketi’nin yükseldiği Polonya’da politik ve sosyal değişimini de arka plana alıyor. Filmin görüntü yönetmenliğini ise 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün, Tepelerin Ardında, Sislerin İçinde gibi başarılı filmlerle tanınan Romanyalı Oleg Mutu üstleniyor. Filmin yönetmeni Tomasz Wasilewski de filmin gösteriminde bulunmak üzere festivale konuk gelecek. Wasilewski için filmin çıkış noktası, anne-babasının 90’ların sonunda komünizmin çöküşüyle farklı kararlar alarak yaşamlarını yönlendirmeleri oldu; Wasilewski filme derinliği özellikle kadın bakış açısını benimseyerek veriyor. İzleyiciler yönetmen Wasilewski’yi Floating Skyscrapers / Dalgalanan Gökdelenler filmiyle hatırlayacaklar.

Ara / Interruption / Yorgos Zois
Interruption / Ara’nın gerçek bir “rehinelerin rehin alındıklarını fark etmedikleri bir adam kaçırma olayı”ndan esinlendiğini söyleyen yönetmen Yorgos Zois, tek mekânda geçen ve gerçek zamanlı bir gerilim filmi. Filmde antik Yunan tragedyası Orestes’in postmodern bir adaptasyonu sırasında sahneye çıkan bir genç mikrofonu devralır. Oyunun interaktif bir deneyime dönüştüğünü sanan izleyiciler gencin başlattığı tartışma ortamına katılır ancak eğlenceli başlayan bu oyun giderek kontrolden çıkmaya başlar ve korkutucu bir hal alır. İlk gösterimini Venedik Film Festivali’nde yapan bu minimalist film, Yorgos Zois’in yönettiği ilk uzun metrajlı film ve gerçek bir olaydan esinleniyor: 2002’de Çeçen militanlar Moskova’da bir tiyatroda izleyicileri rehin almış, izleyiciler baskını performansın bir parçası sanmışlardı. Matematik, Nükleer Fizik ve ardından sinema öğrenimi gören yönetmen Yorgos Zois Oresteia oyununu, “evrensel bir efsane olduğu ve insana dair güç, intikam, roller, kimlik ve duygu boşalımı gibi temel meseleleri ele aldığı için” özellikle seçmiş.

Bir Nefes / Ein atem / One Breath / Christian Zübert / Almanya
Yönetmen Christian Zübert, ilk gösterimi Toronto’da yapılan filmi One Breath / Bir Nefes’te hayatları kesişen iki kadının öyküsünü anlatıyor. Farklı ülkeler ve farklı sınıflardan iki kadının benzer şekilde ayakta kalma mücadelesini merkezine alan film günümüz siyasi ortamına da gönderme yapıyor. Kaçırılan bir bebek üzerinden annelik, milliyet, göçmenlik, Avrupa ve sınırlar gibi kavramları işleyen Bir Nefes’in senaryosunu Christian Zübert ve eşi İpek Çetinkaya Zübert yazdı; İpek Zübert, filmde Ines rolünü de üstleniyor. Bir Nefes Gijon Film Festivali’nin kapanışında gösterildi.

Bir Aile Filmi / Rodinny film / Family Film / Olmo Omerzu
Yıl boyunca gösterildiği festivallerde övgülere boğulan bu Çek filmi Family Film / Bir Aile Filmi, benzerini defalarca kez izlediğimiz aile krizi hikâyelerine yeni bir soluk getiriyor. Genç yönetmen Olmo Omerzu, senaryo yazarları arasında da yer aldığı bu ikinci uzun metraj filminde, hem biçim hem de içerik açısından seyircinin beklentileriyle ustalıkla oynuyor. Bir Aile Filmi, baştan sona sürprizlerle dolu bir film.

Ansızın / Auf Einmal / All of A Sudden / Aslı Özge
Köprüdekiler ile Altın Lale En İyi Film ve Hayatboyu ile Altın Lale En İyi Yönetmen ödüllerini kazanmış yönetmen Aslı Özge’nin Almanca çektiği ilk film olan All of a Sudden / Ansızın, Hamlet’ten bir alıntıyla açılıyor: “Zira iyi ya da kötü yoktur. Düşünce var eder ikisini de.” Bir anlık zaaf ile karışan hayatları konu aldığı filminde Özge, hikâyeyi gizemli bir sinema diliyle anlatırken seyirciyi iyinin ve kötünün giderek belirsizleştiği gergin bir tartışmaya çağırıyor.

SİNEMADA İNSAN HAKLARI

Avrupa Konseyi’nin katkılarıyla 10 yıl önce, yalnızca İstanbul Film Festivali kapsamında verilmeye başlanan Avrupa Konseyi Sinema Ödülü FACE (Film Award of the Council of Europe) bu yıl da, Sinemada İnsan Hakları bölümündeki bir filme verilecek. Sinemada İnsan Hakları bölümünde insan hakları konusunda kamuoyunda duyarlılık ve bilinç yaratan, konunun öneminin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunan 10 film gösterilecek.

Bu bölümden seçilecek bir filmin yönetmenine 35. İstanbul Film Festivali ödül töreninde Avrupa Konseyi’nden bir yetkili tarafından 10.000 avroluk para ödülü takdim edilecek. FACE Ödülü’ne Avrupa Konseyi’nin sinema yapıtlarını destekleyen Eurimages Fonu da ortak. FACE Jürisi’nde oyuncu Ercan Kesal, yönetmen Jakob Brossmann, Eurimages İdari Yönetici Yardımcısı Isabel Castro, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri ve Genel Sekreter Yardımcısı’nın İnsan Hakları ve Hukukun Üstünlüğü konularında özel başdanışmanı Leyla Kayacık yer alacak.

Det vita folket / White People / Lisa Aschan

Sinemada İnsan Hakları Yarışmasında yer filmler;

Beyaz İnsanlar / Det vita folket / White People / Lisa Aschan
İlk uzun metrajlı filmi Maymun Kızlar ile Berlinale dâhil pek çok önemli uluslararası festivalden ödüllerle dönen Lisa Aschan, yeni filmi White People / Beyaz İnsanlar ile günümüz Avrupa’sı üzerine bir alegoriye imza atıyor. Alex isimli genç ve beyaz bir kadın, bir grup insanla beraber bir hapishaneye kapatılır ve sınır dışı edileceği günü beklemeye başlar. Bu neden orada olduğunu ve nereye gönderileceğini bilmediği korku dolu bir bekleyiştir. Her ne kadar anlatılan hikâye günümüzde ve İsveç’te geçiyor olsa da, Aschan’ın neden-sonuç ilişkilerini muğlak bırakmayı seçen senaryosu Beyaz İnsanlar’ı distopik bir korku filmine çeviriyor.

Harikalar Diyarı / Heimatland / Wonderland / Lisa Blatter, Gregor Frei, Benny Jaberg, Carmen Jaquier, Jonas Meier, Tobias Nölle, Lionel Rupp, Mike Scheiwiller
İsviçreli 10 genç yönetmenin beraber yazıp yönettikleri Wonderland / Harikalar Diyarı, İsviçre’nin ve Avrupa’nın bugünkü haline ışık tutuyor. Locarno Film Festivali’nde dikkat çeken film, İsviçre Zürih Film Ödülü ve Bern En İyi Film ödüllerini, Almanya’da ise Max Ophüls ödülünü aldı. Filmde dünyanın en zengin ülkelerinden İsviçre’nin üzerinde devasa bir bulut beliriyor ve bu kıyamet alameti toplumsal düzenin tamamen yıkılmasına sebep oluyor. Bir yandan da birleştirici bir etkisi olur bulutun: İnsanlar korkuları, umutları ve gereksinimleri su yüzüne çıktıkça birbirlerine yaklaşıyorlar. Her bireyin “vatan” tarifinin farklı oluşundan ve İsviçre’nin dünya siyaset coğrafyasındaki yalıtılmışlığından yola çıkan film, yaratıcılarına göre “siyasal bir film, çünkü artık siyaset renkli pankartlarla oturarak yapılmıyor; kendi yaptıklarımızı ve toplumun karşısına geçerek yapılıyor.”

Akdeniz / Mediterranea / Jonas Carpignano
Jonas Carpignano’nun belgesel yapar gibi sağlam gözlemlere dayandırdığı ilk uzun metrajlı filmi
Mediterranea / Akdeniz, geçtiğimiz yıl Cannes Eleştirmenler Haftası’nda adından söz ettiren, can yakıcı bir dram. Bu bol ödüllü filmde, Ayiva ve Abas memleketlerini geride bırakmışlar ve kendilerini Libya’da bir limandan yola çıkıp İtalya’ya varacak bir bota atmanın derdindeler. İzini sürdükleri bu kaçış tüneline dair çok az şey biliyorlar, yol üzerinde ne denli nefret dolu düşmanlarla ve nasıl bir şiddetle karşılaşabileceklerine dair ise hiçbir fikirleri yok.

Sihirli Dağ / La montagne magique / The Magic Mountain / Anca Damian
Dört yıl önce festivalin FACE Sinemada İnsan Hakları Yarışması’nda Jüri Özel Ödülü kazanan canlandırma belgesel Crulic / Öteki Tarafa Yolculuk ile hatırlayabileceğiniz Anca Damian, yeni filmi The Magic Mountain / Sihirli Dağ’da Polonyalı dağcı ve fotoğrafçı Adam Jacek Winkler’in hayatını ele alıyor. Crulic ile başlayan kahramanlık temalı üçlemenin bu muhteşem ikinci halkası, 80’li yıllarda Afgan mücahitlerle Sovyetler Birliği’ne karşı savaşmış Winkler’in hayatını anlatırken, gerçek mektuplar ve ses kayıtları gibi arşiv malzemeleriyle beraber canlandırmaya da başvuruyor. Damian’ın senaryoyu Winkler’in kızı Anna ile beraber yazmış olmasıysa Sihirli Dağ’ı daha da ilginç kılıyor. Çok farklı animasyon tarzlarını deneyen bu renkli film, festivalin en büyülü yapımlarından.

Yılanın Kucağında / El Abrazo de la Serpiente / Embrace of the Serpent / Ciro Guerra
Kolombiya’nın tarihteki ilk Oscar adayı Ciro Guerra’nın yönettiği Embrace of the Serpent / Yılanın Kucağında, Festival kapsamında izleyicilerle buluşacak. 2015’te Cannes’da CICAE Ödülü kazanan ve Yabancı Dilde En İyi Film kategorisinde Kolombiya’nın Oscar adayı olan Yılanın Kucağında, mitlerle gerçekliği bir arada işliyor. Amazon yerlilerinden Şaman Karamakate’nin ve kırk yılı aşkın bir süre topraklarında yetişen kutsal bir şifa bitkisini arayan iki bilim insanının hikâyesini anlatan film, sömürgeciliğin derin tahribatını siyah-beyaz görselliği ve şiirsel sinema diliyle anlatıyor.

Dev Canavar / Bei xi mo shou / Behemoth / Zhao Liang
Belgeselleriyle tanınan, Çin sinemasının yükselen bağımsız yönetmeni Zhao Liang, adını Eski Ahit’te, dağların hakimi bir canavardan alan belgeseli Behemoth / Dev Canavar’da aşırı üretiminin insan ve doğa üzerindeki yıkıcı etkisini estetik bir dille gösteriyor. Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan adayı Dev Canavar’da Liang, sadece Çin’i değil dünyanın halini resmediyor; kendi sözleriyle “medeniyetin açgözlülüğünü, Dante’nin Cehennem’inden esinlenerek” ortaya koyuyor. Filmin çekimleri Moğolistan’da bir kömür madeninde yapıldı. Dev Canavar, Venedik Film Festivali’nde “ekoloji ve çevresel sürdürülebilirlik değerlerini en iyi temsil ettiği” gerekçesiyle Yeşil Damla Ödülü’ne layık görüldü.

Visaaranai / Interrogation / Vetri Maaran

Sorgu / Visaaranai / Interrogation / Vetri Maaran
M. Chandra Kumar’ın kendi gerçek hikâyesini anlattığı romanından uyarlanan Interrogation / Sorgu, Hindistan’da polis tarafından alıkonduktan sonra işkence gören ve işlemedikleri suçları üstlenmek zorunda kalan bir grup göçmen işçinin hikâyesini anlatıyor. Tamil asıllı Kumar, çalışmak için gittiği Andra Pradeş eyaletinde polis tarafından gözaltına alınıp 13 gün boyunca bir hücrede tutulmuş, bu korkunç deneyimini “Lock Up” (Kilit Altında) adlı kitabında anlatmıştı. Yönetmen Vetri Maaran’ın siyasal sistemin ve polis şiddetinin ezmeyi alışkanlık haline getirdiği insanların elinden tutan filmi sert, gerçekçi, rahatsız edici ve yoğun bir dram. Sistemin yozlaşmasının ayrımcılığı körüklediğini gözler önüne seren Sorgu, dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali Ufuklar Bölümü’nde Uluslararası Af Örgütü Ödülü’nü aldı.

Kızıl Topraklar / La tierra roja / The Red Land / Diego Martínez Vignatti
The Red Land / Kızıl Topraklar’ın yönetmeni Diego Martinez Vignatti, Carlos Reygadas’ın Japonya ve Cenette Savaş filmlerinin görüntü yönetmeni olarak da tanınan bir isim. Doğayı mahveden ve bölge halkını sağlığından eden çarklardan birini merkeze alarak anlatan Kızıl Topraklar, Arjantin’in kuzeydoğusundaki Misiones bölgesinde geçiyor. Yağmur ormanlarını yok eden ve kimyasal kirlenmeye yol açan çokuluslu kâğıt sanayisini ele alan Kızıl Topraklar yönetmen Vignatti’nin dördüncü filmi.

3000 Gece / 3000 Layla / 3000 Nights / Mai Masri
Ödüllü belgeselleriyle tanınan Mai Masri, 80’li yıllarda geçen ilk kurmaca filmi 3000 Nights / 3000 Gece’yle festivalde. İsrail’de hapse atılan Filistinli kadınların gerçek öykülerinden esinlenen filmin başkahramanı, haksız yere suçlanan ve 8 yılını bir İsrail hapishanesinde geçiren yeni evli, Filistinli bir öğretmen. İsrailli suçlularla aynı yerde kalmaya zorlanan genç kadın, hapishanede doğurur ancak koşullar gitgide kötüleşir. Toronto, Busan, Londra, Dubai, Tallinn, Palm Springs film festivallerinde gösterilen 3000 Gece, Valladolid Film Festivali’nde İzleyici Ödülü kazandı. Yönetmen Mai Masri, hapishaneyi Filistinlilerin ve özellikle de Filistinli kadınların yaşadıkları koşulların bir metaforu olarak kullanıyor. Başroldeki Maisa Abd El Hadi’yi 2015 festivalinde gösterilen Hırsızın Gözleri filminden hatırlıyoruz.

Kıyıdakiler / Coastliners / Erdem Tepegöz, Barış Pirhasan, Alphan Eşeli, Melisa Önel, Ramin Matin
Coastliners / Kıyıdakiler, uluslararası platformlarda başarı kazanmış yönetmenler Erdem Tepegöz, Barış Pirhasan, Alphan Eşeli, Melisa Önel ve Ramin Matin tarafından çekilen kurmaca beş kısa filmden oluşuyor. Birbirinden farklı bu beş kısa filmde, sahile vuran mülteci eşyalarının yarattığı oyuna; şiddete maruz kalmış bir gencin tuhaf hikâyesine; Suriye sınırındaki, bomba sesleriyle yankılanan bir eve sığınan anne-kızın öyküsüne, İstanbul keşmekeşinde engelleri aşarak yol almaya çalışan bir kahramana ve sürüldükleri köylerine dönmeye çalışan hamile bir kadının ruhsal yolculuğuna eşlik ediyoruz.

AKBANK GALALARI

İstanbul Film Festivali’nin en sevilen bölümlerinden Akbank Galaları’nda, yıldızları usta yönetmenlerle buluşturan ve sezonun merakla beklenen 10 filminin Türkiye’deki ilk gösterimleri gerçekleştirilecek. Akbank Galaları’nda bu yıl Berlin Film Festivali’ni de açan Coen Kardeşler’in Yüce Sezar! filminden ve Jeff Nichols’ın yıldızlar geçidine şahit olduğumuz ‘Midnight Special’ına kadar birbirinden ilginç, ödüllü, dikkat çekici yapım yer alıyor.

Akbank Galaları bölümünde yer alan filmler;

Yüce Sezar! / Hail, Caesar! / Ethan & Joel Coen
Hollywood’un 1950’lerdeki “altın çağı”nı konu eden Hail, Caesar! / Yüce Sezar!, özellikle yıldız oyunculardan oluşan kadrosuyla dikkat çekiyor. Filmde başroldeki Josh Brolin’e Ralph Fiennes, Tilda Swinton, Frances McDormand, George Clooney, Scarlett Johansson, Jonah Hill ve Channing Tatum eşlik ediyor. Hollywood’un yıldız sistemini ayarsızca alaya alan film Şubat ayında gerçekleştirilen Berlin Film Festivali’nin açılışını yapmıştı.

Brooklyn / John Crowley
Başrolünde En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ına aday olan, Hanna, Byzantium, The Grand Budapest Hotel ve Lost River filmlerinden de tanıdığımız Saoirse Ronan’ın olduğu filmin yönetmen koltuğunda John Crowley yer alıyor. Filmin senaryosu ise kitapları yok satan, About a Boy ve High Fidelity gibi daha birçok başarılı filme kitapları uyarlanmış Nick Hornby’ye ait. Filmin uyarlandığı, Colm Tóibin’in aynı adlı romanı, The Observer tarafından, bugüne kadar yazılmış en iyi on tarihsel roman arasında gösteriliyor. Sundance’te yaptığı prömiyerin, Toronto ve New York’taki gösterimlerinin ardından yılın en çok ses getiren filmlerinden biri olan ve üç dalda Oscar adaylığına sahip Brooklyn, 1950’lerde dünyanın cazibe merkezi New York’a gelen, iki ülke ve iki aşk arasında kalan, İrlanda göçmeni genç bir kadının hikâyesini anlatıyor.

Truman / Cesc Gay
Cesc Gay’in ilk gösterimini Toronto Film Festivali’nde yapan ve San Sebastian’da En İyi Oyuncu, İspanyol Goya Ödülleri’nde En İyi Film dahil beş ödül birden kazanan son filmi, izleyenleri hem eğlendirecek hem de duygulandıracak. Yılın en dokunaklı filmlerinden Truman’da, öğretmenlik yapan Tomas, aktör arkadaşı Julian’ın yanına seyahat eder. İki eski dosta Julian’ın sadık köpeği Truman da katılır. Filmin başrollerini Arjantin’in en ünlü erkek oyuncusu Ricardo Darin ile Almodovar’ın yeni gözdesi Javier Cámara paylaşıyor. Yönetmen Cesc Gay, Truman’ı şöyle tanımlıyor: “Truman belirsizliğe, bilinmeyene, beklenmeyene, keder karşı nasıl bir tavır takındığımızı inceleyen bir deneme. Aynı zamanda zorluklarla karşı karşıya kalan iki dostun da hikâyesi.”

Zoraki Komşu / The Lady in the Van / Nicholas Hytner
Daha önce Alan Bennett’in iki tiyatro oyununu sinemaya uyarlayan Nicholas Hytner, İngiliz oyun yazarıyla üçüncü kez bir araya geliyor. The Lady in the Van / Zoraki Komşu, Bennett’in hayatında çok önemli yer tutan gerçek bir dostluğu sinemaya taşıyan, otobiyografik bir metin. Yazar, kendini bir karakter olarak baştan yaratıyor ve 70’lerde tanıştığı, küçük bir karavanda yaşayan yaşlı bir kadınla kurduğu dostluğu kaleme alıyor. Filmdeki rolüyle Altın Küre adaylığı olan Maggie Smith ile Bennett’i canlandıran Alex Jennings müthiş bir kimya tuttururlarken Zoraki Komşu bu iki oyuncunun omzunda yükseliyor.

Bir Kadın Bir Erkek / Un + Une / One Plus One / Claude Lelouch
Fransız sinemasının ustalarından Claude Lelouch, One Plus One / Bir Kadın Bir Erkek filminde bir kez daha kadın-erkek ilişkileri üzerine bir hikâyeyle karşımızda. Oscar ödüllü Jean Dujardin’in canlandırdığı Antoine Abeilard, dünyaca ünlü bir film müziği bestecisidir. Hayatta her şeyi hafife alan bu adam, Fransız büyükelçisinin karısı Anna ile mecburi bir yolculuğa çıkar. İkili hem fiziksel hem de ruhsal şifa aramaktadır ve bu yolculuk boyunca birbirlerine âşık olurlar. Filmde ayrıca César ödüllü Elsa Zylberstein ve Christophe Lambert de rol alıyor. Romantik izleyicileri baştan çıkaracak, parlak renklerle bezeli bu egzotik aşk filminin müzikleri Francis Lai’ye ait.

Kördüğüm / Maggie’s Plan / Rebecca Miller
Senaryonu ve yönetmenliğini üstlenen Rebecca Miller’ın filmi Maggie’s Plan / Kördüğüm samimi ve mütavazı bir komedi. Hem yakışıklı hem zeki ama asla aşık olmayacağı bir erkeğin spermleriyle çocuk sahibi olmaya düşünen Maggie’nin kusursuz planı sürekli farklı istikametlere dönmek zorunda kalır. Kontrol hastaları ve tesadüfleri seven “hayat” arasındaki çekişme hakkındaki bu filmde Julianne Moore, John’un eski karısı Georgette rolündeki performansıyla parlıyor. Filmin oyuncu kadrosunda Maggie rolünde en son Mistress America’da oynayan Greta Gerwig, festival programındaki Born to Be Blue’da başrolü oynayan Ethan Hawke, South Park’a sesini verenlerden Bill Hader, Grown-Ups ve Bridesmaids’den tanıdığımız Maya Rudolph ve Vikings’in yıldızı Travis Fimmel yer alıyor. İlk gösterimini Toronto Film Festivali’nde yapan Kördüğüm, New York, Sundance ve geçtiğimiz şubat ayında Berlin film festivallerinde de gösterildi. Rebecca Miller’ı önceki filmleri 2003’te İstanbul Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü ve İzleyici Ödülü kazanan Personal Velocity, The Ballad of Jack and Rose ve Angela’dan tanıyoruz. Yazar Arthur Miller’ın kızı olan Rebecca Miller, Oscar’lı oyuncu Daniel Day-Lewis ile evli.

Midnight Special / Jeff Nichols

Midnight Special / Jeff Nichols
Bol ödüllü Take Shelter / Sığınak ile tanıdığımız Jeff Nichols’ın Berlin’de Altın Ayı için yarışan yeni filmi Midnight Special 80’li yılların fantastik filmlerine bir saygı duruşu adeta. Film, oğlunu dini bir tarikata kaptıran bir baba ile özel güçlere sahip olduğu için sadece tarikatın değil devletin de peşine düştüğü oğlunun nefes kesen kaçışlarının hikâyesini anlatıyor. Michael Shannon, Joel Edgerton, Adam Driver ve Kirsten Dunst’ın başrollerini paylaştığı, baştan sona nefes nefese izlenen bu fantastik gerilimle Nichols, Spielberg, Carpenter ve Shyamalan gibi yönetmenlere göndermeler yaparken kendi tarzını korumayı da başarıyor. 18 Mart tarihinde Amerika’da gösterime girecek film sadece 20 gün sonra İstanbul Film Festivali kapsamında izleyicilerle buluşacak.

Karışma Anne! / The Meddler / Lorena Scafaria
Daha önce Coherence / Paralel Evren filminde oyuncu olarak izlediğimiz Lorene Scafaria bu kez ikinci yönetmenlik deneyimi olan ve senaryosunu de kendisinin kaleme aldığı The Meddler / Karışma Anne! ile karşımıza çıkıyor. Çatışmalı bir anne-kız ilişkisini konu alan film Susan Sarandon’ın performansıyla yükselen bir komedi.

Çete / El Clan / Pablo Trapero
Dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan ve yönetmeni Pablo Trapero’ya Gümüş Aslan En İyi Yönetmen Ödülü’nü getiren bol ödüllü The Clan / Çete, Akbank Galaları bölümünde. Arjantin’in Oscar adayı olan ve ülkesinde gelmiş geçmiş en iyi gişeyi yapan Çete İspanya sinema akademisinin verdiği Goya Ödülleri’nde de İspanyolca En İyi Yabancı Film Ödülünü kazandı ve filmden esinlenen bir TV dizisi de çekilmeye başlandı. Arjantin tarihinin kara sayfalarından birini konu edinen film, cunta iktidarında Arjantin istihbarat servisi için çalışan acımasız Arquimedes Puccio ve ailesinin 1980’lerde de vahşi eylemlerine devam etmesini işliyor. Dinamik kurgusu ve dönemin rock şarkılarıyla bezeli müzikleri sayesinde nefes nefese izleniyor. Altın Lale Uluslararası Yarışma Jürisi’nin başkanlığını da üstlenecek Trapero ve oyuncu eşi Martina Gusman da festivalin konuğu olarak İstanbul’da olacaklar.

Gökdelen / High-rise / Ben Wheatley
İngiliz sinemasının harika çocuğu Ben Wheatley’nin yeni filmi High-rise / Gökdelen, kült bilimkurgu yazarı J.G. Ballard’ın aynı adlı romanının uyarlaması. Oyuncu kadrosundaTom Hiddleston, Jeremy Irons, Sienna Miller, Luke Evans, Elisabeth Moss, James Purefoy’un bulunduğu film, hikâyenin geçtiği 70’lerin distopya havasını yansıtan bir bilimkurgu; dünyadan soyutlanmış bir gökdelende lüks bir yaşam süren genç bir doktor ve kontrol üzerine kurulu düzenin altüst olması üzerine bir modernizm masalı. Film, yapım tasarımı, oyunculuklar, Wheatley’in kontrollü yönetmenliği ve Ballard’ın uyarlanması zor dünyasını yansıtma başarısıyla övgü topladı. Filmin senaryosunu yazan Eileen Davies, Wheatley’nin eşi. Filmin çekimler Kuzey İrlanda’nın Bangor kasabasında yapıldı. Ballard’ın 1970’lerde Nicholas Roeg, 2000’lerde Vincenzo Natali’nin yönetmesi düşünülen, ancak sinema uyarlaması bir türlü gerçekleşmeyen romanı aynı adla Türkçeye kazandırıldı. Dünya prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapan Gökdelen’nin müzikleri ise Pop Will Eat Itself’in baş elemanı, Pi’den Black Swan / Siyah Kuğu’ya neredeyse tüm Darren Aronofsky filmlerinin ve ayrıca Stoker ve Filth / Pislik gibi filmlerin de müziklerini besteleyen Clint Mansell tarafından yazıldı. Ben Wheatley’nin önceki filmleri A Field in England, Sightseers, Kill List Filmekimi ve Film Festivali’nde gösterilmişti.

YILLARA MEYDAN OKUYANLAR

Yıllara Meydan Okuyanlar bölümünde sinefillere hala formda dünya sinemasına yön vermeyi sürdüren, örnek alınan ve ödüle doymayan usta yönetmenlerin en son filmlerini izleme fırsatı bulacaklar. 10 filmin gösterileceği Yıllara Meydan Okuyanlar tema sponsorluğunu ATV üstleniyor.

Yıllara Meydan Okuyanlar bölümünde yer alan filmler;

Kendi Kanım / Sangue del mio sangue / Blood of My Blood / Marco Bellocchio
Dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nde Uluslararası Eleştirmenler Birliği Federasyonu FIPRESCI Ödülü’nü kazanan Blood of My Blood / Kendi Kanım, Festivalin Yaşam Boyu Başarı Ödülü sahibi usta İtalyan yönetmen Marco Bellocchio’nun yeni filmi. Kendi Kanım, iki farklı zaman diliminde, Ortaçağ’da ve günümüzde geçen iki farklı hikâyeyi anlatıyor. Görsellik, müzik ve diyalogların birbirine örüldüğü filmin oyuncu kadrosunda yönetmen Marco Bellocchio’nun oğlu Pier Giorgio Bellocchio da yer alıyor.

Hatırla / Remember / Atom Egoyan
Usta Kanadalı auteur yönetmen Atom Egoyan’ın girift bir gerilimle ördüğü yeni filmi Remember / Hatırla, hafızasını yitirmekte olan yaşlı bir adamın anılara tutunma hikâyesini anlatırken gücünü Christopher Plummer’ın harika performansından alıyor. İntikam ve adalet temalarını işleyen filmde Oscarlı oyuncu Plummer’ın canlandırdığı Zev, 70 yıl önce ailesini bir toplama kampında katleden Nazi gardiyanının izini bulur ve geç kalmış adaleti eliyle sağlamak için bir plan yapar. Venedik Film Festivali’nde yarışan filmde başroldeki Plummer’a Bruno Ganz, Jürgen Prochnow ve Martin Landau eşlik ediyor. Remember / Hatırla, Mar del Plata Film Festivali’nde İzleyici Ödülü, Venedik’te de Vittorio Veneto Ödülü kazandı. Atom Egoyan’ın Felicia’nın Yolculuğu, Gerçeğin Ötesinde, Tapınma, Şeytan Düğümü adlı filmleri daha önce festivalde gösterilmişti.

Kadınların Gölgesinde / L’ombre des femmes / In the Shadow of Women / Philippe Garrel
Fransız Yeni Dalgası’nın ikinci kuşak usta yönetmenlerinden Philippe Garrel, La jalousie / Kıskançlık’ın ardından parlak bir romantik komediyle beyazperdeye dönüyor. Geçtiğimiz yıl Cannes’da Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünü açan, belgesel sinemacı genç bir çiftin ilişkisinin sınavdan geçtiği süreci anlatan bu siyah-beyaz film, Yeni Dalga’nın en parlak zamanlarını anımsatıyor. Yaşam, sanat, siyaset ve erkek egosunu ele alan filmin anlatıcısı ise yönetmen Philippe Garrel’in oğlu Louis Garrel. Filmin başrolündeki Clotilde Courau prenses unvanı taşıyor ve eşi sürgündeki İtalya Kralı’nın torunu.

Rabin’in Son Günü / Rabin, the Last Day / Amos Gitai
Rabin, the Last Day / Rabin’in Son Günü, İsrailli politikacı, devlet adamı ve asker Yitzhak Rabin’in 4 Kasım 1995’te suikasta uğrayarak öldürülmeden önceki son gününde yaşananları ve zorluklarla inşa edilen umudun yıkılma sürecini konu alıyor. İsrail sinemasının en saygıdeğer yönetmenlerinden Amos Gitai’nin son filmi Rabin’in Son Günü, Venedik Film Festivali’nde ana yarışmada yer aldı. Yaser Arafat ve Şimon Perez’le ile birlikte Nobel Barış Ödülü’nü paylaşan Rabin’e yakılan bir ağıt ve yakın siyasi tarih üzerine bir inceleme olan film, alabildiğine stilize bir doküdrama. Rabin’in Son Günü dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nde İnternet Eleştirmenleri En İyi Film ve Sevilla’da Jüri Özel ve İnsan Hakları Ödüllerini aldı. Gitai’ın festivalde önceki yıllarda Berlin, Kudüs; Kadosh / Kutsal, Kippur, Alila, Free Zone / Serbest Bölge, Disengagement / Çözülme filmleri gösterilmişti.

Winter Song / Chant d’hiver

Kış Şarkısı / Winter Song / Chant d’hiver
Festivalin Yaşam Boyu Başarı Ödülü sahibi Gürcü yönetmen Otar Iosseliani’nin Locarno’da Altın Leopar için yarışan, beş yıldır beklenen yeni filmi Winter Song / Kış Şarkısı, Jacques Tati’den Charlie Chaplin’e, Buster Keaton’dan Samuel Beckett’e referanslar taşıyan bir sosyopolitik taşlama. Iosseliani bu filminde kamerasını geçmişe, şimdiki zamana ve geleceğe tutuyor. Kış Şarkısı, giyotinden geçirilmiş Fransız bir aristokrat ve iki eski dostun başından geçenleri izlediğimiz bir şehir komedisi. Yönetmen, savaş karşıtı filmini şiirsel bir hisle donatmayı ve absürt mizahın en modern örneklerinden birini sergilemeyi ihmal etmiyor. Peter Bogdanovich ile Woody Allen’ın sofistike bir karışımına benzetilen filmde ünlü yönetmen Tony Gatlif de sürpriz rol üstleniyor. SSCB döneminde Tiflis’te doğan, matematik, müzik ve sinema öğrenimi gören ve Fransa’ya yerleşen Iosseliani’nin festivalde gösterilen bir önceki filmi, 2010 yapımı Chantrapas / İşe Yaramaz idi.

Korku Virüsü / El Virus de la Por / Virus of Fear / Ventura Pons
Yönetmen Ventura Pons, korku hastalığının ne kadar kolay bulaştığını anlattığı filmi Virus of Fear / Korku Virüsü’nü, yüzme öğretmeni Jordi, Jordi’nin meslektaşı Hèctor ve havuz müdürü Anna arasında geçen bir etik tartışması etrafında kurguluyor. Yönetmen hikâyeyi, sürekli geri dönüşlerle ve farklı açılardan tekrar izlettirdiği sahnelerle anlatıyor.

Acı Sokağı / La Calle de la Amargura / Bleak Street / Arturo Ripstein
Sinemaya Buñuel’in asistanlığıyla başlayan, Meksika sinemasının 1960’lardan bu yana en üretken ve büyük yönetmenlerinden Arturo Ripstein yeni filmi Bleak Street / Acı Sokağı’ndan bahsederken “Gerçeklik fani bir durumdur” diyor. Yönetmenin bu seferki kahramanları, hiç hesapta yokken ağır bir suça bulaşıp tutuklanan yaşlıca iki hayat kadını. Ripstein’ın dünyası ve görüntü yönetmeni Alejandro Cantu’nun kamerası hayal kırıklıklarıyla dolu bu hayatların hikâyesinde buruk bir büyülenme hissini beraberinde getiriyor. Toronto Film Festivali’nde Ustalar bölümünde gösterilen Acı Sokağı, siyah-beyaz görüntüleri ve alışılmadık olay örgüsüyle gerçeküstü bir his uyandırırken İtalyan yeni gerçekçilik akımına da göz kırpıyor. Venedik’te yarışma dışı gösterilen Acı Sokağı, Gijon Film Festivali’nde Ripstein’e En İyi Yönetmen Ödülünü getirdi. Meksika’da gerçek bir olaydan esinlenen filmin senaryosunu Ripstein’in eşi Paz Alicia Garcíadiego yazdı. Filmin siyah-beyaz olmasına dair Risptein şöyle diyor: “Ne gördüysem, bütün temel filmler hep siyah-beyaz oldu; ben de hayatı hep siyah-beyaz öğrendim. Bütün filmlerimi aslında siyah-beyaz düşünüyorum ama ticari sebeplerden böyle gerçekleştirmiyorum.”

11 Dakika / 11 Munit / 11 Minutes / Jerzy Skolimowski
Polonya sinemasının usta ismi, İstanbul Film Festivali’nin Yaşam Boyu Başarı Ödülü sahibi Jerzy Skolimowski’den yenilikçi, taze ve dinamik bir film; 11 Minutes / 11 Dakika. Venedik’te mansiyon alan film, birçok karakterin yaşamına yaklaşarak kıyametin hissedildiği aynı 11 dakikaya odaklanıyor ve karakterlerini gerçek zamanda izliyor. Çağımızın “felaket kapıda” hissini, iç içe geçen kurgularla bir yandan da kara mizahı ihmal etmeden veren bu gerilim filmi Polonya’nın Oscar adayı oldu. Skolimowski, “bu filmi Hollywood’un aksiyon filmlerine tepki olarak geliştirirken tempoya biraz da zekâ ve bir nebze şiddet ekledim” diyor.

Francofonia / Alexander Sokurov
Venedik Film Festivali’nde FEDEORA Eleştirmenler Birliği En İyi Film Ödülü’nü kazanan Francofonia, efsane müze Louvre’a ve sanata çekilmiş bir aşk mektubu… 2008’de festivalin Sinema Onur Ödülü verilen Aleksander Sokurov insanlık tarihinin en nadide sanat eserlerinin sergilendiği uçsuz bucaksız, efsane Louvre’un görkemli salonların ve galerilerin içinde kıvrıla kıvrıla dolaşırken sanat, kültür, iktidar, tarih, Fransa ve Avrupa üzerine benzersiz bir başyapıt çıkartıyor. Sokurov, zamanda yaptığı gezintiyle, St. Petersburg’un ünlü müzesi Hermitage’i anlattığı Russkiy kovcheg / Rus Hazine Sandığı’ndan sonra yine kendine has, şiirsel bir müze tasviriyle karşımızda.

Yaş 17 / Being 17 / Quand on a 17 ans / André Téchiné
Fransız sinemasının usta yönetmenlerinden André Téchiné, yeni filmi, Being 17 / Yaş 17’de cinsel kimlik ve büyüme sancılarına zarafetle bakıyor. Film, lisede sınıf arkadaşı olan, farklı sosyal sınıftan 17 yaşında iki delikanlının gergin arkadaşlığı etrafında dönüyor. Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarışan film, genç aktörler Kacey Mottet Klein ve Corentin Fila’nın performansları, André Téchiné’nin büyüme hikâyesine hâkimiyeti, getirdiği taze ve umut dolu bakışla takdir edildi.

DÜNYA FESTİVALLERİNDEN

Sabah Gazetesi sponsorluğundaki Dünya Festivallerinden bölümünde uluslararası film festivallerinde öne çıkan, dünyanın dört bir yanından çoğu ödüllü, yönetmenleriyle olduğu kadar oyuncuları ve konularıyla da adından çok söz edilen 21 film izleyiciyle buluşacak.

Dünya Festivallerinden bölümünde yer alan filmler;

Köpeğin Kalbi / Heart of a Dog / Laurie Anderson
New York sanat çevrelerinin 30 yıldır konuşulan avangart sanatçısı, müzisyen, performans sanatçısı, yazar, düşünür, yönetmen Laurie Anderson, 29 yıllık aranın ardından sinemaya dönüyor. Kendi dış sesiyle anlattığı, Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışan Heart of a Dog / Köpeğin Kalbi’nde Anderson canlandırma, ev videoları, bozulan imajlar gibi değişik film tekniklerini kullanıyor. Film, yönetmenin çok sevdiği teriyer köpeği Lolabelle’den, 11 Eylül sonrası yükselen devlet paranoyalarına, gökyüzüne, Wittgenstein’a, ölüme uzanıyor. Laurie Anderson, filmde Tibet Ölüler Kitabı’ndan esinlendiğini söylüyor. Anderson’un hayat arkadaşı Amerikalı efsane müzisyen Lou Reed’i film için kaydettiği müzikleri içeren soundtrack albümü de Ekim ayında yayımlandı.

Kibir / La vanité / Vanity / Lionel Baier
Lionel Baier, gücünü hayatın kendi kara mizahından alan filmi Vanity / Kibir’de, ölüm hakkında Woody Allen’vari fikir yürütüyor. Ecelini beklemeden hayatına son vermeye karar vermiş bir kişi, onun komşusu ve insanların intihar etmesine yardım eden bir şirket çalışanı olan üç farklı insanın, ölümden başka konular üzerinden birbirleriyle iletişim kurmalarını konu alıyor. İsviçre’nin genç kuşak yönetmenlerinden Lionel Baier’in yedinci uzun metrajlı filmi, ilk gösterimini Cannes Film Festivali’nde ACID yan bölümünde yaptı. Baier, filmin tonunu, hayran olduğu yönetmen Ernst Lubitsch’ten esinlenerek kuruyor. Filmin üç başrolünden birini, Almodovar’ın fetiş oyuncularından Carmen Maura üstleniyor.

Suyun Hatırası / La memoria del agua / The Memory of Water / Matias Bize
Şili sinemasının gözde yönetmenlerinden Matías Bize, bu sefer farklı bir filmle karşımızda. Daha önce hikâyelerini gerçek zamanlı anlatmayı tercih eden yönetmen, The Memory of Water / Suyun Hatırası’nda bu sefer görece uzun bir süreci zamansal atlamalarla perdeye taşıyor ve 4 yaşındaki kızlarını bir kaza sonucu kaybeden bir çiftin yas tutmak için seçtiği farklı yolları konu alıyor. Başrol oyuncularının performanslarıyla daha da güçlenen film duygu sömürüsüne kalkışmayan bir dram. İlk gösterimi Venedik Film Festivali-Venedik Günleri bölümünde yapılan Suyun Hatırası yönetmen Bize’nin sözleriyle “karakterlerin derin acılarını sade, sessiz ve özgün bir yolla aktarmayı; böylece izleyicilerin öyküyle özdeşleşip kendi hayatları, kayıpları ve ilişkilerini düşünmelerine yol açmayı amaçlıyor.” Başrolü paylaşan oyuncu Benjamín Vicuña aynı zamanda UNICEF İyi Niyet Elçisi.

Fransız Kanı / Un Français / French Blood / Diastème
Azınlıklara saldıran, kendi gibi olmayan herkesten nefret eden Neo Nazi Marko, zamanla nefret duygusunun azalmasıyla kendini sorgulamaya başlar. Bugüne kadar beslendiği şiddetten nasıl kurtulacağını düşünmeye, bir çözüm yolu bulmaya, kısacası iyi bir insan olmayı denemeye çalışır. Bir yandan 20 yıllık kişisel bir gelişim yolculuğunu takip eden French Blood / Fransız Kanı, bir yandan da Fransa’da az bilinen aşırı bir hareketin toplumsal konumunu, gerçek olaylardan esinlenerek inceliyor. Başrollerini Alban Lenoir, Paul Hamy, Samuel Jouy, Patrick Pineau’nun üstlendiği film, Toronto Film Festivali’nde ilk gösterimini yaptı, Fransa’da daha fragmanı çıkınca sinemalara, yönetmene, oyunculara tehditler yağdı ve bunun üzerine bazı salonlar filmi göstermekten vazgeçti. Sinemacılık eğitimi görmeyen, 10 yıl gazetecilik yapan yönetmen Diastème, daha önce hiç şiddet sahnesi çekmediği için, tarzını anlayabilmek için Pusher üçlemesini izlemiş ve tüm çekim ekibine de izletmiş.

Binbir Gece: Bölüm 1, Huzursuz Adam / As Mil e Uma Noites: Volume 1, O Inquieto / Arabian Nights: Volume 1 – The Restless One / Miguel Gomes
Binbir Gece: Bölüm 2, Kasvetli Adam / As Mil e Uma Noites: Volume 2, O Desolado / Arabian Nights: Volume 2 – The Desolate One / Miguel Gomes
Binbir Gece: Bölüm 3, Büyülenmiş Adam / As Mil e Uma Noites: Volume 3, O Encantado / Arabian Nights: Volume 3 – The Enchanted One / Miguel Gomes
Avrupa Film Ödülleri’nde En İyi Ses, Sevilla Avrupa Filmleri Festivali’nde En İyi Film ödüllerini kazanan bu üçleme, Wroclaw New Horizons Film Festivali’nde de Eleştirmenler Birliği FIPRESCI Ödülü’nü kazandı. İki efsane sinema dergisi, hem Sight & Sound hem de Cahiers du Cinéma‘nın seçtiği geçtiğimiz yılın en iyi 10 filmi arasında Miguel Gomes’in üç bölümden oluşan bu büyüleyici ve epik filmi yer alıyor. Daha önce festivalde kısa filmlerini izlediğimiz Gomes, bu iddialı projesinde Binbir Gece Masalları’nın bir öyküden diğerine geçen serbest anlatı yapısını ödünç alıyor ve ülkesi Portekiz’deki ekonomik krizin etkilerini inceliyor. Üçlemenin ilk bölümü Huzursuz Adam belgesel ve kurmacayı, geçmiş ve bugünü, gerçek ve fanteziyi birleştiriyor. İkinci film olan Kasvetli Adam’da suç ve adalet öyküleriyle mizahın dozu artarken üçlemenin son halkası Büyülenmiş Adam’da öykülerde Şehrazat’ın saraydan kaçışını, Portekiz’deki hükümet karşıtı protestoları izliyoruz. Binbir Gece üçlemesi geçtiğimiz yıl boyunca pek çok festivali dolaştı ve Gomes’in yaratıcı anlatımı kadar, ses ve görüntü yönetimi başta olmak üzere teknik özellikleriyle de övgü topladı.

Bir Ejderha Uyanıyor! / Ejdeha Vared Mishavad! / A Dragon Arrives! / Mani Hagighi
Berlin Film Festivali’nde ana yarışmada Altın Ayı için yarışan A Dragon Arrives! / Bir Ejderha Uyanıyor!, farklı türlerden birçok öğeyi alabildiğine kullanan, eğlencelik olduğu kadar siyasi göndermeler içeren bir film. Absürd bir hayalet hikâyesiyle bir dedektiflik gizeminin iç içe geçtiği Bir Ejderha Uyanıyor!, yönetmeni Mani Hagighi’nin tabiriyle “bilimkurgu, paranoya ve X-Files’ı Philip Marlowe, Dashiell Hammett dedektif malzemesini Jules Verne ve Tenten ve Indiana Jones ile bir araya getiriyor.” İran’ın gözalıcı coğrafyasını fon edinen Bir Ejderha Uyanıyor!, olabildiğince çarpıcı ve stilize bir görüntü yönetimi benimsiyor.

Gelecek Günler / Things to come / L’avenir / Mia Hansen-Løve
Things to Come / Gelecek Günler, Berlinale’de yönetmeni Mia Hansen-Løve’a Gümüş Ayı En İyi Yönetmen ödülünü kazandırdı. Isabelle Huppert, bir dizi talihsizlikle yaşamında yeni bir yön seçmek zorunda kalan bir profesörü canlandırıyor. Huppert’i kariyerinin en önemli performanslarından birinde izlediğimiz Gelecek Günler, hayatındaki her taşın yüzde yüz yerine oturduğundan emin, entelektüel bir orta yaş felsefe öğretmeninin, altüst olan hayatına nasıl yön verdiği üzerine bir çalışma.

Vicdanın Sesi / Chaharshanbeh, 19 Ordibehesht / Wednesday, May 19 / Vahid Jalilvand
Tiyatro oyunculuğundan TV yönetmenliğine geçen, ardından da onlarca belgesel film çeken Vahid Jalilvand, Wednesday, May 19 / Vicdanın Sesi’yle son dönemde İran’dan çıkmış en çarpıcı filmlerden birine imza atıyor. Venedik’te Ufuklar Bölümü FIPRESCI Ödülü, Reykjavik’te En İyi Film Ödülü alan film ülkenin toplum yapısına ve toplumun yönetilme şekline dair pek çok şey söylüyor. Celal adında bir adam İran’da bir gazeteye alışılmadık bir reklam verir: İhtiyaç sahibi birine 10.000 dolarlık bir bağış yapacaktır. Bu haber kalabalık bir insan güruhunu bir araya getirir. Filmin başrollerinde festival jüri üyelerinden Niki Karimi de yer alıyor. Niki Karimi, Bratislava Film Festivali’nde rol arkadaşı Sahar Ahmadpour ile ile En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü paylaştı. Filmin öyküsünü üç farklı bakış açısından anlatan yönetmen Jalilvand, kurgusunu ve ortak yapımcılığını da üstlendiği filminde rol de alıyor. Yirmi yıldır sitar ve tef çalan yönetmen Jalilvand, en sevdiği yönetmenler olarak Ron Howard ve Alejandro Gonzalez Iñarritu’yu söylüyor.

The Other Side / Roberto Minervini

Ötedekiler / The Other Side / Roberto Minervini
Bir önceki filmi Stop the Pounding Heart’ta belgesel ile kurmaca arasındaki ince çizgide dengede durmayı başaran Roberto Minervini, prömiyerini Cannes’ın Belirli Bir Bakış bölümünde yapan yeni doküdraması The Other Side / Ötedekiler’de de benzer bir “görsel şiir”in altına imzasını atıyor. Amerika’da siyasal kurumlar tarafından öteye itilmiş, artık görmezden gelinen bir grup insanın hikâyesini aktarıyor ve bu insanların hayatta kalma yöntemleri üzerine gözlemler yapıyor. Ötedekiler, Amerika’nın karanlık yüzüne ışık tutuyor.

Alt Kat / Un etaj mai jos / One Floor Below / Radu Muntean
Romanya Yeni Dalga sinemasının önde gelen yönetmenlerinden Radu Muntean’ın Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış Bölümü’nde bolca övgü alan son filmi One Floor Below / Alt Kat, insan ruhunu anlayan bir film. Kimsenin fark etmediği bir cinayete tanık olan bir adamın vicdan muhasebesini konu alan film Sevilla’da En İyi Erkek Oyuncu ve En İyi Senaryo Ödüllerini aldı. Filmin senaryosunu Radu Muntean ile 2014’te Altın Lale Uluslararası Yarışma jürisinde yer alan Razvan Radulescu ve Alexandru Baciu birlikte yazdı. Razvan Radulescu, daha önce izlediğimiz Death of Mr. Lazarescu, 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün; Çocuk Pozu filmlerinin de senaryo yazarı.

Ezgiler Ezgisi / Pesn pesney / Song of Songs / Eva Neymann
Ukrayna asıllı yönetmen Eva Neymann’ın 2013’te Altın Lale için yarışan ve Radikal Halk Ödülü’nü kazanan Kuleli Ev’den sonra çektiği yeni filmi Song of Songs / Ezgilerin Ezgisi bir büyüme hikâyesi. Film, aynı anda hem büyülü hem de zorluklarla dolu, modern dünya ve gelenekler arasında filizlenen ve uzun yıllara yayılan lirik bir aşk hikâyesi anlatıyor. Neyman’ın üçüncü uzun metrajı, efsanevi Yidiş yazar Sholem Aleichem’in romanlarından esinleniyor ve Rusya’da bir zamanların yaygın Yahudi yerleşimleri “ştetl”ları mekân olarak kullanıyor. Filmin ruhani hissiyatı ise Yossele Rosenblatt, Josef Hassid, Jascha Heifetz gibi Yahudi müzisyenlerin plaklardan çalınan besteleriyle derinleşiyor. Ezgilerin Ezgisi ilk gösterimini Karlovy Vary Film Festivali’nde ana yarışmada yaptı ve Kiliseler Birliği jürisinden Mansiyon aldı; Odessa Film Festivali’nde ise hem En İyi Film hem de En İyi Ukrayna Filmi ödüllerini kazandı.

Küçük Adamlar / Little Men / Ira Sachs
Işık Açık Kalsın ile tanıdığımız Ira Sachs’in yazıp yönettiği Little Men / Küçük Adamlar, ergenlik yıllarına özel o benzersiz arkadaşlık ilişkilerini tekrar hatırlatan, mütevazı ama uzun süre aklınızdan çıkmayacak bir dram. 13 yaşındaki Jake ve Tony birbirlerinin en iyi arkadaşıdır ancak ebeveynleri arasında çıkan anlaşmazlık, çocukların arasındaki dostluğu önemli bir sınava tabi tutar.

Doğru Zaman / Ji-geum-eun-mat-go-geu-ddae-neun-teul-li-da / Right Now, Wrong Then / Hong Sang Soo
Locarno Film Festivali’nde Altın Leopar’ı alan ve başrolündeki Jung Jae-young’a da En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü getiren Right Now, Wrong Then / Doğru Zaman Hong Sang-soo’nun yeni komedisi. Martin Scorsese tarafından Güney Kore’nin Woody Allen’ı olarak tanımladığı Hong Sang Soo, Doğru Zaman’da bir yönetmen ve tanıştığı ressam bir genç kadının geçirdikleri birkaç saatin iki versiyonunu izleyiciye sunuyor. Başrolde yönetmeni canlandıran ve bu rolüyle Asya Pasifik Sinema Ödülleri’nde de ödül alan Jung Jae-young, festivalde daha önce gösterilen Our Sunhi / Hepimizin Sevgilisi’nde de başroldeydi.

Seni Seviyorum Hedi / Inhebek Hedi / Hedi / Mohamed Ben Attia
Berlin’de iki ödül birden kazanan Inhebbek Hedi / Seni Seviyorum Hedi, Tunuslu sinemacı Mohamed Ben Attia’nın ilk uzun metrajlı filmi. Başrolündeki Majd Mastoura’ya En İyi Erkek Oyuncu, yönetmenine de en iyi En İyi İlk Film ödülünü getiren Seni Seviyorum Hedi, Tunus’un Yasemin Devrimi’nin beş yıl sonrasında, Hedi adlı genç bir adamın, gelenekler, özgürlük ve aşk arasında bocalamasını anlatıyor.

Des Nouvelles de la Planète Mars / News From Planet Mars / Dominik Moll

Mars’tan Haberler Var / Des Nouvelles de la Planète Mars / News From Planet Mars / Dominik Moll
Harry, İyiliğinizi İsteyen Bir Dost ve Lemming filmlerinin ünlü yönetmeni Dominik Moll’un yeni filmi News from Planet Mars / Mars’tan Haberler Var’da orta yaş bunalımına absürd bir kara mizahla bakıyor. Tekdüze hayatı, ailesi ve dengesiz arkadaşları yüzünden çığırından çıkan bir aile babasını odağına alan filminde Moll, dünyanın düzenini önceki filmlerindeki gibi bir kez daha alışılmadık yönlerden bakarak eleştiriyor. Berlin Film Festivali’nde yarışma dışı gösterilen filmde başrol Francois Damiens’ın performansı çok beğenildi.

Denizdeki Ateş / Fuocoammare / Fire at Sea / Gianfranco Rosi
Berlin Film Festivali’nin büyük ödülü Altın Ayı’yı kucaklayan Fire at Sea / Denizdeki Ateş, Avrupa’nın sürekli gözardı etmeye çalıştığı mülteci meselesine, İtalya’nın Lampedusa Adası’ndaki hayata duygusal bir açıyla yaklaşarak bakıyor. Yönetmen Gianfranco Rosi, bu belgeseli çekmek için, özellikle Afrika ve Ortadoğu’dan yüz binlerce mültecinin Avrupa’ya ulaşma amacıyla ilk adımını attığı Lampedusa adasında aylarca yaşadı. Film aynı zamanda, günümüz sinemasının politik meseleleri ele alış biçimini sorgulamamız için bir kapı aralıyor.

Saraybosna’da Ölüm / Smrt u Sarajevu / Death in Sarajevo / Danis Tanović
Balkanların en çok dikkat çeken, yaratıcı yönetmenlerinden Danis Tanovic’in yeni filmi Death in Sarajevo / Saraybosna’da Ölüm, Berlin Film Festivali’nden iki ödülle döndü: Jüri Büyük Ödülü ve FIPRESCI Ödülü. Bölgenin acılı tarihine bir otel ve müşterileri benzetmesiyle yaklaşan Saraybosna’da Ölüm, 28 Haziran 2014’te, yani Birinci Dünya Savaşı’nı başlatan Arşidük Franz Ferdinand suikastinin 100. yıldönümünde geçiyor. Filmde Tanavic sürükleyici sinema diliyle Balkanlarda yüz yıldır süregelen kimlik savaşını arka planda işliyor. Tanovic’in İstanbul Film Festivali FACE İnsan Hakları Yarışması’nda Jüri Özel Ödülü kazanan filmi Bir Hurdacının Hayatı, Oscar’a aday gösterilmişti.

Gayrimeşru / Illegitimate / Adrian Sitaru
Oltanın Ucunda ve İyi Niyetler’in yönetmeni Adrian Sitaru, ilk gösterimi bu yıl Berlin Film Festivali’nin Forum bölümünde gerçekleşen yeni filmi Illegitimate / Gayrimeşru’da orta sınıf bir ailenin içine düştüğü ahlaki ikilemi anlatıyor. Sakin başlayan aile yemeğinde evin büyük oğlu Cosmo’nun babasıyla ilgili ortaya çıkardığı bir gerçek, sert bir tartışmaya dönüşecektir.

24 Hafta / 24 Wochen / 24 Weeks / Anne Zohra Berrached
Yönetmen Anne Zohra Berrached’nin 24 Weeks / 24 Hafta filmi kürtajla ilgili tartışmalara alışık olmadığımız bir yerden bakıyor. Ülkenin en popüler komedyenlerinden birisi olan Astrid hamile kaldığını öğrenince bunu kimseden gizlemeyi düşünmez. Fakat dünyaya gelecek çocuğunun Down sendromlu olduğunu öğrenince bebeği doğurmak ve aldırmak hakkında erkek arkadaşı ve yakın çevresiyle tartışmaya başlar. İlk gösterimini Berlin Film Festivali’nde yapan 24 Hafta, bu süreci hem tıbbi hem de yasal boyutlarıyla adeta bir belgesel gibi seyirciye aktarıyor.

GENÇ USTALAR

Genç Ustalar bölümünde ilk ya da ikinci filmlerini çekerken dünya sinemasına farklı bir soluk getiren, özgün yaklaşımlarıyla beğeni toplayan genç yönetmenlerin filmleri yer alıyor. NESCAFÉ Gold sponsorluğunda gerçekleştirilen Genç Ustalar bölümündeki filmler uluslararası festivallerde dikkat çeken, geleceğin klasikleri olmaya aday yapıtlardan oluşuyor.

Genç Ustalar bölümünde yer alan filmler;

Toprağın Gölgesinde / La tierra y la sombra / Land and Shade / César Augusto Acevedo
Kolombiyalı yönetmen César Augusto Acevedo’nun Cannes’da en iyi ilk filme verilen Altın Kamera dahil dört ödül alan, Mumbai, Selanik, Bratislava, AFI Los Angeles festivallerinden de ödül kazanan filmi Land and Shade / Toprağın Gölgesinde, ciddi bir hastalığa yakalanan oğluna bakmak üzere terk ettiği evine 17 yıl sonra dönen bir çiftçiyi izliyor. Özellikle birer tablo gibi çizilmiş kompozisyonlarıyla gösterildiği festivallerde seyircinin içine işleyen filmi Toprağın Gölgesinde dingin bir Latin Amerika alegorisi. Yönetmen Acevedo, filmin temel fikrini kendi ailesiyle yaşadıklarından yola çıkarak, “unutuşa karşı koymak üzere” oluşturdu. Acevedo, ülkesi Kolombiya’nın tarihe, hafızaya ve ulusal kimliğe rağmen geçirmekte olduğu hızlı gelişim sürecine de filmde sinemasal bir dille değiniyor. Filme adını veren “Toprak”, ait olduğumuz, köklerimizin yer aldığı geçmişimizi; “Gölge” ise anılarımızı simgeliyor.

Kara Tavuk / Kalo pothi / The Black Hen / Min Bahadur Bham
Başarılı kısa filmleriyle tanınan Min Bahadur Bham’ın ilk uzun metrajlı filmi olan The Black Hen / Kara Tavuk, yönetmenin büyüdüğü Nepal’in kuzeyinde bir köyde geçiyor. 12 yaşındaki iki çok iyi arkadaş ve buldukları bir tavuk üzerinden Nepal’in 2001 yılındaki iç savaş sırasındaki politik ve sosyal durumunu gözler önüne seren film, Venedik Eleştirmenler Haftası’nda FEDEORA En İyi Film ödülünü aldı. Başta çocuk oyuncular olmak üzere filmin oyuncularının tümü amatör. Filmde konuşulan Nepalce lehçesi, oyuncuların da anadili değildi ve bu lehçeyi öğrenmek zorunda kaldılar. Nepal Edebiyatı, Sinema ve ardından Budist Felsefesi ve Siyasal Bilgiler öğrenimi gören yönetmen Min Bahadur Bham’ın bu ilk uzun metrajlı filmi, Venedik Film Festivali’nde gösterilen Nepal yapımı ilk uzun metrajlı film oldu.

Dolaptaki Canavar / Closet Monster / Stephen Dunn
1989 doğumlu yönetmen Stephen Dunn’ın ilk uzun metrajlı filmi Closet Monster / Dolaptaki Canavar, stilize bir görselliğe ve dinamik bir soundtrack’e sahip olan bir büyüme ve “dolaptan çıkma” filmi. Film, en yakın arkadaşı bir hemstır olan Oscar’ın hem cinsel kimliğiyle barışmasını hem de ailesiyle ve geçmişiyle başa çıkmasını konu alıyor. Dolaptaki Canavar, ilk gösterimini yaptığı Toronto’da En İyi Kanada Filmi ödülü aldı. Filmdeki hemstır Buffy’yi ünlü oyuncu Isabella Rossellini seslendiriyor. Filmde Oscar’ı canlandıran Connor Jessup’ı Falling Skies adlı diziden ve festivalde de gösterilen Blackbird (2012) filminden tanıyoruz. Kendi hayatından birçok öğe taşıyan filmin senaryosunun tümünü Stephen Dunn Toronto Üniversitesi’nin kütüphanesinde yazmış.

Viaje / Paz Fábrega

Yolculuk / Viaje / Paz Fábrega
Paz Fábrega’nın Kosta Rika ormanlarında geçen siyah-beyaz filmi Viaje / Yolculuk, iki başkarakterinin içtenliğiyle yoğrulmuş, coşkulu ve modern bir aşk filmi. Luciana ve Pedro, bir partide hiç de romantik olmayan bir şekilde tanışırlar. O an büyülenmemiş olsalar da birbirlerinin gözünün içine baktıklarında isteseler de farklı yollara gidemeyeceklerinin de farkına varırlar ve birlikte ormanın derinliklerine doğru üç haftalık bir geziye çıkarlar. Pedro rolündeki Fernando Bolaños, tiyatro, sinema ve televizyonda oyunculuk ve yönetmenlik yapmanın yanı sıra yoga eğitmenliğini de sürdürüyor. Luciana rolündeki Kattia Gonzalez ise fizik tedavi uzmanlığı ve modern dans eğitiminin ardından çeşitli projelerde yönetmenlik, yapımcılık ve oyunculuk yaptı. Polonya Tofifest’te Gençlik Jürisi Ödülü kazanan Yolculuk, Kosta Rikalı kadın yönetmen Paz Fábrega’nın ikinci uzun metrajlı filmi.

Dağ / Ha’har / Mountain / Yaelle Kayam
Dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nin Ufuklar bölümünde yapan Mountain / Dağ, Kudüs’te çok eski bir Yahudi mezarlığının yer aldığı Zeytin Dağı’nda geçiyor. Ortodoks Yahudisi dindar bir kadın olan Tzvia’nın dört çocuğu, kocası ve ev işleri arasına sıkışmış bir hayatı vardır. Tzvia, çocuklar okulda, kocası işteyken mezarlıkta yürüyüşe çıkar. Bir gece, bir kadınla bir erkeğin mezarlıkta sevişmesine tanık olur. Bu rahatsız edici manzara karşısında şok olsa da daha çok keşfetme arzusuyla günlük rutinin yanında yürüyüşlerine devam eder. Böylece Dağ’ın öteki yüzünü keşfeden kadının değişimi de başlamış olur. Dağ, mekânın ruhunu yakalayışı ve odaklandığı kadın karakteri işlemedeki başarısıyla övgü toplayan bir ilk film.

Neon Boğa / Boi Neon / Neon Bull / Gabriel Mascaro
Venedik ve ardından Toronto film festivallerinde gösterimlerinin ardından, Venedik, Rio, Nantes, Hamburg, Marakeş film festivallerinde ödüller kazanan Neon Bull / Neon Boğa, Genç Ustalar bölümünde. Yönetmen Gabriel Mascaro’nun büyülü gerçekliğe doğru kayan ikinci filmi Neon Boğa, insanlarla hayvanlar arasındaki ilişkiyi incelikle aktarıyor. Erkeklik, cinsellik, sınıf ayrımı gibi olgulara değinen Neon Boğa, Brezilya’nın kuzeydoğusunda geleneksel rodeo yarışlarının yapıldığı bir çiftlikte geçiyor.

Yeraltı Kokusu / Underground Fragrance / Song Peng Fei
Song Peng Fei ilk gösterimi Venedik Günleri’nde gerçekleşen Underground Fragrance / Yeraltı Kokusu filminde özellikle mekânı başarıyla kullanarak, etkileyici ve klostrofobik bir Beijing resmi çiziyor. Filmde hipermodern metropoller arasında önde gelen Pekin’in kentsel dönüşüm alanlarında üç farklı kişinin hayatlarının ortak mekânlar aracılığıyla kesişmesi konu alınıyor. Yeraltı Kokusu, Venedik Günlerinde FEDEORA ödülü ve Chicago’da da En İyi Film Ödülü aldı. Beijing’de doğan ve Paris’te sinema öğrenimi gören Song Peng Fei, daha önce çektiği üç kısa filmiyle de tanınıyor. Zheng Juli’nin Şangay’da geçen Kargalar ve Serçeler adlı 1949 tarihli klasik filmini anımsatan Yeraltı Kokusu, yönetmenin ilk uzun metrajlı filmi. Filmin çıkış noktası ise yönetmenin yurtdışında öğrenim gördükten sonra memleketine döndüğünde karşılaştığı dönüşümün hızı, kentin “yer altı” yerleşimleri ve sürekli “yıkım” ve “yeniden yerleştirme” sözcükleriyle iç içe yaşayan halk. 2008’de Face / Surat ve 2012’de Walker filmlerinde Tayvanlı usta yönetmen Tsai Ming-liang’ın yardımcı yönetmenliğini yürüten Peng Fei, esin kaynakları arasında Tsai Ming-liang’ın kent tasvirleri ile Filistinli Elia Suleiman’ın Divine Intervention / Kutsal Direniş filmini belirtiyor.

Karar Kimin? / Keeper / Guillaume Senez
Yönetmen Guillaume Senez, ilk uzun metrajlı filmi Keeper / Karar Kimin?’de 15 yaşındaki iki gencin büyüme sancılarını yalın ve etkileyici bir sinema diliyle işliyor. Film, ergen gebeliğine erkeğin bakış açısından bakması, buluğ çağının çalkantılarını karikatürize etmeden anlatması ve iki genç oyuncunun performanslarıyla dikkat çekiyor. Yönetmen Senez’e Hamburg’ta Genç Yetenek Ödülü getiren film Locarno’da da En İyi Avrupa filmi seçildi; Bienne, Namur, Varşova, Torino, Marakeş film festivallerinde de ödüller aldı.

Ayrılış / Departure / Andrew Steggall
Prömiyeri Londra Film Festivali’nde gerçekleşen ve olumlu eleştiriler toplayan Andrew Steggall’ın ilk filmi
Departure / Ayrılış, dokunaklı ve nostaljik bir büyüme öyküsünü konu alıyor. 15 yaşındaki edebiyat tutkunu Elliot, annesi Beatrice ile Fransa’nın güneyindeki yazlık evlerine gelir. Evi boşaltmak için yapılan bu yolculuk delikanlının hayatında bir dönüm noktası olur. Elliot hem ailesindeki sorunlara tanıklık eder hem de ilk kez âşık olarak eşcinselliğini keşfeder. Geçtiğimiz yıl Enigma’da Alan Turing’in çocukluğunu canlandıran Alex Lawther, ilk başrolünde iddialı bir çıkış yapıyor. Lawther, Britanya Sinema Akademisi BAFTA’nın 2015 için ilan ettiği “15 yeni yetenek”ten biri. Dvorak’ın Rusalka operasından esinlenen Filmin çekimleri de Fransa’nın güneyinde, Cenne Monesties köyünde yapıldı.

Keder / Banat (Il Viaggio) / Adriano Valerio
İtalyan yönetmen Adriano Valerio ilk uzun metrajlı filmi Banat (Il Viaggio) / Keder’de ekonomik krizde ayakta kalma mücadelesi veren bir neslin portresini çiziyor. Venedik Film Festivali’nde Eleştirmenler Haftası bölümünde yer alan film, kara mizahı ihmal etmeden, güçlü ve sağlam bir sinema diliyle iki karakter üzerinden günümüz Avrupa’sının genç neslinin sorunlarını işliyor. Hukuk öğreniminin ardından sinema okuyan Valerio’nun kısa filmi 37°4 S, 2013’te Cannes Film Festivali’nden mansiyona değer bulunmuştu. İtalya’dan başlayarak Romanya’ya geçen Keder, “yabancılaşma” kavramından yola çıkarak İtalya’da aile, kilise gibi “çekirdek” kurumların çöküşüyle yönünü şaşıran genç yetişkinlerin hikâyesini işliyor.

Efterskalv / The Here After / Magnus von Horn

Bundan Sonra / Efterskalv / The Here After / Magnus von Horn
Dünya prömiyerini geçtiğimiz yıl Cannes’da, Yönetmenlerin On Beş Günü bölümünde yapan ve bolca övgü alan Magnus von Horn imzalı The Here After / Bundan Sonra, son dönemde İsveç’ten çıkmış en heyecan verici ilk filmlerden biri. Eski kız arkadaşını öldüren John hapishanede geçen yıllarından ardından ailesine geri dönmek ve yeni bir hayata başlamak için can atmaktadır. Ancak arasına karışmak istediği kalabalık John’dan yana değildir.

Ağabeylerimin Bana Öğrettiği Şarkılar / Songs My Brothers Taught Me / Chloé Zao
Yapımcıları arasında Amerikalı ünlü oyuncu Forest Whitaker’ın da yer aldığı Chloé Zhao’nun ilk filmi Songs My Brothers Taught Me / Ağabeylerimin Bana Öğrettiği Şarkılar, Amerika bağımsız sinemasına kaybettiği ruhu geri getirdiği için alkış topladı. Güney Dakota’daki Amerika yerlilerine tahsis edilen Pine Ridge yerleşim bölgesinde geçen film, bir ağabey ile kız kardeşi arasındaki bağı işlerken, yuvayı terk edip edememek sorusu üzerinde duruyor. Filmin geçtiği bölgede dört yıl yaşayan yönetmen Zhao, melankolik bir aile hikâyesini güzel görüntüler eşliğinde şiirsel bir dille anlatıyor. Film, ayrıca bu özel bölgedeki Lakota Amerika yerlileri topluluğunun dinamikleri ve sosyal ilişkilerini de gözler önüne seriyor. İlk gösterimi Sundance’te, uluslararası prömiyeri ise Cannes Film Festivali Yönetmenlerin On Beş Günü Bölümü’nde yapılan film Kudüs Film Festivali’nde FIPRESCI En İyi İlk Film Ödülü’nü, Mumbai’de ise En İyi Senaryo Ödülü kazandı. Beijing doğumlu yönetmen Chloé Zao, filmi çekerken “tek bildiğiniz yeri nasıl terk edersiniz” sorusundan yola çıkmış.

NTV BELGESEL KUŞAĞI

Fotoğrafçılıktan, toplumsal krizlere, sinemadan siyasete, müzikten enerjiye, kapitalizmden savaşlara, futboldan aile içi tacize, casusluktan spora dünyanın dört bir yanından 14 belgesel 20 yıldır kültür sanata destek veren ve 11. kez NTV’nin sponsorluğunu üstlendiği NTV Belgesel Kuşağında izleyicilerle buluşacak.

NTV Belgesel Kuşağı bölümünde yer alan filmler;

Büyükbabam Allende / Allende, mi abuelo Allende / Beyond My Grandfather Allende / Marcia Tambutti Allende
Marcia Tambutti Allende, büyükbabası Salvador Allende’yi gayrimeşru bir şekilde iktidardan indiren darbeden 35 yıl sonra ailesinin konuşmama geleneğini yıkmak isteyen bir kadın. Marcia nihai bir amacın peşinde, trajik anılarla baş etmenin zamanının geldiğine, geçmişin üzerindeki örtüyü kaldırmak gerektiğine inanıyor ve Şili’ye geri dönüyor. Marcia Tambutti Allende’nin aile tarihine epeyce içeriden bir bakışla eğildiği belgeseli Beyond My Grandfather Allende / Büyükbabam Allende, bir tarafıyla kişisel, bir diğer tarafıyla toplumsal bir belgesel.

De Palma / Noah Baumbach, Jake Paltrow
Carrie, Dressed to Kill, Blow Out, Scarface, Body Double, The Untouchables, Carlito’s Way, Femme Fatale gibi filmlerin yaşarken efsaneleşen yönetmeni Brian De Palma’nın şahsına münhasır sinemasına heyecan verici bir bakış. Sıradışı kariyeriyle kendi kuşağındaki birçok isimden ayrılan Brian De Palma, Noah Baumbach ile Jake Paltrow’un karşısına geçiyor ve 29 uzun metrajlı filmini, kısalarını ve gerçekleşemeyen projelerini açık sözlülükle tartışıyor. De Palma’nın akıl almaz mizansenlerinin sırlarından, film teorisine ve set anılarına uzana sohbete, eşsiz filmlerinden sahneler eşlik ediyor. De Palma, yönetmenin hayranları ve sinefiller dışında kendisine yabancı olan seyircileri de içine alabilecek kadar sürükleyici bir belgesel.

Ben, Ingrid / Jag är Ingrid / Ingrid Bergman in Her Own Words / Stig Björkman
Sinemanın gelmiş geçmiş en büyülü yıldızlarından Ingrid Bergman’ın çocukluğundan ölümüne özel hayatına odaklanan Ingrid Bergman in Her Own Words / Ben, Ingrid, eleştirmen ve yönetmen Stig Björkman’ın imzasını taşıyor. Bergman’ın kızı Isabella Rossellini’nin isteğiyle hayata geçirilen proje, günlükleri, mektupları, aile fotoğrafları ve evde çekilmiş videolardan yararlanarak yıldız oyuncuyla izleyici arasında yakın bir ilişki kuruyor. Büyük övgü toplayan belgesel, izleyicisine sinemanın bu karizmatik yıldızının gizemini çözme, onu sadece oyunculuk yetenekleriyle değil, modern, güçlü ve bağımsız bir kadın olarak takdir etme imkânı sunuyor. Filmde üç kez Oscar kazanan Ingrid Bergman’ın İsveç’teki hayatı, ilk oyunculuk günleri, evlilikleri, farklı ülkelerdeki parlak kariyeri, Hitchcock’tan Rossellini’ye ünlü yönetmenlerle işbirlikleri, hayata ve sanata dair düşünceleri hem kendi sesinden röportajları, hem de kendi güncelerinden İsveç asıllı, Oscar’lı oyuncu Alicia Vikander’in seslendirmesiyle ekrana geliyor. Ben, Ingrid, ilk gösterimini Cannes Film Festivali’nde Klasikler bölümünde yaptı. Sinema hakkında filmler çekmiş olan yönetmen Stig Björkman aynı zamanda Ingmar Bergman, Woody Allen, Joyce Carol Oates hakkında kitaplar yayınlamış, yıllarca İsveç sinema dergisi Chaplin’in de yayın yönetmenliğini yürütmüş bir yazar.

Lampedusa’da Kış / Lampedusa in Winter / Jakob Brossmann
Jakob Brossmann, ilk uzun metrajlı belgeseli Lampedusa in Winter / Lampedusa’da Kış’ta ölümü yaşama bağlamakla mükellef Afrika’ya en yakın İtalyan adasının, yaşama ve adaya tutunmaya çabalayan mültecilerin ve onlarla büyük bir dayanışma içerisinde olan ada insanının hikâyesini anlatıyor. Afrika ve Avrupa arasında bir basamak olan Lampedusa adası turistlerin terk ettiği, mültecilerin kendini kabul ettirmek istediği bir kara parçası. Lampedusa’da Kış, hem sığınmacının hem de adanın yalnızlığına yakılan bir ağıt.

Ben Belfast’ım / I Am Belfast / Mark Cousins
Ünlü The Story of Film: An Odyssey / Sinemanın Hikâyesi belgeselinde 15 saat boyunca sinemanın tarihçesini anlatan Mark Cousins bu kez anlatmaktan ziyade “dinleyen” belgeselinde Kuzey İrlanda’nın başkenti, kendi memleketi Belfast’a geçiyor. I am Belfast / Ben Belfast’ım’ın bir turistin göz ardı edeceği yollardan yürüyen ve kentin kendisi olduğu söyleyen 10.000 yaşındaki bir kadını dinliyor ve takip ediyor. Ben Belfast’ım, bir hatırlayışın postmodern belgeseli, metaforlarla dolu bir makale, bir kente hitaben yazılmış bir aşk mektubu. Filmin müzikleri Belfast’lı DJ ve besteci David Holmes’a ait; görüntü yönetmeni ise efsane Christopher Doyle.

Vatanım / Homeland (Iraq Year Zero) / Abbas Fahdel
Fransa’da yaşayan Iraklı sinemacı Abbas Fahdel, ABD işgalinden bir yıl önce Bağdat’a giderek ailesinin gündelik yaşamını kaydetmeye başladı ve 2003’te ABD Irak’ı işgal ettiğinde ise ailenin hayatının nasıl değiştiğini, yaşanan trajik kayıpları, akıp giden yaşamın savaş hattına dönüşmesi sürecini Homeland / Vatanım ile belgeledi. Vatanım, Irak’ta neler yaşandığını halkın gözünden gösteren, Ortadoğu’yu anlamak için rehberlik görevi üstlenen ve izleyiciyi ajans bültenlerinde sayılarla ifade edilen Iraklıların gerçek trajedileriyle yüzleştiren önemli bir belgesel. Halen Fransa’da yaşayan yönetmen Abbas Fahdel’in filmi çekmek için çıkış noktası, eğer çocukluğunu geçirdiği Irak’ta kalsaydı başına neler gelebileceğini araştırmak ve gençliğinin “kayıp” Irak’ını, tanıdık yüzleri ve mekânları yeniden görebilmek. “Düşüşten Önce” ve “Muharebeden Sonra” başlıklı iki bölümden oluşan film, Visons du Reel, Locarno, Yamagata, Montreal, Kartaca, Milano film festivallerinde ödüllendirildi.

Steve Jobs: Makine Değil İnsan / Steve Jobs: The Man in the Machine / Alex Gibney
Amerika’nın en üretken belgeselcilerinden Alex Gibney, Steve Jobs: Tne Man in the Machine / Steve Jobs: Makine Değil İnsan belgeseliyle, modern zamanların en büyük ikonlarından birini etraflı bir kişilik incelemesi yapıyor. Gibney, Jobs hakkındaki “Dünyayı değiştirmiş bu adam gerçekte kim?”, “Teknoloji çağının yeni nesil Einstein’ı mı yoksa kapitalizmin bir halka ilişkiler balonu mu?”, “Birçok kişinin söylediği gibi fren pedalı olmayan, açgözlü bir zorba mı yoksa muhakeme yöntemlerine saygı gösterilmesi gereken duygusal bir dahi mi?” sorularının cevabını arıyor.

Evimin Avlusu / El patio de mi casa / No Place Like Home / Carlos Hagerman
Meksikalı belgeselci Carlos Hagerman yeni belgeseli No Place Like Home / Evimin Avlusu’nda seyirciyi kendi evinin avlusuna davet ediyor. Hagerman, kendi ebeveynlerinin Meksika yerlileri için yaptığı fedakârlıkların izini sürüyor. Meksika’nın kırsal bölgelerine el yordamıyla ulaştırılan eğitimin ve bilgiye ulaşımın bir toplumda neleri değiştirebileceğini gösteriyor. Meksika’yı içtenlikle kucaklayan, Super8 kamerayla çekilmiş güçlü bir arşiv çalışmasına sahip olan Evimin Avlusu ailevi yönüyle kişisel, akademik yönüyle toplumsal bir belgesel.

Hitchcock/Truffaut / Kent Jones

Hitchcock/Truffaut / Kent Jones
Francois Truffaut’nun 8 gün boyunca Alfred Hitchcock’la yaptığı söyleşiden derlediği ve 1966 yılında yayımlanan “Hitchcock’a Göre Sinema” kitabı Kent Jones tarafından bir belgesele dönüştürüldü. Hitchcock/Truffaut belgeseli bir yandan iki yönetmenin başyapıtlarından parçalar ile arşiv görüntülerini ekrana getirirken bir yandan da bu efsanevi röportaj/kitabın ses kayıtlarını ve fotoğraflarını ortaya çıkarıyor. David Fincher, Paul Schrader, Martin Scorsese, Olivier Assayas, James Gray, Richard Linklater, Peter Bogdanovich gibi yönetmenlerin kitap hakkındaki yorumları ve Hitchcock’un yönetmenlikleri üzerindeki etkilerini de anlattıkları Hitchcock/Truffaut belgeseli NTV Belgesel Kuşağı bölümünde izleyiciyle buluşacak.

Hiçbir Yere Ait Değilim / I Don’t Belong Anywhere: The Cinema of Chantal Akerman / Marianne Lambert
1999 yılında festivalin Uluslararası Altın Lale Yarışması’nın jüri başkanlığını üstlenen Chantal Akerman’ı bu belgeselle anıyoruz. Kariyeri boyunca pek çok farklı ülkede çalışmış, sürekli yeni şeyler deneyerek hiçbir yere ve hiç kimseye bağlı kalmamış, kendini “göçebe” olarak tanımlayan Akerman ile birlikte bu belgesel de şehir şehir, ülke ülke dolaşıyor. I Don’t Belong Anywhere: The Cinema Of Chantal Akerman / Hiçbir Yere Ait Değilim, çok sevdiği otel odalarında sinema tutkusundan, annesinden, sürekli taşınma halinden ve anılarından bahseden ünlü yönetmeni takip ediyor. Belgeselin yönetmeni Marianne Lambert, daha önce Akerman’ın çeşitli filmlerinde prodüksiyon amiri olarak çalışmış.

Ağustos Olayları / Sobytie / The Event / Sergei Loznitsa
Avrupa’nın önemli belgesel sinemacılarından Sergey Loznitsa, yeni filmi The Event / Ağustos Olayları’nda tarihin kırılma noktalarından birini sokak hareketleri üzerinden, neredeyse yorumsuz ele alıyor. Belgeselin merkezinde, 1991’de Moskova’da Başkan Mihail Gorbaçov’a karşı başarısız darbe girişiminin ardından Leningrad’da dev meydanları dolduran insanlar yer alıyor. Loznitsa, 8 kameramanın çektiği siyah-beyaz arşiv görüntüleri aracılığıyla, radyo dinleyerek haber almaya çalışan, ordunun muhtemel bir müdahalesine karşı barikatlar kuran insanların korkularını, beklentilerini, umutlarını, isteklerini gösteriyor ve geçmişi yansıtırken bugünden bahsediyor. Venedik, Toronto, Rotterdam film festivallerinde övgüyle karşılanan, Leipzig’de ödül alan Ağustos Olayları, Loznitsa’nın Maidan belgeselini takip ediyor. 1991’de Komünist Parti, başkan Gorbaçov ve Rusya başkanı Yeltsin’e karşı bir darbe girişiminde bulunmuş, ülke çapındaki protestoların ardından Sovyetler Birliği dağılmıştı.

Güneşin Altında / V paprscích slunce / Under the Sun / Vitaly Mansky
Bugüne dek 30’u aşkın belgesel film çeken Ukrayna asıllı Rus sinemacı Vitaly Mansky, ilk gösterimini Tallinn Kara Geceler Film Festivali’nde yapan Under the Sun / Güneşin Altında adlı belgeselinde Kuzey Kore’de Çocuk Birliği’ne mensup, eski lider Kim Il-Sung anısına hazırlanan bir törene katılan küçük bir kız çocuğunu takip ediyor. Gündelik hayat üzerinden Kuzey Kore’nin röntgenini çeken Mansky, filmini Kuzey Kore devletinin desteğiyle çekmesine ve sıkı kontrole rağmen belgeselde propaganda mekanizmalarını ortaya çıkarıyor. Güneşin Altında, filme destek veren iki ülke Rusya ve Kuzey Kore arasında da diplomatik krize neden oldu. Yapımcı Simone Baumann, çekimlerin gerçekleştirilebilmesi için aralarında Kuzey Kore Kültür Bakanlığı da dahil beş ülkenin kurumlarıyla işbirliği yaptı; bakanlık hem mali destek vermedi hem de filmdeki karakterlerden kullanılan kameralara kadar her şeyi denetledi. Aynı zamanda ArtDoc Film Festivali’nin kurucularından olan Vitaly Mansky, Sovyetler Birliği’nin eski halini anımsattığı için Kuzey Kore’yi seçtiğini belirtiyor, ancak Kore’deki kültürel hafıza ve eleştirel düşünce yoksunluğunun, ayrıca herkesin sürekli mutlu ve memnun görünmesinin de arada derin bir farklılık yarattığını ekliyor. Kore ve Rusya’da filmin 60 dakikalık kısa versiyonu gösterilecek.

Şimdi Nereyi İşgal Edelim? / Where to Invade Next / Michael Moore
Michael Moore’un yeni belgeseli Where to Invade Next / Şimdi Nereyi İşgal Edelim? sevenlerini mutlu edecek Moore tarzı bir belgesel. Yönetmen, “madem biz Amerikalılar işgal etmeyi alışkanlık haline getirdik, o halde Avrupa’yı da işgal edip oradaki güzel şeyleri de sahiplenelim,” fikrinden yola çıkıyor. Tek kişilik bir ordu olarak Avrupa’ya yaptığı bu çıkarmanın ise üç kuralı var: Kimseye ateş edilmeyecek, petrol yağmalanmayacak ve tüm Amerikalıların yararına bir şeyle geri dönülecek.

Tuz Gölü Hayalleri / I sogni del lago salato / Dreams of the Salt Lake / Andrea Segre
Belgesel filmlerinin yanı sıra Shun Li and the Poet gibi ödüllü kurmaca filmleriyle de tanınan yönetmen Andrea Segre, Dreams of the Salt Lake / Tuz Gölü Hayalleri’nde 60’lar ve 70’lerin sanayisi gelişmekte olan İtalya’sını günümüzün Kazakistan’ında arıyor. Andrea Segre, alabildiğine uzanan bozkırlarda, çokuluslu petrol şirketlerinin müdahalesiyle insanların değişen hayatlarını gözlemlerken İtalya’daki kendi çocukluğundan arşiv görüntülerini de filme katıyor. İlk gösterimini Venedik Film Festivali’nde yapan Tuz Gölü Hayalleri, petrol zengini bozkırdaki Aktav ile modern bir metropole dönüşen Astana arasında gidip geliyor ve yıllık büyüme oranı %6’yı bulan Kazakistan’ın da bir portresini çiziyor.

MAYINLI BÖLGE

Tarzı, yaklaşımı, tekniği ya da anlatımı farklı, alışılmadık, öncü, bazen zorlayıcı, sivri, bazen deneysel filmlerden oluşan Mayınlı Bölge bölümü özellikle keşifçi sinefillere sesleniyor. Sinemanın aykırı ruhları Mayınlı Bölge’de dolaşıyor.

Mayınlı Bölge bölümünde yer alan filmler;

Hele Sa Hiwagang Hapis / A Lullaby to the Sorrowful Mystery / Lav Diaz

Hüzünlü Gizem Ninnisi / Hele Sa Hiwagang Hapis / A Lullaby to the Sorrowful Mystery / Lav Diaz
Lav Diaz’ın son filmi A Lullaby to the Sorrowful Mystery / Hüzünlü Gizem Ninnisi, dünya prömiyerini yaptığı Berlin Film Festivali’nde Gümüş Ayı Alfred Bauer Ödülü’nü kazandı. Plan sekanslardan oluşan 480 dakika (8 saat) uzunluğuyla festivalin en uzun filmlerinden Hüzünlü Gizem Ninnisi, Filipinler’de bugüne kadar çekilmiş en kalabalık kadrolu film olma özelliğini de taşıyor. Filipinler tarihini konu alan siyah-beyaz film, İspanya’ya karşı 1896-1897 yıllarında patlayan Filipinler devrimini farklı tarihsel dönüm noktaları, roman kahramanları, tarihi kişilikler ve simgeleri aracılığıyla ele alıyor. İstanbul Film Festivali’nde daha önce Norte, the End of History / Tarihin Sonu, From What Is Before / Evvelden filmleri gösterilen Lav Diaz, çağdaş Filipin sinemasının önde gelen isimlerinden sayılıyor.

Semptom / Symptoma / Symptom / Angelos Frantzis
Günümüz Yunan sinemasının en özgün yönetmenlerinden Angelos Frantzis, bir önceki filmi Ormanda’dan sonra yeni filmi Symptom / Semptom ile tekrar Mayınlı Bölge’de. Yönetmen bu kez ıssız bir adaya musallat olan bir canlının yol açtığı korkuyu ele alıyor. Dev tavşan kafası ve asi bir rock yıldızını hatırlatan deri ceketiyle adeta korkunç bir kâbustan fırlamış bu canlıya karşı durabilen tek ada sakini ise genç bir kadın. Frantzis çok az diyalog içeren Semptom’un fantastik ve melodram türlerinin bir melezi olduğunu söylüyor ve filminin “bir kadının bilinçaltına dalarak, içgüdülerimiz ve kişisel ahlak arasındaki daimi savaşın emarelerini ortaya çıkartmaya çalıştığını” belirtiyor.

Ölümcül / Meurtrière / Philippe Grandrieux
Deneysel sinemanın zirvesindeki yönetmenlerden Philippe Grandrieux’nun yeni film Meurtrière / Ölümcül hipnotik, müstehcen, histerik ve korkutucu dört dansçının dansını anlatıyor. Grandrieux, 2012’de White Epilepsy / Beyaz Nöbet ile başladığı ve kaygıyı merkeze alan üçlemesinin ikinci halkasında algıda yeni kapılar açmaya devam ediyor. Filmdeki dans, yönetmenin diğer filmleri ve videoları gibi sınırları zorlayan bir estetiğe sahip ve izleyicisine transı andıran bir deneyim sunuyor. “Kaygı” üçlemesinin her bir ayağı, bir gösteri, bir film ve bir yerleştirmeden oluşuyor. Ölümcül performansı Lyon Walls and Bridges ve Whitney Museum of American Art’ta sergilendi.

Evrim / Evolution / Lucile Hadzihalilovic
Lucille Hadzihalilovic, 10 yıl önce festivalin Uluslararası Yarışma bölümünde Radikal Halk Ödülü ve FIPRESCI Ödülü’nü kazanan filmi Innocence / Masumiyet’in ardından Evolution / Evrim ile sinemaya geri dönüyor. İlk gösterimi Toronto’da yapılan Lucile Hadzihalilovic’in ikinci uzun metrajlı filmi büyüleyici bir rüya ile kan donduran bir kâbus arasında gidip geliyor. Gaspar Noé’nin eşi olan Hadzihalilovic, Evrim’de doğumdan ergenliğe yolculuğumuzu denizin derinlikleri ve hastane metaforlarıyla fantastik bir öyküye yerleştirerek sunuyor.

Dead Slow Ahead / Mauro Herce

Pek Ağır Yol İleri / Dead Slow Ahead / Mauro Herce
Locarno’da dünya prömiyerini yapan Dead Slow Ahead / Pek Ağır Yol İleri, İstanbul’dan yola çıkıp Odessa, Nikolaev, Port Said, İsmailiye, Süveyş, Akabe, Cuesta, Triumph ve New Orleans’a uğrayan Fair Lady adında büyük bir yük gemisini konu alıyor. Bayraksız, mekânsız, yokluğun orta yeri olan okyanusun ortasında, belki de zamanın dahi dışında ilerliyor. Mürettebatı, tek başına 21. yüzyılın neokapitalizmini sembolize eden bu dev yapının içinde didiniyor; bedenleri dışında bütün hayatlarını karada bırakmışlar. Pek diyalog duyulmuyor, zira bu dev makine, motorları çalıştığı sürece bütün sesleri baskılayabilecek bir kudrete sahip.

Tekir / Kater / Tomcat / Händl Klaus
Yönetmen Händl Klaus’un senyorsunu da kendi yazdığı filmi Tomcat / Tekir festivalin Mayınlı Bölge bölümünde. Berlin’de Teddy En İyi Film Ödülü’nü alan Tekir, minimal bir gerilim filmi. Üst orta sınıf eşcinsel bir çiftin mutlu ve huzurlu yaşamları kedileri Moses ile tamamlanmaktadır. Ancak bir gün bir anda gelişen şiddet içerikli bir olay evlerine huzurluk tohumunu eker. Avusturya sinemasının alâmetifarikası Haneke veya Seidl gibi ustaların yapıtlarının yanına konabilecek bu filmi izlerken gerçekten çelik gibi sağlam sinirlere sahip olmak gerekiyor.

Vahşi / Wild / Nicolette Krebitz
Gerek müzikleri gerekse stilize sahneleriyle özgün ve etkileyici bir atmosfere sahip olan Wild / Vahşi, risk almayı seven izleyiciler için biçilmiş kaftan. Şehirde parkta karşılaştığı bir kurdu takıntı haline getirip sonra da evcil hayvan gibi evine kapatan bir genç kadını izleyen Vahşi, Nicolette Krebitz’in üçüncü uzun metrajlı filmi. Modern toplum hayatının bizi özümüzden uzaklaştırdığına dair bir yorum getiren alabildiğine huzursuz edici Vahşi, dünya prömiyerini Sundance’te Dünya Sineması bölümünde yaptı ve özellikle başroldeki Lilith Stangenberg’in ve kurtların performansıyla övgüler aldı. Bale eğitiminden sonra oyunculuk eğitimi alan yönetmen Nicolette Krebitz 1992-2000 yılları arasında birçok sinema ve TV filminde oyunculuk yaptı.

Öğleden Sonra / Na ri xia wu / Afternoon / Tsai Ming-Liang
Elveda Sinema ile Altın Lale’yi kazanan, birçok filmi festivalde ve Filmekimi’nde gösterilen Tsai Ming-liang yeni filmi Afternoon / Öğleden Sonra’da kendini sorguluyor ve izleyenine yönetmenin akıl odasına girmek için bir anahtar veriyor. Öğleden Sonra’da Tsai, ilham perisi ve birçok filminin başrol oyuncusu Lee Kang-sheng’le tek bir mekânda karşılıklı sohbet ediyor. Indiewire dergisi filmi “belki de en az konuşulan ama en derin yönetmen-oyuncu işbirliğinin içten ve samimi bir portresi.” olarak yorumluyor.

Uyku Yok Yok / Wu wu mian / No No Sleep / Tsai Ming-Liang + Sis / Mok Mae Rim / Vapour / Apichatpong Weerasethakul
Yaşayan en önemli Tayvanlı yönetmenlerden Tsai Ming-liang, yürüyen bireylerin peşine takıldığı Walker serisinin yedinci bölümü No No Sleep / Uyku Yok Yok’ta kamerasını bu kez Tokyo’ya yerleştiriyor. Yavaş sinemanın büyük ustası Ming-liang, 2014 tarihli Walker to the West’ten hatırlanabilecek serinin Lee Kang-sheng’in canlandırdığı kırmızı kıyafetli keşişi, Tokyo sokaklarında bir hamama kadar takip ediyor. Tayvanlı yönetmen, kısa metrajlı Uyku Yok Yok’te sükûnet ile gerilim arasında bulduğu denge, statik kamerası ve mükemmel kadrajlarının içindeki koreografiyle dikkat çekiyor. 2004’te Goodbye, Dragon Inn / Elveda Sinema ile Uluslararası Yarışma Altın Lale ödülünü kazanan ve 2007’de de Lee Kang-sheng ile festivale konuk gelen Tsai Ming-liang’ın festival programında bir filmi daha yer alıyor: Yine Mayınlı Bölge’de gösterilecek olan, bu kez uzun metrajlı Öğleden sonra / Na ri xia wu / Afternoon.

Taylandlı yönetmen ve video sanatçısı Apichatpong Weerasethakul Vapour / Sis’te güçlü sinema dilini bu kez sessizlikle zorluyor. Tayland’ın kuzeyinde, yönetmenin 8 yıl yaşadığı Toongha adlı köyde geçen bu deneysel kısa metrajlı filmde Weerasethakul bir kez daha kurmaca ile belgesel, gerçek ile rüya arasındaki sınırları kaldıran sinema dilini kullanıyor. Yönetmen Altın Palmiye ödüllü filmi Amcam Önceki Hayatlarını Hatırlıyor’da olduğu gibi ülkesinin politik atmosferine yaratıcı bir sinemayla bakıyor. Sis, klarinet virtüozü Oğuz Büyükberber’in canlı müziği eşliğinde gösterilecek. Son uzun metrajlı filmi Cemetery of Splendour / Saltanatın Mezarlığı 2015 Filmekimi’nde gösterilen Apichatpong Weerasethakul “Hayaletli Evler” projesiyle 2001’de yapılan 7. İstanbul Bienali’nin sanatçıları arasındaydı.

Tikkun / Avishai Sivan
Avishai Sivan’ın tekinsizlik, yetersizlik ve huzursuzluk duygusuyla donattığı filmi Tikkun, güvenli sandığı dünyası yerle yeksan olan radikal bir dindarın çaresizliği üzerine. Kudüs’te En İyi Erkek Oyuncu, En İyi İsrail Filmi, En İyi Senaryo, Singapur’da mansiyon, Locarno’da ise Gümüş Leopar Jüri Özel, Görüntü Mansiyon ve Don Kişot ödüllerini alan Tikkun, Sivan’ın The Wanderer ile başlayan ve Yahudi dini “yeşiva” öğrencilerinin sarsılan inançları hakkındaki üçlemesinin ikinci filmi. Başroldeki Aharon Traitel, bu dini öğrenimi yarıda bırakmış bir “eski” Hasidik yeşiva öğrencisi. “Tikkun” kelimesi İbranicede “gelişme, iyileştirme” anlamına gelirken Yahudi mistisizminde “ruhun öte dünyaya geçmeden çözülmemiş meselelerini çözmesi” kavramını tarif ediyor. Avishai Sivan’ın ilk filmi The Wanderer 2010’da Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yapmıştı.

Fısıldayan Yıldız / Hiso Hiso Boshi / The Whispering Star / Sion Sono
Minimalist bilim-kurgu filmi The Whispering Star / Fısıldayan Yıldız, insanlığın yok olduğu bir gelecekte geçiyor. Film, gezegenler arasında paket yapan “humanoid” Yoko’nun, insan olmanın nasıl bir şey olduğu anlamaya çalışmasını konu alıyor. Mekânlar ise Fukushima Nükleer Felaketi sonrası insanların oturduğu yerlere gönderme yapıyor. Yönetmen Sion Sono’nun büyük hayal gücü ve yalınlığı filmi daha da dikkat çekici hale getiriyor.

The Hourglass Sanatorium

GÖMÜLÜ HAZİNELER

Festivalin bu yıl çok ses getirecek yeni bölümlerinden biri “Gömülü Hazineler” başlığını taşıyor. Alkan Avcıoğlu’nun küratörlüğünü üstlendiği bölüm, sinema tarihinin varlığı az bilinen, yasaklanmış, kaybolmuş, yıllar boyu izleyici karşısına çıkmamış filmlerini gömülü olduğu yerden gün ışığına çıkartacak.

Hayranları arasında David Lynch, Francis Ford Coppola ve Quay kardeşler gibi isimler bulunan Polonyalı yönetmen Wojciech Has’ın 1973 yapımı fantastik ve gerçeküstü sinemanın nadide örneklerinden biri sayılan filmi The Hourglass Sanatorium / Kum Saati Sanatoryumu bölüm kapsamında izleyiciyle buluşacak yapıtlardan. Zamanında Polonya’dan yurtdışına çıkarılması yasaklanan Kum Saati Sanatoryumu, gizlice gönderilen kopyasıyla 1973’te Cannes’da gösterildi ve Jüri Özel Ödülü kazandı. 2000’lerde kopyası Martin Scorsese sayesinde restore edilen film, babasını ziyaret etmek üzere sanatoryuma giden bir adamın oda oda gezerken karşılaştığı tuhaf karakterleri, gerçeklikle hayal dünyasını birleştiren anıları, Polonya’nın geçmişinden imgeler ve sıra dışı müzik bandıyla benzersiz bir sinemasal deneyim sunuyor.

Eiichi Yamamoto’nun, sinema tarihinin en sıra dışı, cüretkar ve psikedelik animasyonlarından biri sayılan 1973 yapımı Belladonna of Sadness bölüm kapsamında büyük ekrana dönüyor. Fransız tarihçi Jules Michelet’in La Sorcière adlı kitabından uyarlanan bu tabuyıkıcı animasyon, köyün baronu tarafından tecavüze uğradıktan sonra şeytanla anlaşma yapan Jeanne’ın hikâyesini anlatıyor. İlk çıktığı yıllardan bu yana uzun süre ulaşılamayan, 2015’te restore edilen bu sert film, geçtiğimiz yıl Amerika’daki ilk gösterimini gerçekleştirdiği, en önemli fantastik film festivallerinden kabul edilen Austin’daki Fantastic Fest’de gösterilerek büyük ses getirdi. Japon animasyon sanatının en büyük kayıp başyapıtlarından olan bu benzersiz yapım, Japon anime-manga dünyasının “büyükbabası” Osamu Tezuka’nın yapımcılığını üstlendiği yetişkinlere yönelik “Animerama” üçlemesinin Eiichi Yamamoto tarafından çekilen son filmi.

Amerikalı dâhi sinemacı Charles Burnett’ın hem ilk filmi hem ilk başyapıtı 1978 yapımı Killer of Sheep, Los Angeles’ta, Afrika kökenli Amerikalıların yaşadığı bir mahalledeki gündelik hayatı, İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin izinden giden bir anlatımla gösteriyor. Düşük bütçeli ve amatör oyuncuların rol aldığı film, 1981’de Berlin Film Festivali’nde yarıştı ve FIPRESCI ödülü kazandı. Ancak müzik parçalarının telif sorunu nedeniyle hiç gösterime giremedi. Yıllar içerisinde kulaktan kulağa yayılarak Amerikan Bağımsız Sineması’nın kayıp efsanelerinden birine dönüşen film, 2007’de Steven Soderbergh’in filmin müziklerinin telif hakkını satın alması sonrası, çekiminin 30 yıl ardından nihayet ilk kez gösterime girebildi. Burnett’in filmi gösterilmeye başladıktan sonra Amerikan sinemasının kilometre taşlarından biri olarak kabul görmeye başladı. Amerikan Ulusal Eleştirmenler Birliği’nin “100 Temel Film” arasına seçtiği filmi, BBC ise 2015 yılında yayınladığı “En İyi 100 Amerikan Filmi” listesinde 26. Sıraya yerleştirdi.

Yeni Dalga’nın fikir babalarından Jacques Rivette aslında bir TV için çektiği, Paris’teki bir grup tiyatrocu üzerinden 1968 ruhuna, sanata ve siyasete dair bir meditasyon olarak nitelendirilebilecek Out 1’i tamamladığında son kurgusu 750 dakikanın üzerindeydi. Fransız televizyonu bu episodik filmi yayınlamayı reddetti, film de bir özel gösterimin ardından kayıplara karıştı. Rivette, bir yıl sonra Out 1: Spectre adı altında 250 dakikalık yeni bir kurgu yarattı. Bu film de birkaç festival gösteriminin ardından kayıplara karıştı. Yıllar içinde filmi tek kopyasından veya 16mm’den aktarma kötü kaliteli VHS kopyasından izleme şansına erişenler benzersiz bir film, katıksız bir başyapıt olduğunu doğruladı. Çok değil daha düne kadar bir türlü ulaşılamayan bu kayıp hazine, şimdi restore edilmiş kopyasıyla sinemaseverlerin karşısına ilk kez 35. İstanbul Film Festivali’nde çıkacak.

ANTİDEPRESAN

İlk kez 2010 yılında festivalde yer alan ve kısa sürede festivalin vazgeçilmezlerinden biri olan TLC sponsorluğundaki Antidepresan bölümünde 10 film izleyicilerle buluşacak. Festival, hayatı hafife alan, eğlendirirken düşündüren, mizaha ve dünyaya beklenmedik, ters köşelerden bakan bölüm “hayat, ciddiye alınmayacak kadar kısa” mottosundan yola çıkıyor.

Antidepresan bölümünde yer alan filmler;

Ben ve Kaminski / Ich und Kaminski / Me and Kaminski / Wolfgang Becker
On iki yıl önce çektiği son kurmacası Elveda Lenin! dünya çapında bir hite dönüşen Wolfgang Becker’in uzun zamandır yolu gözlenen yeni filmi Me and Kaminski / Ben ve Kaminski, Almanya’nın en parlak genç yazarlarından Daniel Kehlmann’ın romanından beyazperdeye uyarlandı. Filmin başkarakteri Sebastian Zöllner, ressam Manuel Kaminski hakkında bir makale yazmakta olan genç bir gazetecidir. Bir yandan işini tamamlamaya çalışırken, diğer yandan makalesini doğrudan paraya çevirebilmek için Kaminski’nin bir an önce ölmesini dilemektedir. Ben ve Kaminski, Daniel Brühl ile Jester Christensen’in oyunculuklarıyla dikkat çekiyor.

Apartman Hikâyeleri / Asphalte / Macadam Stories / Samuel Benchetrit
Yönetmen Samuel Benchetrit, detaycılıkla ördüğü yeni filmi Asphalte / Apartman Hikayeleri’nin hikâyesini bir grup Parislinin hayatındaki kelebek etkisi etrafından kuruyor. Paris’in orta yerinde bir apartmanın asansörünün çalışmamasının altı insanın kararlarına nasıl tesir ettiğini konu alıyor.

Se dio vuole / God Willing / Edoardo Maria Falcone

Allah İzin Verirse / Se dio vuole / God Willing / Edoardo Maria Falcone
Senarist Edoardo Maria Falcone’nin ilk yönetmenlik denemesi Se dio vuole / Allah İzin Verirse geçen yılın en başarılı İtalyan filmlerinden. Hem izleyicilerin hem de eleştirmenlerin beğenisi toplayan film Tokyo’da İzleyici Ödülü, David di Donatello Ödülleri ve İtalyan Sinema Yazarları Derneği tarafından da En İyi Yönetmen ödülü aldı. Başkarakteri başarılı ve kibirli kalp cerrahı Tomassa, aile ilişkileri konusunda işinde olduğu kadar iyi değildir. Karısıyla arası son zamanlarda bozuktur, kızının da hayatta hiçbir amacının olmamasına katlanamaz ve bütün umudunu bağladığı kendisi gibi bir cerrah olmasını beklediği oğlu tüm hayatını değiştirecek bir karar verdiğini söyler. Tomasso bu haberin şokunu atlatır atlatmaz, oğlunun aklına kimin girdiğini bulmaya koyulur.

Florida / Floride / Philippe Le Guay
Dramla komedi arasında hassas bir denge tutturan ve Fransız sinemasının en büyük karakter oyuncularından Jean Rochefort’un “bugüne kadarki en dokunaklı performansı”yla dikkatleri çeken Florida, “unutmak”ı diline dolasa da daha ziyade “hatırlamak” üzerine bir film. 80 yaşına varan ve yaşadığı unutkanlık ve kafa karışıklığı nöbetleri sıklaşan bir adamın kızı ile ilişkisini mercek altına alan Florida, ilk gösterimini Locarno Film Festivali’nde yaptı. Rochefort’a kızı rolünde Sandrine Kiberlain eşlik ediyor. Florida, Florian Zeller’in Le père / Baba adlı oyunundan uyarlandı. İlk César ödülünü 1976’da kazanan Jean Rochefort, Terry Gilliam’ın bir türlü çekilemeyen meşhur Don Quixote’sinde başrolü üstlenecekti. Birçok ödüllü film çeken yönetmen Philippe Le Guay, 2014 yılında Uluslararası Altın Lale jürisinde yer almıştı.

Yılbaşı Eğlencesi / Mi gran noche / My Big Night / Alex de la Iglesia
İspanyol sinemasının hem en üretken hem de en çılgın yönetmenlerinden Alex de la Iglesia, bu kez alabildiğine eğlenceli bir gösteri dünyası taşlamasıyla karşımızda çıkıyor. My Big Night / Yılbaşı Eğlencesi’nde Iglesia, kamerasını yeni yıla iki ay kala bir televizyon kanalına çeviriyor. Kanalda şimdiden hakim olan yılbaşı yayının telaşı ve bu büyük telaştan rol çalan başka dertler de var. Yönetmen, Yılbaşı Eğlencesi’nde her zaman olduğu gibi bir sirk yönetiyor sanki ve Fellini’ye, Altman’a ve öncülü Almodóvar’a referanslar taşımaya devam ediyor

Bay Sim’in Çok Özel Hayatı / La vie très privée de Monsieur Sim / The Very Private Life of Mister Sim / Michel Leclerc
2010 yapımı ikinci filmi Aşkın Halleri ile uluslararası başarı yakalayan Michel Leclerc yeni komedi filmi The Very Private Life of Mister Sim / Bay Sim’in Çok Özel Hayatı ile karşımızda. Depresif karakterlere hayat veren Jean-Pierre Bacri’nin canlandırdığı Bay Sim, özel hayatı berbat olunca gezgin bir satıcı olmayı seçen ve yeni işinde macera dolu bir keşif yolculuğuna çıkan orta yaşlı bir adam. Bu yol komedisi olan Bay Sim’in Çok Özel Hayatı, İngiliz yazar Jonathan Coe’nun The Terrible Privacy of Maxwell Sim adlı romanından uyarlandı.

Yeni Öğrenci / Le Nouveau / The New Kid / Rudi Rosenberg
Fransız aktör Rudi Rosenberg’in ilk uzun metrajlı yönetmenlik denemesi olan ve San Sebastian’da En İyi Yeni Yönetmen Ödülü’nü kazanan The New Kid / Yeni Öğrenci, bir okulda öğrenciler arasında kurulmuş olan hiyerarşinin ve ayakta kalmaya çabalayan bir grup ezilen öğrencinin hikâyesini eğlenceli bir dille aktarıyor. “Ergenlik, komedi için çok verimli bir alan” diyen yönetmen Rosenberg, kendi okul günlerinden esinlenmiş.

Güneş Şemsiyesi / Parasol / Valéry Rosier / Belçika
Parasol / Güneşin Şemsiyesi, 2005’ten bu yana yaptığı kısa filmler ve belgesellerle dünyanın dört bir yanındaki festivallerden ödüller toplayan ve genç nesil Belçikalı sinemacılar arasında öne çıkan Valéry Rosier’nin uzun metrajlı ilk kurmacası. Rosier, yalnızlıkların ve asla vuku bulmayacak olan yeni başlangıçların hikâyesini anlatıyor ilk kurmaca filminde, hayatlarında bir şeyleri değiştirmeye, yalnızlığa karşı çıkmaya kararlı üç avareyi takip ediyor. Yönetmen Rosier, San Sebastian, Namur ve Busan film festivallerinde gösterilen ve amatör oyuncuların rol aldığı bu ilk filminde “hayatlarımızdaki boşluk ve saçmalık duygusuyla karşılaşınca yalnızlıkla nasıl başa çıktığımızı göstermeyi” hedefliyor. Çıkış noktası ise filozof Emil Cioran’ın şu sözü: Çoğu insanın aklını en çok meşgul eden şey, hayatlarındaki renksizlikten kaçma çabası.”

Chevalier / Athina Rachel Tsangari

Şövalye / Chevalier / Athina Rachel Tsangari
30. İstanbul Film Festivali’nde izleyiciyle buluşan Attenberg filminin yönetmeni Atina Rachel Tsangari’nin bol ödüllü son filmi Chevalier / Şövalye festivalin Antidepresan bölümünde. Londra, Selanik ve Saraybosna festivallerinden ödüllerle dönen ve erkek dünyasını ti’ye alan film, Ege denizinde bir teknede tatile çıkan 6 erkek arkadaşın “içimizden en “erkek” hangimiz” oyununu oynamaya karar vermeleriyle başlıyor. Aralarında ünlü Yunan şarkıcı Sakis’in de olduğu, sadece erkeklerden oluşan oyuncu kadrosuna, Saraybosna Film Festivalinde toplu halde en iyi oyuncu ödülü kazandıran Şövalye, Londra Film Festivali’nde En İyi Film, Selanik’te İzleyici Ödülü kazandı. Dogtooth / Köpekdişi ve The Lobster’ın yönetmeni Yorgos Lanthimos’la yaptığı işbirlikleriyle tanıdığımız Tsangari, Köpekdişi ve Alpler’in yanı sıra Richard Linklater’ın Geceyarısından Önce filminin de yapımcılığını üstlendi ve bu filmde de küçük bir rol üstlendi.

Schneider Bax’a Karşı / Schneider vs Bax / Alex van Warmerdam
Hollanda sinemasının en muzip yönetmenlerinden Alex van Warmerdam, kara mizah şaheseri Borgman’dan sonra çektiği yeni filmi Schneider vs Bax / Schneider Bax’a Karşı’da müstakbel kurbanı tahmininden dişli çıkan bir tetikçinin hikâyesini anlatıyor. Schneider Bax’a Karşı, heyecanlı ve absürt bir komedi-gerilim. Sinemadan önce tiyatro ile uğraşan van Warmerdam’ın önceki filmleri Abel, Little Tony, Grimm, The Last Days of Emma Blank birçok uluslararası festivalde ödül kazandı. Tetikçi Schneider rolündeki Tom Dewispelaere, Borgman’da da rol alıyordu. Öldürmeye çalıştığı Bax rolünü ise yönetmenin van Warmerdam üstleniyor. Van Warmerdam filmini “tüy gibi hafif, bir tarz egzersizi; ışık, mekân, su ve sazlıklar üzerine bir çalışma” olarak tanımlıyor.

ÇOCUK MÖNÜSÜ

35. İstanbul Film Festivali bu yıl da küçük izleyicilerini unutmuyor. Uluslararası çocuk filmi festivallerinde beğeni toplayan bu yapımlar aile boyu izlenebilecek filmlerin en iyi, en yeni, en sürükleyici, en öğretici olanları yer alıyor.

Çocuk Mönüsü bölümünde yer alan filmler;

Adama / Simon Rouby
Simon Rouby’nın Avrupa Film Akademisi ödüllerinde En İyi Animasyon dalında aday olan Adama gerçeklik tarafından örselenen, şiirsel bir yolculuğun masalı. 12 yaşındaki Adama, Batı Afrika’dan yollara düşerek abisi Samba’yı aramaya koyulur. Yol onu Avrupa’ya kadar götürür ve tarih 1914’tür. Amacı abisini özgür bırakmak olan Adama’nın yolculuğunun gidişatı baştan aşağı değişmiş gibidir.

Talihsiz Sophie / Les malheurs de Sophie / Sophie’s Misfortunes / Christophe Honoré
Comtesse de Segur tarafından 1850’lerde yazılan kitaptan uyarlanan film Sophie’s Misfortunes / Talihsiz Sophie, küçük izleyicilerimize bol bol kahkaha attıracak. Haylazlığın çekiciliğine dayamayan küçük Sophie’nin yakın arkadaşlarıyla birlikte üvey annesinin kötülüklerinden kurtulmak için yaptığı haşarılıkları konu alıyor.

GECEYARISI ÇILGINLIĞI

Uyarıcı, sarsıcı, ürkütücü, kışkırtıcı filmleri uykuya tercih edenlerin dört gözle beklediği filmler geleneksel 35. İstanbul Film Festivali’nin Geceyarısı Çılgınlığı bölümünde yer alıyor. Geceyarısı Çılgınlığı bölümündeki filmler, festival boyunca Cuma ve Cumartesi geceleri 24.00 seansında Atlas ve Rexx Sinemalarında gösterilecek.

Geceyarısı Çılgınlığı bölümünde yer alan filmler;

A Nightmare on Elm Street / Wes Craven

Elm Sokağında Kâbus / A Nightmare on Elm Street / Wes Craven
Geçtiğimiz yıl kaybettiğimiz korku sinemasının usta ismi Wes Craven’ı başyapıtıyla anıyoruz. Modern korku sinemasının kilometre taşı filmlerinden The Night on Elm Street / Elm Sokağı’nda Kâbus, bir grup gencin, rüyalarında Freddy Krueger isimli seri katilin işlediği cinayetlere kurban gitmesini anlatır. Bu gerçeküstü korku filmini benzersiz kılan başlıca unsur ise kazağı, şapkası, bıçaklı eldiveni ve garip mizah anlayışıyla sinema tarihine geçen Freddy Krueger karakteridir hiç kuşkusuz. 1984 yapımı Elm Sokağı’nda Kâbus, müthiş bir ticari başarı yakalamış, kendinden sonra korku sinemasını şekillendirmiş, bir dizi devam filmi, TV dizisi, parodi filminin çekimine neden olmuş, kült bir film. Bu ilk filmin oyuncu kadrosunda gencecik bir Johnny Depp de yer alıyor. Freddy rolündeki Robert Englund da bu film dizisiyle şöhreti yakaladı.

İblis / Demon / Marcin Wrona
Geçtiğimiz yıl filminin yarıştığı Gdynia Film Festivali sırasında kaldığı otel odasında intihar eden Polonyalı yönetmen Marcin Wrona’nın vasiyet filmi Demon / İblis, Piotr isimli genç bir adamın, bir arkadaşının kız kardeşiyle evlenmek üzere, İngiltere’den memleketi Polonya’ya dönmesiyle başlıyor. Müstakbel eşinin ailesine ait terk edilmiş bir eve yerleşen Piotr, daha ilk günden garip sesler duyuyor ve gelinlikli bir kadının hayalini görüyor. Ertesi gün evin bahçesinde gerçekleşen düğün ise peş peşe gelişen tekinsiz olaylarla bir kâbusa dönüşüyor. Son yılların en özgün ve en çarpıcı korku filmlerinden biri olan İblis, Polonyalı usta besteci Krzysztof Penderecki’nin müzikleriyle daha da ürkütücü bir hal alıyor.

Paris 5:59 / Théo et Hugo sont dans le même bateau / Paris 05:59 / Jacques Martineau, Olivier Ducastel
Gülünç Félix’in yönetmenleri Olivier Ducastel ve Jacques Martineau’nun yeni filmleri Paris 05:59, aşkın en beklenmedik anlarda kapımızı çalabileceği hakkında. Berlin’de Teddy Seyirci Ödülü alan ve başrol oyuncularının doğal performansları ile seyirciyi kendine bağlayan gerçek zamanlı bir film. Paris 05:59 âdeta Richard Linklater’in Gün Doğmadan’ının akıllı telefonlar çağında ve iki eşcinsel erkek arasında geçen versiyonu.

MUSİKİŞİNAZ

Festival bu yıl ruhunu müzikle doyuranlar için yepyeni bir bölüm sunuyor. Müziği hayatlarının ayrılmaz bir parçası kılanların hikâyelerinin bir araya toplandığı 8 film Musikişinas bölümünde izleyiciyle buluşacak.

Musikişinaz bölümünde yer alan filmler;

Tam Gözlerimi Açarken / À peine j’ouvre les yeux / As I Open My Eyes / Leyla Bouzid
Tunuslu yönetmen Leyla Bouzid, ilk uzun metrajlı filmi As I Open My Eyes / Tam Gözlerimi Açarken’de ülkesinin tarihi dönüm noktası olan Yasemin Devrimi’nden (2010) birkaç ay öncesinin atmosferini bir anne ile kız ilişkisi üzerinden yansıtıyor. Film, devrimden önce gençlerin ruh halini ve karşılarındaki devlet düzenini gözler önüne seriyor, fırtınadan önceki sessizliği kadın karakter portreleriyle resmediyor. Anne rolünde etkileyici bir oyunculuk sunan Tunuslu şarkıcı Ghalia Benali, festival kapsamında 12 Nisan Salı akşamı Salon’da bir konser verecek. Tam Gözlerimi Açarken, Namur’da En iyi İlk Film, Dubai’de ise En İyi Film ödüllerini aldı.

Urban Hymn / Michael Caton-Jones

Şehrin Şarkısı / Urban Hymn / Michael Caton-Jones
Skandal ile tanıdığımız yönetmen Michael Caton-Jones, Urban Hymn / Şehrin Şarkısı’nda dayanışmayla ilgili dokunaklı ve müzik dolu bir hikâye anlatıyor. Film, 2011 Londra ayaklanmaları sırasında sosyoloji dalında öğretim üyeliğini sosyal yardım merkezinde çalışmak için bırakan orta sınıfa mensup Kate ve 17 yaşındaki, inanılmaz bir sesi olan kimsesiz Jamie arasında kurulan bağın duygusal ve etkileyici öyküsünü konu alıyor. Kate’i canlandıran tecrübeli oyuncu Shirley Henderson ve Jamie rolünde genç yetenek Letitia Wright’ın performansları ve uyumu da dikkat çekiyor. İlk gösterimini Toronto’da yapan Şehrin Şarkısı senaryoyu yazan Nick Moorcroft’un Essex’teki ilkgençlik yıllarından esinleniyor.

Lecuona Çalmak / Playing Lecuona / Pavel Giroud, Juan Manuel Villar Betancort
1963 yılında hayata gözlerini yummuş olan sanatçı, 20. yüzyılın en önemli müzik insanlarından biri olarak kabul edilen Küba müzik sahnesinin en büyük isimlerinden biri Ernesto Lecuona’nın besteleri yüzlerce sanatçı tarafından yorumlanmış, müziğin geleceğini tesiri altına almış bir dahi. Playing Lecuona / Lecuona Çalmak, sanatçının üç büyük mirasçısı ve günümüzün en başarılı caz temsilcilerinden Chucho Valdés, Michel Camilo ve Gonzalo Rubalcaba’nın çalgılarına emanet eden unutulmaz bir Latin Caz şöleni. Buena Vista Social Club’ın şarkıları, Omara Portuondo ve İspanyol Ana Belen’in müthiş performansları da filme renk katıyor.

İçinde Biraz Kırmızı Olan Mavi Renkte Yağmur / Akounak Tedalat Taha Tazoughai / Rain The Color of Blue With A Little Red In It / Christopher Kirkley
Nijer yapımı bu müzik filmi 2015’in en hoş sürprizlerindendi. Tuareg dilinde “mor” kelimesi olmadığı için Rain The Color Of Blue With a Little Red in It / İçinde Biraz Kırmızı Olan Mavi Renkte Yağmur adını alan film, isminden başlayarak Prince’in Purple Rain’ine bir saygı duruşu niteliğinde. Geleneksel Tuareg müziklerine kendine özgü bir yorum katan gitarist Mdou Moctar film boyunca mor renklerle süslenmiş motosikletiyle çölde dolaşıyor ve bir yandan rakip müzisyenlerle mücadele ederken, diğer yandan ailevi sorunlarını çözmeye çalışıyor. Bu hikâyede elbette aşka da yer var. Hem görsel hem de işitsel olarak büyüleyici müzik performanslarının peş peşe sıralandığı filmin yönetmeni, Moctar’ın bağlı olduğu plak şirketi Sahel Sounds’un kurucusu Christopher Kirkley. Mdou Moctar festival kapsamında bir de konser verecek.

Yabancıların Müziği / The Music of Strangers: Yo-Yo Ma and the Silk Road Ensemble / Morgan Neville
Prömiyerini Toronto’da yapan ve Berlin Film Festivali’nde de gösterilecek olan The Music Of Strangers, ünlü viyolonselci Yo-Yo Ma ile kurduğu Silk Road Ensemble ekibindeki İran, İsrail, Çin, Galiçya gibi dünyanın dört bir yanından müzisyenleri farklı coğrafyalarda izliyor. Yönetmenliğini 33. İstanbul Film Festivali Uluslararası Altın Lale Yarışması’nda gösterilmiş ve En İyi Belgesel dalında Oscar kazanmış 20 Feet from Stardom / Yıldız Olmaya Ramak Kala filminin de yönetmeni Morgan Neville’in üstlendiği The Music Of Strangers’ın açılış sahnesi İstanbul Ortaköy’de çekilmiş.

Miles Ahead / Don Cheadle
Iron Man’den Hotel Rwanda’ya birçok filmde rol alan ünlü aktör Don Cheadle, ilk kez yönetmen koltuğuna oturduğu Miles Ahead’de cazın dâhi trompetçisi, kural yıkıcı Miles Davis’i anlatıyor. Cheadle’ın Davis rolünü de üstlendiği film, 1970’lerin ikinci yarısında, ağrılarla boğuşan ve yaratıcılık sorunları yaşayan Davis’in kayıp yıllarında geçiyor. Davis ile söyleşi için ısrar eden Ewan McGregor’ın canlandırdığı bir gazeteci ile Davis’in yolları kesişir. New York Film Festivali’nin kapanışında gösterilen Miles Ahead, Davis’in dehâsını sergilemek için düz bir anlatımı tercih etmeyen, klişelerden kaçınan, enerjik ve akıcı bir film. Daha 10 yaşındayken anne-babasının evde dinlettiği Miles Davis’i oynama hatta hakkındaki bir filmi yönetme şansını Don Cheadle 2006 yılında, Davis’in yeğeninin bir anma töreninde bir anlamda “dileğiyle” yakalıyor. Cheadle, filmde trompeti kendisi çalabilmesi için dört yıl boyunca ders aldı.

Born to be Blue / Robert Budreau

Doğuştan Kederli / Born to be Blue / Robert Budreau
Born to be Blue / Doğuştan Kederli, merkeze aldığı efsane trompetçi Chet Baker’ın müziğine yakışan yaratıcı bir yapım. Kanadalı sinemacı Robert Budreau, “caz müziğin James Dean’i” olarak tanımlanan Chet Baker’ı biyografik öğeler içeren kurmaca bir öykünün içine yerleştiriyor. Uyuşturucu bağımlılığından kurtulmaya çabalayan Baker rolünde ünlü aktör Ethan Hawke’u izlediğimiz film 1950 ve 1960’ların caz dünyasını da gözler önüne seriyor. Bazı eleştirmenler Ethan Hawke’un bu filmde “kariyerinin en iyi performansını” sergilediğini belirtiyor. İlk gösterimini Toronto Film Festivali’nde yapan Doğuştan Kederli, yönetmen Budreau’ya göre “biyografi filmleriyle dalga geçen bir anti-biyografi filmi”. Budreau’nun esinlendiği caz filmleri arasında Round Midnight, Siodmak’ın The Phantom Lady filmi ve Otto Preminger’in noir filmleri yer alıyor.

Michael Jackson’ın Yolculuğu / Michael Jackson’s Journey From Motown to Off the Wall / Spike Lee
Yönetmen Spike Lee, Michael Jackson’s Journey From Motown to Off the Wall / Michael Jackson’ın Yolculuğu belgeselinde Jackson’ın yola çıkış hikâyesini birçok ünlü ismin yorumlarıyla anlatıyor. Michael Jackson’ın Yolculuğu, babası ve kardeşlerinden ayrılıp, bir nevi Motown üniversitesinden mezun olup, Quincy Jones’un yardımıyla kanatlarını açıp, “tuttuğunu koparana dek durmayan” anka kuşunun uçuşa geçme hikâyesini anlatıyor.

IŞIĞIN PEŞİNDE: 70’LER AMERİKAN AVANGARD SİNEMASI

35. İstanbul Film Festivali izleyicilerine, Işığın Peşinde: 70’ler Amerikan Avangart Sineması bölümünde Amerikan avangard sinemasının öncü isimlerinin yer aldığı, Burak Çevik’in küratörlüğünde özel bir seçki sunuyor. 1960’lı yılların ortasından 80’lerin başına kadar Amerikan Sineması New Hollywood (Yeni Hollywood) olarak adlandırılan bir dönemde dünyanı etkilemeye başlamışken bir avuç başka yönetmen sinemayı bir deneme olarak görmeye başladı. Film materyalini ön plana koyarak, yeni ifade biçimleri keşfetmeye çalışıyordu ve başka türlü bir sinemanın arayışındaydı. 60’lı yıllarda ilk örneklerini gördüğümüz Amerikan avangard sineması 70’li yıllarda en verimli zamanlarını geçirdi. Yeni bir sinema anlayışının gelişmesine ve deneysel sinemasının sonraki kuşaklara aktarılmasını sağladı. Bu özel seçkide, Stan Brakhage, Michael Snow, Ken Jacobs, Robert Breer, Hollis Frampton, Ernie Gehr, Jonas Mekas, Stan VanDerBeek, Jerome Hill, James Benning gibi isimlerin 70’li yıllarda gerçekleştirdiği filmleri bir araya geliyor. Bu seçkide yer alan filmler Türkiye’de ilk kez orijinal formatlarında (16 mm kopyalar, 16 mm projektörler ile) gösterilecek. Işığın Peşinde: 70’ler Amerikan Avangart Sineması bölümünde yer alacak filmler;

• Işığn Metni / Text of Light / Stan Brakhage, 1974
• Merkez Bölge / La Region Centrale / Michael Snow, 1970-1971
• Litvanya Seyahatinden Hatıralar / Reminiscences of a Journey to Lithuania / Jonas Mekas, 1971-1972
• Öyle Bir Film ki.., / Film About a Woman Who… / Yvonne Rainer, 1974
• Yıkıcı Dürtü / The Destructive Impulse
– (nostalgia) / Hollis Frampton, 1971, 36’, 16 mm
– S:TREAM:S:S:ECTION:S:ECTION:S:S:ECTIONED / Paul Sharits, 1971, 42’, 16mm
• Pelikülün Sınırları / The Edge of Film
– Corridor / Standish Lawder, 1970
– Globe / Ken Jacobs, 1971
– Serene Velocity / Ernie Gehr, 1970
• Robert Breer Seçkisi / Robert Beer Selected Works – 70: (1970), Gulls and Buoys (1972), Fuji (1973) , 77 (1977) , LMNO (1978), T.Z. (1979)
• Dişiliğin Muktedirliği / The Mighty of Her
– Soft Fiction / Chick Strand, 1979
– Near the Big Chakra / Anne Severson, 1971
– Double Strength / Barbara Hammer, 1978
• Sanat Olarak Video / Video as an Art
– Stan VanDerBeek’in Video Çalışmalarından Seçki: Newsreel of Dreams: Part I (1976),
Strobe Ode (1977), Vanishing Point Left (1977), Color Fields Left (1977), Mirrored Reason (1979)
– Global Groove / Nam June Paik, John Godfrey, 1973

otto

OTTO PREMINGER: BİR YÖNETMENİN ANATOMİSİ

Festival, sinema tarihinin en özgün, en bağımsız ve en yaratıcı yönetmenlerinden Otto Preminger’i, ölümünün 30. yıldönümünde 10 önemli filminin yer aldığı özel bir bölümle anıyor.

Avusturya kökenli Amerikalı sinemacı Otto Preminger, önce Viyana ardından daha 20’li yaşlarında Broadway’de tiyatro yönetmenliğinden Hollywood’da sinemaya geçiş yaparak “kara film” türünü başlattı. “Korkunç Otto” gibi lakaplarla anılan, öyküleri ve karakterleriyle sınırları zorlayan ve tartışmalara konu olan Otto Preminger, karakteri de filmleri kadar mercek altına alınan bir figür. Yazılıp çizilenlerle despotik Avrupalı yönetmenlerin karikatürüne dönüştürülen, Jacquette Rivette’i 1954’te mizansen üzerine yazıp çizmeye iten mizansen ustası Preminger aynı zamanda da tabulara yer verdiği filmlerin gösterilmesi için girdiği hukuk mücadelesini kazanarak 1950’lerde sinemayı özgürleştiren bir öncü oldu.

35. İstanbul Film Festivali kapsamında Otto Preminger’i tanıma ve filmlerini yıllar sonra da olsa büyük ekranda görebilme fırsatı yaratacak bu özel seçki için, daha önce İstanbul Film Festivali’nin birçok özel bölüm ve etkinliğine afiş hazırlayan usta tasarımcı Yurdaer Altıntaş tarafından özel bir afiş de tasarlandı.

Festivalde, mesafeli yönetimi, uzun planlarıyla dikkat çeken, izleyicisinin zekâsına güvenini hep muhafaza eden Preminger’in 10 filmi izleyiciyle buluşacak. Kara film başyapıtı Kanlı Gölge / Laura, gelmiş geçmiş en önemli mahkeme dramlarından Bir Cinayetin Anatomisi / Anatomy of a Murder, uyuşturucu bağımlılığını ilk gerçekçi işleyen filmlerden Altın Kollu Adam / The Man with the Golden Arm, siyasetin koridorlarında korkusuzca gezinen Washington’da Fırtına / Advise and Consent, sinema dünyasına Jean Seberg’i keşif olarak sunan iki filmi Günaydın Hüzün / Bonjour Tristesse ve Aziz Jan / Saint Joan bu kapsamlı retrospektifte izleyiciyle buluşacak filmler arasında yer alıyor.

Yönetmenin gösterilecek diğer filmleri ise Twentieth Century Fox için çektiği son film olan toplumsal eleştirel kara film Kaldırımlar Bitince / Where The Sidewalk Ends, Marilyn Monroe’lu western “Bisiklet Hırsızları” uyarlaması Dönüşü Olmayan Nehir / River Of No Return, psikolojik gerilim Küçük Kız Kayboldu / Bunny Lake is Missing ve altı dalda Oscar adayı olan Kardinal / The Cardinal.

ANILARINA

İstanbul Film Festivali’nin Anılarına bölümünde bu yıl da yakın zamanda kaybettiğimiz ustalar, unutulmaz filmleriyle hatırlanacak.

Gizemli Ada/ The Wicker Man / Robin Hardy
Geçtiğimiz yıl hayata veda eden kült oyuncu Christopher Lee’yi, tüm zamanların en iyi korku filmlerinden biri kabul edilen The Wicker Man / Gizemli Ada ile anıyoruz. Yenilenmiş son kurgu versiyonuyla izleyeceğimiz Gizemli Ada’da Lee’nin kendisi de bir röportajında en iyi filmi olarak nitelendirmişti. Robin Hardy’nin yönettiği film, bir polis dedektifinin bir genç kızın ortadan kaybolmasıyla ilgili aldığı ihbar üzerine İskoç adası Summerisle’a gelmesini ele alır. Filmde Christopher Lee, adanın lideri Lord Summerisle’ı canlandırıyor.

Grey Gardens / Albert Maysles, Ellen Hovde, David Maysles, Muffie Meyer
Doğrudan sinema tarzının öncülerinden, birçok yönetmeni etkilemiş belgesel ustası Albert Maysles’ı Grey Gardens’ın 2015’te 2K dijital restorasyonla yenilenmiş kopyasıyla anıyoruz. Grey Gardens, Jacqueline Kennedy Onassis’nin birinci dereceden akrabası olan Büyük Edie ve Küçük Edie Beale adlarındaki sosyetik anne-kızı izliyor; onların “Grey Gardens” adında harap bir malikânede kediler ve rakunlar arasında, çerçöp içinde yaşamasını, kaybettikleri hayallere bağlılıklarını belgeliyor. Albert ve David Maysles, Beale’ları bu benzersiz film aracılığıyla sinemanın en akılda kalıcı kişilikleri arasında ölümsüzleştiriyor. 1975 yapımı Grey Gardens 2010 yılında Amerika Kongre Kütüphanesi’ne dahil edilmiş, 2014’te sinema dergisi Sight and Sound anketinde “gelmiş geçmiş en iyi dokuzuncu belgesel” seçilmişti. Filmin kahramanları Büyük Edie 1977’de, Küçük Edie ise 2002’de öldü. Filmin hikâyesi, 2006’da Broadway’de bir müzikal olarak sahneye uyarlandı; 2009’da ise kurmaca bir film olarak yeniden çekildi. Bu filmin başrollerini Jessica Lange ile Drew Barrymore paylaştı. Grey Gardens, aslında anne-kız Beale’ler hakkında değil, Jacqueline Kennedy ve kız kardeşi hakkında olacaktı, fakat elbette bu konu daha ilgi çekici oldu. Filmin çekimleri sırasında film ekibi pire tasmaları takmak zorunda kalmışlardı.

Zengin Mutfağı / Başar Sabuncu
Tiyatro alanında yazar ve yönetmen olarak başarılarının yanı sıra 1985-1994 yılları arasında yönettiği altı filmle kendine has bir dünya yaratmayı başaran Başar Sabuncu’yu Zengin Mutfağı filmiyle anıyoruz. 1943 doğumlu Sabuncu, Vasıf Öngören’in oyunundan uyarladığı bu filminde de daha önceki yapıtlarında olduğu gibi toplumsal ve siyasal eleştiriyi hikâyenin merkezine koyuyor. 1988 yapımı filmin oyuncu kadrosunda başroldeki Şener Şen’e Nilüfer Açıkalın, Okday Korunan ve Gökhan Mete eşlik ediyor.

Balo / Le Bal / Ettora Scola
Ocak ayında hayata veda eden, daha önce festivalde adına iki kez toplu gösteri düzenlenmiş ve festivale konuk da olmuş Ettore Scola’yı 1983 tarihli başyapıtı Le Bal / Balo ile anıyoruz. Her ne kadar Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar ödülüne aday gösterilmiş olsa da aslında Balo diyalogsuz bir film. Film 1920’lerde başlar ve Fransa’daki bir balo salonunun 50 yıllık hikâyesini anlatıldığı filmde oyuncular farklı dönemlere ait kostümler giyerek salonda dans ederler. Tıpkı kıyafetler ve danslar gibi, müzikler de döneme göre değişir. Büyük usta Scola’ya Berlin’de Gümüş Aslan kazandıran Balo tek bir mekân, kostümler, dans ve müzik aracılığıyla 20. yüzyıl Fransa tarihinin bir özetini sunuyor.

Üç Arkadaş / Memduh Ün
Türk sinemasının ustalarından, 1995’te festivalin Sinema Onur Ödülü’nü alan yönetmen Memduh Ün’ü, başyapıtlarından Üç Arkadaş ile anıyoruz. Yeşilçam klişelerini etkili bir şekilde kullanan, basit bir konuyu sade ve etkileyici bir şekilde ele alan Ün, aynı senaryoyu farklı oyuncularla 1971’de bir kez daha perdeye getirdi. İstanbul Film Festivali ve Groupama işbirliğiyle Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi tarafından 2011’de restore edilen Üç Arkadaş, aradan geçen yıllara rağmen etkisini hâlâ koruyor. Filmin başrollerini Muhterem Nur, Fikret Hakan, Salih Tozan, Semih Sezerli paylaşıyor.

Cosmos / Andrzej Zulawski ile ilgili görsel sonucu

Kosmos / Cosmos / Andrzej Zulawski
Andrzej Wajda’nın asistanlığıyla sinemaya başlayan Polonyalı usta Andrzej Zulawski’den, 15 yıllık uzun bir aradan sonra müthiş bir geri dönüş filmi Cosmos / Kosmos festivalde. Ünlü yazar Witold Gombrowicz’in aynı adlı romanının uyarlaması olan film izleyenleri yazarla aynı ismi taşıyan genç bir erkeğin rehberliğinde paranoya, delilik ve şiddet dolu zamansız bir dünyaya sokuyor. Hitchcock’tan esinlendiği bu “çılgın” film Zulawski’ye Locarno Film Festivali’nde En İyi Yönetmen Ödülü’nü getirdi.

Sinefesto

Sinefesto

Admin at Sinefesto
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.
Sinefesto

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up