İlhamını Tolstoy’dan Alan 7 Film

Keşfet Liste

Baştan söyleyelim; bu liste bir Tolstoy uyarlamaları listesi değil, Tolstoy’un kitaplarına, fikriyatına, inanç dünyasına paralel olan filmleri içerir.

Özgürlük Yolu

Into the Wild (2007)

Tolstoy’un hayatı hep bir arayış içinde geçmiştir. Yollara düşmüş, huzuru bulmak için türlü şey denemiştir. Tıpkı Into the Wild filmindeki Chris McCandless gibi. Dünya işlerini elinin kenarıyla iten McCandless mezun olur olmaz manevi dünyanın yolunu tutuyor filmde. Elindeki parayı-pulu yakıp yollara düşüyor. Tolstoy, kurtuluşun ‘Tanrı’da olduğunu savunmuştur, McCandless’in öyle bir savı yoktur; ancak ikisinin de mutlak huzur için bir hedefi, bir kurtuluş noktası vardır. Tolstoy’daki ‘Tanrı’ Into the Wild’da ‘doğa’ ile bu bakımdan örtüşür. McCandells hippi ya da meczup diye diğerleri tarafından öteki sayılırken, Tolstoy eserlerinde hakikati anlatırken kilisenin yobazlığını deşifre etmiş ve bu yüzden Kilise tarafından aforoz edilmiştir.

Filmdeki karakterlerden birinin elinde Tolstoy’un Aile Mutluluğu kitabını görmek de bizi bu ilhama biraz daha inandırır.

____

Black Swan

Black Swan (2010)

Tolstoy’un hayatını düzene sokmak için on altın kuralı vardır. “Erken kalk, erken yat, arzunu çok çalışarak öldür, az ye, tatlı ve şekerlemelerden uzak dur” o kurallardan dördü. Black Swan’daki balerin kızımız Nina gibi. Nina başarılı olmak için çok çalışan, ihtiraslı, ama içine kapanık utangaç bir genç kızdır. Günün birinde Kraliçe Balerin olmayı hedeflemekte, annesinin vazgeçtiği kariyere kendisi ulaşmak istemektedir. Formunu korumak için az yer, çok çalışır. Öyle ki doğum gününde annesinin hazırladığı pastayı bile yemek istemez. Mumları üflemekle yetinir. Nina’nın ikiye bölünen karakterlerinden kırılgan genç kızımız şehveti bilinçaltının derinliklerine itmiştir. Tolstoy bir erkektir ve kendisine on altın kuralında “kadınlardan uzak dur” tembihinde bulunmuştur. Nina’nın birincil kimliği de buna uyar. Erkeklerden uzak durur. Ama gittikçe yüzeye çıkan ‘siyah kuğu’ bu kuralı yıkmak için heveslidir.

____

Collateral

Collateral

Tom Cruise’nin başrolünde oynadığı film, soğukkanlı bir kiralık katilin öyküsünü anlatır. O, çevresindeki insanları kendi dünyasında birer figüran olarak görür. İnsanların ölümü onun işidir. İnsanlar ölür, hele ki onun silahından çıkan mermilerle. Lakin karakterimiz, herkesin tattığı ölümü hiç kendi yaşamayacağını düşünür; ta ki o vakte kadar. Tolstoy’un Ivan İlyiç’in Ölümü eserinde de buna benzer bir öykü vardır. İvan İlyiç! Dünyanın sonuna kadar yaşayacağını düşünen adam. Ölüm döşeğinde hayatını masaya yatırır, pişmanlık hisseder yapmadıkları ve yaptıkları için. İlyiç yatağında hayata veda eder. Oysa ki Collateral’deki Vincent kalabalıklar içinde yapayalnız ölür. Vincent; insanlığa olan inancını yitirmiştir ve şöyle der filmin kilit anlarından birinde: “Bir adamın haberini okudum, buradaki metroya biniyor ve ölüyor. Los Angeles’in etrafında tur atan cesedini birisinin fark etmesi altı saat sürmüş, insanlar yanına oturup kalkmış. Kimse fark etmiyor.”

Tam da başına gelen budur.

_____

Boyhood

Boyhood

“Bir duygunun kendine has niteliğini ve tadını dile getirmede, bugüne kadar Tolstoy’u geçebilen hiçbir yazar olmamıştır.” der Isaiah Berlin. Tolstoy kendi hayatından izler taşıyan Çocukluk, İlkgençlik ve Gençlik kitaplarını yazarken, bir insanın aklıyla bir şeyleri algılamaya başladığı andan itibaren karakterinin, düşünce dünyasının nasıl değişip geliştiğini gösterir bize. Richard Linklater’in 2014’te Oscar’ı ıskalayan filmi Boyhood, Tolstoy’un bu eserlerinden esinlenmiş gibidir. Tolstoy, insanın iç dünyasını varlıklı bir ailenin oğlu olan Nikolenka aracılığıyla keşfeder. Onun küçük yaştan itibaren büyüyüp gelişmesine, özel öğretmeniyle, sevgili annesiyle, soğuk ve mesafeli babasıyla, kardeşleriyle ilişkisini okurken, geri planda kişiliğinin nasıl şekillenip ortaya çıktığını anlatır. Boyhood’da ise öykünün odağında iki kardeş vardır. Anne ve babası boşanmış olan Mason ve kızkardeşi Samantha -ki özellikle Mason- büyüdükçe dünyayı tanımaya çalışırlar. Mason gökteki yıldızları anlamaya çalışırken büyüdükçe hayatın bir yolculuk olduğunu anlar. Bir yandan anne babasının bir araya geleceğini hayal eder, heyecanları, korkuları ve mutluluklarını görürüz. 12 yılda çekilmiş bu başyapıt ebeveynleri ayrı olan çocukların mutsuzluğuna dikkat çeker.

Jim Carrey’in oynadığı Yes Man’da şöyle bir replik vardır: “Hayat bir oyun bahçesi. Çocukken bunu biliyoruz. Ama büyüdükçe unutuyoruz.” Biz de Mason’un bahçesinde oyunlar oynadığını görürüz ve üzülerek Mason’un buradan ayrılıp ciddileştiğine şahit oluruz.

____

Unfaithful

Unfaithful

Anna Karenina romanının baş karakteri yasak aşkın büyüsüne kapılmıştır. Kendinden büyük yaşta olan eşini bırakıp genç bir adam uğruna saygınlığını, yuvasını ve canını feda eden esas kahramanımızla Sadakatsiz -Unfaithful’daki Connie birbirine benzerler. Connie de Anna gibi yasak aşkla hayatını alt-üst eder. İşin sonunda canından olmasa da aşık olduğu genç ve yakışıklı adam diğer tarafı boylar. Heyecan yaşamak için hırsızlık yapan Connie de tıpkı Anna gibi saygınlığını yitirir. Kocası her şeye rağmen bu mutlu yuvayı istediği için şanslıdır Connie. Tolstoy, romanında Anna’nın tarafındadır, Unfaithful’da da yönetmen kadın karakterin dünyasından bize anlatır öyküsünü. Anna Karenina’da Tolstoy yalnızca bir aşkı anlatmaz, dönemin şartlarını, insan profilini ve toplum yapısını tüm detaylarıyla gösterir bize. Anna Karenina’da dönemin Rusya’sındaki bireyin yalnızlığı Unfaithful’da günümüz şehrine taşınır. Metrolardaki kalabalık ama yalnız kitleler, kütle olarak karşımıza çıkar.

____

300

300

Tolstoy’un Türkler tarafından en çok sevilen romanlarından olan Hacı Murat, kitaba adını veren tarihi şahsiyetin Şeyh Şamil’e karşı Rusların tarafına geçişini anlatır. 300 Spartalı filminde de benzer bir öykü vardır. Vücudun şekli ve zayıflığından ötürü orduya alınmayan Ephialtes düşman saflarına katılır. Kıran kırana yapılan savaşta Perslere mihmandar olur. Fakat, Hacı Murat’ın hikayesindeki aldatmaca 300’de yoktur. Şeyh Şamil stratejik bir hareket yaparak sözde Hacı Murat’ı dışlamış böylelikle Rusların arasına rahatça girmesi sağlanmıştır.

__

A History of Violence

Şiddetin Tarihçesi

“Çok şey gördüm geçirdim, artık mutlu olmak için ne gerektiğini bulduğumu sanıyorum. Aile mutluluğu.Kırda sessiz, gözlerden uzak bir hayat, iyilik yapmanın kolay olduğu ve iyilik yapılmasına alışık olmayan insanlara faydalı olma olanağı. Bir faydası olacağı umulan bir iş. Sonrası dinlenme, doğa, kitap, müzik, komşuyu sevmek. İşte benim mutluluk anlayışım bu. Ve sonrasında hepsinin üstüne eşim olarak sen… Ve çocuklar belki. insan daha ne ister.”

David Cronenberg’in Şiddetin Tarihçesi filminin esas kahramanı Tom Stall sanki yukarıdaki satırları alıntıladığımız Tolstoy’un Aile Mutluluğu’nu okumuştur. Ve hayatını değiştirip küçük bir kasabaya taşınmış, 2 çocuğu ve eşi ile mutlu bir dünya kurmuştur. Esas mutluluk Stall’a göre budur derken, hikayemiz başka yöne evrilir. Stall’ın terk ettiği şiddet dolu hayatı kapıyı çalar… Hikaye Tolstoy’un ekseninden şiddete doğru kayar.

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up