Bizimle İletişime Geçin

Liste

İlhamını Sigmund Freud’dan Alan 10 Film

Yayınlandı

tarihinde

A Clockwork Orange

A Clockwork Orange (Otomatik Portakal, 1971) 

Davranışsal bilimler birçok farklı alanı, bu alanların konularını ve bu konular üzerinde yapılan çalışmaları kapsar. Bunlar hayvan-insan davranışlarından tutun etolojiye kadarken bulunan hipotezlerin bize dair sebepleri, bağlantıları, oluşum zamanlarını da içerir. Böylece sürekli olarak ampirik açıklamalar bulmaya çalışırken kendimizi çoğu zaman aynı sorulara farklı cevaplar aramak için kıvranırken buluruz.

Otomatik Portakal belki de insan davranışlarını en açık seçik şekilde inceleyen filmlerden biridir. Film bir bireyin kendi isteği dışında dışardan etkenlerce doktrine edildiğinde neler olabileceğini irdeliyor. Film aynı zamanda kontrol etme güdümüzün tamamen bizim elimizde olduğunda ya da elimizden alındığında nelerin olabileceğini anlatıyor. Kahramanımız ve muhalifimiz Alex DeLarge karşımıza bir okuma, bir ders kitabı gibi çıkıyor.

Ciddi manada ürkütücü okumalara karşı eğilimi olduğu bilinen Stanley Kubrick genelde dehşet verici korkuları sunmasıyla bilinir. Diğer taraftan Darren Aronofsky korkunun ve arzuların bireyler üzerinde ne gibi etkileri olduğunun izini sürer.

Kubrick ve Aronofsky’nin filmleri kahramanlar ve anti-kahramanlar etrafında şekillenir ve çoğunun akli dengesi yerinde değildir. İki yönetmen genelde filmlerine gergin bir girişle başlar, seyircinin kafasını karıştırıp konuyu yanlış anlamalarını sağlar ve film sonunda bizi şok etmeyi çok sever.

___

Siyah Kuğu

Black Swan (Siyah Kuğu, 2006)

Darren Aronofsky Siyah Kuğu’da şirin, annesi Erica tarafından balerin prenses olarak büyütülmüş Nina Sayers’ı anlatıyor. Kubrick’in Otomatik Portakal’ında ise korkunç derecede saldırgan olan çete lideri genç bir Alex DeLarge var karşımızda. Alex’in dehşet veren bir davranışsal bozukluğu olsa da çok zekidir ve görgü kurallarına uyar.

Siyah Kuğu’da Yunan miti Trakhisli Kadınlar’dan (Sofokles) Clytemnestra ve Electra’ya sıkı bir gönderme var ki bu da Freud etkilerine dair bize ilk işareti veren kanıttır: Baba figürünün olmayışı, aşırı kontrolcü bir anne yetişkin kızının hayatını fantezilerle çevreler. Annesi farkında değildir ama aşırı kırılgan, güvensiz ve adım adım ondan uzaklaşan birine dönüşmüştür Nina. Anne-kız arasındaki bu gizli savaş ve filmdeki müziğin ritmi Nina’nın Siyah Kuğu kimliğini besler yavaş yavaş. Tıpkı Alex DeLarge’de olduğu müzik bir hayli etkilidir.

Nina ve Alex birbirlerinden çok uzak karakterler gibi görünebilirler, fakat ortak birçok noktaları vardır: kontrol ve arzu güdüleri, klasik müzik her iki karakter için arzularını ve iç benliklerini kontrol etme ve bastırma adına bir araçtır. Nina Tchaikovsky ile kendini teslim eder, Alex DeLarge yine Beethoven ile arınmaları gereken duyguları/güdüleri teslim ederler. Nina ve Alex’in benzer kendileri yok etme dürtüleri vardır ve bilinçli ya da bilinçsiz olarak bu dürtü ile dış dünyayla ilişki kurarken sanat birincil araçtır. Ve gerçekten de sanat ruhlarımızın söylemek istediğini dile getirir, dehşet bir iletişim aracıdır. Bulunduğumuz faunadan farkımız işte doğanın dile getiremediğini bizim getirebilmemiz, yani kelimeleri kendi yararımıza kullanabilmemiz, tartışmak, sorgulamak, ilan etmek en önemlisi aklımızdaki duygu ve düşünceleri aktarabilme yetimiz.

Dil bilimciler ve psikologlar eminim şu konuda hem fikirdirler: konuşma (herhangi bir şekilde dile getirme) yetimiz olmadan evrimin gerçekleşmiş olması anlamsız olurdu. Boğazlarımız kontrol etmek, ağzımız ifade etmek ve beyinlerimiz işte o ilk sentagmayı bu yazılı olur, sözlü olur ya da resim ile olur işte bütün bunları yaratmak için evrimleşti. İlettiğimiz bütün mesajlar güya istediğimiz kişilerce yorumlanabilir, çünkü “arzu” güdüsü bizim en büyük aracımızdır. Fakat bu duygu aynı zamanda çok zararlı olabilecek bir iletişim aracıdır.

___

max records where the wild things are

Where The Wild Things Are (Arkadaşım Canavar, 2009)

The Science of Sleep (Rüya Bilmecesi, 2006)

Eternal Sunshine of The Spotless Mind (Sil Baştan, 2004)

Çocukluğumuza ve hatta şu an yetişkin zamanlarımıza ait rüyalar deneyimlerimize bağlı düşüncelerin sembolik ve imgesel kolajlarından oluşmaktadır. Tabii bize bu rüyalarımızın fanteziden ibaret olduğu söylenir genelde. Mesela hatırlarsınız, ebeveynleriniz size çok defa, “Rüyaların bir önemi yoktur, onlar gerçek değildir” demişlerdir. Böyle böyle zaman geçmiştir, rüyalarımıza dair ikilemleri bir kutuya koyup kaldırmışızdır, yakın tarihimizden atmışızdır artık belki de.

Oysa bu Morpheus diyarında bilincimiz bize en özgün şekilde konuşur, bize işaretler ve haritalar verir ve bizim aslında kim olduğumuzu ve neler hissettiğimizi anlatır. Arkadaşım Canavar (2009), Rüya Bilmecesi (2006) ve Sil Baştan (2004) filmleri işte tam olarak bunları sunar biz seyirciye. Kafamızın içinde dönüp duran bütün bilinçaltı imgeleri özgürlüğüne bir şekilde kavuşmak için beklemededir. Bu üç filmin başkahramanları olan Joel (Sil Baştan); Max (Arkadaşım Canavar) ve Stéphane (Rüya Bilmecesi) kendilerini sürreal bir dünyada arayış içerisindeyken bulurlar. Kahramanların her biri ayrı ayrı boyutlarda kafalarında saklı olanı keşfetmeye çalışırlar. Merak güdüsünü sembolize eden içlerindeki çocuğun rolü filmlerin merkezinde olmasa da bir hayli önemlidir. Bir zamanların unutulmuş fakat vakit geçtikçe ortaya çıkmaya başlayan ve eski bir şarap gibi gittikçe güçlenen meseleler şiddetli bir şekilde gün yüzüne çıkar.

Unutmamız gerektiğini öğrendiğimiz ya da öğretildiğimiz olaylar yetişkinlikle birlikte ortaya çıkar (Joel), yine de hala yetişkinken birileri bizi kandırabilir ve rüyalarımızı daha çok besleyerek onları gerçekleştirebileceğimize inandırabilir (Stepháne). Bu içimizdeki çocuğun belki de “unutmak” ve rüya görmek” arasında bir dengeye ihtiyacı vardır, böylece hayatın bize yaşatmak istedikleriyle daha kolay baş edebiliriz (Max), ya da bizim hayata ne gibi sunaklarımız var diye.

Andy Warhol herkesin bir hayali bir fantezisi olduğun söyler ve haklıdır. Dünyanın üstesinden gelmek için beyinlerimizin bir şekil deşarja yani boşaltıma ihtiyacı vardır. Bilinçaltımızda gizlenmiş ne varsa taşan bir nehir gibi birden her yere yayılıverir ve bazı zamanlar taşan suya izin vermek gerekir.

Bireyler arası iletişim denilen kavram bize insan düşüncesini ve davranışını açıklayan psikanalizi sunar, sayesinden kişiliğimizin karanlık koridorlarında olup bitenlere dair bir fikrimiz olur. Bizlerin en belirgin gizemi Freud’a göre iki mitolojik yaratıkla özetlenebilir: Birincisi Afrodit’in haylaz oğlu kanatlı Cupid, yetişkin hali güzel adam Eros’tur; diğeri ise iyi bir ölümü şefkatli bir dokunuşla sunan Thanatos’tur.

___

Persona

Persona (1966)

Yönetmen: Ingmar Bergman

Ingmar Bergman dehşet verici ve unutulmaz bir rüya olan şüphe duygusunu filmlerinin merkezine koyar. Bu duygu derinliklere dair bir katalizördür ve iç gözleme sebebiyet vererek karmaşık ve rahatsız hissetmemizi sağlar. Bu sırada aynı zamanda meraklı ve büyülenmiş hissederiz.

İşte Persona bize Elisabeth Vogler’ın eşsiz perspektifini takdim eder. Prima Donna bir aktrisin yaşadığı utanç verici bir olaydan sonra tamamen sessizliğe gömülmesini anlatır film. Vogler kimseye konuşmaz, iletişim kurmaz. Her şey hasta bakıcı Alma’nın gelmesiyle değişir çünkü insanoğlunun doğal ihtiyacı olan iletişim kurma güdüsü illa bir yolunu bulur ve gün yüzüne çıkar. İlginçtir Alma kelimesi İspanyolca “ruh” demektir ve Vogler’ın kendini ifade etmek için bir araç olur bu şefkatli hasta bakıcı kadın.

Persona’da “bireysellik” ve “kimlik” gibi kavramlar paramparça oluyor. Vogler ne kadar bakıma muhtaç olarak gözükse de Alma da ona ne kadar ihtiyaç duyduğunu keşfediyor. Simbiyotik ve neredeyse parazitik bir ilişki var karşımızda, sessiz bir bedende meydana gelen ve konuşan bir ruhta tezahür eden bir ilişki. Gerçek kimlikleri inandıkları kimlikler mi acaba? Bergman Elisabeth ve Alma’nın zihinlerini kullanarak ihtiyaç ve gereklilik arasındaki ince çizgiyi irdeler; sessizliğe ihtiyaç duyduğu gibi dile getirmeye de ihtiyaç duyar insan; yalnızlığa ihtiyacımız olduğu gibi bir arkadaşa da ihtiyaç duyar insan. Bütün bunlar anlaşılmaya ihtiyaç duyma güdüsüyle ilintilidir.

Psikanaliz teorisi dili incelerken biçimlendirdiğimiz iletişim araçlarını bu davranışa karşı bir reaksiyon olarak görür. Yine bu teoriye göre geliştirdiğimiz farklı iletişim araçlarının anlaşılmak istememizden ve vermek istediğimiz mesajların açık seçik alıcıya ulaşmasını arzulamamızdan kaynaklanmaktadır. Hatırlarsınız çocukken vermek istediğimiz mesajlar için örnek bir yetişkine bağımlılık hissederdik. Yalnız bahsettiğim yetişkinler bizi her zaman doğru anlamazdı, biz köpek çizerdik onlar bisiklet görürdü. Büyüyen-değişen varlıklar olarak hatırlamamız gerektiği kadar unutmaya da ihtiyacımız var. Mesela bir büyüğe nasıl konuşmamız gerektiğini öğrenmişizdir, fakat zaman geçtikçe bunu da unutmamız ya da daha doğrusu şekillendirmemiz gerekiyor çünkü bu kez biz yetişkin olma yoluna giriyoruz. Hatıralar ve semboller kişiliklerimizi, rüyalarımızı ve içimizdeki çocukla yetişkini yani bizi biçimlendiren önemli öğelerdir.

___

Paradies: Liebe

The Paradise Trilogy (Cennet Üçlemesi, 2012 & 2013)

Yaptığımız bu listenin en basit ama bir o kadar da güzel olan filmlerden oluşan bir üçlemedir Cennet. Cennet: Aşk, Sadakat ve Umut’ta Uldrich Seidl 3 ayrı kadının hikâyesini farklı açılardan anlatır. Filmde bu kadınların aşk hayatına, sadakat meselelerine ve çocukça umutlarına dair birçok konuyu görürüz. Bu listede adı geçen diğer yönetmenlerde olduğu gibi Seidl’in de insan davranışlarına ve doğasına karşı bir ilgisi vardır. Cennet Trilojisi bu listenin esasen doruk noktası olarak değerlendirilebilir çünkü her film bu kadınların erotik ve yoğun derecede Freud perspektifli hayatlarını inceler. Her bir kadının geçmişinde çözemediği meselelere dair içsel bir mücadelesi vardır ve bu sadece onlar tarafından bilinir ve anlaşılır.

Cennet: Aşk filminde sınıfsal çatışmalardan tutun ırkçı önyargılara ve romantik beklentilere kadar çokça farklı konu işlenmektedir. Cennet: Sadakat’ta ise ki üçlemedeki en yoğun filmdir, inançların ve ideallerin mutluluğa nasıl engel olduklarını görürüz. Cennet:Umut bizlerin ilgiye olan ihtiyacını sunarken kendimize ait imgemizin nasıl bizi biçimlendirdiğini anlatır. Karakterlerin aileleri ile ilişkileri dışında filmlerin asıl gücü Eros’tan gelir. Öyle bir güç ki o bize haz almanın yollarını sunar ve arzulamayı ve arzulanmayı hissetmemizi sağlar. Bu durumda Eros arzularımızın ve ihtiyacımız olanların arasındaki zıtlığa dair bir aynadır. Filmlerde bastırılmış duygular ve arzularla yüzleşirken karakterlerin mutluluğu nelerde buldukları açığa çıkar. Tutkuyla bağlandığımız subje veya obje ile Roland Barthes’in de bir zamanlar harika bir şekilde açıkladığı gibi nihai bir gerçek olarak yüzleşiriz.

__

Repulsion

Repulsion (Tiksinti, 1965)

Shame (Utanç, 2011)

We Need to Talk about Kevin (Kevin Hakkında Konuşmalıyız, 2011)

Film listemizi bu 3 filmle bitireceğiz. Bu filmlerde şu kelebek kanatlı adam Thanatos’un yani ölüm dürtüsünün izlerini göreceğiz. Thanatos ölüm ve intihardan ziyade aşkın karşıtı olan dürtüleri imgeler. Tabii hemen aklınıza aşkın zıttı olan nefret gelecektir fakat değinmeye çalıştığımız konu çok daha karmaşıktır. Üç filmimizde ayrı ayrı Thanatos’a ait izleri ve bunların davranışlara yansımalarını görürüz.

Bahsettiğimiz dürtüler ya da güçler içimizdedirler ve hayatımıza rehberlik ederler: Eros yanaklarımızın kızarmasına sebep olurken Thanatos midemizdeki kelebeklerin ölmesinden sorumludur. İkisi de birbiriyle ilintilidir ve bireylerin değişim geçirmelerinde birincil etkenlerdir. Utanç ve Tiksinti’de Eros elementi olan cinsellik ve Kevin Hakkında Konuşmalıyız’da yine bir Eros etkisi olan annelik ön plandayken filmlerin sonunda bu dürtüler dönüşür ve Thanatos objeleri haline gelirler.

Zihinlerimizin farklı algılama biçimleri vardır ve görmek istediğimiz gerçekler gördüğümüz gerçeklere dönüşür. Bazen kendimiz aydınlanmış hissederiz, bazen rüyalar aracılığı ile aradığımız cevapları buluruz, aslında her şey nasıl hissetmek istediğimize ve bu hissi ne kadar önemsediğimize bağlıdır. Beyinlerimiz cevabı olmayan soruları sormaz çünkü evrim yasalarına göre çevremizdekileri anlama ve algılamaya göre geliştik. Algımız dışındaki her şey yoktur. Bu durumda bilinçaltımızın bilgiye dair yaptığı işlemler çok mühimdir. Bu durumda bence filmlerin sanatsal hedefleri bedeni olmayanlara beden ve sesi olmayanlara ses vermektir. Film yapımcıları her zaman gözlerimizi alıp, ikiye bölüp bütün malzemeleri dışarı çıkartarak düşünen canlı olan bizlerin bilinçaltını eşeler. Sonuçta gümüş perde fantezilerimizi ve rüyalarımızı beslemek için vardır. Bütün bu soyut gerçeklik sinema ile karşımıza çıkar. Yine sinema zihnimizin derinliklerinde olan dürtü ve duygularla yüzleşmemizi sağlar.

___

Hazırlayan: Angel Flores

Çeviri: Elif Şimşek

 

 

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

Psikolojiyi Geren 10 Film

Dikkat bu filmler psikolojiyi gerer.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Ölüm Korkusu (1958) Vertigo IMDb 8,3

Vertigo, Hitchcock’un teknik ve işlediği konu itibariyle sinema tarihinin en önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilir. Bir suçluyu kovalarken çatıdan düşen ortağını kurtaramayan dedektif Scottie Ferguson’da, bu olayın ardından yükseklik korkusu başgösterir. “Vertigo” hastalığına dönüşen bu korku nedeniyle mesleğini bırakıp emekli olan dedektir, eski bir arkadaşı tarafından, ruhsal sağlığından şüphe ettiği karısı Madeleine’ni izlemesi için kiralanır. Scottie de kadını daha yakından izledikçe bir şeylerin yolunda gitmediğini fark eder; dahası kadının intihara meyilli olduğunu görür. Artık işleri yoluna koymak için uzaktan takip etmek yetersiz kalacak, Scottie’yi kendi korkularıyla da yüzleşeceği bir mücadelenin içerisine sürükleyecektir.

Rosemary’nin Bebeği (1968) Rosemary’s Baby IMDb 8,0

Tanınmış bir aktör olmak için çabalayan Guy ve güzeller güzeli karısı Rosemary, New York’taki yeni hayatlarına başlamak için eski bir binada mütevazi bir daire kiralarlar. Genç çiftin bu yabancı yere alışmalarındaki en büyük yardımcısı üst katlarında oturan yaşlı Castavet çifti olur. Castavet çiftinin ‘fazlaca’ misafirperver olan tavırları güzel Rosemary’i şüphelere sürüklerken kocası Guy olan bitenin farkında değildir. Günden güne tedirginleşen ve şüpheleri kocası tarafından önemsenmeyen Rosemary gördüğü tuhaf ve korkutucu bir rüyayla derinden sarsılır. Rüyasında şeytani bir varlık tarafından tecavüze uğradığını gören kadın gerçek hayatında da hamile kaldığında komşuların gizemi giderek artacaktır.

The Wicker Man (1973) IMDb 7,5

Neil Howie isimli bir dedektif polis İskoçya’daki Summerisle Adası’nda meydana gelen gizemli bir davayı çözmek için bölgeye gider. Bir genç kız esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmuştur ve Howie onu bulması için görevlendirilmiştir. Adaya vardığında bir sürprizle karşılaşan dedektif yerli halktan aslında öyle bir kızın asla var olmadığını işitir. Koyu bir Pagan inancına sahip olan yerli halk genç kızın varlığını kabul etmedikçe Neil Howie burada paganizme dair öğrendiği şeylerle birlikte olayların göründüğü gibi olmadığına kanaat getirecek, genç kıza ne olduğunu öğrenebilmek için ada halkına karşı zorlu bir mücadeleye girişecektir.

Gözü Tamamen Kapalı (1999) Eyes Wide Shut IMDb 7,4

Bill Harford ve karısı Alice Harford’ın dış dünyaya mutlu bir yansıyan bir evlilikleri vardır. İlişkilerinde her şey yolunda gibi görünmektedir. Bir gün katıldıkları bir davette Alice, başka erkeklerle sohbetlere dalar. Bunu fark eden Bill, hem sinirlenir hem de yaşanan bu duruma tuhaf bir tepki gösterir. Bill, yaşanan o geceden sonra kimliğini cinselliğe emanet edecektir. Oldukça tuhaf düşüncelerle örülü bir cinsellik dünyasına doğru savrulacaktır.

İnsan Avcısı (1986) Manhunter IMDb 7,2

Will Graham özel bir vazifelendirmeyle tekrar eski işine geri dönmek durumunda kalmıştır. Kendisi emekli olmuş bir gizli ajandır. Daha önce FBI için hizmetlerde bulunmuş, emekli olmuş, lakin şimdi amansız bir seri katili enselemek için tekrar iş başı yapmıştır. Will Graham, psikopat düşünce tarzını çözme konusundaki yeteneğine ek olarak, daha önce yakaladığı ünlü katil Dr. Hannibal Lecter’ın da yardımıyla Kızıl Ejder olarak bilinen korkunç caninin peşine düşer. Thomas Harris’in Kızıl Ejder adlı kitabından Michael Mann tarafından sinemaya uyarlanan yapım, Hannibal Lecter efsanesinin gençlik dönemini de kapsamaktadır. 1986 yapımı bir suç filmi olan Manhunter’da yönetmenlik koltuğunda Michael Mann oturmakta. Heyecanlı br polisiye.

Tiksinti (1965) Repulsion IMDb 7,7

Londra’da kız kardeşi ile yaşayan Carol’un (Catherine Deneuve) oldukça güzelliğinin ve sıradan yaşamının arkasında kimsenin bilmediği takıntılı tiksintileri saklıdır. Özellikle cinselliğe olan tiksintisi kız kardeşinin tatile çıktığı bir zamanda oldukça şiddetli ve şizofrenik bir görünüm kazanır.

Karanlık Sırlar (2003) Janghwa, Hongryeon IMDb 7,2

Psikolojik gerilim içerikli film uslubu ve oyunculuk performansı ile dikkat çekiyor. İki kız kardeşin anneleri tuhaf bir biçimde ölür ve bunu takiben de kardeşler hastalanırlar. İyileşene dek de hastanede kalırlar. Tedavileri tamamlandıktan sonra eve dönen kardeşler, babalarının yeni eşi olan Eun-joo isimli üvey anneleriyle anlaşamaz. Zaman zaman üvey annelerinin garip davranışları ve kardeşlerin hastalığının tekrarlaması evde huzursuzlık yaratır. Ayrıca babalarının olaylara tepkisiz kalışı ve labirenti andıran yapısıyla yaşadıkları ev, kızları tedirgin etmeye başlar. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de doğaüstü olayların meydana gelmesi, gerilimi arttıracaktır.

Suç Zamanı (2007) Los Cronocrímenes IMDb 7,2

Hector karısıyla birlikte yeni evlerine taşındığı gün inanılmaz bir olay yaşar. Elinde dürbünü çevreyi gözetlerken ormanda çıplak bir kadın görür, çaktırmadan yanına gider fakat bu esnada gizemli bir adam tarafından bıçaklanır.

Aynı adamdan kaçarken garip bir mekana ve mekanda yer alan bir aletin içine sığınır. Fakat bu kaçış onun zamanda geriye gitmesine neden olacaktır. Hector zamanda geriye gidince bir anda 2. Hector durumuna düşer. Eski hayatına devam etmek için orijinalini öldürmesi gerekmektedir. Bu arada Hector’ların sayısı artar.

Şeytan Çıkmazı (1987) Angel Heart IMDb 7,3

Louis Cypher adlı gizemli bir müşteri, özel dedektif Harry Angel’dan bir adamı bulmasını ister. Verilen ipuçlarını değerlendiren Angel, hedefine doğru ilerledikçe bir takım doğaüstü olaylarla karşılaşır. Dahası, aranan kişiye dair bilgi aldığı herkes vahşice katledilmektedir. Polisin suçu kendi üzerine atmasından korkan Angel, her şeye rağmen görevini yerine getirmeye çalışır… Ta ki…

Kill List (2011) IMDb 6,4

Elindeki işi yüzüne gözüne bulaştırdıktan sonra yeni görev üstlenen bir tetikçi üç cinayet için garanti vererek önceki başarısızlığına dair sağlam bir bedel ödeyecektir. Başlangıçta kolay bir iş gibi görünen olay çok geçmeden farklı bir biçimde çözülmeye başlar. Öyle ki katilin kalbi dipsiz karanlıklara doğru yola çıkacaktır. Bedel sözcüğü hiç ummadığı bir anlamda gerçek olacaktır. Hayatı yönetenin kişinin kendisinden ziyade çok daha yüksek bir güç ve enerji olduğu aşikardır. Ve elbette duruma teslimiyet kaçınılmazdır.

Okumaya Devam Et

Liste

10 Johnny Depp Klasiği

İyi ki doğdun!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Hollywood’un yıldız isimlerinden Johnny Depp‘in fantastikten drama uzanan film geçmişinden, 10 izlenesi film karşısınızda. Koltuklarınızı hazırladıysanız derin sulara açılıyoruz, keyifli seyirler.

Karayıp Korsanları: Siyah İnci’nin Laneti (2003) Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl IMDb 8,0

Karayip Korsanları: Siyah İnci’nin Laneti, genç bir kızı kurtarmaya çalışan korsan Jack Sparrow ile demirci Will Turner’ın maceralarını anlatıyor. Yerel vali Weatherby Swann’ın 12 yaşındaki kızı Elizabeth, Jamaica’ya yaptığı deniz yolculuğu esnasında bir gemi enkazıyla karşılaşırlar. Bu enkazdan kurtulabilen tek kişi küçük Will’dır. Elizabeth küçük çocuğun boynundaki altın madalyondan onun bir korsan olduğunu anlar, bu yüzden madalyonu alarak saklar. Yıllar sonra Elizabeth, azılı bir korsan olan Barbossa tarafından kaçırılır. Çılgın ve iyi yürekli bir korsan olan Jack Sparrow ise Elizabeth’in çocukluk arkadaşı Will Turner’la bir olur ve kızı kurtarmaya çalışırlar. Ancak bu gizemli madalyon hayalet gemiyi harete geçirerek gizemli incinin lanetini canlandıracaktır.

Makas Eller (1990) Edward Scissorhands IMDb 7,9

Edward Scissorhands’i yatan mucit, işini tam olarak bitiremeden ölmüş ve Edward’ı makaslardan oluşan elleriyle bırakmak zorunda kalmıştır. Münzevi bir yaşam süren genç, Peg Boggs’in onu evine götürmesiyle birlikte topluma karışmaya başlayacaktır.

Ed Wood (1994) IMDb 7,8

Ed Wood, kimilerine göre dünyanın en kötü yönetmeni, kimilerine göre de, filmleri son derece keyifli, nev-i şahsına münhasır kült bir yönetmen. Tim Burton, ikinci grupta yer alan bir yönetmen olarak daima ilhamları arasında tuttuğu Wood’un filmcilik serüveni üzerine bu filmi gerçekleştirdi.

Köstebek (1997) Donnie Brasco IMDb 7,7

1978 senesi… Joe Pistone işine ve teşkilatına sadık bir FBI ajanıdır. İşi gereği, altı yıldır mücevher hırsızlığı yapmaktadır ve Donnie Brasco olarak anılmaktadır. Sorun şudur ki, Pistone bir süre sonra oynadığı role inanmaya ve gerçekten de Donnie Brasco olmaya başlayacaktır. Bir süre sonra mafyanın bağırsaklarında gezinmeye başlayan Pistone, gitgide kendini bu yeraltı kültürün içerisinde devinmeye başlayacaktır. Kim olduğunu unutmaya başlar başlamaz, tüm hayatını değiştirecek bir açmazın içerisine doğru sürüklenecektir. Mike Newell’ın En İyi Uyarlama Senaryo dalında Oscar’a aday olan filmi Joe Pistone’un kendi yazdığı bir kitaptan, yani, gerçek bir hikâyeden yola çıkıyor. Filmin oyuncu kadrosunda ise Al Pacino, Johnny Depp ve Michael Madsen gibi isimler var.

Vegas’ta Korku ve Nefret (1998) Fear and Loathing in Las Vegas IMDb 7,6

Yıl 1972… Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanlık koltuğunda Nixon hüküm sürmektedir. Halen cereyan etmekte olan Vietnam savaşında birçok genç ne uğrunda bile olduğunu bilmeden teker teker ölmektedirler. Doktor Gonzo ve Raoul Duke, Las Vegas çölünde yola devam etmektedirler. Geçmişin acılarını üzerlerinde taşıyan bu iki adam, çeşitli taşkınlıklarla kendilerine bir merhem bulmaya çalışmaktadırlar. Bir otostop ile durdurulurlar. Halisülasyonlarıyla yaşayan ikili, arabalarına binen üçüncü kişiye karşı normal tavırlar takınmaya çalışacaktırlar. Terry Gilliam’ın 1998 yapıtı filmi kısa sürede gençliği etkilemiş ve kendi haline bir külte dönüşmüştü. Filmin başrollerinde Johnny Depp, Benicio Del Toro ve Tobey Maguire var.

Sweeney Todd: Fleet Sokağının Şeytan Berberi (2007) Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street Ù IMDb 7,3

Sweeney Todd İngiltere’de berberlik yaparak yaşamını sürdüren, çok güzel bir eşi olan, hayata umutla bakan bir adamdır. Fakat kasabanın önde gelenlerinden birinin güzel eşinde gözü vardır. Yersiz bir suçlama ile hapse atılır ve ardından sürgüne gönderilir. Hayatı darmadağan olan Sweeney Todd kurtulup geri dönmek ve intikam almak için yemin eder. Yıllar sonra geri geldiğinde her şey çok değişmiştir fakat onu hatıralar içerisinde sabırla bekleyen biri vardır, Bayan Lovett. Şeytan Berber Bayan Lovett’ın da yardımıyla suçluyu bulana kadar acımasız bir cellada dönüşecektir; bu arada kasabayı birbirinden güzel kek ve çörek kokuları kaplarken şüphelenmek kimsenin aklına gelmeyecektir.

1936 yılında oynanan bir Broadway müzikali olan Sweeney Todd: The Demon Barber of the Fleet Street’ten Tim Burton tarafından sinema perdesine uyarlanmış versiyonunda Şeytan Berberi her karakterin altından başarıyla kalkan Johnny Depp canlandırırken, ona Bayan Lovett karakterinde Helena Bonham Carter eşlik ediyor.

Amerikan Rüyası (1993) Arizona Dream IMDb 7,3

Axel Blackman, ailesi ölünce New York’a yerleşip büyük bir balıkçılık şirketinde tuhaf bir işe girmiştir. İşi balıkları saymaktır! Arizona’da araba satıcısı olan Leo Amca birden ortaya çıkar ve onu memleketine çağırır. Çünkü evlenecektir ve Axel’in nikahta sağdıcı olmasını, sonrasında da işini devralmasını istemektir.

Charlie’nin Çikolata Fabrikası (2005) Charlie and the Chocolate Factory IMDb 6,6

Son derece sıra dışı bir yapıya sahip olan Willy Wonka’nın bir çikolata fabrikası vardır. Bu fabrikayı, kendisinden sonrası için bırakabileceği birini aramaktadır. Bir değerlendirme yapabilmek için yarışma düzenler. Önce eğitecek sonra da zamanla yerini devredecektir. 5 çocuk seçer. Bunlardan birisi Charlie’dir. O fakir bir aileden gelen bir çocuktur. Diğerleri ile birlikte çikolata fabrikasını gezerler. Charlie’nin orada görecekleri, çok etkileyecek ve onu Wonka’nın hayal alemine çekecektir. Tim Burton, bu işte en iyilerden olarak yeni bir fantastik komedi ile karşımızda.

Gilbert Grape’i Ne Yiyor? (1993) What’s Eating Gilbert Grap IMDb 7,7

Küçük bir kasabada sıradan bir yaşam süren Gilbert’ın hayatı sorumluluklarından ibarettir. Bir yandan obezite hastası annesi, diğer yandan ise otizm hastalığıyla mücadele eden kardeşiyle ilgilenmek zorundadır. Hayatında en olağandışı durum ise kasabalarından geçmekte olan Becky ile karşılaşması olur. Becky, Gilbert’ın hayatına adeta bir güneş gibi doğar. Ona daha önce hiç karşılaşmadığı bir şeyi, aşkı armağan eder. Ancak Gilbert’ın omuzlarındaki sorumlulukları bu aşkın arasında devasa bir engel olarak durmaktadır.

Ölü Gelin (2005) Corpse Bride IMDb 7,3

1800’lerin sonlarına doğru bir Victorian kasabasında bir adam ve bir kadın Victor Van Dort ile Victoria Everglot nişanlanırlar. Everglotlar’ın paraya ihtiyacı vardır aksi takdirde sokaklarda uyumak üzeredirler. Van Dortlar ise sosyetede adlarının geçmesini seven insanlardır. Yalnız düğün provası esnasında bir şey yanlış gider. Victor, koruluğa girer ve orada bulduğu bir iskeletin parmağındaki yüzüğü kendi parmağına geçirir. O anda da kendisini ölü gelin Emily ile evlenmiş bulur. Öteki tarafta Victoria onu beklerken, Victoria’nın yerini alacak zengin bir başka kişi vardır. Bu durumda ortada iki gelin ve bir damat varken Victor’u hangisinin elde edeceği bir muammadır.

Okumaya Devam Et

Liste

Çevre Bilinci Oluşturmaya Talip 10 Film

5 Haziran Dünya Çevre Günü kutlu olsun!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Before the Flood (2016) IMDb 8,2

Türkçe ismi “Tufandan Önce” olarak belirlenen belgesel küresel ısınmanın ve iklim değişikliğinin dünyadaki etkilerine odaklanıyor. Çevre aktivisti, Birleşmiş Milletler iklim değişikliği elçisi ve Oscar ödüllü oyuncu Leonardo DiCaprio etkilenen yerleri bir bir ziyaret ederken aynı zamanda Amerikan Başkanı Barack Obama gibi önemli isimlerle de konuya dair konuşmalar gerçekleştiriyor. Bilim adamları, dünya liderleri, aktivistler ve yerel halkla konuşan DiCaprio belgesel boyunca bu karmaşık konuda daha derin bir anlayış kazanmak için çabalıyor ve çağımızın en acil çevre krizine çözüm yolları arıyor.

Woman at War (2018) Kona fer í stríð IMDb 7,4

Woman at War, sanayicilere karışı savaş açan çevre aktivisti bir kadının, evlat edinme başvurusu kabul edilince değişen yaşamını konu ediyor. Halla, işini seven bir koro şefidir. Genç kadın aynı zamanda İzlanda’nın tabiatını, sanayi yıkımından kurtarmaya çalışan bir aktivisttir. Politikacılar tarafından yönlendirilen sanayiciler, İzlanda arazileri için büyük bir tehdit oluşturur. Yaşananlar karşısında genç kadın, İzlanda topraklarını korumak için alüminyum endüstrisine karşı savaş ilan eder. Sanayicilere karşı giriştiği bu zorlu mücadelede kısa sürede alüminyum endüstrisinin belası haline gelir. “Dağların Kadını” olarak anılmaya başlayan Halla, fabrikaların çalışmasını engellemek için her şeyi göze alır. Tam da bu dönemde aldığı bir haber tüm hayatını değiştirir. Hanna, uzun süredir evlat edinmek için mücadele vermiştir ve sonunda beklediği yanıt gelir. Bir kız çocuğu evlat edinmeye hak kazanan Halla, hayalleri arasına seçim yapmak zorunda kalacaktır. 

Dersu Uzala (1975) IMDb 8,3

Rus ordusundan bir araştırmacı, uzaklardaki bir ormanda araştırma yaparken, doğanın dilinden anlayan, bilge Dersu Uzala ile karşılaşır. Bu karşılaşma, araştırmacıya doğanın ve dostluğun anlamını hatırlatır ve onu yeni bilgilerle donatır.

Vladimir Arsenyev’in anılarından yola çıkılarak çekilen film, ünlü Japon yönetmene En Yabancı Film Oscar ödülü kazandırdı. Yapım yönetmenin en önemli çalışmaları arasında yer almakta, pek çok kaynakta sinema sanatının başyapıtları arasında gösterilmektedir.

Kayıp Umutlar (2012) Promised Land IMDb 6,6

Steve Butler ve iş arkadaşı Sue Thomason ülkenin önde gelen enerji şirketlerinden birinde çalışmaktadırlar. Taşradaki bir kasabaya, yer altındaki değerli doğalgaz kaynakları için giderler. Amaçları toprak sahiplerinden evlerini en ucuza kapatmaktır. Zira buradaki halk, yakın zamanda yaşanan ekonomik krizden oldukça sert darbe almıştır. Yaşanan zor günleri hesaba katarak Steve ve Sue, yerel hak sahiplerinin şirketin tekliflerine sıcak bakacağına inanmaktadır. Fakat karşılarına herkesin saygı duyduğu yaşlı bir öğretmen olan Frank Yates çıkar ve teklife sonuna kadar direnir. Steve’i gözü hiç tutmayan Dustin Noble ise en önemli destekçilerindendir. İnsanlar bir yandan ekonomik koşullar bir yandan da yıllardır yaşadıkları evleri para karşılığında satma fikri arasında iilemde kalırlar. Daha önce yüzlerce insanı ikna etmekte sorun yaşamayan Steve için işler sarpa sarar. O da bu süreç içerisinde temsil ettiği şirketin iç yüzünü daha yakından tanıyacaktır.

Küçük Deniz Kızı Ponyo (2008) Gake no ue no Ponyo IMDb 7,7

İnsani, insani olduğu kadar çevreci, sımsıcak bir animasyon olan Küçük Denizkızı Ponyo, bu sanatın büyük ustası Miyazaki tarafından beyazperde’ye aktarıldı. Küçük ve sevimli bir Japon balığı olan Ponyo’nun en büyük hayali insan olmaktır. Bu umutsuz hayali onu maceradan maceraya sürükleyecektir. Bu esnada beş yaşındaki bir oğlan çocuğu ile arkadaşlık etme fırsatı yakalar. Bu arkadaşlık küçük dişi balığın en büyük hayaline ulaşmasına yardımcı olur. Çevre ve deniz kirlenmesine de dikkat çeken bu sevimli film, Japonya’da gişe rekorları kırdı. Şimdi, Türk sinemaseverlerin de beğenisine sunulan filmin çocuksu hikayesiyle naif kitleleri derinden etkilemeyi başardığı söyleniyor.

Local Hero (1983) IMDb 7,4

Petrol milyarderi Happer, Mac’i inşa etmek istedikleri petrol rafinelerinin mülkiyet haklarını güvence altına alabilmesi için uzakta bir İskoç kasabasına gönderir. Mac Danny ile takım olur ve görüşmelere başlar, yerliler ‘ Silver Dollar ‘ ı mülk edinmek konusunda heveslidirler ama şansları olduğuna inanmazlar. Ancak bölgesel bir keşiş ve bir sahil çöpçüsü olan Ben Knox, aynı zamanda sahibi de olduğu çok önemli bir sahilde bir barakada yaşamaktadır. Happer daha çok Nothern Lights ile ilgilenirken ve Danny de perde ayaklı gerçeküstü bir kız olan Marina ile ilgilenmektedir. Mac Houston’daki faks makineli ofisine alışkındır ancak Bens’in şartlarına ayak uydurmaya kendini zorlar.

If a Tree Falls: A Story of the Earth Liberation Front (2011) IMDb 7,2

Bir tarafın terörist kabul ettiğini diğer taraf özgürlük savaşçısı kabul edebilir.
Daniel McGowan’ın çevreciliği aşırı uçlara taşıması ile Usame Bin Ladin ile aynı FBI arananlar listesinde yer aldığının hikayesinin anlatıldığı bu belgesel, insanlık tarihinin en radikal çevreci grubunun hikayesini anlatıyor: Yeryüzü Özgürlük Cephesi veya kısa adı ile ELF veya FBI’ın tanımıyla “Amerika’nın bir numaralı iç terör tehdidi.” ELF’in ortaya çıkışından başlayan sürece dahil olan kameralar ile giriş yaptığımız bu en büyük çevre aktivistlerinin grubunun bir aşamadan sonra aşırıya kaçan kapitalist şirketlere karşı nasıl aşırıya kaçtığını gözlemliyoruz. Hem devlet tarafından hem de kendi gözlerinden dünyayı nasıl gördüklerini algılamamızı sağlayan Eğer Bir Ağaç Devrilirse: Yeryüzü Özgürlük Cephesi’nin Hikayesi hem bir politik belgesel hem de kişisel bir yaşam öyküsü vaadediyor.
Sundance’te en dikkat çeken belgesellerden biri olan ve Oscar adaylığı bulunan yönetmeni Marshall Curry’ye en iyi belgesel kurgusu ödülünü kazandıran film, 2012 !f İstanbul’unda H!t Filmler kuşağında.

Avatar (2009) IMDb 7,8

Bir hırsızlık olayında ağabeyi ölen yarı felçli Jake Sully, Pandora adındaki uzak bir gezegende misyonunun başına geçmeye karar verir. Bu yerde Na’vi adında giderek tükenmekte olan bir halk yaşamaktadır. Jake, kendilerine özgü bir lisanları, dünya görüşleri ve yaşam biçimleri olan halkın arasına karıştığında doğa ile de bütünleşir. Askeri bir şirket, söz konusu yeri ve oradaki kaynakları mercek altına almak üzere Avatar adında bir program meydana getirmiştir. Bu program insanları kısmen insan kısmen de Na’vi haline büründürerek misyon amaçlı Pandora’ya göndermektedir. Bu sisteme gönüllü dahil olan Botanist Dr Grace Augustine ve Jake Sully için başka bir yaşam var olacaktır. Sully, Pandora’ya geçtiği anda felçli bedeni değişime uğrayarak işlevsel hale gelmektedir. Bu sırada Na’vi halkından Prenses Neytiri ile karşı karşıya gelen Jake, ansızın bir farkındalık yaşar ve bir araştırma misyonu ile gönderildiği bu gezegeni, kendi dünyalısından korumaya karar verir. Üç boyutlu, son teknoloji ürünü ve ciddi anlamda yüksek bütçeli filmin yönetmeni James Cameron’e, Titanik, Yaratıklar ve Terminator filmlerinden hayranız.

Soylent Green (1973) IMDb 7,1

2022 yılında New York City’de hava kirliliği ve neden olduğu küresel ısınmadan dolayı tüm doğal kaynaklar yok olur. Şehirde yaşayan 40 milyon insan açıklıktan ölmek üzereyken, Soylent Şirketi yeni bir gıda ürünü olan Soylent Green’i oluşturur. Bu sırada bir polis dedektifi olan Thorn, Soylent Şirketi yetkilisi William R. Simonson’ın vahşice öldürülmesini araştırmakla görevlendirilir. Simonson cinayetini araştırmaya başlayan Thorn, bu sırada Soylant Şirketi ve Soylant Green ürünleri hakkında korkunç gerçekler keşfeder ve bunları açığa çıkarmaya çalışır. Richard Fleischer’ın yönetmenliğini üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda Charlton Heston, Edward G. Robinson, Leigh Taylor-Young ve Joseph Cotten gibi isimler yer alıyor.

Silkwood (1983) IMDb 7,2

Bir nükleer santralde laborant olarak çalışan Karen Silkwood ihmal sonucu radyasyona maruz kalır ve hayatı ciddi bir risk altına girer. Konuyu araştıran bir gazeteciyle işbirliği yapan Karen santraldeki yanlışlıkları ifşa etmeye kararlıdır. Ne var ki savaştığı güçler kendisinin çok üzerindedir ve onu durdurmak için yapmayacakları şey yoktur.

Food, Inc. (2008) IMDb 7,8

Film, ABD’deki çevreye zarar veren, çalışanlarının haklarına önem vermeyen ve sağlıksız gıda üreten büyük firmaları eleştirmektedir.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler