Bizimle İletişime Geçin

Liste

İlhamını Marksist Felsefeden Alan 10 Film

Karl Marx’a selam eden 10 film

Yayınlandı

tarihinde

Tüm zamanların en etkili filozoflarından biri olan Karl Marx’ın eserleri birçok filmin ilham kaynağı da olmuştur. Seyirci Marksist problemlerle karşılaşır: proletarya koşulları, burjuva ideolojisinin tahakkümü, gelişen teknoloji ve toplumla bağlantısı ve son olarak devrim. Her problem komünist devrin gelişinin habercisi olarak görülüyor ki bu da yeryüzüne gelecek adaletten oluşuyor. Bu anlayış bütün dünyayı etkisi altına alan Marksist harekâtın ana fikridir. Marx’tan etkilenmiş çok filozof vardır, çağdaşı Engels, Kautsky, Bernstein ve ölümünden sonrakilerden mesela Rosa Luxemburg, Gyorgy Lukacs, Antonio Gramsci ve Ernst Bloch. Bunların hepsi Marx’ın fikirlerini başka yönlere çekerek geliştirmişlerdir. Bu filozoflardan her biri proletaryanın adaletine inanıyorlardı, bu anlayışta subje ve objenin birbirini tanımlamadığını görürürüz. Endüstriyel alt sınıflar devrimlerin çekirdek gücü olarak görülürler, onlar insanlığa doğru değerleri aşılayacaklardır. Fakat bunun gerçekleşmesi için endüstriyel üst sınıfın yani burjuvazinin düşmesi lazımdır. Yoldaşlık bu topluluğun anahtar kelimesidir.

Komünizm insanlığın fiziksel ve mental kölelikten özgürleştiği nihai topluluktur. Marx hiçbir zaman komünist toplumun tanımını yapmamıştır, fakat Gotha Programı’nın Eleştirisi’inde bazı tavsiyelerde bulunmuştur. Marx kapitalizmin hüküm sürdüğü düzende köle-kitlelerinin insanlıktan çıkmış burjuvaziye hizmet ettiğini öne sürer. Bu durumda bir filmin Marksist olması için gerçeğe en yakın olanı sunması gerektiğini anlıyoruz. Filmler burjuva toplumunun ve proletarya sınıfının ortaya çıkardığı şeref gibi değerlerin korkunçluğunu irdelemeli. Bu çok basitleştirilmiş bir bakış açısı gibi gelebilir ama Marksizm’in kökeninde sanatı bu şekilde ele alıyor. Mesela Sovyet döneminde “kızıl” ülkelerde en çok görülen film türü belgesellerdi. Gerçekte bir toplumun ve sosyalizmin nasıl işlediğini göstermek için en iyi yöntem belgesellerdir herhalde. En iyi örneklerden biri Dziga Vertov’ın “Kino-pravda”larıdır.

Marx’ın esas fikirleri zamanla evrimleşti pek tabii, ama özellikle 67-68 yıllarını Marksizm için Rönesans olarak görebiliriz. Marx’ın fikirlerinin yeniden ele alınışı post-yapısalcı bir felsefik hareketle sonuçlanmıştır. Bütün bu değişimlerin sonucunda 68 sonrası Marksist soslu sinemayı Rus usulü klasik montaj sinema olarak ele alamayız. Sosyalizm’in ve sinemanın tarihini birlikte düşünecek olursak, Marksist kavramları irdeleyen bu filmlerin Marx’ın düşüncelerinin birçok boyutunu sunduklarını görebilirsiniz. Bunun yanı sıra Marksizm’in insanlığa ne gibi anlamlar kattığını birçok yönetmenin gözünden görebiliyorsunuz.

Novecento

1- Novecento (Bernardo Bertolucci, 1976)

Bu filmde komünizmin II. Dünya savaşı Italya’sında faşizme karşı savaşmak adına ne kadar gerekli bir kavram olduğunu gösterilmektedir. Novecento aynı kasabada aynı gün doğmuş iki adamın hikâyesidir. Adamlardan biri taşrada çalışan bir işçinin oğlu (Gerard Depardieu) diğeri ise toprak sahibi bir adamın oğlu (Robert De Niro). İkisinin çok farklı sosyal statüleri ve deneyimleri olsa da arkadaş olurlar ve arkadaşlıkları gün geçtikçe büyür. Film 5 saat sürüyor, filmde hayata dair birçok sorun üzerine odaklanılıyor. Filmde aşk ya da ilişki gibi birçok konu irdelense de asıl sunulmak istenen politik bakış açısı. Yoksul halk faşist güçlere karşı savaşmak için fazlaca cahil ve zayıf, fakat savaş Italya’yı vurduğunda partizan isyancı gruplar kurarlar.

Marksizm film boyunca şahitlik ettiğimiz çabaların ve karşı çıkmaların altında yatan gizli kaynak. Film sonunda bütün popüler elementler kullanılır ve toprak sahibine karşı isyan edilir. Ayaklanma problemleri çözer, bu geçici bir çözümdür.

Modern Zamanlar

2- Modern Times (Charlie Chaplin, 1936)

Charlie Chaplin’ın bu filmi klasik bir Marksist filmdir. Chaplin her zaman sosyal problemlere karşı hassastı. İngiltere her zaman sosyalist çekişmelerin ve savaşların ülkesi olmuştur. Highgate mezarlığı İngiltere’nin Marx’ın hayatıyla ne kadar ilintili olduğunun kanıtıdır. Film endüstriyel topluma bir suçlama olarak görülebilir. Eğer biri proletarya yabancılaşmasını görmek istiyorsa bu film kesinlikle tercih edilmeli. Film basit bir kavram üzerine kurulu, kurgu basmakalıp ve ironik karakterlerle seyirciye sunuluyor.

Çılgın şartlarda işleyen bir toplum sürekli özgürlüğünün peşinde olan bir adam için uygun değildir esasen. Eğer eleştirel bir film olmaktan ziyade yapıcı bir film ise, film endüstriyel proletarya problemlerinin sadece belli kesitini yansıtıyor. Çok eski bir problem bu, Marksist felsefesinin de ana fikrini oluşturan sosyalist haklarıyla iç içe.

3- Porcile (Pier Paolo Pasolini, 1969)

                  Pasolini Marksist felsefeyi özümsemiş romancılardan biridir. Bu filmde Pasolini’nin burjuvaziye karşı derinlemesine bir eleştiri görüyorsunuz. Porcile iki bölüme ayrılmış bir film, birinci hikâyede evlenmek üzere olan zengin bir ailenin varisi anlatılmıştır. Yalnız adamın babası sadece parayı düşünürken adamın kendisi insanlardan çok hayvanları sevmektedir. İkinci hikâyede yamyamlaşmış bir adamın kurban arayışını izliyoruz. Filmin ilk bölümü artık sevgiyi hissetmeyen ve babasının paradan başka hiçbir şeyi düşünmediği bir adamın ahlaki yabancılaşmasını anlatıyor, ikinci bölüm kendi türünü yiyen bir insan üzerine kurgulanmış sembolik bir tercümedir. Bu bölümde başka bir parça edinmek adına kendine ait bir parçayı yok etmekten kendini alıkoyamayan bir adamı izliyoruz. Burada Marksist alt yapı ile filmin sonunda mükemmel bir fikir vermek yerine ahlaki yozlaşma açıkta öne sürülür. İnsanoğlunun düzlüğe çıkma şansı var ama o bunu hiçbir zaman istemez.

Earth

4- Earth (Alexander Dovzhenko, 1930)

Dovzhenko, Rus montaj okulunun en iyi isimlerindendir, onun yanı sıra diğer yönetmenler ismen şöyledir: Eisensten, Vertov, Pudovkin ve Kuleshov. Bu film devrim ile gelen teknolojik değişimleri irdeler. Film birçok farklı fikri işlemeden geçmez ama Marksizm hareketi sağlayan tek güçtür. 1929’da Yeni Ekonomi Politikası son bulduktan sonra Rus organizesi tarımsal aktiviteler 1930’ta tamamen değişmiştir. Kolchoz’ın gelmesi komünist toplumda bir kopma noktası olmuştur.

Earth bazı kararların sonuçlarını anlamak adına değişimin anlamını en güzel sembolize eden bir filmdir. Dovzhenko’ın asıl amacı Rus reformlarına odaklanmak değildi, daha çok efsane değişimler üzerine durmak istemişti yönetmen. Yönetmen kendi sinemasını “cine-poem” yani sinema ve şiirin birbirine işlendiği bir sanat türü olarak tanımlar. İzleyiciler filmde Gulagların sonuna, toprakların zorla kollektifleşmesine, Stalin’in kararlarından dolayı Ukrayna’nın bağımsızlığını yitirmesine ve Yeni Ekonomi Politikası’nın son bulmasına şahit olur.

3 Songs about Lenin

5- Three Songs about Lenin (Dziga Vertov, 1934)

                  Bu film kurgusal bir film değil, aksine bir belgesel. Belgeselde Lenin’in Rusya tarihine ve kültürüne olan etkilerini görürüz. İzleyiciler filmi izlerken diktatör figüre yöneltilen yoğun övgüyü ve ilgiyi görürler. Film bir yönetmenin halkın kahramanı için sunduğu bir methiye gibidir. Filme politik taraflılığını görmeden bakarsak 1934’lerin Rusya’nın çok detaylı anlama algılama şansımız olur. Tabii abartı filmin her yerinde var, yine de bilinmesi gerekir ki zaten dönemin Rusya’sında yani Stalin Rusya’sına dair bir abartı olacak ki Lenin tartışmasız yine yeniden kahraman ilan edilecek.

____

Film Socialisme (2010)

6- Film Socialisme (Jean-Luc Godard, 2010)

                  Ünlü Fransız yönetmen tek sosyalist filmi değildir Film Socialisme ve Week End ya da La Chinoise ile karşılaştırıldığında kesinlikle en iyisi değil. Bu film Jean-Luc Godard’ın stilini ve politikasını çok iyi yansıtıyor. Godard Marksist fikirlerden bir hayli etkilenmiş bir yönetmendir. Film üç parçadan oluşur: “Such Things” (Bazı Şeyler), “Our Europe” (Bizim Avrupa’mız) ve “Our Humanity” (İnsanlığımız). Her bölüm ideolojik farklılıkların ya da politik inançların insanlarla aralarındaki bağı irdeler. Film yeni Avrupa’ya bir giriş mahiyetindedir, farklı birçok dilin ve kültürün buluşma noktası olan kıtada toplum ekonomiyi sıkboğaz etmektedir.

                  Godard anlaşılması en zor yönetmenlerden biridir, o yüzden onu ilk defa seyredecek olan izleyicinin kafası yönetmenin dilini anlamak için bir hayli karışık. Derrida ve Badiou birincil etkiye sahip olsalar da filmde Marx altyapıyı oluşturan ve imgelerin hepsini etkisi altına alan ana etken olarak karşımızda.

October

7- October (Sergei Eisenstein, 1928)

                  Lenin’in Ekim 1917’de Rusya’nın politik atmosferini nasıl kontrol altına aldığını merak etmiş olan varsa bu filmi seyretmeli. Rus montaj okulunun önde gelen yandaşlarından olan Sergei Eisenstein Grigori Aleksandrov ile en iyi eserine imza atmıştır bu filmle. Nisan 1917’de geçici hükümetin gücü eline geçirmesi ve Lenin’in sürgünden dönmesi ele alınan konulardandır. Filmde tek bir anlatıcı yoktur, anlatıcı(lar) kitlelerin hepsidir. Lenin ulusu kurtarmak için tek çaredir. General Kornilov aşırı politik ortamı ılımlı hale getirmek için uğraşmıştır fakat proletaryanın ağır şartları bir ihtilali kaçınılmaz kılmıştır. Film tarafından sunulan karmaşıklık Marksist kavramlardan ötürüdür.

                  Filmin en iyi sahnesi belki de bütün dinleri “hepsi aynı işte” anlayışı ile sunmasıdır, yani Hristiyanlık, Hinduizm ve bildik bilinmedik bütün eski inançları aynı kefeye koyar yönetmen. İzleyicinin gözünden kaçmayacak diğer bir nokta ise filmde bilindik devrimci Rus şahsiyetlerinden bazılarının olmayışı. Mesela Trotsky ve Zinoviev filmden çıkarılmış bildiğiniz. Lenin halkın kahramanı olarak imgelenir, geçici burjuva hükümetine karşı Lenin bir panzehir gibidir. Bu Stalin dönemine dair devrime yöneltilen kültürel bakış açısına mükemmel bir örnektir.

Man With a Movie Camera

8- Man With a Movie Camera (Dziga Vertov, 1929)

Man with a Movie Camera Rus montaj okulunun en ünlü ve en eksperimental filmlerinden biridir. Film birçok farklı tekniği sunmaktadır, montaj dışında kamera kullanımı gibi. Vertov bu filmle “kinoglaz” (sine-göz) adındaki kavramını günlük olaylar üzerinden tanımlamaya çalışmıştır. Filmin Marksist fikirlerine değinecek olursak, bir yönetmen gerçeği sembolik olarak göstermek adına kurgusal durumları kullanamaz. Aksine yönetmen gerçek dünyadan gerçek imgeler bulmalıdır. Vertov endüstriyalizmin güzelliğini göstermek için topluma ait gerçek sahneler kullanır. Filmde aktörler, senaryo, yazı kartonları ya da başrol oyuncusu yoktur. Anlatıcı yönetmenin kendisidir ya da daha doğrusu kamerası. Filmin bir amacı da üst üste binmiş kamera ve göz görüntüleri, bu şekilde Marksist ve Hegelci diyalektiğin nesne ve özneyi tanımladığı son sahneye bir gönderme vardır. İzleyici devrim sonrası geçirdiği sosyolojik ve teknolojik evrimden dolayı müteşekkir olan bir toplumla göz göze gelir.

İzleyici Komünist toplumun en iyi yönlerine şahit olur ve kendini sanki bir meta-sinema içerisinde görür. Marksist fikirler en katıksız haliyle sunulmaktadır. Sovyet vatandaşları tarafından topluma getirilen devrim gerçek teknolojinin oluşumuna ve gelişimine katkı sağlamaktadır. Vertov burada Marx’ı film tekniklerine ve felsefesine bağlar.

Teorema

9- Teorema (Pier Paolo Pasolini, 1968)

                  Bu film Avrupa’nın tabiri caizse en sıcak zamanlarında gösterime girmiştir. Bütün Avrupa kurumlarına karşı isyan eden öğrencileri seyretmektedir. Pasolini tipik İtalyan burjuva bir ailenin bilinmeyen bir adama karşı tepkisini irdeler. Bu filmde üst sınıfın durumunu ters yüz ederek bu sınıfın yabancılaşması gözlemlenir. Film aynı zamanda üst sınıfın diğer insanlarla iletişime geçmedeki yetersizliğini de ele alıyor. Aile gizemli bir adamla karşılaşınca onun varlığının esiri oluyorlar. Bütün gerçek duygular ve düşünceler adam ayrıldıktan sonra ortaya çıkar. Dini inançtan tutun, aşka, sanata ve son olarak babanın politik kurtuluşuna kadar farklı konular filmde işlenir.

Pasolini aslında sadece kendimize yani benliğimize, yapmacık ve metalaştırılmış şeylere odaklandığımızda gerçek insan ilişkilerini nasıl kaybedeceğimizi gösterir. Film hala geçerlidir, zira insanlar hala aynı şekilde yaşamaya devam edip gerçeklere karşı zihinlerini açmazlar. Marksizm bu filmde üst sınıfın metafizik boyuttaki duruşuna olan eleştirinin merkezini oluşturur.

Potemkin Zırhlısı

10- Battleship Potemkin (Sergei Eisenstein, 1925)

Bu film belki de “Kızıl propaganda”nın en bilinen filmidir. Film Çarlık Rusya’nın donanma güçlerinden olan savaş gemilerinden birinin bir başkaldırma hikâyesidir. İsyan 1905’te Karadeniz’de meydana gelmiştir. Potemkin’in denizcileri yetersiz beslenmeden ve yetersiz kaldıklarında idam edilmekten dolayı başkaldırırlar. İsyanı başlatan Vakulinchuk ve diğer denizcilerin gücü karşısında gemideki memurlar, doktor ve rahip çaresiz kalırlar.

Potemkin Odesa’ya varır ve Çarlık askerleri isyancıları bastırmaya karar verir. Fakat isyanı bastırmak sivilleri tepmek demektir. Filmin sinema tarihindeki en meşhur sahnelerinden biri ordunun bir makine gibi ilerleyip kadınları, bebekleri ve kalan herkesi vahşice öldürdüğü sahnedir. Potemkin savaş gemisinin kaderi bellidir, gemideki isyan onurlu bir şekilde isyanın simgesi olan kızıl bir bayrakla sonlanır. Nitekim denizciler de yoldaşları olan Çarlık askerleri ile savaşmayı reddederler.

Filmin sinema tarihinde “film” kelimesine olan bakış açımızı tamamen değiştirdiğini iddia etsek abartı olmaz. Montaj çalışması dışında burjuvazinin baskıcı gücüne karşı başkaldırmış diğer bütün devrimlere gönderme vardır filmde. İsyan burada dine, memurlara ve baskı altında kalmışların tek tutunacak dalı olan sahte inançlara karşıdır. Zalimlere karşı savaşmak onurlu bir şekilde olmalıdır ve bundan dolayı sadece kahramanlar hatırlanır. Bu bağlamda düşünecek olursak, 1905 devrimine bakarak kahramanca yapılmış isyanların zamanla etkisini artırdığını görürsünüz. Mesela Albert Camus’nun The Just Assassins’teki ana karakteri olan Kalyayev ya da Boris Savinkov.

Film Marksizm’in ekonomiye bakışını açıklamaz, fakat sosyal bir amaç adına nelerin devrime sebep olacağını öne sürer. Politik inançlarının yanı sıra film her türlü adaletsizliğe karşı savaşmayı destekleyen mesajlar verir. Özetle, film devrime inanan herkesin bir nevi şarkısı.

Kaynak: Taste of Cinema

Çeviri: Elif Şimşek 
Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

Psikolojiyi Geren 10 Film

Dikkat bu filmler psikolojiyi gerer.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Ölüm Korkusu (1958) Vertigo IMDb 8,3

Vertigo, Hitchcock’un teknik ve işlediği konu itibariyle sinema tarihinin en önemli yapıtlarından biri olarak kabul edilir. Bir suçluyu kovalarken çatıdan düşen ortağını kurtaramayan dedektif Scottie Ferguson’da, bu olayın ardından yükseklik korkusu başgösterir. “Vertigo” hastalığına dönüşen bu korku nedeniyle mesleğini bırakıp emekli olan dedektir, eski bir arkadaşı tarafından, ruhsal sağlığından şüphe ettiği karısı Madeleine’ni izlemesi için kiralanır. Scottie de kadını daha yakından izledikçe bir şeylerin yolunda gitmediğini fark eder; dahası kadının intihara meyilli olduğunu görür. Artık işleri yoluna koymak için uzaktan takip etmek yetersiz kalacak, Scottie’yi kendi korkularıyla da yüzleşeceği bir mücadelenin içerisine sürükleyecektir.

Rosemary’nin Bebeği (1968) Rosemary’s Baby IMDb 8,0

Tanınmış bir aktör olmak için çabalayan Guy ve güzeller güzeli karısı Rosemary, New York’taki yeni hayatlarına başlamak için eski bir binada mütevazi bir daire kiralarlar. Genç çiftin bu yabancı yere alışmalarındaki en büyük yardımcısı üst katlarında oturan yaşlı Castavet çifti olur. Castavet çiftinin ‘fazlaca’ misafirperver olan tavırları güzel Rosemary’i şüphelere sürüklerken kocası Guy olan bitenin farkında değildir. Günden güne tedirginleşen ve şüpheleri kocası tarafından önemsenmeyen Rosemary gördüğü tuhaf ve korkutucu bir rüyayla derinden sarsılır. Rüyasında şeytani bir varlık tarafından tecavüze uğradığını gören kadın gerçek hayatında da hamile kaldığında komşuların gizemi giderek artacaktır.

The Wicker Man (1973) IMDb 7,5

Neil Howie isimli bir dedektif polis İskoçya’daki Summerisle Adası’nda meydana gelen gizemli bir davayı çözmek için bölgeye gider. Bir genç kız esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmuştur ve Howie onu bulması için görevlendirilmiştir. Adaya vardığında bir sürprizle karşılaşan dedektif yerli halktan aslında öyle bir kızın asla var olmadığını işitir. Koyu bir Pagan inancına sahip olan yerli halk genç kızın varlığını kabul etmedikçe Neil Howie burada paganizme dair öğrendiği şeylerle birlikte olayların göründüğü gibi olmadığına kanaat getirecek, genç kıza ne olduğunu öğrenebilmek için ada halkına karşı zorlu bir mücadeleye girişecektir.

Gözü Tamamen Kapalı (1999) Eyes Wide Shut IMDb 7,4

Bill Harford ve karısı Alice Harford’ın dış dünyaya mutlu bir yansıyan bir evlilikleri vardır. İlişkilerinde her şey yolunda gibi görünmektedir. Bir gün katıldıkları bir davette Alice, başka erkeklerle sohbetlere dalar. Bunu fark eden Bill, hem sinirlenir hem de yaşanan bu duruma tuhaf bir tepki gösterir. Bill, yaşanan o geceden sonra kimliğini cinselliğe emanet edecektir. Oldukça tuhaf düşüncelerle örülü bir cinsellik dünyasına doğru savrulacaktır.

İnsan Avcısı (1986) Manhunter IMDb 7,2

Will Graham özel bir vazifelendirmeyle tekrar eski işine geri dönmek durumunda kalmıştır. Kendisi emekli olmuş bir gizli ajandır. Daha önce FBI için hizmetlerde bulunmuş, emekli olmuş, lakin şimdi amansız bir seri katili enselemek için tekrar iş başı yapmıştır. Will Graham, psikopat düşünce tarzını çözme konusundaki yeteneğine ek olarak, daha önce yakaladığı ünlü katil Dr. Hannibal Lecter’ın da yardımıyla Kızıl Ejder olarak bilinen korkunç caninin peşine düşer. Thomas Harris’in Kızıl Ejder adlı kitabından Michael Mann tarafından sinemaya uyarlanan yapım, Hannibal Lecter efsanesinin gençlik dönemini de kapsamaktadır. 1986 yapımı bir suç filmi olan Manhunter’da yönetmenlik koltuğunda Michael Mann oturmakta. Heyecanlı br polisiye.

Tiksinti (1965) Repulsion IMDb 7,7

Londra’da kız kardeşi ile yaşayan Carol’un (Catherine Deneuve) oldukça güzelliğinin ve sıradan yaşamının arkasında kimsenin bilmediği takıntılı tiksintileri saklıdır. Özellikle cinselliğe olan tiksintisi kız kardeşinin tatile çıktığı bir zamanda oldukça şiddetli ve şizofrenik bir görünüm kazanır.

Karanlık Sırlar (2003) Janghwa, Hongryeon IMDb 7,2

Psikolojik gerilim içerikli film uslubu ve oyunculuk performansı ile dikkat çekiyor. İki kız kardeşin anneleri tuhaf bir biçimde ölür ve bunu takiben de kardeşler hastalanırlar. İyileşene dek de hastanede kalırlar. Tedavileri tamamlandıktan sonra eve dönen kardeşler, babalarının yeni eşi olan Eun-joo isimli üvey anneleriyle anlaşamaz. Zaman zaman üvey annelerinin garip davranışları ve kardeşlerin hastalığının tekrarlaması evde huzursuzlık yaratır. Ayrıca babalarının olaylara tepkisiz kalışı ve labirenti andıran yapısıyla yaşadıkları ev, kızları tedirgin etmeye başlar. Tüm bunlar yetmezmiş gibi bir de doğaüstü olayların meydana gelmesi, gerilimi arttıracaktır.

Suç Zamanı (2007) Los Cronocrímenes IMDb 7,2

Hector karısıyla birlikte yeni evlerine taşındığı gün inanılmaz bir olay yaşar. Elinde dürbünü çevreyi gözetlerken ormanda çıplak bir kadın görür, çaktırmadan yanına gider fakat bu esnada gizemli bir adam tarafından bıçaklanır.

Aynı adamdan kaçarken garip bir mekana ve mekanda yer alan bir aletin içine sığınır. Fakat bu kaçış onun zamanda geriye gitmesine neden olacaktır. Hector zamanda geriye gidince bir anda 2. Hector durumuna düşer. Eski hayatına devam etmek için orijinalini öldürmesi gerekmektedir. Bu arada Hector’ların sayısı artar.

Şeytan Çıkmazı (1987) Angel Heart IMDb 7,3

Louis Cypher adlı gizemli bir müşteri, özel dedektif Harry Angel’dan bir adamı bulmasını ister. Verilen ipuçlarını değerlendiren Angel, hedefine doğru ilerledikçe bir takım doğaüstü olaylarla karşılaşır. Dahası, aranan kişiye dair bilgi aldığı herkes vahşice katledilmektedir. Polisin suçu kendi üzerine atmasından korkan Angel, her şeye rağmen görevini yerine getirmeye çalışır… Ta ki…

Kill List (2011) IMDb 6,4

Elindeki işi yüzüne gözüne bulaştırdıktan sonra yeni görev üstlenen bir tetikçi üç cinayet için garanti vererek önceki başarısızlığına dair sağlam bir bedel ödeyecektir. Başlangıçta kolay bir iş gibi görünen olay çok geçmeden farklı bir biçimde çözülmeye başlar. Öyle ki katilin kalbi dipsiz karanlıklara doğru yola çıkacaktır. Bedel sözcüğü hiç ummadığı bir anlamda gerçek olacaktır. Hayatı yönetenin kişinin kendisinden ziyade çok daha yüksek bir güç ve enerji olduğu aşikardır. Ve elbette duruma teslimiyet kaçınılmazdır.

Okumaya Devam Et

Liste

10 Johnny Depp Klasiği

İyi ki doğdun!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Hollywood’un yıldız isimlerinden Johnny Depp‘in fantastikten drama uzanan film geçmişinden, 10 izlenesi film karşısınızda. Koltuklarınızı hazırladıysanız derin sulara açılıyoruz, keyifli seyirler.

Karayıp Korsanları: Siyah İnci’nin Laneti (2003) Pirates of the Caribbean: The Curse of the Black Pearl IMDb 8,0

Karayip Korsanları: Siyah İnci’nin Laneti, genç bir kızı kurtarmaya çalışan korsan Jack Sparrow ile demirci Will Turner’ın maceralarını anlatıyor. Yerel vali Weatherby Swann’ın 12 yaşındaki kızı Elizabeth, Jamaica’ya yaptığı deniz yolculuğu esnasında bir gemi enkazıyla karşılaşırlar. Bu enkazdan kurtulabilen tek kişi küçük Will’dır. Elizabeth küçük çocuğun boynundaki altın madalyondan onun bir korsan olduğunu anlar, bu yüzden madalyonu alarak saklar. Yıllar sonra Elizabeth, azılı bir korsan olan Barbossa tarafından kaçırılır. Çılgın ve iyi yürekli bir korsan olan Jack Sparrow ise Elizabeth’in çocukluk arkadaşı Will Turner’la bir olur ve kızı kurtarmaya çalışırlar. Ancak bu gizemli madalyon hayalet gemiyi harete geçirerek gizemli incinin lanetini canlandıracaktır.

Makas Eller (1990) Edward Scissorhands IMDb 7,9

Edward Scissorhands’i yatan mucit, işini tam olarak bitiremeden ölmüş ve Edward’ı makaslardan oluşan elleriyle bırakmak zorunda kalmıştır. Münzevi bir yaşam süren genç, Peg Boggs’in onu evine götürmesiyle birlikte topluma karışmaya başlayacaktır.

Ed Wood (1994) IMDb 7,8

Ed Wood, kimilerine göre dünyanın en kötü yönetmeni, kimilerine göre de, filmleri son derece keyifli, nev-i şahsına münhasır kült bir yönetmen. Tim Burton, ikinci grupta yer alan bir yönetmen olarak daima ilhamları arasında tuttuğu Wood’un filmcilik serüveni üzerine bu filmi gerçekleştirdi.

Köstebek (1997) Donnie Brasco IMDb 7,7

1978 senesi… Joe Pistone işine ve teşkilatına sadık bir FBI ajanıdır. İşi gereği, altı yıldır mücevher hırsızlığı yapmaktadır ve Donnie Brasco olarak anılmaktadır. Sorun şudur ki, Pistone bir süre sonra oynadığı role inanmaya ve gerçekten de Donnie Brasco olmaya başlayacaktır. Bir süre sonra mafyanın bağırsaklarında gezinmeye başlayan Pistone, gitgide kendini bu yeraltı kültürün içerisinde devinmeye başlayacaktır. Kim olduğunu unutmaya başlar başlamaz, tüm hayatını değiştirecek bir açmazın içerisine doğru sürüklenecektir. Mike Newell’ın En İyi Uyarlama Senaryo dalında Oscar’a aday olan filmi Joe Pistone’un kendi yazdığı bir kitaptan, yani, gerçek bir hikâyeden yola çıkıyor. Filmin oyuncu kadrosunda ise Al Pacino, Johnny Depp ve Michael Madsen gibi isimler var.

Vegas’ta Korku ve Nefret (1998) Fear and Loathing in Las Vegas IMDb 7,6

Yıl 1972… Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanlık koltuğunda Nixon hüküm sürmektedir. Halen cereyan etmekte olan Vietnam savaşında birçok genç ne uğrunda bile olduğunu bilmeden teker teker ölmektedirler. Doktor Gonzo ve Raoul Duke, Las Vegas çölünde yola devam etmektedirler. Geçmişin acılarını üzerlerinde taşıyan bu iki adam, çeşitli taşkınlıklarla kendilerine bir merhem bulmaya çalışmaktadırlar. Bir otostop ile durdurulurlar. Halisülasyonlarıyla yaşayan ikili, arabalarına binen üçüncü kişiye karşı normal tavırlar takınmaya çalışacaktırlar. Terry Gilliam’ın 1998 yapıtı filmi kısa sürede gençliği etkilemiş ve kendi haline bir külte dönüşmüştü. Filmin başrollerinde Johnny Depp, Benicio Del Toro ve Tobey Maguire var.

Sweeney Todd: Fleet Sokağının Şeytan Berberi (2007) Sweeney Todd: The Demon Barber of Fleet Street Ù IMDb 7,3

Sweeney Todd İngiltere’de berberlik yaparak yaşamını sürdüren, çok güzel bir eşi olan, hayata umutla bakan bir adamdır. Fakat kasabanın önde gelenlerinden birinin güzel eşinde gözü vardır. Yersiz bir suçlama ile hapse atılır ve ardından sürgüne gönderilir. Hayatı darmadağan olan Sweeney Todd kurtulup geri dönmek ve intikam almak için yemin eder. Yıllar sonra geri geldiğinde her şey çok değişmiştir fakat onu hatıralar içerisinde sabırla bekleyen biri vardır, Bayan Lovett. Şeytan Berber Bayan Lovett’ın da yardımıyla suçluyu bulana kadar acımasız bir cellada dönüşecektir; bu arada kasabayı birbirinden güzel kek ve çörek kokuları kaplarken şüphelenmek kimsenin aklına gelmeyecektir.

1936 yılında oynanan bir Broadway müzikali olan Sweeney Todd: The Demon Barber of the Fleet Street’ten Tim Burton tarafından sinema perdesine uyarlanmış versiyonunda Şeytan Berberi her karakterin altından başarıyla kalkan Johnny Depp canlandırırken, ona Bayan Lovett karakterinde Helena Bonham Carter eşlik ediyor.

Amerikan Rüyası (1993) Arizona Dream IMDb 7,3

Axel Blackman, ailesi ölünce New York’a yerleşip büyük bir balıkçılık şirketinde tuhaf bir işe girmiştir. İşi balıkları saymaktır! Arizona’da araba satıcısı olan Leo Amca birden ortaya çıkar ve onu memleketine çağırır. Çünkü evlenecektir ve Axel’in nikahta sağdıcı olmasını, sonrasında da işini devralmasını istemektir.

Charlie’nin Çikolata Fabrikası (2005) Charlie and the Chocolate Factory IMDb 6,6

Son derece sıra dışı bir yapıya sahip olan Willy Wonka’nın bir çikolata fabrikası vardır. Bu fabrikayı, kendisinden sonrası için bırakabileceği birini aramaktadır. Bir değerlendirme yapabilmek için yarışma düzenler. Önce eğitecek sonra da zamanla yerini devredecektir. 5 çocuk seçer. Bunlardan birisi Charlie’dir. O fakir bir aileden gelen bir çocuktur. Diğerleri ile birlikte çikolata fabrikasını gezerler. Charlie’nin orada görecekleri, çok etkileyecek ve onu Wonka’nın hayal alemine çekecektir. Tim Burton, bu işte en iyilerden olarak yeni bir fantastik komedi ile karşımızda.

Gilbert Grape’i Ne Yiyor? (1993) What’s Eating Gilbert Grap IMDb 7,7

Küçük bir kasabada sıradan bir yaşam süren Gilbert’ın hayatı sorumluluklarından ibarettir. Bir yandan obezite hastası annesi, diğer yandan ise otizm hastalığıyla mücadele eden kardeşiyle ilgilenmek zorundadır. Hayatında en olağandışı durum ise kasabalarından geçmekte olan Becky ile karşılaşması olur. Becky, Gilbert’ın hayatına adeta bir güneş gibi doğar. Ona daha önce hiç karşılaşmadığı bir şeyi, aşkı armağan eder. Ancak Gilbert’ın omuzlarındaki sorumlulukları bu aşkın arasında devasa bir engel olarak durmaktadır.

Ölü Gelin (2005) Corpse Bride IMDb 7,3

1800’lerin sonlarına doğru bir Victorian kasabasında bir adam ve bir kadın Victor Van Dort ile Victoria Everglot nişanlanırlar. Everglotlar’ın paraya ihtiyacı vardır aksi takdirde sokaklarda uyumak üzeredirler. Van Dortlar ise sosyetede adlarının geçmesini seven insanlardır. Yalnız düğün provası esnasında bir şey yanlış gider. Victor, koruluğa girer ve orada bulduğu bir iskeletin parmağındaki yüzüğü kendi parmağına geçirir. O anda da kendisini ölü gelin Emily ile evlenmiş bulur. Öteki tarafta Victoria onu beklerken, Victoria’nın yerini alacak zengin bir başka kişi vardır. Bu durumda ortada iki gelin ve bir damat varken Victor’u hangisinin elde edeceği bir muammadır.

Okumaya Devam Et

Liste

Çevre Bilinci Oluşturmaya Talip 10 Film

5 Haziran Dünya Çevre Günü kutlu olsun!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Before the Flood (2016) IMDb 8,2

Türkçe ismi “Tufandan Önce” olarak belirlenen belgesel küresel ısınmanın ve iklim değişikliğinin dünyadaki etkilerine odaklanıyor. Çevre aktivisti, Birleşmiş Milletler iklim değişikliği elçisi ve Oscar ödüllü oyuncu Leonardo DiCaprio etkilenen yerleri bir bir ziyaret ederken aynı zamanda Amerikan Başkanı Barack Obama gibi önemli isimlerle de konuya dair konuşmalar gerçekleştiriyor. Bilim adamları, dünya liderleri, aktivistler ve yerel halkla konuşan DiCaprio belgesel boyunca bu karmaşık konuda daha derin bir anlayış kazanmak için çabalıyor ve çağımızın en acil çevre krizine çözüm yolları arıyor.

Woman at War (2018) Kona fer í stríð IMDb 7,4

Woman at War, sanayicilere karışı savaş açan çevre aktivisti bir kadının, evlat edinme başvurusu kabul edilince değişen yaşamını konu ediyor. Halla, işini seven bir koro şefidir. Genç kadın aynı zamanda İzlanda’nın tabiatını, sanayi yıkımından kurtarmaya çalışan bir aktivisttir. Politikacılar tarafından yönlendirilen sanayiciler, İzlanda arazileri için büyük bir tehdit oluşturur. Yaşananlar karşısında genç kadın, İzlanda topraklarını korumak için alüminyum endüstrisine karşı savaş ilan eder. Sanayicilere karşı giriştiği bu zorlu mücadelede kısa sürede alüminyum endüstrisinin belası haline gelir. “Dağların Kadını” olarak anılmaya başlayan Halla, fabrikaların çalışmasını engellemek için her şeyi göze alır. Tam da bu dönemde aldığı bir haber tüm hayatını değiştirir. Hanna, uzun süredir evlat edinmek için mücadele vermiştir ve sonunda beklediği yanıt gelir. Bir kız çocuğu evlat edinmeye hak kazanan Halla, hayalleri arasına seçim yapmak zorunda kalacaktır. 

Dersu Uzala (1975) IMDb 8,3

Rus ordusundan bir araştırmacı, uzaklardaki bir ormanda araştırma yaparken, doğanın dilinden anlayan, bilge Dersu Uzala ile karşılaşır. Bu karşılaşma, araştırmacıya doğanın ve dostluğun anlamını hatırlatır ve onu yeni bilgilerle donatır.

Vladimir Arsenyev’in anılarından yola çıkılarak çekilen film, ünlü Japon yönetmene En Yabancı Film Oscar ödülü kazandırdı. Yapım yönetmenin en önemli çalışmaları arasında yer almakta, pek çok kaynakta sinema sanatının başyapıtları arasında gösterilmektedir.

Kayıp Umutlar (2012) Promised Land IMDb 6,6

Steve Butler ve iş arkadaşı Sue Thomason ülkenin önde gelen enerji şirketlerinden birinde çalışmaktadırlar. Taşradaki bir kasabaya, yer altındaki değerli doğalgaz kaynakları için giderler. Amaçları toprak sahiplerinden evlerini en ucuza kapatmaktır. Zira buradaki halk, yakın zamanda yaşanan ekonomik krizden oldukça sert darbe almıştır. Yaşanan zor günleri hesaba katarak Steve ve Sue, yerel hak sahiplerinin şirketin tekliflerine sıcak bakacağına inanmaktadır. Fakat karşılarına herkesin saygı duyduğu yaşlı bir öğretmen olan Frank Yates çıkar ve teklife sonuna kadar direnir. Steve’i gözü hiç tutmayan Dustin Noble ise en önemli destekçilerindendir. İnsanlar bir yandan ekonomik koşullar bir yandan da yıllardır yaşadıkları evleri para karşılığında satma fikri arasında iilemde kalırlar. Daha önce yüzlerce insanı ikna etmekte sorun yaşamayan Steve için işler sarpa sarar. O da bu süreç içerisinde temsil ettiği şirketin iç yüzünü daha yakından tanıyacaktır.

Küçük Deniz Kızı Ponyo (2008) Gake no ue no Ponyo IMDb 7,7

İnsani, insani olduğu kadar çevreci, sımsıcak bir animasyon olan Küçük Denizkızı Ponyo, bu sanatın büyük ustası Miyazaki tarafından beyazperde’ye aktarıldı. Küçük ve sevimli bir Japon balığı olan Ponyo’nun en büyük hayali insan olmaktır. Bu umutsuz hayali onu maceradan maceraya sürükleyecektir. Bu esnada beş yaşındaki bir oğlan çocuğu ile arkadaşlık etme fırsatı yakalar. Bu arkadaşlık küçük dişi balığın en büyük hayaline ulaşmasına yardımcı olur. Çevre ve deniz kirlenmesine de dikkat çeken bu sevimli film, Japonya’da gişe rekorları kırdı. Şimdi, Türk sinemaseverlerin de beğenisine sunulan filmin çocuksu hikayesiyle naif kitleleri derinden etkilemeyi başardığı söyleniyor.

Local Hero (1983) IMDb 7,4

Petrol milyarderi Happer, Mac’i inşa etmek istedikleri petrol rafinelerinin mülkiyet haklarını güvence altına alabilmesi için uzakta bir İskoç kasabasına gönderir. Mac Danny ile takım olur ve görüşmelere başlar, yerliler ‘ Silver Dollar ‘ ı mülk edinmek konusunda heveslidirler ama şansları olduğuna inanmazlar. Ancak bölgesel bir keşiş ve bir sahil çöpçüsü olan Ben Knox, aynı zamanda sahibi de olduğu çok önemli bir sahilde bir barakada yaşamaktadır. Happer daha çok Nothern Lights ile ilgilenirken ve Danny de perde ayaklı gerçeküstü bir kız olan Marina ile ilgilenmektedir. Mac Houston’daki faks makineli ofisine alışkındır ancak Bens’in şartlarına ayak uydurmaya kendini zorlar.

If a Tree Falls: A Story of the Earth Liberation Front (2011) IMDb 7,2

Bir tarafın terörist kabul ettiğini diğer taraf özgürlük savaşçısı kabul edebilir.
Daniel McGowan’ın çevreciliği aşırı uçlara taşıması ile Usame Bin Ladin ile aynı FBI arananlar listesinde yer aldığının hikayesinin anlatıldığı bu belgesel, insanlık tarihinin en radikal çevreci grubunun hikayesini anlatıyor: Yeryüzü Özgürlük Cephesi veya kısa adı ile ELF veya FBI’ın tanımıyla “Amerika’nın bir numaralı iç terör tehdidi.” ELF’in ortaya çıkışından başlayan sürece dahil olan kameralar ile giriş yaptığımız bu en büyük çevre aktivistlerinin grubunun bir aşamadan sonra aşırıya kaçan kapitalist şirketlere karşı nasıl aşırıya kaçtığını gözlemliyoruz. Hem devlet tarafından hem de kendi gözlerinden dünyayı nasıl gördüklerini algılamamızı sağlayan Eğer Bir Ağaç Devrilirse: Yeryüzü Özgürlük Cephesi’nin Hikayesi hem bir politik belgesel hem de kişisel bir yaşam öyküsü vaadediyor.
Sundance’te en dikkat çeken belgesellerden biri olan ve Oscar adaylığı bulunan yönetmeni Marshall Curry’ye en iyi belgesel kurgusu ödülünü kazandıran film, 2012 !f İstanbul’unda H!t Filmler kuşağında.

Avatar (2009) IMDb 7,8

Bir hırsızlık olayında ağabeyi ölen yarı felçli Jake Sully, Pandora adındaki uzak bir gezegende misyonunun başına geçmeye karar verir. Bu yerde Na’vi adında giderek tükenmekte olan bir halk yaşamaktadır. Jake, kendilerine özgü bir lisanları, dünya görüşleri ve yaşam biçimleri olan halkın arasına karıştığında doğa ile de bütünleşir. Askeri bir şirket, söz konusu yeri ve oradaki kaynakları mercek altına almak üzere Avatar adında bir program meydana getirmiştir. Bu program insanları kısmen insan kısmen de Na’vi haline büründürerek misyon amaçlı Pandora’ya göndermektedir. Bu sisteme gönüllü dahil olan Botanist Dr Grace Augustine ve Jake Sully için başka bir yaşam var olacaktır. Sully, Pandora’ya geçtiği anda felçli bedeni değişime uğrayarak işlevsel hale gelmektedir. Bu sırada Na’vi halkından Prenses Neytiri ile karşı karşıya gelen Jake, ansızın bir farkındalık yaşar ve bir araştırma misyonu ile gönderildiği bu gezegeni, kendi dünyalısından korumaya karar verir. Üç boyutlu, son teknoloji ürünü ve ciddi anlamda yüksek bütçeli filmin yönetmeni James Cameron’e, Titanik, Yaratıklar ve Terminator filmlerinden hayranız.

Soylent Green (1973) IMDb 7,1

2022 yılında New York City’de hava kirliliği ve neden olduğu küresel ısınmadan dolayı tüm doğal kaynaklar yok olur. Şehirde yaşayan 40 milyon insan açıklıktan ölmek üzereyken, Soylent Şirketi yeni bir gıda ürünü olan Soylent Green’i oluşturur. Bu sırada bir polis dedektifi olan Thorn, Soylent Şirketi yetkilisi William R. Simonson’ın vahşice öldürülmesini araştırmakla görevlendirilir. Simonson cinayetini araştırmaya başlayan Thorn, bu sırada Soylant Şirketi ve Soylant Green ürünleri hakkında korkunç gerçekler keşfeder ve bunları açığa çıkarmaya çalışır. Richard Fleischer’ın yönetmenliğini üstlendiği filmin oyuncu kadrosunda Charlton Heston, Edward G. Robinson, Leigh Taylor-Young ve Joseph Cotten gibi isimler yer alıyor.

Silkwood (1983) IMDb 7,2

Bir nükleer santralde laborant olarak çalışan Karen Silkwood ihmal sonucu radyasyona maruz kalır ve hayatı ciddi bir risk altına girer. Konuyu araştıran bir gazeteciyle işbirliği yapan Karen santraldeki yanlışlıkları ifşa etmeye kararlıdır. Ne var ki savaştığı güçler kendisinin çok üzerindedir ve onu durdurmak için yapmayacakları şey yoktur.

Food, Inc. (2008) IMDb 7,8

Film, ABD’deki çevreye zarar veren, çalışanlarının haklarına önem vermeyen ve sağlıksız gıda üreten büyük firmaları eleştirmektedir.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler