Bizimle İletişime Geçin

Uncategorized @tr

Herkül ‘Efsane’si

Filmi izledikten sonra üzülmedim dersem yalan olur. Çünkü bu kadar sığ bir senaryo muhteşem görsel efektleri ve aksiyon sahneleri ile zenginleştirilerek seyircinin beğenisini kazanabiliyor.

Yayınlandı

tarihinde

murtaza-kocak

Sevgili Sinefesto ailesi bu hafta sizlere !f İstanbul Film Festivali’nde izlediğim ikinci filmden bahsetmeyi düşünüyordum ama o film hakkında önümüzdeki hafta yazmaya karar verdim.  Kararımda filmin önümüzdeki hafta vizyona girecek olması etkili oldu. Onun yerine bu hafta vizyona giren Herkül Efsanesi (The Legend of Hercules) filmi hakkında yazmaya karar verdim. Film 3 boyutlu olarak seyircinin karşısına çıktı. Muhteşem aksiyon sahneleri ile seyirciye, filmin içerisindeymiş hissini yaşatan bir yapım. Zaten çok klişe olan ve klasikleşen bir konuyu anlatmasına rağmen görüntü kalitesi ve aksiyon sahneleri sebebiyle seyirciden ilgi görüyor. Film, milattan önce antik yunan döneminde zorbalık ve korkuyla yönetilen bir krallıkta, kraliçenin bu zorbalığa son vermek adına, tanrı Zeus ile ilişkiye girmesi sonucu, dünyaya gelen Herkül adlı prensin hikâyesini anlatıyor bir nevi. Herkül, Girit Prensesi Hebe’yi sevmektedir fakat prenses ile Herkül’ün kardeşi evlendirilecektir. Bu nedenle Herkül kral tarafından sürgüne gönderilir. Sürgündeyken esir düşer ve gladyatör olarak arenalarda savaşır.  Tek bir amacı vardır; Yunan topraklarına geri dönmek ve sevdiği kızı kurtarmak.

Benim gibi atları ve ata binmeyi seven birisi iseniz filmdeki atların olduğu sahneler sizleri etkileyecektir. Ayrıca tarihe ilgisi olanlar için, insanı bir zaman tünelinde gezdiriyor diyebilirim film için. Çünkü filmi izlerken Antik Yunan şehirleri hakkında hayalinizde şekiller belirmeye başlıyor.

Aileniz ile birlikte gönül rahatlığı ile izleyebilirsiniz. Anlattığı hikâyeden daha çok görsel efektleri ve savaş sahneleri için izlenecek film diye düşünüyorum.

IMG_7058.JPG

Filmi izledikten sonra üzülmedim dersem yalan olur.  Çünkü bu kadar sığ bir senaryo muhteşem görsel efektleri ve aksiyon sahneleri ile zenginleştirilerek seyircinin beğenisini kazanabiliyor. Türkiye olarak heybemizde sayısız film olacak senaryolara ve orijinal hikâyelere sahip olmamıza rağmen bunları ortaya koyamıyoruz. Buradan güncel Türk Sinemasını küçümsediğim anlamı çıkmasın, benim demek istediğim sahip olduğu potansiyelin ortaya çıkmasıdır. Her zaman dillendirdiğim gibi, ortaya çıkartılan ürünlerde,  kendi medeniyetinin değerlerine sahip bir kafanın izlerini görmedikten sonra, o filmlerin sadece adı Türk Sineması’dır.

Tarihimiz kahramanlık hikâyeleri ile doludur. Değerini bilmediğimiz birçok isimsiz kahramanın hikâyesi sinemaya aktarılabilir. Dünyanın artık izlemekten sıkıldığı benzer hikâyelerin aksine, orijinal ve eşsiz hikâyeler var bizde. Sahip olduğumuz güzellikleri insanlara anlatamama ya da modern tabirle pazarlayamama eksikliğimiz var maalesef.

Türkiye’nin dünya üzerindeki imajına paralel olarak, Türk Sineması da etkisini artıracaktır. Şimdiden Arap dünyasında ve Balkanlarda Türk dizileri popülerliğini korumakta. Fakat orda da şöyle bir durum söz konusu; ortaya konan diziler ne kadar bizim değerlerimizi yansıtıyor? Aile içi ensest ilişkilerin yaşandığı, eşcinselliğin övüldüğü ve normal karşılandığı bir yaşam şekli bizim değerlerimiz olarak yansıtılamaz. Aksine başka bir hayat şeklinin maşalığı veya taklidinden ibarettir.

İmkânlar sağlandığı takdirde kendi ülkesinin hikâyesine yabancılaşmamış, değerleri ile barışık, tarihi ile barışık, dini ile barışık sinemacılar yetişecektir. Bu bir zarurettir. Teknik gelişme ve ilerlemeyi mimari, edebiyat ve sinema gibi alanlarla desteklemez ve takviye etmezsek kendimizi kandırmış oluruz.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

Çocukların gözünden film eleştirileri: Hakuna Matuta

Hakuna Matata programı YouTube kanalımızda yayınlanmaya başladı.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Çocukların gözünden çocuk filmi eleştirileri nasıl olur diyerek yola çıktığımız Hakuna Matata programı YouTube kanalımızda yayınlanmaya başladı.

İkizlerimiz İlve ve Meva bizler için hem bilgili hem de eğlenceli videolar hazırlıyor. Serinin ilk bölümünde geçen yılın rekortmen animasyonu Rafadan Tayfa 2: Göbeklitepe filmini eleştiren ikizler, 2 bölümde ise Hayao Miyazaki’nin sevilen animasyonlarından Küçük Deniz Kızı Ponyo filmini mercek altına aldı. Hakuna Mata’nın 3. bölümünde ise Tim Burton imzalı Alis Harikalar Diyarında filmi ikizlerin radarına takıldı.

Hakuna Matata’nın tüm bölümlerini izlemek ve güncel bölümlerden haberdar olmak için Sinefesto’nun Youtube kanalına abone olmayı ve bildirimleri açmayı unutmayın!

Okumaya Devam Et

Liste

Müzikleriyle Hafızalarda Yer Edinen 10 Güzel Film

Filmlerin ötesine geçen müzikler.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Bir filmin ortaya çıkış aşamasının en ince çizgilerinden biri olan müzik kullanımı, çoğu zaman filmin kaderini belirler. Öyle ki, ait olduğu filmin ötesine geçerek farklı hayal dünyaları kurduran film müzikleri, karakterlerin seyirciyle olan bağlarını kuvvetlendirerek beyaz perdenin en kalıcı hissiyatını oluşturur. Sizler için, müzikleriyle yıllar boyu hafızalarda yer edenin 10 güzel filmi derledik. İyi seyirler, iyi dinlemeler.

Requiem for a Dream (2000) Bir Rüya için Ağıt 

Darren Aronofsky’nin başyapıtı olarak görülen Requiem for a Dream, döneminin en çok beğeni kazanan filmlerinden biri olmuştur. Hubert Selby’nin romanından uyarlanan film, uyuşturucu bağımlısı Harry’nin trajik hikayesini seyirciyle buluşturur. Hikayesiyle uzun süre etkisinden çıkamayacağınız bir deneyim sunan Requiem for a Dream, aynı zamanda İngiliz müzisyen Clint Mansell’ın besteleriyle de yıllarca konuşulanlar arasında kalmayı başarmıştır.

Interstellar (2014) Yıldızlararası

Christopher Nolan’ın imzasını taşıyan Interstellar filmi, 2014’ün en iyi filmleri arasında yer almıştır. Distopik bir dünyada hayatta kalmaya çalışan Cooper’ın hikayesine odaklanan film; evren ve zaman kavramı üzerinden seyirciye unutulmaz bir deneyim yaşatıyor. Matthew McConaughey, Anne Hathaway, Jessica Chastain, Matt Damon gibi ünlü isimlerin kadrosunda yer aldığı film, Nolan’ın vazgeçilmezi olan Hans Zimmer besteleriyle unutulmazlar arasına girmeyi başarıyor.

Nocturnal Animals (2016) Gece Hayvanları

Tom Ford’un yönetmenliğini yaptığı 2016 yapımı neo-noir ve psikolojik gerilim türlerindeki Nocturnal Animals, Austin Wright’ın kitabından beyaz perdeye uyanmıştır. 19 yıl önce ayrılmış bir çiftin ilişkisinin tekrar hatırlamasına odaklanan film, 73. Venedik Uluslararası Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü’ne layık görülmüştür. Abel Korzeniowski’nin imzasını taşıyan film müzikleri, seyirciyi hikaye atmosferinin içine çekerek eşsiz bir zaman dilimi sunuyor.

Extremely Loud & Incredibly Close (2011) Çok Gürültülü ve Çok Yakın

Tom Hanks, Thomas Horn, Sandra Bullock’un başrollerinde yer aldığı Extremely Loud & Incredibly Close, 11 Eylül saldırısında babasını kaybeden  Asperger sendromunlu bir çocuğun hikayesine odaklanıyor. Forrest Gump ile uyarlama dalında Oscar alan Eric Roth’un kaleme aldığı dram filmi, Alexandre Desplat’ın besteleriyle duygusal bir serüven vadediyor.

Jane Eyre (2011)

Cary Fukunaga’nın imzasını taşıyan romantik drama filmi Jane Eyre, Charlotte Brontë’nin aynı adlı romanından beyaz perdeye uyarlanmıştır. Babasını kaybettikten sonra birçok zorlukla hayata tutunmaya çalışan bir kadının erkek egemen bir toplumda yaşadığı olaylar anlatılmaktadır.

Başrollerinde Mia Wasikowska, Michael Fassbender ve Jamie Bell’in yer aldığı filmin müziklerinde Altın Küre ve Oscar kazanmış usta besteci Dario Marianelli imzası bulunuyor.


In the Mood for Love (2000) Aşk Zamanı

Yapımcılığını, yönetmenliğini ve senaristliğini Wong Kar-wai‘nin üstlendiği, 2000 yılı yapımlı romantik dram filmi In the Mood for Love, 1962 yılında bir aşk hikâyesini konu alıyor. Maggie Cheung ve Tony Leung’in oynadığı film adını Zhou Xuan’un aynı isimli şarkısından almıştır.


J’ai perdu mon corps (2019) Bedenimi Kaybettim

Amelie’nin senaristi Guillaume Laurant’ın Mutlu El adlı romanından uyarlanan animasyon türündeki film, ayrıldığı vücudunu bulmaya karar veren ve bunun için laboratuvardan kaçan bir elin hikayesini konu ediyor.

 Bedeninden ayrılmış bir el, ait olduğu vücudu bulmak için laboratuvardan kaçarak yola koyulur. Ancak yol boyunca karşısına üstesinden gelmesi gereken birçok engel çıkar. Pizza kuryesi olan Naoufel’e kavuşmak için her şeyi yapmaya hazır olan el, önüne çıkan güvercinler ve sıçanlarla mücadele eder. Elin vücuttan nasıl ayrıldığının cevabı ise Naoufel ve Naoufel’in kütüphane çalışanı Gabrielle’e olan hislerinde saklıdır.

Dan Levy’nin müziklerine imza attığı film, 2019’un en başarılı yapımları arasında yer alıyor.


Arrival (2016) Geliş

Gizemli bir uzay gemisi dünyaya iniş yapar. Amaçlarının ne olduğu bilinmeyen uzaylılarla iletişim kurmanın yolları aranmaya başlar. Uzaylılarla iletişim kurması için bir dil bilimcisi olan Dr. Louise Banks hükümet tarafından göreve çağrılır. Uzaylıların barışçıl mı yoksa istilacı mı olduğu çözülmeye çalışılacaktır. Başrollerini Amy Adams ve Jeremy Renner’ın palaştığı Arrival filminin yönetmen koltuğunda Denis Villeneuve oturuyor.

2016’nın en iyi 10 filminden biri olarak seçilen film; 89. Akademi Ödülleri’nde 8, 74. Altın Küre Ödülleri’nde 2, 70. BAFTA Ödülleri’nde ise 9 adaylık elde etti. Filmi ön plana çıkaran özelliklerden birisi de şüphesiz ki Max Richter’ın eşsiz besteleriydi.


Perfect Sense (2011) Yeryüzündeki Son Aşk

Michael ilişkilerde bağlanma sorunu yaşayan ama yemek pişirme konusunda usta olan bir şeftir. Soğuk görünümlü ama işinin ehl-i doktor Susan ise uzun zamandır özel hayatına kimseyi sokmadan, kendisini sadece işine vermiştir.

Susan ve Michael yakınlaşırken, tüm dünyada insanların duygularını bir bir yok eden bir salgın hastalık ortaya çıkar. İnsanlar sevme yetilerini bir bir kaybederken Susan ve Michael’ın aşkı hayata tutunabilecek midir?

Eva Green ve Ewan McGregor’ın baş rolleri paylaştığı dram ve hüzün dolu filmde, McGregor ile daha önce Young Adam’da çalışmış olan İngiliz yönetmen David Mackenzie’nin imzası var.


Loving Vincent (2017)

Film, ünlü ressam Vincent Van Gogh’un oldukça ilgi çekici hayat hikayesini ressamın tablolarını bir araya getirerek anlatıyor. Filmde yer alan 60 bin karenin her biri Polonya ve Yunanistan’da yer alan stüdyoyu ziyaret eden 125 profesyonel yağlı boya ressamı tarafından çizildi. Film, Van Gogh’un etkileyici resimleri kadar tutkulu ve talihsiz hayat hikayesi ve gizemli ölümününü mercek altına alıyor.

Dorota Kobiela ve Hugh Welchman’ın yönetmenliğini üstlendiği filmin müzikleri ise Clint Mansell’a ait.

Okumaya Devam Et

Avrupa Sineması

Mutlaka İzlemeniz Gereken 10 Ken Loach Filmi

Ken Loach sinemasında öne çıkan filmler.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sosyal açıdan eleştirel tarzı ve sosyalist idealleriyle tanınan usta yönetmen Ken Loach, beyaz perde yolculuğunda onlarca filme imza atma başarısını yakalamıştır.

Filmlerinde sosyalist kimliğini her zaman öne çıkaran Loach, sıradan insanı ele alarak onun günlük yaşamını, yaşadığı sosyal ve maddi zorlukları tüm çıplaklığıyla ortaya sermiştir. 2 kez Cannes Film Festival’inde büyük ödül alan yönetmenin izlenmesi gereken 10 filmini sizler için derledik. İyi seyirler.

Kes (1969) Kerkenez IMDb 7,9

“Belki bazen kötü biri oluyorum ama o kadar da değil efendim. Benden daha kötülerini tanıyorum ama yaptıkları yanlarına kalıyor.”

Okulda kabadayı, evde alakasız bir anne ve abisi tarafından dayak yiyen, işçi sınıfına ait bir Yorkshire çocuğu olan on beş yaşındaki Billy Casper, Kes adını verdiği bir şahini evcilleştirmeye ve eğitmeye başlamasıyla hayatının anlamı değişir. İngilizce öğretmeni Mr. Farthing ve sınıf arkadaşları tarafından yardım alan ve yüreklendirilen Billy, sonunda şimdiye kadar farkında olmadığı bir tarafını keşfederek mutsuz varlığının amacını bulur, ta ki hayatının trajedisi meydana gelene kadar.

Ken Loach’ın ilk filmi olan Kes, aynı zamanda yönetmenin en önemli filmleri arasında yer alır.


Riff-Raff (1991) Ayak Takımı IMDb 7,0

– Sen hiç depresyona girdin mi?
+ Depresyon burjuvalar içindir. Biz sadece sabah uyanır ve yollara düşeriz hepsi bu.

İşçi sınıfında geçen bir romantik komedi etiketiyle tanıtılan filmde, Londra’da hayat bulan bir aşkın hikayesi işleniyor. İnşaat firmasında çalışan bir işçi olan genç Stevie ile uyuşturucu bağımlısı, şarkıcı sevgilisinin öyküsünün anlatıldığı film yönetmeni Ken Loach, başrollerinde ise Robert Carlyle ile Emer McCourt bulunuyor.


Family Life (1971) Aile Hayatı IMDb 7,6

Genç bir kadın olan Janice, sıkıcı bir orta sınıfı hayatı sürdüren ve kızları ne zaman hayatta kendi yolunu bulmaya çalışsa “hata yapacağını” düşünen, kısıtlayıcı ve muhafazakar anne babasıyla birlikte yaşamaktadır. Kendileri için katı bir yaşam kurmuş olan anne baba, önyargılarıyla yaşamakta ve çocuklarının her türlü isyankar davranışını düzeltmek gerektiğine inanmaktadır. Kızları hamile kaldığında onu kürtaja zorlarlar ve kız kürtajın yol açtığı duygusal ve zihinsel sonuçlar ile baş etmeyi beceremediğinde, ikiyüzlü bir tavır sergileyerek onu “kendilerini üzmekle” suçlarlar. Bir kızları kaçıp kurtulmuştur; ama daha genç olanı hala evdedir ve iplerini koparamamaktadır. İkiyüzlü bir toplumun sert ve acı dolu portresini sunan bir başyapıt. Sandy Ratcliff, güçsüz ama çaba gösteren, ancak sonunda sistem tarafından yanlış anlamalarla yenilgiye uğratılan kız rolünde oldukça etkileyici.


Land and Freedom (1995) Ülke ve Özgürlük IMDb 7,6

Filmde Büyük Britanya Komünist Partisi’ne üye bir işsiz olan ve İspanya İç Savaşı’nda Cumhuriyetçilerin tarafında savaşa katılmaya karar veren David Carr’ın hikâyesi anlatılır. Ayrıca film İspanya İç Savaşı’na, Uluslararası Tugaylar aracılığıyla cumhuriyetçilere destek olmak üzere bizzat katılan George Orwell’ın burada yaşadıklarını kitaplaştırdığı Katalonya’ya Selam (Homage to Catalonia) adlı eserinde anlatılanlara geniş yer vermiştir. Film, FIPRESCI Uluslararası Eleştirmenler Ödülü ve Cannes Ekümenik Jüri Ödüllerinin sahibidir.


The Wind that Shakes the Barley (2006) Özgürlük Rüzgarı IMDb 7,5

“Neye karşı olduğunu bilmek kolay ama ne için savaştığını bilmek bir onurdur.”

Özgürlük Rüzgârı, İrlanda Bağımsızlık Savaşı (1919-1921) ve İrlanda İç Savaşı’nı (1922-1923) konu almaktadır. Film, adını “The Wind That Shakes the Barley” şarkısından almıştır.

Ken Loach’un çektiği en önemli filmlerden biri olan Özgürlük Rüzgarı, 2006 yılında Cannes’da Altın Palmiye’nin de sahibi olmuştu.


Ladybird Ladybird (1994) Minik Kuş, Minik Kuş IMDb 7,4

Gerçek bir hikayeden uyarlanan filmde Maggie Conlan’ın mücadelesine tanık oluyoruz. Her biri farklı adamlardan dört çocuğu olan Maggie, her gün yalnızlığın zorluklarıyla yüzleşmektedir.  Bir gece işi nedeniyle çocuklarını evde yalnız bırakmak zorunda kaldığında hayatı kabusa dönüşecektir. Evde yangın çıkar ve sosyal hizmetlerden gelen görevliler, çocukları annesinden alır. Maggie çocuklarını geri almaya çalışırken Jorge isimli bir adamla karşılaşır ve aralarında mutlu bir ilişki başlar. Tam her şey yoluna girecekken yeni talihsizlikler yaşanacaktır.


Sweet Sixteen (2002) Afili Delikanlı IMDb 7,4

Sweet Sixteen, Liam isminde hapishaneden çıkacak annesi ile yeni bir hayata başlamayı uman bir gencin hikâyesini anlatmaktadır. Liam’ın bu uğurda para kazanma çabalarının arkaplanını İskoçya’daki sosyal hayat oluşturmaktadır.


My Name Is Joe (1998) Benim adım Joe IMDb 7,5

Glasgow’un fakir mahallelerinden birinde oturan Joe, hayatını geçici işlerle kazanmakta ve bir yandan da bir futbol takımını çalıştırmaktadır. Takımdaki oyunculardan birisinin, mahallenin mafyatik tiplerinden birine yüklü bir borcu vardır. Karısı uyuşturucu bağımlısı olan Liam’a yardım etmek Joe’ya düşecektir. Kendisi de bin türlü belaya bulaşmış olan Joe, sosyal görevli Sarah ile aşk yaşamaya başlar ve ikisi birlikte Liam ve ailesine yardım etmenin yollarını bulmaya çalışırlar.


Raining Stones (1993) Yağan Taşlar IMDb 7,4

Bob, küçük kızına pahalı ve yeni bir elbise almak istemektedir. Süreç içerisinde inandığı değerler, para, yoksulluk ve din olgusunun çatışmasını hissedecek olan Bob, “kurtuluş” kavramına artık farklı bir anlam yükleme dönemine girecektir.


I, Daniel Blake (2016) Ben, Daniel Blake IMDb 7,9

“Kimseye boyun eğmem, ama elimden gelirse komşumun gözünün içine bakarak ona yardım ederim. Sadaka istemiyorum ve kabul de etmiyorum. Benim adım Daniel Blake. Ben bir insanım, bir köpek değilim.”

Daniel Blake bir marangozdur. Geçirdiği kalp krizi nedeniyle çalışmasına izin verilmez. Devlet yardımı alamayınca da iş aramak zorunda kalır. Daniel bu süreçte yalnız genç bir anne olan Katie ve onun çocuklarıyla dostluk kurar. Katie, çocukları Daisy ve Dylan ile birlikte uzak bir şehirdeki küçük apartman dairesinde yaşamaya başlamıştır. Aynı kaderin kurbanı olan Daniel ve Katie, kendilerini sosyal yardım bürokrasisinin girdabında sürüklenirken bulurlar.

Film, 2016 yılında Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye dahil olmak üzere 3 ödül birden aldı. Ayrıca film, Ken Loach’a ikinci Altın Palmiye’sini kazandırmıştır.

Okumaya Devam Et

Popüler