Hepimiz Biraz ‘Celal Tan’ Değil miyiz?

Manşet

rukiye-karakose

Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi, 2011 yapımı bir kara komedi.  Senaristi ve yönetmeni Onur Ünlü’ye “en iyi film, en iyi senaryo”, oyuncularına da “Oyunculuk Özel “Toplu Performans” Ödülü” kazandıran film, her açıdan çok kaliteli bir iş… İzleyiciye de keyfini çıkarmak ve izleyip tefekkür etmek kalıyor.

Celal Tan, bir taşra şehrinde ailesiyle birlikte yaşayan saygın bir anayasa profesörüdür. İlk eşinin ölümünden yıllar yıllar sonra, bir şekilde hayatını kurtardığı ve kendisinden çok genç olan üniversite öğrencisi bir kızla evlenir. Sonra kıskançlık sonucu kızı öldürür. Ancak aile fertleri bunu bilmezden gelir. Celal Tan da ailesi dahil herkese karşı masum rolü yapar. Ailece cinayeti örtbas ederler ki o mutena, o güzel (!),  o itibarlı aileleri dağılmasın.

Yönetmen Onur Ünlü diyor ki: “İnsan anne babasını seçemez. Fakat bir “aile”nin bireyidir. Bu yalancı bireylik durumu, insanın aslında basitçe bütün hayatında çeşitli şekillerde karşılaşacağı statükoyla girdiği öldürücü işbirliğinin de başlangıcıdır. Statüko, risk almak istemeyen ve konforlarını devam ettirmek adına her türlü yalanı üretebilecek bireyler yaratır. Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi adlı film; bu zorunlu olarak bir arada durmaktan kaynaklanan konforunun insanları ne hale getirdiği, insanı nasıl başka bir “şey”e dönüştürdüğü, zorla bir arada bulunmanın bir yerden sonra ne kadar sıkıcı ve ezici bir hâl aldığı fikri etrafında gezinir. Ve bunu yaparken bütün kurum ve durumlarla ince ince dalgasını geçer. Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi insana güvenmez. Çünkü Shakespeare’in de dediği gibi bilir ki; “İnsan, insandır.”

[bilgi]Prensip olarak insanın özünün kötü ve günahkar olduğuna inanan Hristiyan düşüncesi, gayet seküler bir bilim olan psikolojide de kendini gösterir. [/bilgi]

Çok mu acımasız geldi?  Her ne kadar “aydınlanma” çağında dinler reddedilip yerine “insan aklı” öne çıkmışsa da aydınlanma ve modernizm düşüncesi, özünde yine Hristiyan teolojisinden etkilenmiştir. Prensip olarak insanın özünün kötü ve günahkar olduğuna inanan Hristiyan düşüncesi, gayet seküler bir bilim olan psikolojide de kendini gösterir. Freud’un oluşturduğu ve halen bu alanda çok etkili olan psikanaliz kuramı insanı temelde “kötü” olarak kabul eder. Psikanalize göre insan, libido ve agresyonun kontrolünde oradan oraya savrulan bir organizmadır. Yani cinsel arzu ve öfke –tabiri caizse- bizi esir almıştır. Çocuk bile “çok yönlü sapık” (polymorf pervers) kabul edilir. Neyse ki 1960’larda Hümanistik psikoloji akımı ortaya çıkmış ve insanın özünün iyi olduğuna işaret eden bir yaklaşımı gündeme taşımıştır.

selçuk-yöntem

Kuramlardan çıkıp terapi odasına gelecek olursak maalesef Celal Tan’ın hikayesine şaşırmıyoruz. Zira aileler çoğu kez tam da Celal Tan ve ailesi gibi davranıp çeşitli suç ve günahların üstünü örtüyor. Aile içi şiddet, taciz, hatta bazen cinayet bile örtbas ediliyor. Doğu’da aile kararıyla infaz edilen genç kızların anneleri neden susar mesela? Öleceğini de bilse bir anne bu durumda katillere engel olmaya çalışır, beceremezse koşup gider, polise şikayet edip engellemeye çalışır, yapamazsa da en azından sorguda doğruyu söyler değil mi? Ama maalesef tecrübeler aksini gösteriyor. Anneler gizli saklı ağlasa da bu süreç boyunca kimseye engel ol(a)mıyor, öncesinde şikayet edip engelle(ye)miyor, sonrasında da polise “ben bir şey bilmiyorum, kız kendi intihar etmiş” diyebiliyor. Neden? O –matah- ailesi dağılmasın diye, kocası başında, kıymetli oğulları da etrafında olsun diye.  Ölümden korktuğu için susan anne azdır, zira bildiğimiz kadarıyla tavuklar bile yavrusu söz konusu olduğunda kendinden iri hayvanlara kafa tutup, canı pahasına çocuğunu koruyor. Burada canını korumaktan ziyade “aile birliği ve bütünlüğü”nün (!) dağılmaması gibi bir motivasyon var.

Yine ensest vakalarının büyük çoğunluğu aile içinde örtbas edilip yargıya taşınmıyor. Es kaza bir yabancının (öğretmen, doktor) fark etmesiyle mahkemeye taşınan durumlarda bile mağdur şikâyetini geri alınca tacizci serbest kalıyor. Özellikle anneler bu durumda mağduru suçluyor ve yine “yuvası dağılmasın” diye saldırganı “bağışlıyor”. 3 kızını yıllarca taciz eden 60’larındaki bir erkeği, eşi “tövbe etti, pişman oldu, bir daha yapmayacak” diye bağışlayabiliyor. Kaldı ki kadına çocukları destek oluyor, ekonomik sorunu yok, hayatını sürdürmek için bu adama da ihtiyacı yok. Ama psikolojik bağımlılığı ve “ailemiz dağılmasın” refleksi onu böyle onursuz davranmaya itiyor. Prensip olarak affedici bir insan sayılırım ama bu kadar bağışlayıcılık bana fazla geliyor, sizi bilemiyorum.

[bilgi] Görünen o ki; çoğumuz sağlıklı ilişkiler yerine psikolojik bağımlılıklar yaşıyoruz ve yakınlarımızdan ne pahasına olursa olsun kopmaya dayanamıyoruz.[/bilgi]

Kendini aldatan eşinin sevgilisiyle yurtdışı ve şehir dışında buluşarak aynı otel odasında kaldığını bilen bir kocanın “aralarında bir yakınlaşma olduğuna inanmıyorum” demesi ve eşini geri kazanmaya çalışması da bu türden bir göz yumma mesela. Zira eşine bağımlı ve yalnızlıktan, boşanmaktan ölesiye korkuyor. Barışabilir de… Bunda bizim açımızdan sorun yok. Ama kendine yalan söylemesi acıklı. Tekrar bir araya gelebilmek için gerçeğe gözlerini kapatıp, olmamış gibi farzetmek ona iyi geliyor. Evliliğini sürdürebilmek için kendini bu yalana inandırmak zorunda…

İçinizi karartmak istemem. Ancak klinik deneyimim, Celal Tan ve ailesini hiç yadırgamadan izlememe sebep oldu.  Görünen o ki; çoğumuz sağlıklı ilişkiler yerine psikolojik bağımlılıklar yaşıyoruz ve yakınlarımızdan ne pahasına olursa olsun kopmaya dayanamıyoruz. Aynı madde bağımlılığındaki gibi ondan mahrum kaldığımızda yoksunluk krizleri devreye giriyor, hayatımızı sürdüremiyoruz. Ha, bir de “kutsal aile”yi koruma refleksi, bu ikiyüzlülüğü besleyen bir zemin olarak toplumsal düzeyde kabul görüyor. Ne olursa olsun ailemiz dağılmasın. Hakikaten acıklı değil mi?

Psikoterapist / Sosyolog
Rukiye KARAKÖSE
twitter.com/rukiyekarakose

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up