Haziran Sıkıntısı; Kış Uykusu

Manşet Serbest Kürsü

abdulhamit-guler

Taşra ile başladığı sinema yolculuğunda ‘kent’e uğrayan Nuri Bilge Ceylan, “Bir Zamanlar Anadolu’da”dan sonra ‘Kış Uykusu’ ile de taşrada yürüyüşüne devam ediyor.

Kendi için yeni bir istikamet değil belki ama değişen zaman ve zemin ile değerlendirince yorumların yenilenmesi gerekiyor.

Haliyle…

Ne mutlu…

Sinemayı ve sanatı güzel yapan da bu değil mi?

Diliyle ilgili mesele, sinemanın…

Nasıl mı?

Sinema, bir söz söyleme sanatı. Öz ister, söze katmak için. Söz söylemek de sanattır, ki, hemen her sanat söze mahkumdur. Söz dediğimiz ise her sanat dalında yeniden şekillenir, mahiyeti de değişir. Yani -özelde- sinema, sözü yeniden tanımlayarak söz söyleme sanatı. Elbette kendine has unsurlarla… Tam da bu sebepten sinemada ‘söz’ kullanımı, tercihlerle şekil alan film dilini doğrudan etkiler ve hatta kullanıma göre başat unsur olur.

Sinemada ‘söz’ün kullanımı ne zaman mevzu olsa Nuri Bilge Ceylan meselenin merkezine oturur. Zira 90’lardaki çıkışıyla Türkiye Sinemasında yeni bir şey söylemenin yöntemini tarif etmişti. Tek başına yaptığı bir şey değildi. Kendine yakın isimler de vardı. Ancak ilk büyük ödülleri aldı ve uluslararası alanda kendini ispat etti.

90’ların başında revaçta olan ‘sallanan kamera’ furyasına karşı bir duruş olarak algılandı Ceylan’ın sineması. 2000’li yıllarla birlikte şöhreti sınırları aştı, tarzı kabul gördü, kendi dilini oluşturdu ve ardında iz bıraktı. O izden gidenler oldu. Çoğu taklit etti. Kimiyse üzerine katarak yürüdü.

Velhasıl, Nuri Bilge Ceylan, şu saatten sonra ne yaparsa yapsın sadece ülke sinemamızın değil, dünya sinemasının da önemli ismi..

Ne var ki NBC, ‘Üç Maymun’ ile birlikte yepyeni bir şey yaptı. Kendisine yöneltilen eleştirileri göz önünde aldı diyemeyiz belki, fakat tam da o minvalde sinemasını ‘değiştirdi’, ‘geliştirdi’. NBC, artık ünlü oyuncular kullanıyor, senaryoda söze daha çok yer veriyor, oyuncu kadrosunu geniş tutuyor ve sinematografik öğeleri ‘fotoğraf’tan kurtarıyordu.

Fotoğrafçıydı NBC. Belki de başarısını buna borçluydu. Lakin sineması bir yerden sonra ‘fotoğrafa mahkûm’ resimlerde tıkandı. Yahut tam tıkanmak üzereyken fark etti ve önlemini aldı. ‘Üç Maymun’ ile birlikte NBC, daha çok kişinin izlediği, ‘filmine tahammül eden sayısı’ belli bir seviyenin üzerine çıkmış yönetmenlerden oldu.

“Bir Zamanlar Anadolu’da” geldi sonra. Daha da heyecanlandık. Zira daha meşhur oyuncular, daha çok söz ve daha özel görseller NBC sinemasını geliştirmişti.

Ercan Kesal’ın senaryolarına kattıklarını göz ardı etmemek lazım. Ceylan, Kesal ile daha güzel eserler ortaya koymaya başladı.

Çok beklemedik ve ‘Kış Uykusu’, bir yaz günü çaldı kapımızı…

Kendinden önce şöhreti geldi. Cannes’dan en büyük ödülü aldı. Dünyada kendisini ve filmini konuşmayan kalmadı. Çok beğenildi. ‘Başyapıt’ dendi. Beklenen de buydu…

Ama bir saniye…

Sıra bize geldi ve bir salon dolusu sinema insanı, ‘basın gösterimi’nde filmi izledi.

Daha ilk çerçeve, bir ‘NBC fotoğrafı’ idi. Sonrasında gelen planlar, kamera hareketleri ve bütün olarak filmin kendisi de öyleydi. Öyle olacaktı. Olmalıydı. Neredeyse oldu. Bir şey hariç; ‘söz’…

NBC sinemasının gittikçe artan yegâne unsuru ‘söz’/’konuşma’/’diyalog’, vs, ‘Kış Uykusu’nda zirve yaptı. Düşünün ki 196 dakikalık filminin en az 100 dakikası ‘konuşma’. Evet,

yanlış duymadınız. Bir NBC filminin yarısından fazlası konuşma, söz…

Bu bir tercih elbet.

Üstelik çılgınca…

Tam manasıyla cesaret örneği…

NBC’nin cüretini takdir etmemek elde değil…

Sinematografik unsurları NBC diline uydurmakta sıkıntı yoktu. ‘Kış Uykusu’, gayet başarılı bir sinematografiye sahip. Hatta ‘Üç Maymun’dan beri gelen ihtimam, zirve noktada kendini gösteriyor.

Çok ümitliydim. Görsel etki ümidimi artırdı. Filmin ilerleyen saniyeleri, ‘nasıl geçecek bu 196 dakika’ şeklindeki soruyu kafamdan sildi, attı. Karakterler konuşmaktan hiç imtina etmiyordu. Daha 3. dakika ile birlikte adeta önceki NBC filmlerinin acısını çıkarırcasına diyaloglar birbirini takip etti.

NBC sanki kendiyle hesaplaşıyor, belki seyirciden özür diliyor (hiç sanmam ya), sinemaya kendini anlatmaya çalışıyordu. Hikâye ettiği mesele/ler de buna hizmet ediyordu.

Çok güzeldi. NBC’nin cüretine karşılık cesaretimiz kırılmadan izlemeye devam ettik. Lakin bir yerden sonra sözel hal, özelliğini kaybetmeye başladı. Karakterler, söylediklerine inanmıyor gibiydi. Ben de karakterlere. Daha doğrusu oyunculara. Yani NBC’ye…

Bunca inançsızlık, bir takım inanmışlıkların üzerine gelince kısmi hayal kırıklığı da ardı sıra geldi.

Nasıl mı?

Filmin konusunda bahsederek devam edelim…

Aydın (Haluk Bilginer) emekli bir oyuncudur; aktörlüğü bıraktıktan sonra Kapadokya’da kendi halinde butik otel işleterek günlerini geçirir. Eşi Nihal (Melisa Sözen) ile aralarında sorun olduğunu daha ilk sahneden anlarız. Neden olduğunu filmin sonuna doğru öğreneceğiz. Bir de boşanmış kız kardeşi Necla aynı evdedir. Kış mevsimi girmek üzeredir. Hava soğur. Olaylar gelişir. Daha doğrusu konuşmalar başlar. Yan hikâyeler dışında neredeyse ‘olay’ namına bir şey yaşanmaz. Uzun uzun tartışmalar, mülahazalar, münakaşalar ve tirada varan ‘söz bombardımanı’…

İşte ‘Kış Uykusu’nu asıl konuşturacak olan şey, fazlasıyla konuşmalı bir film olması…

Evet, NBC, burjuva, entelektüel ve kent, dahası taşra eleştirisini bu konuşmalar üzerine bina etmiş…

Evet, ele aldığı meseleler ve yaklaşımların tamamına yakını modern zaman insanına cuk oturuyor. Ve hatta tarihin bütün zamanların da insan, kendinden önceki zaman için aynı konumdaydı belki.

Niyette sıkıntı yok.

Ancak konuşmalı film öyle bir hale geliyor ki, anlaşamamanın bir yöntemi olarak konuşuluyor. Ve kötü olan, izleyicide de benzer bir ruh etkisi yapıyor.

Filmin sonundaki ‘Çehov hikâyelerinden esinlenilmiştir’ notu bir şeyleri açıklıyor. Ancak her şeyi değil. Duygu ve hayale akranlarından çok yer veren, klasik anlatım biçiminin aksine belli bir sıralamaya uymayan, serim-düğüm-çözüm gibi planları umursamayan Çehovyen anlatıma sırtını veren Kış Uykusu’ndan bir türlü yeterli duyguyu alamadım. Oyunculuklarına inandığım onca isim kadrodayken, Nuri Bilge Ceylan’a -bütün itirazlarıma rağmen- her dönem fazlasıyla kredi veren ben, bir türlü filmden beklediğimi bulamadım.

Haluk Bilginer’in zaman zaman fazla tiyatral kalan oyunculuğu, Melis Sözen’in harikulade kariyeri ve oyunculuğuna rağmen filmin büyük kısmına kendini verememiş oluşu, Demet Akbağ’ın kendinden fazla emin ama hep bir açığı kapatır tarzdaki performansını, Nejat İşler ve Serhat Mustafa Kılıç’ın kusursuza yakın varlığı da kapatamadı sanırım.

Oyunculuğu öldüren uzunlukta konuşmalar film dilini olumsuz etkiliyor. ‘Çok kelime kullanmak’ ve ‘kelimeleri çok kullanmak’ arasındaki incecik sınır ihlal ediliyor.

NBC, bir röportajında şöyle diyor:

“Eskiden diyalogları kabaca yazardım. Son zamanlarda daha detaylı yazmaya çalışıyorum. Oyunculardan diyalogları ezberlemelerini istiyorum artık. Bu yüzden profesyonel oyuncularla çalışmaya yöneldim. Amatörlerle çalışmak çok zordur. Diyaloglar ağızlarına oturmaz. Hep sorun çıkar. Bir de çok nazlı oluyorlar. Çünkü tutku yok. Profesyonellerle çalışırken, 50 tekrar yapıyorum, oyuncu sesini çıkarmıyor. Onların bu sevgisine de hayran kaldım.”

Bazı hususları açıklıyor. Lakin ‘zaruri’ olarak NBC’nin itildiği yolda aksaklıklar göze batıyor.

NBC’nin film dili, profesyonel oyuncuyu kaldırmıyor. Ya da tersi. Burada bir sıkıntı söz konusu. Diğer filmlerinde görmemiştim. Ancak ‘Kış Uykusu’nda bunu ‘hissettim’.

NBC ayrıca, ” Filmlerim, kendimi zayıf hissettiğim meseleler üzerine” diyor. Hemen her röportajında bu noktanın altını çiziyor. Kendisine saygı duyduğum noktanın başlangıcı da burası. Olmuş, bitmiş bir şeyleri sadece ‘sunmak’ gibi bir kalburüstü konuma yerleştirmiyor kendisini (bazılarının yaptığı gibi). Aksine, seyirci ve filmle birlikte devam eden arayışa, tanımlayışa işaret ediyor.

Fakat NBC açısından ciddi bir çıkmaz göze çarpıyor. Bu toprağın insanı’ndan başka bir şey ifade eden ‘taşra’ya karşı duruşu sorunlu. Belki kendi tanımına göre bunu başarıyordur. Ama bu toprağa ait olma meselesine gelince sıkıntı doğuyor. Rus romanlarından mülhem bir ‘taşra’ algısı söz konusu. Yani Batılı ve lakin biraz da Doğulu…

Beyaz Türk değil. Daha başka bir zihin. Toprağa yakın ama hemhal olamayan…

‘Kış Uykusu’ndaki en temel çıkmaz bu sanırım. Daha doğrusu NBC’de bir türlü çözülemeyen renk tarifi böyle bir şey. Bir çeşit arada kalmışlık… Ya da her iki taraftalık… Veya bir üçüncü yol…

Nuri Bilge Ceylan, modern insanın bir çeşit bağışı olarak avlanma unsurunun altını çiziyor. Belki tanrılara kurban verme ritüeli… Bu bağlamda NBC’nin de içindeki tanrılarla ‘kurban sorunu’ yaşadığını düşünüyorum.

‘Kış Uykusu’nun dışında uzun uzadıya ele alınması gereken bu mevzuu bir başka yazıya tehir ettikten sonra netice-i kelama geliyorum…

Yeni filmi NBC’nin ustalık eseri diyemiyorum. Düşünün ki ‘devam sorunu’ dediğimiz teknik aksaklıklar var filmde.

Senaryodaki temel sorun ‘konuşturma’ arzusuyla alakalı. Sanki romandan sinemaya uyarlamalarda sıkça rastladığımız ‘sinema olamama’ hali mevcut. Konuşturma arzusundaki aşırılık, neredeyse sinemadan romana uyarlama bir biçime dönüşmüş.

Bir başyapıt/şaheser olmasa da Kış Uykusu iyi bir film. Ancak NBC sinemasına kademe atlatacak bir iş değil.

abdulhamitguler@gmail.com
twitter: @_hayirlisi_

Yorumlar

 
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up