Bizimle İletişime Geçin

Keşfet

Hayatın Ürkütücü Kesitlerini Sunan 10 Belgesel

Shockumentary desek yeridir.

Yayınlandı

tarihinde

Belgeseller tasavvur edemeyeceğimiz yaşamları ve deneyimleri bir kitabın tek başına verebileceğinden çok daha fazlasını verebilecek potansiyele sahiptirler. Çocuk istismarından tutun nükleer savaşın ürkütücü sonuçlarını evlerimize taşıyıverir bazı belgeseller. Bunun üzerine size hayatın ürkütücü kesitlerini sunan şok edici ve algılarımızı altüst edecek bir belgesel listesi hazırladık. Listedeki videoların hemen hemen hepsinde aşırı derecede rahatsızlık verici sahneler var, bilginize.

https://youtu.be/oKIP6qlTalI

High on Crack Street (1995)

Belgesel üç eroin bağımlısı bireyin karmaşık günlük hayatına dair kesitler sunuyor. Fuhuştan hamileliklere ve STD kullanımına kadar sizlere okullarda gösterilmeyen uyuşturucunun en karanlık yüzünü gösteriyor film. Maalesef filmde mutlu son yok. Çekimden 6 ay sonra Boo Boo hala bir uyuşturucu bağımlısı, Dicky hapse girecek ve Brenda hayatını kaybedecektir. Belgesel film ürkütücü bir felaketin yani uyuşturucu bağımlılığının portresini olağanüstü şekilde sunuyor bize.

Aokigahara / Suicide Forest (İntihar Ormanı, 2012)

Fuji Dağı’nın eteklerinde yer alan Aokigahara Ormanı intihar vakalarının en sıcak noktasıdır. Bu belgeselde bir jeologun bahsi geçen ormanda yaptığı yürüyüşe şahit oluyoruz. Jeolog ile birlikte intihar etmiş olanları ve depresyona sürüklenerek intihar etmeye meyilli olanları görüyoruz. Aylar önce otoparka bırakılmış bir araba, orman içerisine girerken insanların intihar etmemeleri için konulmuş uyarılar ve orman içerisinde ilerledikçe terkedilmiş ruhlarla belgesel film bizi şok etmeye başlıyor. Buradan itibaren gittikçe ürkütücü olmaya başlayan bir gerçekle yüzleşmeye başlıyoruz. Bu filmde safi ümitsizliğin kısa bir özeti gözler önüne seriliyor.

The Iceman Tapes (1992)

Gaddar, acımasız, amansız, vahşi, korkusuz, şiddet uygulayan, rahatsızlık verici ve katı yürekli gibi tanımların hepsi seri katil Richard ‘The Iceman’ Kuklinski için kullanılabilir. Bu belgesel film soğukkanlı paranoid psiko-sosyopat seri katil Kuklinski ile psikiyatrist Michael Baden’ın görüşmelerini içeriyor. Filmde Kuklinski’nin çocukluğundan ve az duygudan sıfır duyguya kadar giden sürecine dair detayları izliyoruz. Kuklinski kendinin de dediği gibi “Sizin de dediğiniz gibi… Ben bir insanın kâbusuyum.”

Nuit et brouillard

Nuit et Brouillard (Gece ve Sis, 1955)

Holokost’un karışıklığını poetik bir dil ile böylesi sunabilen çok az film var piyasada. Bu 1955 Fransız yapımı belgesel filmde Auschwitz ve Majdanek kamplarını görüyoruz. Belgesel bu kampların tarihi bir incelemesini sunarken aynı zamanda oradakilerin sonrasında başına gelenleri de gözler önüne seriyor. Bu kampların kuruluşlarından yok edilmelerine kadar olan süreci içeren film korkunç sahneleri esirgemeden sunarak epey akılda kalıcı.

Atomic Wounds ile ilgili görsel sonucu

Atomic Wounds (Atom Yaraları, 2006)

Soğuk savaş sürecindeki bütün propagandaya rağmen, nükleer silahların insan üzerindeki etkilerini tam olarak tahayyül bile edemeyiz, yitirilen hayatlar dışında tabii. Belki nükleer reaktörlerin karşılarına çıkan her şeyi toz haline getirdiği imgesi gelir gözümüzün önüne ama nükleer silahlar sadece yok etmez, zehirler, yakar… vs. vs. Tamamen yok edilecek kadar şanslı olmayanlar korkunç acılar çekerek ölür, bu acılar bazen bir ay sürer bazen de yıllarını alır. Bu belgesel film bizi Hiroşima ve Nagazaki’nin nükleer silah kurbanlarının hayatlarını yakından incelememizi sağlıyor. Bu filmi seyrederken insan ister istemez, “Kendi türümüze nasıl böylesi zulmü layık gördük?” diye sorar. Çoğu zamanlar bu kurbanların varlığını unutarak yaşıyoruz, istatistikler var fakat unutmayalım o sayıların görünmeyen taraflarında ıstırap dolu yaşamlar var.

Conspiracy of Silence (Komplonun Sessizliği, 1995)

Bu belgesel film hiçbir zaman gösterime girmediği gibi birçok siyasi parti gösterimini engellemek için savaş verdi. Neden? Çünkü film gücün temsilcisi olan insanların bu gücü nasıl suistimal ettiklerini anlatıyor. Bu para babalarının kişisel çıkarları uğruna nasıl suç işlediklerini ve bu suçların üzerlerini nasıl kapattıklarını gözler önüne seriyor. 1995 yapımı olan film bize aslında bildiğimiz ama gerçek olmamasını dilediğimiz bir dünyanın kapılarını aralıyor. Bir not: 55 dakikalık belgesel Youtube’de mevcut!

The Killing of America (1982)

Hemen belirtelim bu belgesel filmde işlenen suçlar açık seçik ve aşırı gerçekçi bir şekilde seyirciye sunulmakta. İsyanlardan tutun cinayetlere kadar her şeyi bu film eksiksiz gösteriyor. Diyeceksiniz ki, “Hangi gerçek?” Şöyle diyelim, ABD dünyada şiddet barındıran ülkelerin başında gelir, peki neden bu böyle? 1990’larla karşılaştırıldığında suç işleme oranı daha düşük gözükse de Amerika hala en çok suç işlenen ülke olarak yerini koruyor. Bu belgesel filmle birlikte Amerika’nın karanlık geçmişine doğru yol alıyoruz, bu şekilde film aslında bu günlerde anlamakta zorlandığımız gelişmelere ışık tutmuş oluyor. Bir not daha: Bu belgesel de Youtube’de mevcut!

Interview with a Cannibal (2012)

Bir adam neden masum bir kadını öldürdükten sonra onu yer hiç düşündünüz mü? Gelin böyle bir adamla tanıştıralım sizi, adı Issei Sagawa. Sagawa işlediği suçlar sonucunda popüler olmuş ve resmi olarak akıl hastası olduğu ispatlanınca serbest kalmış bir adam. Bu belgesel filmde bir insanın neler yapabileceğine dair kafamızdaki belli algıların yıkılması hedefleniyor. Bir ipucu daha: Bu belgesel de Youtube’de mevcut.

Bulgaria’s Abandoned Children (Bulgaristan’ın Terkedilen Çocukları, 2007)

Bu BBC belgeselini açıklayabilecek bir kelime bulmak çok zor. Bulgaristan’ın bir “terkedilmiş çocuklar” problemi var ve bu özellikle özürlü olan çocuklar için çok daha ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Daha kötüsü devlet bu terkedilmiş çocuklar için yeterli destekte bulunamıyor. 9 aylık bir süreyi kapsayan çalışmada Bulgaristan’da bir yetimhaneyi görüyoruz, oradaki çocukların geleceğe dair umutları yok; çünkü ne eğitim var, ne yardım ne de terapi var. Buradaki akıl sağlığı yerinde olmayan çocukların aksine Didi adında bir genç kızla karşılaşıyoruz. Aklı gayet yerinde olan Didi Bulgar sisteminin ne kadar çökmüş olduğunun kanıtı esasen. Sistem onu tedavi edilmezler ve özürlüler arasına koyuyor, oysa Didi gayet zeki bir kız. Bu insanın akıl sağlığını korumasını zorlayacak bir durum ve Didi için durum aynen böyle. Belgesel İngiltere’de yayınlandıktan hemen sonra çok ses getirdi ve buradaki çocuklara yardım gitmesini sağladı. Didi özel bir okula gönderildi ve orada eğitimine devam etti, sonunda normal bir hayata sahip oldu. Bütün bunların yanı sıra Avrupa Birliği Bulgar hükümetine baskı kurarak böylesi çocuklar adına reformların başlamasını sağladı.

Child of Rage (1992)

Bu belgesel film cinsel istismarın korkunç sonuçlarını Beth adındaki bir kız çocuğunun üzerinden inceliyor. Filmde Beth ile bir klinik psikiyatristin görüşmesini ve bir televizyon ekibinin de Beth üzerinde bir çalışma yapmasını görüyoruz. Beth kendi babası tarafından cinsel istismara uğramış bir kız çocuğu, bunun sonucunda psikiyatri literatürüne göre reaktif bağlılık düzensizliği geçiriyor. Yani Beth’in empati yeteneği yok ve başkaları ile iletişim kuramıyor. Bu şekilde Beth geçmişiyle arasındaki bağı koparmış oluyor. Bu filmde küçük bir kızın sadistik, vahşi ve genelde cinsellik içeren eylemlerini erkek kardeşi ve hayvanlar üzerinde uygulamasını nasıl kabul ettiğini görüyoruz. Beth başkalarının hakkına riayet etmiyor, hatta onların yaşama hakkına bile duyarsızlık besliyor. Filmde bir kız çocuğunun ebeveynlerini hatta küçük erkek kardeşini öldürmek isteyişini duymak tüylerinizi diken diken edebilir, fakat burada asıl değinilmek istenen masum bir çocuğun nasıl korkunç bir katile dönüşebileceği gerçeğidir. Bu film aynı zamanda her şeye rağmen umut olduğuna da değinir. Eğer küçük yaşlarda keşfedilirse bu tarz patolojik vakaların terapi ile düzelebileceğinin mesajını verir film. Beth ile son görüşmede çocuğun nasıl pişmanlıkla yıkıldığına şahit olur seyirci, belgeselin bu kısmı çok üzücüdür.

Kaynak: istverse.com/2013/03/03/top-10-shocking-documentaries/

Çeviri: Elif Şimşek

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

Metafor Dolu 10 Film

Anlam karmaşası içerisinde beyaz perde.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sinema duyguların dışa vurumlarından oluşan; insanı insana, insanla anlatan sanat dallarından biridir. Hal böyleyken bazı yapımlar yansıtmak istediği duygu ve düşünceleri seyircinin kucağına bırakıp kaçarken, kimi filmler metafor aracılığıyla temellendirmelerini yapar. İşte etkisinden çıkmayacağınız ‘Metafor Dolu 10 Film‘ sizlerle. İyi seyirler.

İz Sürücü (1979) Stalker IMDb 8,2

Uzak bir gelecekte, bambaşka bir yaşam düzeni içerisinde, ismi olmayan bir ülkede, dünyaya düşen dev göktaşı yaşamı yerle bir ederken Zone adında esrarengiz, yeni bir bölge oluşmuştur.

Bu bölgeden içeriye girebilen insanların tutkularının gerçekleşeceğine dair söylentiler vardır. Askerler tarafından korunan Zone bölgesine sadece gerekli olgunluğa erişmiş cesur Stalker’lar girebilmekte, bölgeye giren insanlara eşlik etmektedirler. Kahramanımız Stalker, ailesinin tüm itirazlarına rağmen bölgeye girmek isteyen bir bilim adamına ve bir yazara eşlik etmeye karar verir.

Stalker, dev bir göktaşının yaşamı alt üst etmesinin akabinde oluşan esrarengiz Zone bölgesi ve buraya girmek isteyen bir bilim insanı ile yazara eşlik eden bir Stalker’ın hikâyesini anlatıyor.

İhtiyarlara Yer Yok (2007) No Country for Old Men IMDb 8,1

Llewelyn Moss, bir olay yerinde bulduğu çantayı alır ve başını hiç ummadığı bir belaya sokar. Artık peşinde bir kiralık katil vardır. Moss bir Vietnam gazisidir ve bir şekilde uyuşturucu olaylarının ortasında soruna dönüşen bir meseleye karışır. Peşindeki katil Anton Chigurh planı konusunda kararlıdır çünkü işini yarım bıramak niyetinde değildir. İşin için çok sayıda masum insanın ve suçluların da karışacağı soluk soluğa bir takip başlayacaktır.

Bugün Aslında Dündü (1993) Groundhog Day IMDb 8,0

Hava durumu spikeri olan Phil Connors Pennsylvania’daki bir kasabaya geleneksel Groundhog Day şenliklerini görüntülemek için gönderilir. Kendini beğenen ve kibirli biri olan Phil, kasabadaki bu basit ve sıradan insanlarla bir arada olmaktan hiç hoşlanmaz. Berbat bir gün geçirir ve kar fırtınasından dolayı yollar kapandığı için orada sabahlamak zorunda kalır. Tek istediği bu ortamdan bir an önce kurtulmaktır ama sabah uyandığında anlamakta zorlanacağı bir şeyle karşılaşır. Zaman döngüsüne yakalanmış ve o nefret ettiği günü her gün yeniden yaşamak zorundadır. Tek çaresi gününü güzel geçirmeyi sağlayacak şeyler bulmak olan Phil her gün aynı şeyleri yaşıyor olmanın da avantajını kullanmaya başlar. Bill Muray’ın kendisine hayran bırakacağı Harold Ramis imzalı bu film eğlenceli bir klasik.  

Persona (1966) IMDb 8,1

Persona, Bergman filmografisinin en şaşırtıcı ve en aykırı parçası. Yönetmenin ustalığının ve modern sinemayı etkilemekle kalmayıp onu nasıl büyük ölçüde kendinden çıkardığının en güzel kanıtlarından biri. Sinamotografisinin ustalığını bir yana bırakırsak, buradaki sinema dilinin günümüzdekinden geri kalan yanı yok. Sinematografi de işin içine girdiğinde Bergman fersah fersah öteye gidiyor. Kuralları kim koydu diye merak ediyorsanız işte size Bergman, sinemanın gerçek babası. Örneğin Lynch Mulholland Çıkmaz’ını yazarken bu filmi en az on kez izlemiş olmalıdır.

Solaris (1972) Solyaris IMDb 8,1

Ağır işleyen filmlerindeki muhteşem görsellikle sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Rus yönetmen Andrey Tarkovskiy’nin yönetmenliğini yaptığı sinema filmi “Solyaris”, Tarkovsky’nin en önemli yapımları arasında yer alır. İnsanlığın sadece utanç duygusuyla kurtulabileceğine inanan yönetmen, Solaris gezegeni bölgesine kurulu olan bir uzay istasyonunda iki bilim adamının yaşadığı insanlık deneyimini aktarıyor.

Doktor Kris Kelvin, gönderilen bilim insanlarının geri dönmediği Solaris gezegenine gider. Burada olup bitenleri anlamaya çalışan Doktor, kısa bir süre sonra gezegenin sırrını anlayacak ve büyük bir vicdan muhasebesi yaşayacaktır.

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar (2003) Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom IMDb 8,0 

Mevsimler ve doğanın o kusursuz çağrısı, yarattığı teslimiyet arzusu belki de başka hiçbir şeyde benzeri olmayan. Yüzen bir ev ki doğaya dair ne varsa muhteşem olan onu çevrelerken o göl ortasında yüzmekte. Yaşlıca bir rahip ve kendisine refakat eden diğer genç-çocuk rahip adayı.Yaşlı rahip, ona her şeyi bilgelikle ama bir o kadar da doğal bir akış içinde öğretir. Bu şekilde geçip giden mevsimler ile büyüyen çocuğun geçirdiği evrim, son derece doğal bir ahenk içinde ilerlerken sıra artık büyümüş olan çocuğun öğrendiklerini gerçek hayata nasıl yansıtacağını görmeye gelir. Ufak yaştan beri öğretilen erdemlere rağmen asıl öğretimin hayatın kendisi tarafından yapıldığının farkında olan bilge rahip için ise bekleme ve görme zamanıdır. Gerçek bir görsel şölen olarak beyazperdeye yansıyan ve gösterildiği bütün festivallerde büyük beğeni ile karşılanan bir film.

Hiç Bitmeyen Öykü (1984) Die unendliche Geschichte IMDb 7,4  

Zorbalığa uğrayan Bastian, okulunun tavan arasına kapanır ve ejderhalar, yarış salyangozları gibi sihirli yaratıkların ülkesi Fantasia hakkında bir kitap okumaya başlar.

Kaynak (2006) The Fountain IMDb 7,2

Ölümsüzlüğün ağacı: Hayat Ağacı.

The Fountain, bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için giriştiği ebedi savaşımı anlatan bir yolculuk. Destansı yolculuk, 16. Yüzyıl İspanya’sında bir fatih olan Tomas’ın (Hugh Jackman), ölümsüzlük bahşettiğine inanılan efsanevi bir varlık olan Gençlik Çeşmesi’ni aramaya çıkmasıyla başlar. Hikaye, modern bir bilim adamı olan Tommy Creo, sevgili karısı Isabel’ı yavaş yavaş öldüren kanseri tedavi edebilmek uğruna ümitsiz çırpınışlarını anlatarak devam ediyor. 26. Yüzyılda derin uzayda yolculuk eden astronot Tom, kendisini bin yıldır yiyip bitiren gizemleri kavramaya başlar. Bu bin yıla yayılan üç hikayede, tüm zamanların Thomas’ı olan savaşçı, bilimadamı ve kaşif; hayat, aşk, ölüm ve yeniden doğuş kavramlarıyla yüzleşir. Bu üç adamın hikayesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.

Eraserhead (1977) IMDb 7,4

Sinema tarihinin en orjinal filmlerinden birisi olan film, David Lynch’in ilk uzun metraj filmidir. Dev makinelerin çalıştığı dumanlarla kaplı bir evrende geçen filmde Jack Nance’in canlandırdığı Henry Spencer’ın özürlü kız arkadaşı olan Mary X’den (Charlotte Stewart) mutant bir çocuğu olur. Bu öykü etrafında ilerleyen film, 30 dakika boyunca Spencer’ın kabusuna bizi davet eder. Filmde Henry Spencer evi terk eden kız arkadaşının öfkesini bebeğini öldürerek dindirir. Bir sürü rahatsız edici imge, izleyicinin algısını allak bullak eden bir ses bandı ve siyah-beyaz görüntüleriyle, ‘Eraserhead’ bir deneysel sinema başyapıtıdır. Filmde fantastik görüntüler çoğunluktadır.

Kutsal Motorlar (2012) Holy Motors IMDb 7,1

Cesar o gün her sabah yaptığı gibi işe gitmek için elinde çantası, yaşadığı görkemli malikaneden çıkar, beyaz limuzinine doğru yürür. Çevresindeki korumalar ona eşlik ederken, şoförü Celine kendisine kapıyı açar ve yol boyunca o gün tamamlamaları gerekan randevularından konuşurlar. Cesar eline yaşlı bir kadın peruğu alıp onu düzeltmeye başlayıncaya dek her şey normal gibi görünmektedir. Peki gerçekten her şey bu kadar normal midir.

Prometheus (2012) IMDb 7,0

Tekrar bilim-kurgu türüne dönüş yapan kült yönetmen Ridley Scott’ın önderliğinde Alien’ın köklerine yapılan bu yolculuk, hayatın başlangıcına dair araştırma yürüten bir ekibin evrenin en karanlık noktasında yaşadıkları maceralara odaklanıyor. Ekibin insanoğlunun geleceğini korumak adına girdiği bu savaş, her şeyin sonu olabilir.

Ters Yüz (2015) Inside Out IMDb 8,1  

Ters Yüz, küçük bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Küçük Riley için hayat, babasının San Francisco’da yeni bir işe başlamasıyla baştan aşağıya değişir. Orta-Batı’daki yaşamını geride bırakan Riley’ı şimdi yeni bir ev, okul ve arkadaşlar beklemektedir. Peki içindeki duyguları o ne söyler? Neşe, Korku, Öfke, Nefret ve Üzüntü. Riley’in zihninin içinde yaşayan, ona günlük hayatında tavsiyeler veren duyguları bu yeni hayata alışırken ufak bir kaosa neden olacaktır. Neşe, Riley’nin en önemli duygusudur ve onu hep pozitif tutmaya çalışır ama diğer duygular bu yeni hayatına uyum sağlama konusunda biraz şaşkındır.

Okumaya Devam Et

Etkinlikler

Dünya Sinemasının En Etkili İsimleri “12 Punto”da Jüri Koltuğuna Oturacak

Etkinlik, 22-29 Haziran tarihleri arasında düzenlenecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

TRT’nin bu yıl üçüncüsünü düzenleyeceği “12 Punto TRT Senaryo Günleri”nin uluslararası jüri üyeleri belli oldu. Tamamı kadınlardan oluşan, dünya sinemasının en önemli beş ismi jüri koltuğuna oturacak. Ken Loach Filmlerinin yapımcısı Rebecca O’Brien, Oscar adayı TRT Ortak Yapımı “Quo Vadis, Aida?” filminin yönetmeni Jasmila Zbanic ve Oscar adayı TRT destekli “Honeyland” filminin yönetmeni Tamara Kotevska da 12 Punto kapsamında masterclass verecek.

Sinema sektörüne yeni bir soluk kazandıran “12 Punto TRT Senaryo Günleri”nin uluslararası jüri üyeleri belli oldu. 22-29 Haziran tarihleri arasında, 9 farklı ülkeden katılımla 3 ayrı platformda düzenlenecek programda dünya sinemasının önde gelen isimleri bir araya gelecek.

Dünya sinemasının kadın patronları 12 Punto’da

Dünya sinema endüstrisinin önde gelen isimlerinin yer aldığı uluslararası jüri üyeleri arasında; Oscar adayı TRT Ortak Yapımı “Quo Vadis Aida?” filminin yönetmeni Jasmila Zbanic (Bosna Hersek), Ken Loach filmlerinin yapımcısı Rebecca O’Brien (İngiltere), Berlin Film Festivali Ortak Yapım Marketi Direktörü Martina Bleis (Almanya), Asya Pasifik Ödülleri Başkanı Tracey Vieira (Avustralya-ABD) ve dünyanın en önemli satış ajanslarından Memento’nun Alım Direktörü Sata Cissokho (Fransa) yer alıyor.

Tamamı kadınlardan oluşan uluslararası jüri üyeleri 28 Haziran günü finalist proje ekiplerinin sunumlarını izleyerek, 12 finalist proje arasından 4 projeye TRT Ortak Yapım Ödülü, 4 projeye ise TRT Ön Alım Ödülü verecek.

Oscar’da yarışan TRT Ortak Yapımı filmlerin yönetmenleri İstanbul’da

Son 2 yıldır Oscar törenlerinde yarışan TRT Ortak Yapımı ve TRT destekli filmlerin yönetmenleri 12 Punto için İstanbul’a geliyor. 2021 Oscar ödüllerinde “En İyi Uluslararası Film” kategorisinde yarışan TRT Ortak Yapımı “Quo Vadis, Aida?” filminin yönetmeni Jasmila Zbanic ve yapımcısı Damir İbrahimovic 12 Punto’da olacak. “Quo Vadis, Aida?” filmi 12 Punto programı kapsamında İstanbul’da ilk kez gösterilecek. Zbanic ve Ibrahimovic gösterimin ardından izleyicilerin sorularını yanıtlayarak, bir söyleşi verecek.

2020 yılında Oscar ödüllerinde “En İyi Uluslararası Film” ve “En İyi Belgesel” kategorilerinde yarışan TRT destekli Makedonya yapımı “Honeyland/Bal Ülkesi” filminin yönetmenleri Tamara Kotevska ve Ljubomir Stefanov da 12 Punto’da İstanbul’da olacak. Etkinlik kapsamında “Honeyland” filminin gösterimi yapılacak. Yönetmenler ayrıca 12 Punto kapsamında bir masterclass verecek.

Sinema ustalarından “Masterclass”

12 Punto kapsamında herkese açık gösterimler, masterclasslar, paneller ve söyleşiler 22-29 Haziran tarihleri arasında İstanbul Feriye Sineması’nda gerçekleştirilecek. 22 Haziran Salı günü saat 11.00’de dünyanın en etkili satış ajanslarından Memento’nun Alım Direktörü Sata Cissokho “Film Endüstrisinde Satış Ajanslarının Rolü” üzerine bir masterclass verecek.

Aynı gün saat 17.00’de ise Ken Loach’un yapımcısı Rebecca O’Brien “Bir Ken Loach Filmi Yapmak” başlıklı masterclass verecek. Berlin Film Festivali Ortak Yapım Marketi Direktörü Martina Bleis 24 Haziran Perşembe günü saat 14.00’te “Uluslararası Ortak Yapımlar ve Ortak Yapım Marketleri” konulu bir masterclass verecek. Aynı gün saat 17.00’de EAVE yöneticisi Lise Lense-Møller “Ortak Yapımların Yol Haritası” konulu masterclass verecek. Feriye Sineması’nda gerçekleştirilecek masterclasslara, izleyiciler sosyal mesafe kurallarına uyarak katılım sağlayabilecek.

TRT 2’de her akşam 12 Punto özel yayını

22-29 Haziran tarihlerinde her akşam saat 19.00’da TRT 2’de “12 Punto Özel” yayını izleyiciyle buluşacak. Programda 12 Punto finalistleri ile röportajlar, etkinlik ile ilgili gelişmeler, Türk sinemasının ödüllü yönetmen ve yapımcılarıyla söyleşiler ve masterclasslar yer alacak.

Bu yıl ayrıca “12 Punto Özel” programının hemen ardından her akşam saat 20.00’de “12 Punto Film Saati” yayınlanacak. Bu bölümde TRT Ortak Yapımı film gösterimlerinin yanı sıra, Nuri Bilge Ceylan’ın “Ahlat Ağacı” filminin kamera arkası görüntülerinden oluşan üç bölümlük “Ahlat’ın Yolculuğu” ve “Kış Uykusu” filminin kamera arkası görüntülerinden oluşan “Uzun Sürmüş Bir Kış” belgeselleri televizyonda ilk kez TRT 2’de gösterilecek. 29 Haziran akşamı düzenlenecek “12 Punto Kapanış ve Ödül Töreni” ise yine TRT 2’de canlı yayınla ekranlara gelecek.

Okumaya Devam Et

Liste

Gözden Kaçan 10 Güzel Fransız Filmi

Fransız kalmayın!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Tatlı Günler (1967) Les demoiselles de Rochefort IMDb 7,7

Hollywood’un Altın Çağ’ından bir müzikal uyarlaması olan Tatlı Günler, ikiz kız kardeşlerin hikayesini anlatıyor. Anneleriyle birlikte yaşayan kardeşlerin biri piyano, diğeriyse dans öğretmenidir. Rengarenk sahneleriyle komediyi bütünleştiren kasabaya gelen iki yabancı, askerliğini yapmak üzere gelen genç sanatçı Maxence ve sevgilisiyle buluşmak isteyen Parisli işadamı Simon, kardeşlerin hayatını baştan aşağı değiştirecektir.

Paris Eğleniyor (1955) French Cancan IMDb 7,4

Yetenek avcısı ve şov yapımcısı Danglard, bir yandan tüm engellere ve kıskançlıklara rağmen ilerlemeye devam ederken bir yandan da çamaşırhanede çalışan ve Nini’ye bir kariyer hazırlama çabasındadır. Danglard’ın Moulin Rouge adlı yeni dans salonu Fransız Cancan’ın tapınağı olmak üzeredir.

Unutulmazlar (1962) Le doulos IMDb 7,8

 Maurice hapisten yeni çıkmış bir hırsızdır. Bir gün çalıntı mal satan Gilbert’i öldürür ve başka bir soygunun ganimetine konar. Bir sonraki soygunu için gerekli ekipmanı kendisine arkadaşı Silien tedarik eder.

Yumuşak Ten (1964) La peau douce IMDb 7,5

Pierre Lachenay, başarılı bir edebiyatçı ve yayıncıdır. Lizbon’a bir konferans için giderken Nicole isminde bir hostesle tanışır. Evli ve bir çocuk babası olmasına rağmen Nicole’a karşı duygularını engelleyemeyen Pierre, tüm varlığını kasıp kavuran bir aşkın içine düşer.

Son derece dengesiz bir yapısı olan karısı Franca’dan durumu saklamaya çalışsa da duyguları, artık Nicole’dan ayrı yaşamaya dayanamayacak boyuttadır. Karısından ayrılmaya karar verir ama bu ayrılık herkes için son derece trajik bir sonla noktalanacaktır.

François Truffaut’ya Cannes’da Altın Palmiye adaylığı getiren bu etkileyici dram, son derece sağlam karakter analizleri ve durum tahlilleri ile bunları çarpıcı bir dille sunan oyunculuklarla bezeli. Truffaut’nun en etkileyici filmlerinden biri olduğunu ekleyelim.

Une femme est une femme (1961) IMDb 7,5

Film, günün birinde bir bebek sahibi olmaktan başka bir şey istemeyen bir striptizci olan güzel Angela’nın öyküsünü anlatır. Birlikte yaşadığı sevgilisi Emile buna yanaşmaz ve ertelemeye çalışır. Angela’nın sürekli ısrarları karşısında onu biraz da baştan savmak için şaka yaparak onun en iyi arkadaşı Alfred ile bir gece geçirmesini önerir. Bu arada Alfred de Angela’ya ilan-ı aşk eder. Sonunda Angela, Emile’in önerisine uyar; şaka gerçek olur ve yanlış anlamalar, kıskançlıklar ve tartışmalar başlar. Ama sonunda Angela istediğine kavuşur.

Jean de Florette (1986) IMDb 8,0

Uzun bir aradan sonra doğduğu köye dönen Ugolin’in en büyük hayali karanfil yetiştirmektir. Bu işte yüksek bir kâr olabileceğini gören amcası Le Papet yeğenine karanfil ekmesi için bir tarla aramaya başlar ve komşusu Jean Cadoret’nin çiftliğinde karar kılar.

Un homme qui dort (1974) IMDb 8,1

Modern yaşamın ağırlığını kaldıramayan, tutunamayan bireyler üzerine bir film. Artık hiçbir şey hissetmeyen isimsiz baş karakterin hikayesi, diyalog olmayan, sadece bir dış sesin konuştuğu film boyunca anlatılıyor.

Paralel Yaşamlar (1955) La Pointe-Courte IMDb 7,1

Dört yıllık evlilikleri boyunca birbirlerinden uzaklaşan bir adam ile bir kadın, kocanın doğum yeri olan La Pointe-Courte adlı küçük balıkçı köyünü ziyaret ederler. Köyde bulundukları süre boyunca iş, eğlence, evlilik, doğum ve ölümün basit izleği çevrelerinde sürüp gidiyor. Bu durum yavaş yavaş çiftin hayata bakışını değiştiriyor ve yeniden bir araya geliyorlar. Film, Fransız Yeni Dalgası’nın ilk örneği olarak kabul ediliyor. Agnès Varda’nın geniş bir toplumsal-siyasal konular yelpazesini içeren bu ilk sinemasal çabası, aslında paralel olarak gelişen iki film. Paralel Yaşamlar, nesnelerin görünürdeki dünyası ile duygu ve düşüncelerin iç dünyası arasındaki ikili ilişkiye duyduğu ilgiyle, 60’lı yılların yeni Fransız sinemacılarını çok meşgul edecek bir temayı ele alıyor.

Zazie dans le métro (1960) IMDb 7,0

Küçük kız çocuğu Zazi, taşradan Paris’e Amcası Gabriel’in evinde kalmaya gelir. Zazi’nin hayallerini Paris metrosunda gezmek süslemektedir. Bu amaçla Gabriel’in evinden kaçar.

Genç ve Güzel (1972) Une belle fille comme moi IMDb 6,5

Stanislas Previne suçlu kadınlar üzerine tez yazan genç bir sosyologtur. Hapishanede yapacağı bir görüşme kapsamında Camille Bliss ile tanışır. Camille, sevgilisi Arthur’u ve kocası Clovis’i öldürmekle suçlanmaktadır. Böylece Stanislas’a hayatını ve aşk ilişkilerini anlatmaya başlar.

Taste Of Cinema

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler