Hayatın Anlamını Sorgulayan 11 Film Karakteri

Liste
Hayatın Anlamını Sorgulayan 11 Film Karakteri

Feyza Yeşilyılmaz hazırladı…

Forrest Gump (1994) “Forrest”

“Annem hep şöyle derdi: ”Hayata devam edebilmek için geçmişi arkada bırakmak gerekir.Benim koşmam da bununla ilgiliydi sanırım. 3 yıl, 2 ay, 14 gün ve 16 saat koştum.”

Forrest Gump, 1994 yapımı bir Robert Zemeckis filmidir. Filmde hayatın zorluklarını aşmaya çalışan bir adamın hikayesini izleriz. Bir adamın üzerinden Amerikan kültürüne ve hayatına dair birçok askeri, kültürel ve siyasi olaylarıda yaşamış oluruz. Forrest, akıl bakımından biraz yoksul kişiliktir. Bu, yapısı onun için bir engel oluşturmamıştır. Hayata ve başarıya korkusuzca atılımlarda bulunmuştur. Forest’ı bir gün Vietnam savaşına giden bir asker, başka bir zaman diliminde Beyaz Sarayda şeref madalyası almış biri olarak görürüz. Belki de hayatta yılmamanın kendine güvenli ve kararlı bir yol çizmenin örneğini sunar. Bunun yanı sıra dönemin popüler Amerikan şarkılarını da dinleriz. Kimi zaman Forrest’la birlikte eğlenir, kimi zaman hüzünleniriz ama hiç hayata olan umudumuzu ve arayışımızı kaybetmeyiz.

______________

Ölü Ozanlar Derneği

Ölü Ozanlar Derneği “John Keating”

“Bu dünyanın kölesi değil efendisi olmaya geldim.”

Welton Akademisi disiplin ve katı eğitim kavramıyla özdeşleşmiş bir okuldur. Ta ki bu okula John Keating gibi idealist ve hayata bakış açısını değiştirecek bir hoca gelene kadar… John Keating, sıkı disiplinli ve ezbercilikten boğulmuş öğrencilerin ufkunu açar. Edebiyatın ve sanatın hayatta insan için ne kadar önemli ve gerekli olduğunu vurgular. Bir gün derse gelir ve bütün öğrencileri kendi masasının üzerine çıkartır. Ve der ki, “hayata sadece kendi bakış açınızdan bakmayın eğer tepeden bakarsanız sizden farklı olan insanların hayatlarına da dokunabilirsiniz”. Aslında burada Pragmatizm felsefi akımını öğrencilere uygulatır. Hayatta anı yaşamanın önemini, insanın kendini keşfetme sürecini ve bakış açısındaki farklılıkları ve yenilikleri sunar. Elbetteki bu yenilikçi tutum okul idaresini rahatsız edecektir. Ve John Keating’i okuldan uzaklaştırma kararı alacaklardır. Ondan çok fazla etkilenen öğrencileri ise bu duruma karşı tepkisiz kalmayacaklarıdır. Hocalarının ona öğrettiği gibi hocaları sınıftan çıkarken masanın üzerine çıkıp ona elveda diyeceklerdir. Ve okul idaresine farklı bakış açısında olduklarını yansıtacaklardır.

_____________

Hayat Güzeldir

Hayat Güzeldir (1999) “Guido”

“Ay çiçeğini düşün.. Güneşe doğru eğilir. Fazla eğilmiş bir ay çiçeği ölmüş demektir. Servis yaparken şunu aklından çıkarma ki, sen bir köle değilsin. Hizmet büyük bir sanattır, tanrı en büyük hizmetkardır. İnsanlara hizmet verir ama insanların kölesi değildir, bunu aklından çıkarma.”

İnsan hayatında mutluluk ve mutsuzlukların paralel yaşandığı zaman dilimleri vardır. Bu filmde savaşı tatlı bir oyuna dönüştüren muzip bir babanın ve onun oğlunun hikayesini izleriz. 2. Dünya savaşı başlamadan önce zor şartlar altında evlenen Yahudi bir genç adam ve onun Hristiyan olan eşinin toplumun bütün önyargılarına karşı gelmelerini ve tam hayatlarını oturttukları bir zaman diliminde ise 2. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle hayatlarının alt üst edilmesini anlatır. Bunun dışında toplama kampında çok etkileyici bir sahne bizi bekler. Bu sahnede Guido eşi ve oğlu kampa gider. Bir Alman asker Guido’nun eşine: “sen yahudi değilsin toplama kampına gitmesende olur “der. Ama kadın bunu kabul etmez. Sevdiği adam ve çocuğunun peşinden gider. Bu gidiş aslında sevginin yüreklerde ki önyargıları nasıl erittiğini de anlatır. Hikayemizin esas kahramanları baba-oğuldur, daha çok onları gösterir kamera. Guido, oğluna esir kampının ve savaşın bir oyun olarak söyleyecektir. Oğlu, oyunu başarıyla tamamlarsa ödül olarak çok istediği bir oyuncak tankı hediye edecektir.

Evet, bir savaş vardır; ama bunu yansıtmamak için elinden geleni yapan bir baba görürüz. Savaşın vahşeti, mahkumların mutsuzluğunun önünde hep bu baba ile oğlun mutluluk oyunları gözümüze gelir. Filmin en sonunda Guido’nun Naziler tarafından öldürülmesi oğlunun önüne ve  tankın gelmesini görürüz. Aslında oyun bitmiştir ve çocukta hayatın acı gerçeklerini öğrenmeye başladığı bir sürece girmiştir.

_____________

Adaptation.

Adaptation (2003) “Charlie Kaufman”

“Sevdiğin şeyi istersin, seni seven şeyi değil.”

Filmin hikayesi, The New Yorker dergisi yazarı Susan Orlean’ın orkideler hakkındaki kitabının filmi çekilmek üzere senaryolaştırılması görevinin Charlie Kaufman adlı bir senariste verilmesiyle başlıyor. Filmde derin bir özgüven ve bunalım yaşayan bir yazarın hayatı anlatılır. Onun üretkenliğinin tıkanması sonucunda aşmaya çalıştığı krizleri ve atakları izleriz. Filmde, Kaufman’ın iç dünyası, psikolojik bunalımları üzerinden bir çok bilgide sunar. Charlie’nin evinde bir misafir vardır. O İkiz kardeşi Donald Kaufman. Kişilikleri birbirlerinden tamamen farklıdır. Donald ve Charlie görüntü olarak neredeyse aynılar ancak Donald ikiz kardeşinin aksine her zaman mutlu, hevesli ve enerjik bir kişiliktir. Donald da senarist olmaya hevesleniyor ve bununla ilgili bir seminere yazılıyor. Ancak filmler hakkında ikizi kadar donanımlı ve bilgi birikimine sahip değildir. Charlie’nin senaryoyu bitirme aşaması ise süprizlerle dolu bir şekilde sonuçlanır.

_____________

Angela'nın Külleri

Angela’s Ashes (1999) “Frank”

“Ve biz, Özgürlük Anıtına “Merhaba” yerine, “Hoşçakal” diyen ilk ve tek İrlandalı aile olarak belki de tarihe geçtik”

Kadrajımızda acının yüzünden yansıtığı bir çocuk profili ile karşılaşırız. Her göç hikayesi aslında bir arayışın belirtisidir. Filmde umudu taşı, toprağı altın olan hayaller şehri Amerikadan kaçan ve kendi öz vatanları olan İrlandaya dönen bir ailenin hayat hikayesi anlatılır. Filmin kadrajında alkolik bir baba, hasta anne ve diğer dört kardeşin sorumluluğu üzerinde olan Frank vardır. Filmin atmosferi de filmi destekler niteliktedir. Rutubetli binalar, yoksulluğun her izde kendini belli ettiği sahneleri sıklıkla görürüz. Babası çalışma umudu ile İngiltereye gider ve bir daha asla geri dönmez. Frank ise hayatının gittikçe kötüye gittiğini fark eder ve kendini Amerika’nın yollarında bulur.

________________

Waking Life

Waking Life (2001) “İsimsiz karakter”

“Diyorlar ki düşler sadece sürdükleri sürece gerçekmiş. Aynı şey hayat içinde söylenemez mi?”

İnsanın varoluşu üzerine kafa yoran bir adamın içsel hayatını anlatan filmdir. Filmde farklı animasyon teknikleri kullanılır. Dijital kamerayla çekilmiş daha sonra bilgisayar yardımı ile animasyon görüntüsüne yaklaştırılmıştır. Ortaya çıkan görüntü boyanmış gerçek görüntüleri çağrıştırıyor. Bu yeni animasyon teknolojisi ise Bob Sabiston tarafından yaratılmıştır. Konu olarak ise, rüya insan derinliklerini belki de düşüncelerimizdeki uçsuz bucaksızlığın bir metaforudur. Sürekli rüyalarında yaşayan orada sıkışmış bir adamın üzerinden filmi seyretme imkanı buluyoruz. Filmin sorgusal ve felsefi yanı çok ağır basmaktadır. Her diyaloğu akıllarda hafıza kalacak boyutta yer alır. Filmde rüyalar, edebiyat, felsefe ve varoluşçuluk gibi bir çok konuya daldan dala atlattırıp izleyiciyi de genel kültür olarak doyuruyor.

_______________

Cast Away

Cast Away (2001) “Chuck Noland”

“Şimdi ne yapmam gerektiğini biliyorum, nefes almaya devam edeceğim. Çünkü yarın güneş yine doğacak, zamanın ne getireceğini kim bilebilir ki?”

Bu film ıssız bir adada yaşayan adamın hayat hikayesini anlatır. Dünya hırslarıyla dolu bir adamın ansızın bir uçak kazası ile adaya düşmesi ve kendi kimliğini sorgulama sürecine girmesidir. Yalnızlık Allah’ın hayatına talip olmaktır. Yalnızlar, Allah’a komşu olurlar denir. Çünkü insanlar sosyal hayattan ve her şeyden yoksun bir hayat yaşadıkları zaman kendilerini keşif etme sürecini, kendi kişiliklerindeki fazlalıkları törpülemeye başlarlar. Bu süreçte dünya hayatında yaşadıkları her şey anlamsızlaşır. Ölmeden önce ölmek sözünün tasdiklendiği bir filmdir. Chuck Noland tutku ile bağlı olduğu işini ve ihmal ettiği kız arkadaşını geride bırakarak kendini anlamlandırmaya çalışacak bir süreçten geçer. Bir hakikat yolculuğunu izleme zamanıdır.

_____________

Diriliş

The Revenant (2015) “Glass”

“İçim kan ağlıyor ama intikam insanın değil Tanrı’nın ellerindedir.”

The Revenant, Alejandro Gonzalez Innarutu’nun yönettiği başrolünü Leonardo Di Caprio’nun oynadığı filmdir. The Revenant sadece bir hayatta kalma becerisini olarak algılamakla kalmamalıyız. Aynı zamanda insanın doğası, doğa ile alışverişi, acizliği ile baş etme çabası, kısaca hayatı anlatan, ve hayat içinde insan olarak kalabilmenin mücadelesidir. Film sahnelerinde Caspar David Friedrich’in doğa üzerine yaptığı resimlerden fazlasıyla kadraj olarak etkilenildiğini de görüyoruz. Glass’ın vahşi doğa içerisinde diri kalmasını sağlayan yegane duygusu intikam ve  mücadeleci yapısıdır. Bu duygu bütün engelleri aşmasına sebebiyet verir. Kısacası, doğanın ürkütücü dünyasında insan kalabilmenin mücadelesini izleriz.

_____________

Arizona Rüyası

Arizona Rüyası (1992) “Axel”

 “Eğer birisinin ruhuna bakmak istersen,sana hayallerini göstermesini istemelisin.”

Bosnalı yönetmen Emir Kustarica’nın filmidir. Hayalleri üzerinden ütopyalar kuran ve balıklarla diyalog kurmaktan hoşlanan genç Axel bir akrabasının kendisine önerdiği iş için Arizona’ya gidiyor ve burada iki kadınla tanışıyor. Elanie, hayatı yaşamayı seven deli bir kadındır. Kızı Grace ise daha mantıklı ama sürekli intiharı düşünen ve mutsuz bir portre çizer. Zaman geçtikçe Axel Grace’le yakınlaşmaya başlar. Ayrıca Axel’in en büyük hayali ise uçmaktır. Filmde oldukça fantastik ögelerede rastlarız. Aya doğru yol alan ambulanslar, uçan sandalyeler ve çölde yaşayan balıklar gibi… Filmin adının rüya olması filmin fantastik dünyasındaki imgelerle yoğunluğunu açık bir şekilde gösterir.

___________

Tutunamayanlar

Tutunamayanlar (Dark Horse) 2005 “Daniel”

“Benden baba olmaz, gazete bile okumuyorum, başbakanın adını bile bilmiyorum.”

Dagur Kari’den insanın hayatını sorgulatan başka bir filmdir. Konusu Daniel, şehrin duvarlarına resim yaparak para kazanan bir graffiti sanatçısıdır. Sorumluluk almaktan ve toplumsal kurallara uymayan ve mümkün olduğunca kaçınan Daniel, bir pastanede Franc ile tanışır ve aşık olur. İnsanın hayatında kişiliğinden ve duygularından en çok taviz verdiği bir duygu durumunun eşiğindedir. Filmde öyküdense insanların duygu durumları üzerinden bir akış vardır. Bunun yanında diğer taraftan depresif, evli ve çocuğu olan yargıç karakterinide görürüz. Filmde iki karakter üzerinden sorumluluk alma ya da sorumluluktan kaçma kavramları üzerinde çok fazla durulmuştur. Daniel, Franc’in hamile olduğunu öğrenince kişilik yapısında sorumluluk hissiyatı doğacaktır. Ama yargıç ailesini terk edip çok farkı bir hayat yapısına yönelecektir. Film karakterlerin melankolik ve arayış içerisinde olmasını siyah beyaz anlattığı renk dilinde gösterir. Bunun yanında bize hayata dair bir umut kapısıda aralar…

______________

Cold Souls

Dondurulmuş Ruhlar (2009) “Paul”

Hayatına dair varoluşsal sorunlar yaşayan, kendi var olma sürecini bir türlü anlamlandıramayan ve sonunda kendinden sıyrılıp başka insanların ruhu ile yaşamaya karar veren bir insanın hayat hikayesidir. Filmde içinde yaşadığımız dünya, duyguların ve hislerin önemsizleştiği her şeyin öznelliğini yitirdiği bir robot dünya olarak yansıyor. Paul bir doktorun kliniğine gider. Doktor ona insanlarda bulunan türlü ruh hallerini gösterir. Paul’un kafası allak bullak bir hal alır. Çünkü, kendini insanların özünü kullanan kliniğin, ruhları kasalarda saklanacak basit birer nesne hâline getirmesidir. Kendi bedenlerinde farklı ruh hallerini taşıyan insan topluluğu… Filmde kapitalist dünyanın insanın ruhunu satın alacak kadar çiğleştiği bir dünyada yaşamanın bedelini ödeyen insanların hikayesine kulak veririz.

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up