Bizimle İletişime Geçin

Liste

Hayatın Anlamını Sorgulayan 11 Film Karakteri

Yaşamla derdi olan karakterler…

Yayınlandı

tarihinde

Feyza Yeşilyılmaz hazırladı…

Forrest Gump (1994) “Forrest”

“Annem hep şöyle derdi: ”Hayata devam edebilmek için geçmişi arkada bırakmak gerekir.Benim koşmam da bununla ilgiliydi sanırım. 3 yıl, 2 ay, 14 gün ve 16 saat koştum.”

Forrest Gump, 1994 yapımı bir Robert Zemeckis filmidir. Filmde hayatın zorluklarını aşmaya çalışan bir adamın hikayesini izleriz. Bir adamın üzerinden Amerikan kültürüne ve hayatına dair birçok askeri, kültürel ve siyasi olaylarıda yaşamış oluruz. Forrest, akıl bakımından biraz yoksul kişiliktir. Bu, yapısı onun için bir engel oluşturmamıştır. Hayata ve başarıya korkusuzca atılımlarda bulunmuştur. Forest’ı bir gün Vietnam savaşına giden bir asker, başka bir zaman diliminde Beyaz Sarayda şeref madalyası almış biri olarak görürüz. Belki de hayatta yılmamanın kendine güvenli ve kararlı bir yol çizmenin örneğini sunar. Bunun yanı sıra dönemin popüler Amerikan şarkılarını da dinleriz. Kimi zaman Forrest’la birlikte eğlenir, kimi zaman hüzünleniriz ama hiç hayata olan umudumuzu ve arayışımızı kaybetmeyiz.

______________

Ölü Ozanlar Derneği

Ölü Ozanlar Derneği “John Keating”

“Bu dünyanın kölesi değil efendisi olmaya geldim.”

Welton Akademisi disiplin ve katı eğitim kavramıyla özdeşleşmiş bir okuldur. Ta ki bu okula John Keating gibi idealist ve hayata bakış açısını değiştirecek bir hoca gelene kadar… John Keating, sıkı disiplinli ve ezbercilikten boğulmuş öğrencilerin ufkunu açar. Edebiyatın ve sanatın hayatta insan için ne kadar önemli ve gerekli olduğunu vurgular. Bir gün derse gelir ve bütün öğrencileri kendi masasının üzerine çıkartır. Ve der ki, “hayata sadece kendi bakış açınızdan bakmayın eğer tepeden bakarsanız sizden farklı olan insanların hayatlarına da dokunabilirsiniz”. Aslında burada Pragmatizm felsefi akımını öğrencilere uygulatır. Hayatta anı yaşamanın önemini, insanın kendini keşfetme sürecini ve bakış açısındaki farklılıkları ve yenilikleri sunar. Elbetteki bu yenilikçi tutum okul idaresini rahatsız edecektir. Ve John Keating’i okuldan uzaklaştırma kararı alacaklardır. Ondan çok fazla etkilenen öğrencileri ise bu duruma karşı tepkisiz kalmayacaklarıdır. Hocalarının ona öğrettiği gibi hocaları sınıftan çıkarken masanın üzerine çıkıp ona elveda diyeceklerdir. Ve okul idaresine farklı bakış açısında olduklarını yansıtacaklardır.

_____________

Hayat Güzeldir

Hayat Güzeldir (1999) “Guido”

“Ay çiçeğini düşün.. Güneşe doğru eğilir. Fazla eğilmiş bir ay çiçeği ölmüş demektir. Servis yaparken şunu aklından çıkarma ki, sen bir köle değilsin. Hizmet büyük bir sanattır, tanrı en büyük hizmetkardır. İnsanlara hizmet verir ama insanların kölesi değildir, bunu aklından çıkarma.”

İnsan hayatında mutluluk ve mutsuzlukların paralel yaşandığı zaman dilimleri vardır. Bu filmde savaşı tatlı bir oyuna dönüştüren muzip bir babanın ve onun oğlunun hikayesini izleriz. 2. Dünya savaşı başlamadan önce zor şartlar altında evlenen Yahudi bir genç adam ve onun Hristiyan olan eşinin toplumun bütün önyargılarına karşı gelmelerini ve tam hayatlarını oturttukları bir zaman diliminde ise 2. Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle hayatlarının alt üst edilmesini anlatır. Bunun dışında toplama kampında çok etkileyici bir sahne bizi bekler. Bu sahnede Guido eşi ve oğlu kampa gider. Bir Alman asker Guido’nun eşine: “sen yahudi değilsin toplama kampına gitmesende olur “der. Ama kadın bunu kabul etmez. Sevdiği adam ve çocuğunun peşinden gider. Bu gidiş aslında sevginin yüreklerde ki önyargıları nasıl erittiğini de anlatır. Hikayemizin esas kahramanları baba-oğuldur, daha çok onları gösterir kamera. Guido, oğluna esir kampının ve savaşın bir oyun olarak söyleyecektir. Oğlu, oyunu başarıyla tamamlarsa ödül olarak çok istediği bir oyuncak tankı hediye edecektir.

Evet, bir savaş vardır; ama bunu yansıtmamak için elinden geleni yapan bir baba görürüz. Savaşın vahşeti, mahkumların mutsuzluğunun önünde hep bu baba ile oğlun mutluluk oyunları gözümüze gelir. Filmin en sonunda Guido’nun Naziler tarafından öldürülmesi oğlunun önüne ve  tankın gelmesini görürüz. Aslında oyun bitmiştir ve çocukta hayatın acı gerçeklerini öğrenmeye başladığı bir sürece girmiştir.

_____________

Adaptation.

Adaptation (2003) “Charlie Kaufman”

“Sevdiğin şeyi istersin, seni seven şeyi değil.”

Filmin hikayesi, The New Yorker dergisi yazarı Susan Orlean’ın orkideler hakkındaki kitabının filmi çekilmek üzere senaryolaştırılması görevinin Charlie Kaufman adlı bir senariste verilmesiyle başlıyor. Filmde derin bir özgüven ve bunalım yaşayan bir yazarın hayatı anlatılır. Onun üretkenliğinin tıkanması sonucunda aşmaya çalıştığı krizleri ve atakları izleriz. Filmde, Kaufman’ın iç dünyası, psikolojik bunalımları üzerinden bir çok bilgide sunar. Charlie’nin evinde bir misafir vardır. O İkiz kardeşi Donald Kaufman. Kişilikleri birbirlerinden tamamen farklıdır. Donald ve Charlie görüntü olarak neredeyse aynılar ancak Donald ikiz kardeşinin aksine her zaman mutlu, hevesli ve enerjik bir kişiliktir. Donald da senarist olmaya hevesleniyor ve bununla ilgili bir seminere yazılıyor. Ancak filmler hakkında ikizi kadar donanımlı ve bilgi birikimine sahip değildir. Charlie’nin senaryoyu bitirme aşaması ise süprizlerle dolu bir şekilde sonuçlanır.

_____________

Angela'nın Külleri

Angela’s Ashes (1999) “Frank”

“Ve biz, Özgürlük Anıtına “Merhaba” yerine, “Hoşçakal” diyen ilk ve tek İrlandalı aile olarak belki de tarihe geçtik”

Kadrajımızda acının yüzünden yansıtığı bir çocuk profili ile karşılaşırız. Her göç hikayesi aslında bir arayışın belirtisidir. Filmde umudu taşı, toprağı altın olan hayaller şehri Amerikadan kaçan ve kendi öz vatanları olan İrlandaya dönen bir ailenin hayat hikayesi anlatılır. Filmin kadrajında alkolik bir baba, hasta anne ve diğer dört kardeşin sorumluluğu üzerinde olan Frank vardır. Filmin atmosferi de filmi destekler niteliktedir. Rutubetli binalar, yoksulluğun her izde kendini belli ettiği sahneleri sıklıkla görürüz. Babası çalışma umudu ile İngiltereye gider ve bir daha asla geri dönmez. Frank ise hayatının gittikçe kötüye gittiğini fark eder ve kendini Amerika’nın yollarında bulur.

________________

Waking Life

Waking Life (2001) “İsimsiz karakter”

“Diyorlar ki düşler sadece sürdükleri sürece gerçekmiş. Aynı şey hayat içinde söylenemez mi?”

İnsanın varoluşu üzerine kafa yoran bir adamın içsel hayatını anlatan filmdir. Filmde farklı animasyon teknikleri kullanılır. Dijital kamerayla çekilmiş daha sonra bilgisayar yardımı ile animasyon görüntüsüne yaklaştırılmıştır. Ortaya çıkan görüntü boyanmış gerçek görüntüleri çağrıştırıyor. Bu yeni animasyon teknolojisi ise Bob Sabiston tarafından yaratılmıştır. Konu olarak ise, rüya insan derinliklerini belki de düşüncelerimizdeki uçsuz bucaksızlığın bir metaforudur. Sürekli rüyalarında yaşayan orada sıkışmış bir adamın üzerinden filmi seyretme imkanı buluyoruz. Filmin sorgusal ve felsefi yanı çok ağır basmaktadır. Her diyaloğu akıllarda hafıza kalacak boyutta yer alır. Filmde rüyalar, edebiyat, felsefe ve varoluşçuluk gibi bir çok konuya daldan dala atlattırıp izleyiciyi de genel kültür olarak doyuruyor.

_______________

Cast Away

Cast Away (2001) “Chuck Noland”

“Şimdi ne yapmam gerektiğini biliyorum, nefes almaya devam edeceğim. Çünkü yarın güneş yine doğacak, zamanın ne getireceğini kim bilebilir ki?”

Bu film ıssız bir adada yaşayan adamın hayat hikayesini anlatır. Dünya hırslarıyla dolu bir adamın ansızın bir uçak kazası ile adaya düşmesi ve kendi kimliğini sorgulama sürecine girmesidir. Yalnızlık Allah’ın hayatına talip olmaktır. Yalnızlar, Allah’a komşu olurlar denir. Çünkü insanlar sosyal hayattan ve her şeyden yoksun bir hayat yaşadıkları zaman kendilerini keşif etme sürecini, kendi kişiliklerindeki fazlalıkları törpülemeye başlarlar. Bu süreçte dünya hayatında yaşadıkları her şey anlamsızlaşır. Ölmeden önce ölmek sözünün tasdiklendiği bir filmdir. Chuck Noland tutku ile bağlı olduğu işini ve ihmal ettiği kız arkadaşını geride bırakarak kendini anlamlandırmaya çalışacak bir süreçten geçer. Bir hakikat yolculuğunu izleme zamanıdır.

_____________

Diriliş

The Revenant (2015) “Glass”

“İçim kan ağlıyor ama intikam insanın değil Tanrı’nın ellerindedir.”

The Revenant, Alejandro Gonzalez Innarutu’nun yönettiği başrolünü Leonardo Di Caprio’nun oynadığı filmdir. The Revenant sadece bir hayatta kalma becerisini olarak algılamakla kalmamalıyız. Aynı zamanda insanın doğası, doğa ile alışverişi, acizliği ile baş etme çabası, kısaca hayatı anlatan, ve hayat içinde insan olarak kalabilmenin mücadelesidir. Film sahnelerinde Caspar David Friedrich’in doğa üzerine yaptığı resimlerden fazlasıyla kadraj olarak etkilenildiğini de görüyoruz. Glass’ın vahşi doğa içerisinde diri kalmasını sağlayan yegane duygusu intikam ve  mücadeleci yapısıdır. Bu duygu bütün engelleri aşmasına sebebiyet verir. Kısacası, doğanın ürkütücü dünyasında insan kalabilmenin mücadelesini izleriz.

_____________

Arizona Rüyası

Arizona Rüyası (1992) “Axel”

 “Eğer birisinin ruhuna bakmak istersen,sana hayallerini göstermesini istemelisin.”

Bosnalı yönetmen Emir Kustarica’nın filmidir. Hayalleri üzerinden ütopyalar kuran ve balıklarla diyalog kurmaktan hoşlanan genç Axel bir akrabasının kendisine önerdiği iş için Arizona’ya gidiyor ve burada iki kadınla tanışıyor. Elanie, hayatı yaşamayı seven deli bir kadındır. Kızı Grace ise daha mantıklı ama sürekli intiharı düşünen ve mutsuz bir portre çizer. Zaman geçtikçe Axel Grace’le yakınlaşmaya başlar. Ayrıca Axel’in en büyük hayali ise uçmaktır. Filmde oldukça fantastik ögelerede rastlarız. Aya doğru yol alan ambulanslar, uçan sandalyeler ve çölde yaşayan balıklar gibi… Filmin adının rüya olması filmin fantastik dünyasındaki imgelerle yoğunluğunu açık bir şekilde gösterir.

___________

Tutunamayanlar

Tutunamayanlar (Dark Horse) 2005 “Daniel”

“Benden baba olmaz, gazete bile okumuyorum, başbakanın adını bile bilmiyorum.”

Dagur Kari’den insanın hayatını sorgulatan başka bir filmdir. Konusu Daniel, şehrin duvarlarına resim yaparak para kazanan bir graffiti sanatçısıdır. Sorumluluk almaktan ve toplumsal kurallara uymayan ve mümkün olduğunca kaçınan Daniel, bir pastanede Franc ile tanışır ve aşık olur. İnsanın hayatında kişiliğinden ve duygularından en çok taviz verdiği bir duygu durumunun eşiğindedir. Filmde öyküdense insanların duygu durumları üzerinden bir akış vardır. Bunun yanında diğer taraftan depresif, evli ve çocuğu olan yargıç karakterinide görürüz. Filmde iki karakter üzerinden sorumluluk alma ya da sorumluluktan kaçma kavramları üzerinde çok fazla durulmuştur. Daniel, Franc’in hamile olduğunu öğrenince kişilik yapısında sorumluluk hissiyatı doğacaktır. Ama yargıç ailesini terk edip çok farkı bir hayat yapısına yönelecektir. Film karakterlerin melankolik ve arayış içerisinde olmasını siyah beyaz anlattığı renk dilinde gösterir. Bunun yanında bize hayata dair bir umut kapısıda aralar…

______________

Cold Souls

Dondurulmuş Ruhlar (2009) “Paul”

Hayatına dair varoluşsal sorunlar yaşayan, kendi var olma sürecini bir türlü anlamlandıramayan ve sonunda kendinden sıyrılıp başka insanların ruhu ile yaşamaya karar veren bir insanın hayat hikayesidir. Filmde içinde yaşadığımız dünya, duyguların ve hislerin önemsizleştiği her şeyin öznelliğini yitirdiği bir robot dünya olarak yansıyor. Paul bir doktorun kliniğine gider. Doktor ona insanlarda bulunan türlü ruh hallerini gösterir. Paul’un kafası allak bullak bir hal alır. Çünkü, kendini insanların özünü kullanan kliniğin, ruhları kasalarda saklanacak basit birer nesne hâline getirmesidir. Kendi bedenlerinde farklı ruh hallerini taşıyan insan topluluğu… Filmde kapitalist dünyanın insanın ruhunu satın alacak kadar çiğleştiği bir dünyada yaşamanın bedelini ödeyen insanların hikayesine kulak veririz.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

Polis Adaylarını Aşka Getirecek Filmler

10 Nisan Polisler Günü kutlu olsun!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Yedi (1995) Se7en IMDb 8,6

Yedi, seri cinayetler işleyen bir katilin peşine düşen iki polis dedektifinin hikayesini anlatıyor. Bir seri katil 7 ölümcül günahı işleyenleri kendi yöntemleriyle öldürmektedir. Yedi Ölümcül Günah, Hıristiyanlık inançlarına göre Kibir, Açgözlülük, Şehvet Düşkünlüğü,Kıskançlık, Oburluk,Yıkıcılık ve Tembellik’tir. İki polis dedektifi bu seri katilin peşindedir. Film, Amerika’da gösterime girdiği hafta 14.000.000 dolar gelir elde etmişti. Yönetmen David Fincher imzalı film,sürükleyici konusu ve oyuncuların performanslarıyla tüm dünyada gişede büyük başarı yakalamıştı. Başrollerde Brad Pitt, Morgan Freeman, Gywneth Paltrow var. En iyi kurgu dalında 1996’da ödüle aday olan film bu ödülü alamamıştı. Özellikle sürpriz ve çarpıcı finali ile şimdiden sinema tarihinde bir klasik olarak yerini aldı.

Kuzuların Sessizliği (1991)The Silence of the Lambs IMDb 8,6

Kuzuların Sessizliği, 1992 yılında 7 dalda Oscar’a aday olmuş, yönetmeni ve başrol oyuncularına altın heykelciği getirirken en iyi film ve en iyi senaryo uyarlaması dalında da ödüle hak kazanmıştı.

Akademiden mezun olmuş genç FBI ajanı Clarice Starling, FBI ajanı kurbanlarının derilerini yüzen sapık bir katilin elinden bir kadını kurtarmaya çalışır. Clarice, katila ulaşmak için başka bir psikopat olan ünlü doktor Hannibal Lecter ile yakınlaşır. Lecter’dan bilgi alması için önce onun güvenini kazanması gerekmektedir.

Köstebek (2006) The Departed IMDb 8,5

Köstebek, mafya ve polis teşkilatı arasında geçen savaşı anlatıyor. Uzun yıllardan beri mafya tarafından, polis teşkilatına sızmak üzere yetiştirilen adamlar son derece iyi pozisyonlardadırlar teşkilat bünyesinde. Aynı şekilde polisin aynı amaçla yetiştirdiği adamları da mafya içinde cirit atmaktadırlar. Ancak vakit her şeyin açığa çıkma vaktidir. Her iki cephede de köstebeklerin var olduğu anlaşıldığında söz konusu köstebeklerin ölümle burun buruna gelecekleri koşturmaca ve macera başlayacaktır. Film dört dalda Oscar sahibidir.

Los Angeles Sırları (1997) L.A. Confidential IMDb 8,2

Los Angeles Sırları’nda, 50’lerin Los Angeles’ında yer altı dünyasının patronu sayılan Mickey Cohen’in hapse girmesiyle doğan boşluktan dolayı şehirdeki diğer suç örgütleri arasında liderlik savaşı başlar. Bir gece Cohen’in adamlarına bir baskın düzenlenir ve hepsi öldürülür. Öldürülenler arasında eski bir poliste vardır. Bu olayı soruşturmak üzere L.A. Polis Departmanı üç polisi görevlendirir. Görevlendirilen polisler karekter olarak birbirlerinden çok farklıdırlar. Ed Exley, L.A. Polis Departmanının altın çocuğudur. Kurallara bağlı ve her şeyi kanunlara göre yapar. Bud White, çabuk sinirlenen, agrasif, gerçeğe ve doğruya ulaşmak için her türlü yola başvuran biridir. Üçüncü ve son polis Jack Vincennes ise; L.A. Polis Departmanını anlatan bir televizyon dizisine danışmanlık yapmakta, tanınmış ve gündemde olmayı seven biridir. Bu üç kişi olayı soruşturmak için bir araya gelirler. Ancak soruşturma çok çabuk sonuca ulaşır. Bu durum üç polisi rahatsız eder. Soruşturmada bu kadar çabuk sonuca ulaşılmasında bir bit yeniği olduğunu düşünürler ve araştırmaya devam ederler. Ve araştırmaları onları çok güzel bir kadına kadar götürür. Film Kim Basinger ve senaryosuyla iki Oscar kazandı.

Büyük Hesaplaşma (1995) Heat IMDb 8,2

Büyük Hesaplaşma’da, gerek içgüdüleri gerekse üstün zekasıyla, içerisinde bulunduğu her türlü suçtan arkasında kesin deliller bırakmadan, başarılı bir şekilde sıyrılmayı başaran Neil McCauley profesyonel bir hırsızdır. En az kendisi kadar yetkin hırsızlardan oluşturduğu çetesiyle altından kalkılması zor işlere kalkışıp minimuma yakın hasarla başarıya ulaşırlar. Her azılı suçlu vakasında olduğu gibi söz konusu hırsızın peşinde de hırslı ve takıntılı bir dedektif vardır. Dedektif Hana, şimdiye dek bu usta hırsızın zekasıyla başa çıkamasa da davayı çözmekte kararlıdır.

Gözlerindeki Sır (2009) El secreto de sus ojos IMDb 8,2

Gözlerindeki Sır’da, ülkenin en önemli mahkemelerinden birinde yıllarca sorgu müfettişliği yapan Benjamin Esposito, görevini bırakarak inzivaya çekilmeye karar vermiştir. Bu süreçte, görev yaptığı süre boyunca kendisini oldukça etkileyen bir vakayı kaleme alıp romana çevirmeyi planlamaktadır. Yaklaşık otuz yıl önce işlenen bu vahşi tecavüz ve cinayet vakasıyla ilgili detayları yeniden hatırlamaya başlayan adam tekrar bu dava üzerinde çalışmaya ve bu üstü kapanmış suçu aydınlatmaya karar verir. Belge ve bulguları yeniden inceleyebilmek için ilk adım eski çalıştığı yere geri dönmektir. Esposito için bu süreç adaletin ve vicdan kavramının acı gerçeklerinin su yüzüne çıktığı bir yolculuğa dönüşür.

Çin Mahallesi (1974) Chinatown IMDb 8,1

Chinatown, kocasının kendisini aldattığından şüphelenen bir kadının hikayesini anlatıyor. Ida Sessions isimli bir kadın, özel dedektif Jake Gittes’e başvurup, Los Angeles su teşkilatında çalışan mühendis kocası Hollis Mulwray’in kendisini aldattığından şüphelendiğini söyler. Kadının dedektiften isteği, kocasını takip etmesidir. Gittes, Mulwray’in yanında bir kadınla yakalar, fotoğraflarını çeker ve dava kapanır. Ancak bir süre sonra Mulwray’in öldürülmesi işleri gizemli hale sokar. Davanın üzerine gitmeye karar veren Gittes, zamanla kendisini kiralayan kadın başta olmak üzere birçok gizemle karşılaşır.

Zindan Adası (2010) Shutter Island IMDb 8,2

Zindan Adası, Martin Scorsese’nin bir çok filmi gibi yine bir başyapıt statüsünde. Filmde, Teddy Daniels ve Chuck Aule isimli iki polis memurunun, Rachel Solando adlı bir akıl hastasının ortadan kaybolması üzerine tehlikeli akıl hastalarının tedavi gördüğü Shutter Adası isimli bölgede konuşlanan Ashecliffe Hastanesi’ne soruşturma yapmak için gitmesi ve sonradan gelişen esrarengiz olaylar aktarılıyor. Burada karşılaştıkları isyan tablosu ve çığrından çıkan işler bu davayı gittikçe zora sokacak, zamanla rüya ve gerçek arasındaki sınırlar zorlanacaktır. Usta yönetmen Martin Scorsese tarafından Dennis Lehane’nin ünlü romanından sinemaya uyarlanan filmin başrolünde yönetmenin gözde oyuncularından Leonardo Di Caprio bulunuyor.

Cinayet Günlüğü (2003) Salinui chueok IMDb 8,1

Cinayet Günlüğü’nde Güney Kore 90’lı yılların sonlarında askeri bir yönetimin baskıcı tavrının altındadır. Ülkede sansürler ve baskı her gün ağırlaşarak devam etmektedir. Bir gün bir tecavüze uğramış olan bir kadın vahşice bir cinayete kuran gider. Olayı çözmek için işin başına lokal bir polis dedektifi olan Park Doo-Man getirilir. Ancak uyguladığı tüm yöntemler onu cinayetten uzaklaştırır. Bunun üzerine görevin başına getirilen Seo, önceki dedektiften daha başarılı olmak için elinden geleni yapacaktır.

Temel İçgüdü (1992) Basic Instinct IMDb 7,0

San Francisco polisi cinayet masasından dedektif Nick Curran, bir cinayet dosyasını araştırırken davanın şüphelisi olan Catherine Trammel’le yakınlaşır. Yazar olan ve cinsellik konusunda son derece serbest davranan Catherine, son kitabında Nick’in davasındaki cinayetin bir benzerini detaylı şekilde anlatmıştır. Catherine, çekiciliğiyle Nick’i etkisi altına alır ve ikili ihtiras dolu bir ilişkinin içine sürüklenirler.

Okumaya Devam Et

Liste

Francis Ford Coppola’nın Favori 10 Filmi

Coppola’dan tavsiyeler.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Küller Ve Elmaslar

Ashes And Diamonds (1958, Andrzej Wajda)

Akademi Onur Ödülü ile ödüllendirilmiş Polonyalı yönetmen Andrzej Wajda’nın yönettiği filmin senaryosunu 1948 tarihli aynı adlı kendi romanından Jerzy Andrzejewski uyarlayıp yazmıştır.

Filmin adı, filmin kahramanının bombardımanda yıkılmış bir kilisenin duvarında gördüğü 19. yy’da yaşamış Polonyalı şair Cyprian Norwid’a ait bir şiirden gelmektedir. Şiirin dizelerinde, kömürün yüksek ısı ve basınç altında elmasa dönüşmesi olgusuna bir gönderme yapılmaktadır

Filmde, Polonya’da Nazi işgalcilere karşı bir zamanlar zorunlu olarak işbirliği yapmış olan Milliyetçi güçlerin ve Komünistlerin aralarındaki bu ittifakın artık çatırdamaya başladığı 2. Dünya Savaşı’nın son günlerinde, taşralı Milliyetçi bir militan olan Maciek (Zbigniew Cybulski) etkili bir Komünist lideri öldürmekle görevlendirilir. Görevi sırasında kaldığı otelde hayata dair farklı şeyler hissetmeye başlar, bir seçim yapıp sonuçlarına da katlanmak zorunda kalacaktır.

_____

The Best Years Of Our Lives (1946, William Wyler)

Amerika yapımı, drama filmi. Film 2. Dünya Savaşı sonrasında evlerine dönen üç eski Amerikan askerini ve onların yeniden sivil hayata ayak uydururken karşılaştıkları sorunları anlatır.

_____

I Vitelloni (1953, Federico Fellini)

Ergenlik sonrası dünyalarından tam olarak çıkamamış beş genç adamın doğup büyüdükleri küçük sahil kasabasından kaçış ve macera hayallerini konu alan bu film aslında erkeklerin dünyasına genel bir bakıştır: Ruhu hep çocuk kalan, sorumluluktan hoşlanmayan, macera ve oyun peşindeki erkek neslinin. Filmdeki beşli aslında tanıdıktır; Fausto kadın düşkünüdür, Alberto feminen bir soytarıdır, entelektüel Leopoldo yazar olma tutkusuyla yanar, Riccardo şarkıcıdır ve Moraldo içe dönük ve eleştirel bir tiptir.

“I Vitelloni” prototipik bir filmdir; anlattığı karakterler daha sonra bir çok filmde izleyicinin karşısına çıkacak, (Martin Scorsese’nin American Graffiti’si de dahil) zamandan ve yerellikten bağımsız erkeklerdir. Ustaca anlatılan basit bir öyküye dayalı bu film, genç oyuncularını ve yönetmenini bir anda üne ulaştırır. Alberto Sordi bir yıldız olurken, Fellini de 33 yaşında Venedik Film Festivali’nde en iyi film dalında Gümüş Aslan ödülünü alır.

İzleyiciyi sonu belirsiz bir yolculuğa çıkması için bir istasyona bırakmayı seven Fellini, “I Vitelloni”nin sonunda Moraldo’yu bir istasyonda gösterir. Bu, hem genç yaşta doğduğu kasabayı terkeden Fellini’nin kendisidir, hem de daha derinde, sinemanın en usta yönetmenlerinden biri olarak kariyerindeki dönüm noktasını temsil eder.

Yarım yüzyıl önce çekilen ancak tazeliğinden hiçbir şey kaybetmeyen “I Vitelloni”, genç bir ustanın yeteneğinin en büyük kanıtıdır…

______

Warui yatsu hodo yoku nemuru

The Bad Sleep Well (1960, Akira Kurosawa)

Kin dolu genç, babasının intiharının arkasında yatanları araştırmak için yozlaşmış bir fabrika yöneticisinin kızıyla evlenir.

_____

Koruma

Yojimbo (1961, Akira Kurosawa)

1800’lerin Japonyası’da Sanjuro isimli gezgin bir samuray, iki rakip çetenin arasında bölünmüş bir kasabaya gelir. Bir sokak savaşında yeteneklerini sergiledikten sonra, en fazla parayı veren tarafa kılıcını kiralar.

Alçak ruhlu ve hain insanlar olan taraflar, Sanjuro’ya ihanet ettikçe o taraf değiştirir. Böylece iki tarafı birbirine kırdırtarak kasabayı bu musibetten temizlemeye başlar. Ancak suç lordlarından birinin kardeşi olan Unosuke kasabaya geldiğinde işler değişir. Zira genç adamın elinde o zaman için görülmemiş güçte modern bir silah vardır: bir tabanca!

______

Singin’ in The Rain (1952, Stanley Donen & Gene Kelly)

“Singin’ in the Rain”in, 50’li yılların en iyisi olduğu tartışmasız bir gerçek olarak kabul görmüşken 1952 çıktılı bu müzikal, çekim teknikleri açısından günümüzde bile örnek alınan bir yapım.
Sessiz filmlerin, oyuncuları ve yapımcılarına fazlasıyla kazandırdığı dönemlerde ‘sesli’, yani oyuncuların konuştuğu filmler keşfedilir.Seyirciler artık oyuncuların cümle kurmasını istiyordu ve yapımcılar buna kayıtsız kalamazdı.
O dönemlerde Lina Lamont ve Don Lockwood, Hollywood’un en sevilen ve çiftlerinden biriydi ve yapımcı seyircileri film dışında hayal kırıklığına uğratıp para kaybetmek istemediği için Don ve Lina’yı gerçekten sevgili gibi gösteriyordu.
Saflığıyla örtüştüremediği kurnazlığı yüzünden aşık olduğu Don’ın nefretine sahip olan Lina, gerçekleri umursamadan, kurduğu hayaller ‘gerçekmiş’ gibi davranıyor, hareketleriyle hem Don’ı hem de ekibi çileden çıkarıyordu.
Öte yandan binlerce kadının hayranlığını kazanan yakışıklı aktör Don Lockwood ise, tesadüfen tanıştığı Katy Selden’e aşık olmuştu.Tüm yalanlara rağmen Don Lockwood ve Lina Lamont’un birlikte çevirdiği filmlerden sonra seyircilerin sesli filmlerde birlikte görmeyi en çok istediği çift Don ve Lina olacaktı.Ancak, büyük bir sorun buna engel oluyordu; Lina’nın ses tonu.
Sesli film yaratılırken Lina, ekibi sınır noktasına getirmesine rağmen çekimler tamamlanır ve film vizyona girer.Senkron sorunu olan film, seyircinin tepkisini çeker ve film, vizyondan kaldırılır.
Kariyeri için üzülen Don, birden Kathy’nin fikriyle umutlanır ve film, 6 hafta sonra ‘müzikal’ olarak vizyondaki yerini alır.Bir ilki gerçekleştiren yapımcılar, yıllar sonra kendini geliştirecek olan bu buluştan inanılmaz paralar kazanır.
Diğer yandan, Don’ın aşık olduğu kadın Kathy ise, hayata geçen bu fikrin sahibi olduğu kadar, filmde Lina’nınmış gibi gösterilen sesin de sahibidir.

______

The King Of Comedy (1983, Martin Scorsese)

Bir yetişkin olmasına rağmen hala ailesiyle yaşayan bir “kaçık” olan Rupert Pupkin, pek yetenekli olmadığı halde bir gün ünlü bir komedyen olacağına inanmaktadır. İdolü ise komedi yıldızı Jerry Langford’dur. Pupkin, eğer bir gün Langford’un TV programına çıkmanın yolunu bulursa, şöhretin kapısının önünde açılacağına dair bir saplantıya da sahiptir.

Pupkin bir gün Langford’u, ümitsizce ona aşık olan hayranı Masha’nın elinden kurtarma fırsatı bulduğunda, hayalindeki adamla bu yakınlaşma fırsatını kaçırmaz. Oysa ona laf olsun diye ümit verecek olan ünlü komedyenin hayatı, Pupkin’in tahmin edebileceğinden çok daha karışıktır ve karanlık yönleri de mevcuttur. Kendisini karmaşık ilişkiler ve içinden çıkması zor durumlarda bulur.

Martin Scorsese’nin Robert de Niro’yla işbirliği, genelde çok lezzetli meyveler vermiştir. Kimilerine göre “kayıp” bir başyapıt olan The King of Comedy de, gerçekten bu filmlerden birisi. Sadece bir sinema şaheserini değil, Jerry Lewis’i alışık olduğunuzun çok dışında bir rolde izleme fırsatını da kaçırmak olmak.

_______

Raging Bull (1980, Martin Scorsese)

Boksör Jake La Motta’nın (Robert De Niro) kendi ağzından anlattığı şampiyonluklardan bar komedyenliğine uzanan hırslı hayat hikayesi. Usta yönetmen Martin Scorsese’nin yönettiği bu film protesto amacıyla siyah-beyaz çekilmiştir, aynı zamanda sinema eleştirmenleri ve yönetmenleri tarafından tüm zamanların en iyi filmleri içinde ilk 10 sıradadır.
Sağlam performans da böyle birşey olsa gerek. Robert De Niro, Martin Scorsese’yle beraber gerçekleştirdiği başyapıtlardan Kızgın Boğa’da orta sıklet boks şampiyonu Jake La Motta’yı öyle bir canlandırdı ki, onu artık Robert De Niro’dan ayrı düşünmek zor. La Motta’nın otobiyografisinden serbest bir şekilde uyarlanan Kızgın Boğa, aslında bir yandan da spor filmi klişelerini altüst eden bir şaheser. Boks ringlerindeki sertlikle boksörün kendi iç huzurunu bulma mücadelesi yan yana gelince, sinema tarihinin en vurucu sporcu karakterlerinden biri ortaya çıkıyor.

_____

The Apartment (1960s, Billy Wilder)

Altı Oscar Ödüllü yönetmen Billy Wilder’in yönetmenliğini yaptığı 1960 çıkışlı sinema filmi “The Apartment” (Garsoniyer), ‘En İyi Film’, ‘En İyi Yönetmen’, ‘En İyi Senaryo’, ‘En İyi Film Düzenleme’ ve ‘En İyi Set Dekorasyon’ dallarında Oscar Ödülü’ne layık görülürken, ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ve ‘En İyi Erkek Oyuncu’ da dahil olmak üzere toplam beş dalda Oscar adayı oldu. İki Oscar Ödüllü Amerikan aktör Jack Lemmon ve Oscar Ödüllü Amerikan aktris Shirley MacLaine’nin başrollerini paylaştıkları yapımda Amerikan aktör Fred MacMurray, Edie Adams, Ray Walston ve Johnny Seven rol alıyor.

_______

Sunrise: A Song of Two Humans (1927, F.W. Murnau)

Taşrada tatil yapan kentli bir kadın, oralı genç ve evli bir çiftçiyle ilişki yaşar ve adamı karısını öldürüp onunla birlikte büyük şehre taşınmaya ikna eder. Adam, karısıyla beraber şehre giderken binecekleri teknede bir ‘kaza’ planlar, kendini boğulmaktan kurtarmak için de tekneye bir demet saz saklar. Ancak planın sonunu getirmeyi yüreği kaldırmaz ve kürek çekerek karısını kıyıya çıkarır. Büyük bir keder içinde, tramvaya binip şehre giderler. Göz yaşlarıyla dolu barışmaları, düğün yapılan bir kilisede tamamlanır. Birbirlerine yeniden âşık olmuş bir halde, önce bir fotoğrafçıya, sonra da bir berbere uğrarlar. Adam berberdeki manikürcünün ona kur yapmasını görmezden gelir, karısını da çapkın bir hayranın ilgisinden korur. Devasa bir lunaparka gidip eğlendikten sonra, tekneyle eve dönerler. Ancak bir fırtına çıkar ve yelken yırtılır.

_______

Okumaya Devam Et

Liste

Avukat Olmadan İzlenmesi Gereken 10 Film

5 Nisan Avukatlar Günü kutlu olsun!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

5 Nisan Avukatlar Günü‘ne özel “Avukat Olmadan İzlenmesi Gereken 10 Film” listesini siz değerli takipçilerimiz için derledik. Keyifli seyirler.

12 Öfkeli Adam (1957) 12 Angry Men IMDb 9,0

12 Öfkeli Adam, cinayetle suçlanan bir genç ile ilgili karar vermekle yükümlü 12 jüri üyesinin karar verme sürecini konu ediyor. Latin Amerikalı bir genç adam, babasını öldürdüğü gerekçesiyle cinayetle suçlanır. Sanığın kaybettiğini söylediği bir bıçak ise cinayetin işlendiği odada bulunmuştur, gencin mahkemeye sunduğu savunma zayıftır ve olan biteni duyduklarını söyleyen pek çok tanık vardır. Sanık suçlu bulunduğu taktirde idama mahkum edilecektir.Jüri sonuçları pek de şaşırtıcı değildir: 12 jüri üyesinden sadece sekiz numaralı jüri üyesi Davis ‘suçsuz’ hükmü yönünde oy vermiştir. Davis’in jüri üyelerini ikna etmeye çalışması esnasında her jüri üyesinin ‘suçlu’ kararı vermesinin arkasında ise, aralarında yabancı düşmanlığı, kanuna aşırı güven, çoğunluğa uyma, geçmişle hesaplaşma gibi farklı kişisel sebepler olduğu ortaya çıkacaktır.

Uğursuz Kuş (1962) To Kill a Mockingbird IMDb 8,2

Bülbülü Öldürmek, ekonomik buhranın hüküm sürdüğü 1930’lar Amerika’sında, Alabama eyaletinde yaşanan gerçek bir olaydan konusunu almaktadır. Film, ırkçılığın şiddetinin son noktaya ulaştığı bu dönemi gerçekçi bir üslupla işliyor. Beyaz bir kadına tecavüz suçuyla tutuklanan siyah bir gencin avukatlığını üstlenen başarılı bir avukat çevresi tarafından şiddetle eleştirilip davadan geri çekilmesi yönünde baskılara maruz kalır. Ancak idealist avukat yolundan dönmeyecektir.
Modern Amerikan edebiyatının klasik yapıtlarından biri olan Bülbülü Öldürmek, Harper Lee’nin gerçek yaşamda şahit olduğu olayları işleyen ve içeriği gerçekte yaşanmış olaylara dayanan bir romandır. Roman, ünlü yönetmen Robert Mulligan tarafından beyaz perdeye uyarlandığında cesur ve başarılı bir uyarlama olarak dikkat çekip bu başarısını üç dalda kazandığı Oscar ödülüyle pekiştirmiştir.

JFK: Kapanmayan Dosya (1991) JFK IMDb 8,0

Amerikan başkanı Kennedy’nin tartışmalı suiskasti ardında onlarca sanık ve komplo teorisi bırakır. Onlarca hikaye yaratılır ve gerçek bir türlü açığa çıkamaz. Süiskastın ardından ortaya çıkan Lee Harvey Oswald, cinayeti tek başına kendisinin işlediği üzerine ısrar etse de arka planda farklı gerçek ve olasılıklar söz konusudur. Medya ve adalet bu olasılıklarla boğuşurken insanlar da olayın bir türlü kesinleşmemesi nedeniyle hayal kırıklığına uğramaktadır. Mahkemenin vardığı sonuca ikna olmayan bölge savcısı Jim Garrison, olayın ardında yatan gerçekleri ortaya çıkarmaya kararlıdır.
Usta yönetmen Oliver Stone imzası taşıyan film iki kategoride Oscar ödülü almıştır.

İlk Korku (1996) Primal Fear IMDb 7,7

Tanınmış bir psikoposun öldürülmesi, büyük bir yankı uyandırır. Bu cinayet sırasında olay yerinden kaçmakta olan Aaron, görgü tanıkları tarafından suçlu olarak ilan edilir ve suçu işlediğin neredeyse kesinleşmiştir. Son derece prestijli bir avukat olan Martin Vail, ise olayların bu şekilde geliştiğinden tam olarak değildir ve Aaron’ı savunma görevini üstlenir. Aaron’ın suçluluğu o derece nettir ki Vail’in bu göreve atanması beyhude bir uğraş olarak addedilir. Ancak kısa bir süre sonra davanın seyri tam anlamıyla değişir.
Primal Fear, Akademi’de kendisine Yardımcı Erkek Oyuncu adaylığı getiren Edward Norton’ın performansıyla da göz dolduruyor.

Philadelphia (1993) IMDb 7,7

Avukat Andrew Beckett, çalıştığı hukuk bürosunda AIDS olduğu fark edilince işten çıkarılır. Kendisine nedeninin AIDS olduğunu açıklamamalarına rağmen Beckett, nedenin bu olduğundan emindir ve bu hukuk bürosuna dava açmaya karar verir. Başvurduğu avukatlarca bir süre reddedildikten sonra, en sonunda Joe Miller’ı tutmayı başarır.

Miller ilk başta bu davayla ilgilenmekte isteksizdir; çünkü o bir homofobiktir ve Beckett’a karşı da önyargılıdır. Fakat Beckett sayesinde zamanla önyargılarını aşmaya ve korkularını yenmeye başlar. Beckett ise hayatı, gururu ve hakları için kıyasıya bir mücadeleye girmiştir ve adalet için savaşır.

Film, müzikleriyle Oscar’ı hak etmiş, Tom Hanks’e de En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar kazandırmış etkileyici bir drama.

Kardeş Gibiydiler (1996) Sleepers IMDb 7,6 

Sleepers, New York’un yaşanması en tehlikeli mahallelerinden birinde yaşayan bit grup gencin hikayesini anlatır. Bu dört genç bir gün yanlışıkla bir adamın hayatını tehlikeye atan bir kazaya sebep olduklarında gençlik ıslah merkezinde bir yıllık cezaya mahkum edilirler. Sadece bir yıl sürecek bu ceza dönemi hayatlarını derinden etkileyecek travmatik olaylarla geçer. Gardiyanlar tarafından dövülen ve taciz edilen bu gençler, bu travmaları hayatları boyunca yanlarında taşırlar. Ta ki on yıl sonra kendilerini savunabilecek kadar büyüdüklerinde, gardiyanlardan biriyle karşılaşana dek.
En İyi Müzik dalında Oscar’a aday gösterilen film, Kevin Bacon, Robert De Niro, Dustin Huffman ve Brad Pitt gibi yıldız isimlerden oluşan oyuncu kadrosuyla dikkat çekiyor.

Şeytanın Avukatı (1997) The Devil’s Advocate IMDb 7,5 

Kevin Lomax, başarılı bir savunma avukatıdır. Davaların zorluk seviyesi ne kadar yüksek olursa olsun, başarıya alışkın Kevin, bir şekilde jüriyi tesiri altına almayı ve müvekkilini temize çıkarmayı başarır. Mutlu bir evlilik süren avukatın hayatındaki her şey yolunda gibidir. Bir gün, müvekkili haksız olduğu halde kazandığı bir dava sonrasında New York’taki çok büyük bir hukuk bürosundan müthiş bir teklif alır. Teklifi yapan dünyanın en büyük hukuk bürolarından birinin lideri olan John Milton’dur. Kevin’ın vereceği ‘evet’ cevabı, hayatını geri dönüşü olmayan bir şekilde değiştirecektir.

…and justice for all. (1979) IMDb 7,4

Suçluların serbest kaldığı, yargıç ve avukatların anlaşmalar yaptığı ve masumların korumasız bırakıldığı bir adalet sisteminde, genç avukat Arthur Kirkland adaletin nereye gittiğini sorgulamaya başlar. Dürüst ve idealist bir avukat olan Arthur (Al Pacino, En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar’a aday gösterildiği muhteşem performansıyla) bir gün genç bir kıza tecavüzden suçlanan ünlü bir yargıcı (John Forsythe) savunmaya zorlanır.

Amistad (1997) IMDb 7,3

Film, 1839 yazında Küba Sahillerinden hareket eden ve içerisinde tutuklu Afrikalı köleleri taşıyan La Amistad gemisinin yolculuğuna başlamasıyla açılır. Cinque isimli bir adamın gemiden söktüğü bir çiviyle prangalarını açar ve birçok arkadaşını aynı şekilde özgür bırakır. Böylece gemide esaslı bir isyan başlamış olur. Akabinde gemi mürettebatı ve köleler arasında başlayan savaş mürettebattaki birçok kişinin ölümüyle sonuçlanır. Sağ kalan iki kişi ise köleleri istedikleri yere götürmek zorundadır. Ancak yolculuk esnasında karşılaşacakları bir Amerikan savaş gemisi tarafından yakalanacak, ardından da bu suçlar sebebiyle yargılanmaya başlayacaklardır.
Gerçek bir hayat hikayesinden uyarlanan ve dört dalda Oscar’a aday gösterilen filmin yönetmen koltuğunda usta yönetmen Steven Spielberg bulunuyor.

Suikast (2010) The Conspirator IMDb 6,9

42 yaşındaki Mary Surratt, Abraham Lincoln suikastine yardım ve yataklık etmekten dolayı yargılanan tek kadındır. Başkanı, başkan yardımcısını ve içişleri bakanını öldürmek amacıyla komplo kurma suçundan diğer 6 sanık ile yargılanan Surratt’ın suçsuzluğuna hiç kimse inanmaz. Bütün ülke kendisine sırt çevirmişken, avukatlığını yeni almış olan Frederick Aiken müvekkili olan bu kadını askeri mahkeme karşıya savunmakla görevlendirilir.
Başta gönülsüzce savunma avukatı olmayı kabul eden Aiken, dava ilerledikçe müvekkili Mary Surratt’ın gerçekten suçsuz olabileceğine inanır ve bir başkasını korumak için onun paravan olarak kullanıldığını fark eder.

Oscar’lı usta oyuncu ve yönetmen Robert Redford’un yönetmenliğinde kotarılan yapımın başrollerini 1994’te Forrest Gump’taki rolü ile En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Altın Küre adaylığı olan Robin Wright ve ‘Wanted’, ‘Narnia Günlükleri’, X-Men Birinci Sınıf gibi aksiyon filmlerinden tanıdığımız genç oyuncu James McAvoy’i paylaşıyorlar.
Redford’un yönetmen koltuğuna oturduğu sekizinci film olan Suikastçi’nin öyküsü Gregory Bernstein’a senaryolaştırılması ise James D. Solomon’a ait.

Okumaya Devam Et

Popüler