Bizimle İletişime Geçin

Manşet

“Gücümüzü kaybedince merhametimizi de kaybettik.”

Yayınlandı

tarihinde

Türkiye’deki festivallerin ‘görmediği’ Ateşin Düştüğü Yer, Montreal ve FİBRESCİ ödüllerini aldı, şimdi Oscar’a uzanıyor.

Türkiye’deki festivallerin ‘görmediği’ Ateşin Düştüğü Yer, Montreal ve FİBRESCİ ödüllerini aldı, şimdi Oscar’a uzanıyor. Yönetmen İsmail Güneş, filmini ve vizyonunu Bereket dergisinde Bünyamin Yılmaz’a anlattı.

“Gücümüzü kaybedince merhametimizi de kaybettik”

Biz sadece son yıllarda değil, belki son iki yüz yıldır gücümüzü kaybedince merhametimizi de kaybettik. Güçsüz insan, eline ufak bir fırsat geçtiğinde güçsüzlüğünü örtbas edebilmek için belki, merhametsizleşebiliyor. İnsanın genetik kodlarında olan bir duygudur merhamet.

BÜNYAMİN YILMAZ’ın röportajı

İsmail Güneş, Türk sinemasının içinden yetiştiği halde duruşunu ‘genel’e göre değil kendi doğrularına göre belirleyen bir yönetmen. Haliyle bu durum pek çok sancıyı da bir araya getiriyor. Bir yanda dağıtım zorlukları öte yanda önyargılı bakış…

Onu tanıdığımız ilk filmlerinden bugüne hep ‘muhalif’ duruşuna baktık. Aslında o, hepimizin durması gereken yeri işaretleyen bir yönetmen. Son filmi Ateşin Düştüğü Yer, sahici seyircinin rahatlıkla izleyebileceği bir yapım olduğu halde sırasını belki televizyonda veya DVD’de beklemeyi sürdürecek. İsmail Güneş yaşadığı hiçbir şeyden rahatsız değil. Aksine her şeyi göze alarak çekiyor filmlerini. Üçlemenin son filminin Antalya festivalinde başına gelene hiç şaşıramamış mesela. ‘Kadın’ temalı bir yarışmada kadınlardan oluşan bir jüri bir kadın filmine 0.2 puan vererek inanılması güç bir rekora imza attı. Karşımızda sıra dışı bir yönetmen var ama filmi ‘merhamet’ içeriyor. Tam da hepimizin ihtiyacı olan şey. Cümlelerini kurarken eleştirilerinin arasına bile merhamet sızıyor.

İşte ülkesinde görülmeyen bir yönetmenin ciğerlerinden sökülüp gelen kelimeleri ve ‘merhamet’le akıp giden bir söyleşi…

-Tabiri caizse sinemanın tam ortasından bir yönetmensiniz. Natuk Baytan’la da çalıştınız. Popüler filmlerin dilini çok iyi biliyorsunuz. Ancak genel çerçevede bu dilden ısrarla kaçındığınızı söylemek yanlış olmaz. İsmail Güneş, sinemasını nasıl konumlandırıyor?

Şimdi bu mevcut popüler dil, bildiğiniz batı sinema kalıplarının bütün şekillerini kullanan Aristo dramını kullanıyor. Normal gerçekçiliğin ötesinde, olmayan bir şeyi gerçekmiş gibi sunan bir dildir. Mesela çok plan keser, bazı şeyleri varmış gibi yapıp, sinemanın diliyle seyirciye aktarır. Hocam Natuk Baytan bunun cambazıydı. Mesela montajla birilerini uçurmak, birilerini düşürmek, birilerini koşturmak gibi; bunları montajın ve sinemanın kendi diliyle en uç noktasında yapabilecek özel bir adamdı yani. Fakat ben onun kamerayı, fotoğrafı, kurguyu kullanmasını hep gözlemledim. Fakat hikayeye baktığı yer, filmlerinde çalışırken de hep tartıştığım ve neden bu böyledir diye sorduğum hikayelerdi. Çünkü ben asistanken de bu hikayelerin bize ait hikayeler olmadığını, bu giriş, gelişme ve sonucun bizim kültürümüze, bizim dilimize ait olmadığını düşünüyordum. Türk filmi nasıl olması gerekir sorusuna cevap vermiyordu bu dil.

Televizyonlar bu, batı sinema dilini, Aristo dramını tekrar keşfettiler ve eski 70’li, 80’li yıllardaki filmleri tekrar yaparak yine aynı karton karakterleri bizim önümüzde sundular ve bununla bir seyirci oluşturuyorlar şu anda. Bu seyirci bizim hayal ettiğimiz, şekillendirmeye çalıştığımız, tırnak içinde ‘milli bir potansiyele taşımaya çalıştığımız seyirci’ değil, tam tersine kirlenmiş bir seyirciye dönüşüyor. Hatta seyirci o hale geliyor ki, senaryoda problemler olduğunu düşünüyor. Seyirci bilmiyor ki, hayat Aristo dramına göre ilerlemez. Nedir Aristo Dramı? Duvarda tüfek varsa, patlar. Bense diyorum ki, duvarda tüfek olabilir ama patlamaz. Patlaması zorunlu değildir. Bunun en bariz özelliğini Mevlana’da görürüz. Mevlana hikayeyi anlatırken, bir yerde keser ve daha güçlendirici bir hikayeyle sürdürür. Derken onu da keser ve başka bir hikayeye geçer; döner dolaşır ve sonunda esas hikayeye dönerek konuyu bitirir. Bu bizim sohbet kültürümüze ait bir şeydir. Bizde insanlar sohbet ederken, böyle konuşurlar. Flash back’leri çok renklidir. Bizim bu filmi, bu dramayı yapmamız lazım.

Siz bu noktada mı farklı düşüyorsunuz diğer yönetmenlerle?

Ben 1986’dan beri bunu yapmaya, mevcudu değiştirmeye çalışıyorum. Ancak bunu insanlar senaryoda bir kusur olarak algılıyor. Oysa o çalışılmış bir pozisyon. Onu bilerek yaptım ben. Ancak ezber başka türlü olunca, hep gördüğümüz filmler başka türlü olunca, o kurallara göre kusur olmuş oluyor. Ne zamana kadar? Birisi gelip güçlü bir eserle bunları altüst edene kadar. Ben hayatı taklit edip onu mühürlemeye çalışıyorum, Tarkovsky’nin tabiri ile. Ona ait olan ‘mühürlenmiş zaman’ bence sinema için bulunmuş en iyi isimdir. Yönetmen zamanı mühürlüyor ve size sunuyor. Onu değiştiremiyorsunuz, çünkü o yönetmenin zamanıdır.

-Önyargıların putlaştırılıp sanat adıyla müritlerini bulduğu ‘tabucu sanat dünyası’nın dışında durdunuz. İFSAK’tan geçen kısa filminizin de ilginç bir öyküsü var. Sinemaya ilk adımı nasıl attınız? Uzun metraja geçmeden önce neler yaptınız?

Daha küçük bir çocukken ilk filmi gördüğümde sinemacı olacağım diye düşünmüştüm ve bu izi sürdüm sonuna kadar. Deli gibi film seyrettim, her şartta film seyrettim; kaçak seyrettim, legal seyrettim, illegal seyrettim… Her şekilde film seyretmek benim birinci işim oldu. 1977 senesi yaz aylarıydı, Natuk Baytan’ın yanına asistan olarak girdim. Çalıştığım şirkette bulunan bir 8 mm. Kamera ile, 10 kutu da film bularak, ‘Karanlık Bir Dönemdi’ isimli 20 dakikalık ilk kısa metrajlı filmimi de çektim. O film de oldukça maceralı oldu. Banyo için yurt dışına gönderildiğinde, filmin bir iki makarası kayboldu. Daha sonra ben onu ‘Gülün Bittiği Yer’ ismiyle, biraz daha genişleterek ve kültürel bir bakış açısı getirerek yeniden çektim. Asistanlığım, senede bir ya da iki film çekilmesi suretiyle 1986 yılına kadar sürdü. 10 filmde çalıştım ve o süre içinde sürekli olarak, ben bir film çeksem nasıl olur, bize göre olmayan bu hikayelerin yerine ben nasıl bana göre, bize göre bir şeyler yapabilirim arayışı içerisinde oldum. Asistanlığım sırasında Tercüman gazetesinde foto muhabiri olarak çalıştığım dönemde de izinlerimi film çekimlerine denk getiriyordum. Yine o dönemlerde, Mesut Uçakan’la bir filmde çalıştım.

1986’da gazetede çalışırken, bir gün rahmetli Mustafa Necati Sepetçioğlu ile tanıştık. İlgisini çekmiş olmalıyım ki, ertesi gün gelip beni aldı ve Mecidiyeköy’de bir  işhanına götürerek, Lokman Kondakçı ile tanıştırdı. Bu bizim cenahta pek olmayan bir şeydir sanırım. Sepetçioğlu beni Kondakçı’ya götürdü ve bana kefil olduğunu söyledi, bu beni çok etkilemiştir.

Varlık Film’de önce yönetmen olarak işe başladım ama sonrasında, bütün itirazlarıma rağmen şirket tümüyle bana emanet edildi. Aklım film çekmekteydi ve yaklaşık bir yıldır da ‘Gün Doğmadan’ filmi kafamda hazırdı. Ve bu ilk filmim olarak o arada gerçekleşti. Sonrasında Yusuf Özaslan’ın senaryosunu yazdığı absürd bir komedi çektim, ‘Biz Doğarken Gülmüşüz’ diye. Ismarlama bir filmdi ve öylesine çekmiştik. Sonrasında ‘Ateş Böceği’ diye bir filmim vardır. Nur Sürer ve Mehmet Aslantuğ’un oynadığı bir filmdi. Ateş Böceği benim az bilinen bir filmimdir, sanırım sinemada oynama imkanı bile olmadı, tam da sinemanın krize girdiği ve seyircinin adeta ortadan kaybolduğu bir dönemdi. Belki festivallerde gösterilmiştir. Sonradan televizyonlarda yayınlandı.

Sizin sinemanızın ipuçlarını taşıyan Çizme’yi çektiniz sonra. Zor meselelerin üzerine gitmeyi seven İsmail Güneş için bu film galiba çok anlamlı. Sizin gözünüzde Çizme filminin yeri nedir?

Çizme hala beğenerek seyrettiğim bir filmdir. Genelde filmlerimi seyrederken rahatsız olurum, aklıma yapmak isteyip de yapamadığım şeyler gelir mesela. Ama Çizme, bütün engellemelere rağmen iyi kotarılmış bir filmdir. Senaryosu, dili çok sağlam bir filmdir. Ve ilk protesto filmidir. İslami bir film değildir ama siyasi olarak kurgulanmış bir filmdir. Talihsizliği, yapımcı ile aramızda kurgu sırasında ortaya çıkan fikir ayrılıkları sebebiyle, filmin adeta küsülmüş bir film olmasıdır. Film Karadeniz’de çekilen nadir filmlerden birisi olması nedeniyle de önemlidir.

Film dili oluşturma çabanız nereye oturur, neler etkilemiştir sizi?

İlk filmimden son filmime kadar, baktığımızda birbirine benzer hikayeler, ama her birinin başka bir dili vardır, başka bir anlatım biçimi vardır. Ve bu anlatım biçimi, bizim geleneksel hikayeleme biçimimize, geleneksel divan edebiyatı kalıplarına uyan, uymaya gayret eden tavırlar vardır.

İsmail Güneş ve Ali Murat Güven

-Sonraki filmlerinizde de duruşunuzu öne çıkaran bir film diliniz var. Neredeyse ‘sol’un elindeki tek mükemmel kaynak olan 12 Eylül’e eleştiriyi neredeyse ilk siz yaptınız. Gülün Bittiği Yer hangi ‘yerleşik kalıp’ları yerle bir etti? Rahatsız olanların derdi neydi?

Yerleşik kalıp ‘Devlet kutsaldır, devlet ebet müddettir, devlet bizimdir, devlete halel gelmemelidir’ şeklinde; Osmanlı’dan beri ve hatta daha önceden beri, devleti yücelten ve bireyin esamisinin bile okunmadığı bir bakış açısı vardır. Ben 12 Eylül işkenceleri babında, sadece 12 Eylül’ü eleştirseydim, fazla mesele çıkmazdı belki ama ben onunla birlikte başka bir şeyi daha, dayak kültürünü eleştirdim. Bu dayak kültürünün içinde birtakım atasözlerimizin bizi ne hale getirdiğini, bunların ne kadar gereksiz olduğunu, daha filmin isminden başlayarak vurgulayan bir bakış getirdim, ‘Gülün Bittiği Yer’le. Şiddetlerin tümüne bir reddiye gibidir o film. Dolayısıyla ezberinde devlet olanlarla, bu sağcıdır ve bu yaptığı takiyedir diyenler aynı yerde buluşarak, filme sırt çevirdiler. Bu sırt çevirme filmin yasaklanmasını kolaylaştırdı. Çünkü benim dışımda sahibi yoktu filmin. Benim talihsizliğim bazı şeyleri erken söylüyor olmam. İnsanlar benim söylediğim yere 10 ya da 15 sene sonra geliyorlar. Nitekim ben 12 Eylül’ün yargılanması gerektiğini daha 12 sene önceden söylemişim o filmle. O filmden beni çekip aldığınızda, evrensel bir filmdir aslında. Bu hakkı teslim edenler de olmuştur, ancak bu hak teslimleri de birer ‘ama’ içerir şüphesiz.

-Gülün Bittiği Yer, Sözün Bittiği Yer ve Ateşin Düştüğü Yer… Bu üçlemede adeta ‘sessiz çığlık’ atan bir yönetmenin varlığını fark ediyoruz. Yeri geldiğinde bağıran ama çoğunlukla muhatabını asıl sözle buluşturmak için çırpınan bir yönetmen… Üçleme hangi saiklerle ortaya çıktı?

Üçlemenin temel öğesi ‘şiddet’tir. Ben oldum olası bu şiddet meselesinden hep rahatsız olmuşumdur. Belki çocukluğumdaki kavgalarda hep dayak yediğim içindir, bilmiyorum. İnsanların birbirini dövmesi, biraz daha güçlü olanın diğerine şiddet uygulaması; öğretmenler, kurs hocaları… Gücü olanın güçsüz olanın hakkından geldiği bir coğrafyada bunu bir şekilde anlatmak istedim. Üçlemenin üst başlığı şiddetti yani. Gülün Bittiği Yer’deki yer, aslında insanın yanağıdır. Gül bitmesi vurulan yerin kızarması ile alakalı. Hazreti Peygamber’in simgesi olan bir çiçeğin bu kadar çirkin bir şeye alet edilmesini hiç anlayamamışımdır.  Sözün Bittiği Yer, insanın kendi ürettiği ve hayatını kolaylaştırmak için bulduğu para meselesinin, dönüp dolaşıp ona nasıl bir baskı yani şiddet uyguladığını anlatan bir film.  Ateşin Düştüğü Yer ise, ailenin uyguladığı şiddeti ve bireyin aile karşısında nasıl güç durumda kaldığını anlatır. Bu film üçlemenin aslında ikincisi olması gerekirdi ama çeşitli sebeplerle sona kaldı, yani üçüncü oldu. Devletin, ailenin ve bireyin şiddetini ele alan bir üçleme söz konusu yani.

-Ateşin Düştüğü Yer sizin sinema diliniz açısından bana göre bir sadeleşmeyi işaret ediyor. Yeterince okunabildiğini düşünüyor musunuz filmin?

Yapmak istediklerimin yarısına yakınının okunduğu düşünüyorum. Ancak bir kısım sinema yazarları söylemek istediğinizi, anlatmak istediğinizi es geçmeyi tercih ediyorlar. Mesela 14-18 yaş arasındaki genç kızlarımız benim orada anlatmak istediğim çok şeyi bulmuşlar. Adamın eli kanıyor kız su arıyor, duvardaki sızıntıdan su veriyor ve babasını oraya getiriyor. O taşların arasından gelen su; yani Cenab-ı Hak, istediğin kadar taş ol, senin bir yerinden bir su sızdırır ve bu bir merhamettir. Orda adamın kızına bakışı vardır, sevgiyle. Bu onun metaforudur, yani bir söz söylemeden merhametin taşın içinden bile olabileceğinin… Bunu 15 yaşında bir kız bulup söyledi ve ben çok şaşırdım. Ben mümkün olduğunca çok derinlikli kişiler oluşturmaya gayret ettim;  bir şeyi anlatırken arkasında bir şey daha anlatsın, sonra başka bir şey anlatsın. Sadece ilk sırası anlaşılsa bile filmin anlaşılır olmasını tercih ettim; o açıdan bakıldığında benim filmim anlaşılır bir filmdir. Konvansiyonel bir dili vardır, kolay anlaşılabilecek bir durumdur; yani girişi, gelişmesi, sonucu. Şüphesiz bir takım şeyler vardır, kırılmalar vardır, değiştirmeler vardır; normal klasik drama gibi işlemez, iyiler kötüler meselesi yine öyle işlemez. Bildiğimiz gibi değildir hayat ama bu zor da değildir, diğer bütün sanatları geriye atmışımdır. Filmde mümkün olduğunca anlamı katlamaya gayret ettim; birinci anlamı, ikinci anlamı, üçüncü anlamı gibi.  Bu diğer filmlerimde de vardı ama hiç konuşulmadı, o zaman da anlaşılmadı. Benim bütün filmlerimde ilk planla son plan aynıdır, bunu hiç fark etmedikleri gibi, bunda da fark etmediler. Bu filmin de ilk planı bir salıncak, son planı da bir salıncak.

Sinemada izlerken özellikle uzun yol sahnelerinde öldürmeye ve yaşatmaya dair bölümler verilirken “İsmail Güneş merhametin yönetmeni” diye düşündüm. Bu naif dil Türk sinemasında bir imkan olarak okunabilir mi yoksa önyargılar yine esir alır mı sinema çevrelerini?

Merhamet duygusunun nasıl bir duygu olduğunu bilen yazarlar açısından da böyle algılandı bu film. Bir merhamet filmi olarak tarif edildi. Ben de evet, bunu yapmaya çalıştım; çünkü merhamet, insanoğlunun Allah’tan gelen en önemli özelliklerinden birisidir, Rahmet kökünden geliyor. Her işe başlarken söylememiz istenen Besmele’de de rahmet vardır. Bu açıdan benim önemsediğim bir duygudur. İyi eserlerin hepsinde merhamet duygusu vardır. Çeşmede vardır; yolda, köprüde vardır. Hepsi de taşla yapılan yapılarda merhamet vardır.  Film de, ölümün içinden merhamet çıkabileceğini,  öldürme duygusunun içinden, insanın içinde fıtraten, yaratılış olarak dehşet bir merhamet olduğunu ama köreldiğini, taşlaştığını anlatır. Filmde de taş önemli bir yer tutuyor. Bahçede taş, yol boyunca devam eden taş ve babanın merhamet duygusunun uyanmaya başladığı anda arkadan bir yerden bir taş düşer.  Normalde de olabilecek bir şey bu, ama o taş aslında babanın yüreğindeki taştır ve düşmüştür.

-Hollywood filmlerinin içimize işlettiği bir mantık var. Eğer ortada katil yoksa neredeyse tabiat bir katile dönüşür. Ateşin Düştüğü Yer’de ise aksine ilahi dokunuşları hissediyorsunuz. Film boyunca neredeyse merhametten hiç kaçışın olmaması gerektiğini anlıyorsunuz. Biz o duyguya hasret mi kaldık? Çok mu dünyevileştik, minik dokunuşları bile özler olduk?

Biz sadece son yıllarda değil, belki son iki yüz yıldır merhametimizi kaybettik. Gücümüzü kaybedince merhametimizi de kaybettik. Güçsüz insan, eline ufak bir fırsat geçtiğinde güçsüzlüğünü örtbas edebilmek için belki, merhametsizleşebiliyor. Burada da adamın kalbinde hem bir katil var; bir Arslan var ve hem de bir Serçe var. O Serçe’nin, Arslan’a hakimiyeti üzerine bir duygu olsun istedim. Bu insanın genetik kodlarında olan bir duygudur merhamet. Ben insanın merhametli bir yaratık olduğunu düşünüyorum, düşünen insanda vardır merhamet. Düşünceyi bir kenara attığınızda tabulara doğru gittiğinizde, yüreğinizde sizin değil de başkalarının yürekleri birtakım kodlar vereceği için siz kendiniz olmaktan çıkarsınız. Burada söylediğimiz şey, insan kendi olduğunda direk Rahman’dan olur. Çünkü O’dur her şeyin aslı. Rahmeti bütün evreni kuşatmıştır. Bunu Çizme’de de görürsün. Oradaki kötü adam, Nahiye Müdürü, klasik bir kötü değildir mesela; oruç tutuyordur. Belki Cuma’ya da gidiyordur, bilmiyorum. Bildiğimiz kötü bir adam değildir, onu kötüleştirmişlerdir, virüs bulaştırmışlardır yani.

Batılı sinemada her şeyi kötüleştirme mantığı vardır. Siz biraz tersinden bir dil kuruyorsunuz…

Bu, İslam’la Hıristiyanlığın ve başka dinlerin arasındaki temel farktır. Bizim inandığımız Allah, Rahman ve Rahim olan Allah’tır. Hıristiyanlıkta ve diğer dinlerde, biri iyi öbürü kötü iki tanrı anlayışı vardır. Oysa onların kötü olduğunu söyledikleri şeye biz şeytan deriz ve onun bir şey yapamayacağını, sadece vesvese vereceğini biliriz. Vesveseyi nasıl atarız? İbadetle, zikirle. Hıristiyanlıkta insan zaten günahkardır, temizlenemez. Bizde ise insanı günah işler ve tövbe ederek bundan temizlenir.

-Maddi hiçbir sıkıntınızın olmadığını düşünün. İstediğiniz gibi bir film yapabilmeniz için herkes seferber oldu. Hangi filmi çekerdiniz? Ne anlatırdınız?

Hazreti Vahşi’yi anlatırdım.

Neden?

Vahşi, adını çirkin bir eylemden alıyor. Kendi özgürlüğünü kazanabilmek için bir başkasının hayatını alır ve ömür boyu esir kalır. Ama o din onu da affeder. Tam bugüne ait bir şey. Bugün insanlar ne kadar kin duyuyorlar ve geçmişten ne kadar intikam almak istiyorlar, nasıl cezalandırmak istiyorlar ve bıraksalar samimi söylüyorum çiğ çiğ yerler. Oysa ki bizim dinimiz, Kelime-i Şahadet getirenin sıfırlandığını, asla geçmişine bakmamak gerektiğini söyleyen bir din. Dinimizin asla bir insan işi olmadığını anlatmak için tek başına bu bile yeterli.

Bereket Dergisi

(Fotoğraflar Ali Murat Güven’in arşivinden alınmıştır.) 

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
1 Yorum

1 Yorum

  1. gold price

    01 Ekim 2012 at 14:53

    Filme gidip, Hazreti Ömer’in hidayete ermeden önceki zamanında, cahiliye adeti olarak kızını gömmesi ve gömmeye giderken ve gömerken aralarındaki inanılmaz diyalog ve duygu çatışmalarını anlamaya çalışıp, kalplerinizi yumuşatın. Evet “ateş düştüğü yeri yakar, bizde böyle ateş olmaz” demeyin ve “ateşin düştüğü yer”i görün derim. Tebrikler İsmail Güneş Usta.

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

İlişkilere Gerçekçi Bakan 10 Film

Pembe tabloların dışından.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

İki insan birbirini sever, engeller aşılır ve sonsuza dek mutlu yaşanır. Ya da iki insan birbirini sever, ardından tanımaya başlarlar birbirlerini. Seni tanıdığı için memnun olanlar, seni yavaş yavaş tanımaya başlarlar ya da keşke tanımasaydım olur cümleler… Ya da tanıştıkça yabancı olunur…. Veya tanıdıkça bağlar kuvvetlenir. Bir arada olmak, hayatına birini almak en başından bir tavizdir, hayatının sana ait olan kısmının bir kısmını bir başkasının kontrolüne, denetimine bırakırsın. Özgürlüğünü, yani en değerli şeyini, armağan edersin sevdiğin için… Sonra tutsaklık seni rahatsız eder, gardiyanın da seni daha da tutsak etmek ister, iki insan birbirine hem mahkum hem de gardiyandır aynı zamanda… Aşağıda aşk, evlilik gibi mevzular üzerine gerçekçi bir takım şeyler söyleyen filmler var. Bazıları direkt bu mevzuya dalarken bazıları da dolaylı yoldan dokunuyor meseleye. İyi seyirler.

Aç Kalpler

Aç Kalpler (2014) Hungry Hearts IMDb 64

Venedik Film Festivali’nde hem En İyi Erkek Oyuncu hem de En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan yapım, birbirlerine ilk görüşte aşık olan bir çiftin sıra dışı hikayesini anlatıyor. Filmin başrollerinde yeni Star Wars serisinde de rol alacak olan, Inside Llewyn Davis, Frances Ha ve Girls dizisinden tanıdığımız yükselen yıldız Adam Driver ve performansıyla bol övgü toplayan Alba Rohrwacher bulunuyor.

ude (Adam Driver) ve Mina (Alba Rohrwacher), New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.

____

Nights and Weekends

Nights and Weekends (2008) IMDb 6.2

Mattie ve James birbirlerine aşıklar. Ancak birbirlerinden uzak geçen onlarca sabah ve aralarındaki binlerce kilometre ilişkilerini yiyip bitiriyor. New York ve Şikago arasındaki mesafe ile boğuşurken, birbirlerini gördüklerinde ilişkilerinin tatlı anları değil, zorlukları öne çıkmaya başlıyor.
___

Blue Valentine

Aşk ve Küller (2010) Blue Valentine IMDb 7.4

Dean ve Cindy’nin evlilikleri büyük bir başarısızlığa uğramıştır. Hayatlarının bu trajik sürecinde çift, gençlik yıllarına ve birbirlerine aşık oldukları zamanları hatırlamaya çalışırlar. Film zıt kavramları karşı karşıya getiriyor. Sevgi nefrete, geçmiş günümüze, hayal gerçeğe, gençlik yaşlılığa, erkek kadına karşı geliyor.
_____

L'avenir

Gelecek Günler (2016) L’avenir IMDb 7.0

Mia Hansen-Løve’ın Berlin’den Gümüş Ayı ödülüyle döndüğü filmi Gelecek Günler, evli ve iki çocuklu felsefe öğretmeni Nathalie, işi, annesi ve evliliği arasında sıradan bir tempoda yaşamını sürerken başına gelenler yüzünden yeni bir hayat kurmaya doğru adım atar.
____

Prensim

Prensim (2015) Mon roi IMDb 6.1

Her aşk, zaman içerisinde bir enkaza dönüşmez mi? Ödüllü yönetmen Maïwenn’in son filmi, bildiğiniz aşk filmlerine pek benzemiyor. Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan film; acı ve özlem, tutku ve ihanet arasında gidip gelen fırtınalı ve sıra dışı bir ilişkiye odaklanıyor. Bir tarafta düzenli hayatıyla istikrarlı bir avukat olan Marie-Antoinette, diğer tarafta ise karizmatik, özgür ruhlu, kadın avcısı Georgio. İdealize edilmiş bir aşk mefhumunu ve beyaz atlı prens kavramını sorgulayan film, klişelerden uzak durarak bir ilişkinin duygusal türbülanslarını son derece cesur bir şekilde perdeye taşıyor. Variety’nin “Jules ve Jim” kadar ultra-romantik olarak nitelediği filmin başrollerini Emmanuelle Bercot, Vincent Cassel ve Louis Garrel paylaşıyor.

___

Irrational Man

Mantıksız Adam (2015) Irrational Man IMDb 6.6

Woody Allen bu filminde varoluşsal bir krizin ortasında olan orta yaşlardaki felsefe profesörünün hikayesini anlatmakta. Filmin başrollerinde ise Emma Stone, Joaquin Phoenix ve Parker Posey var.

Abe Lucas, son dönemlerde yaşamaktan zevk alamayan, duygusal olarak dibe vurmuş bir felsefe profesörüdür. Hayatında yeni bir sayfa açmak için küçük bir kasabaya yerleşir ve orada ders vermeye başlar. Burada tanıştığı Rita Richards (Parker Posey), aynı üniversitede hocalık yapan, mutsuz bir kadındır. Abe’in öğrencisi Jill Pollard ise sınıfın en başarılısıdır ve zamanla aralarında bir arkadaşlık başlar. Jill her ne kadar erkek arkadaşı Roy’a aşık olsa da Abe’in ıstırap dolu, sanatçı kişiliğini ve egzotik geçmişini karşı konulamaz derecede çekici bulur.

Bir gün Abe ve Jill’in bir yabancının konuşmasına kulak misafiri olup, Abe’in olaya dahil olmasıyla işler değişir. Abe bu olayla birlikte kendi hayatını ve başkalarının hayatını derinden etkileyecek bir karar alır ve hayata yeniden tutunup, her anın keyfini çıkarmaya başlar. Fakat bu durum Jill, Rita ve kendi hayatını sonsuza dek değiştirecek günleri de beraberinde getirecektir.
_____

The Story of Us

İkimizin Hikayesi (1999) The Story of Us IMDb 5.9

İlişkileri artık iyice içeriğini kaybeden Jordan çifti, çocukları 12 yaşındaki Josh ve 10 yaşındaki Erin yaz kampındayken ayrılmaya karar verirler. Ben ve Katie çiftinin bir arada kalabilmesinin tek yolu birbiri ile olabildiği kadar az iletişim kurmaktır. Ben ve Katie birbirinden ayrı geçirdikleri zaman boyunca geçmişte çok şeyi paylaştıklarını farkederler. Yaşadıkları ortak mutluluklar onları bir araya getiren nedendir.
___

Sürgün

Sürgün (2007) Izgnanie IMDb 7.7

Bir aile, anne, baba ve çocukları şehir yaşamından ayrılıp doğa ile iç içe bir kır evine giderler. Burası büyükbabalarından kalma bir yerdir. Şehir kültürüne adapte olmuş insanlara uzak kalan bir doğa yaşamının kurallarına ayak uydurmak hiç de kolay değildir. Doğada hükmeden kavramlar çok başkadır. Orada var olmaya devam etmek isteyenler için büyük fedakarlıklar söz konusu olmak zorundadır. Film özünde vicdan sorguları ve işlenen günahların sancıları ile savrulan bir ailenin hikayesini konu alıyor.

___

Demolition

Yeniden Başla (2015) Demolition IMDb 7.0

Eşini trafik kazasında trajik bir şekilde kaybeden yatırım uzmanı Davis Mitchell, duygusal bir çöküntü yaşamaktadır. Davis, tüm hayatını sorguladığı bu dönemde giderek kontrolünü yitirmektedir. Bir gün parasını kaptırdığı otomatı üreten şirkete bir şikayet mektubu yazar. Davis, bu mektup sayesinde şirketin müşteri temsilcisi Karen ile yakınlaşacak ve bu beklenmedik ilişki, hem Karen hem de Davis’in tekrar hayata sıkı sıkıya sarılmasını sağlayacaktır.

_____

Scenes from a Marriage (1973) Bir Evlilikten Manzaralar Imdb 8.5

Marianne ve Johan’ın on yıllık evliliklerini masaya yatıran film, çiftin ayrılıklarını, evlilik dışı ilişkilerini, barışıp yeniden ayrılmalarını ve en nihayetinde de boşanmalarını konu ediyor.

Boşandıktan sonra bile birbirinden kopamayan Marianne ve Johan çiftinin her görüşmeleri ayrı bir kavgayla sonuçlansa da birbirlerine olan sevgileri şartlar ne olursa olsun galip geliyor.

Film evlilik hayatıyla ilgili çok önemli kelamlar ederken aynı zamanda izleyiciyi psikolojik olarak Marianne ve Johan’ın ilişkisine hapsediyor. Başta Woody Allen olmak üzere birçok yönetmeni etkileyen Bergman’ın bu filmi aynı zamanda en iyi yabancı film dalında altın küre sahibi.

___

Nelyubov

Bonus: Sevgisiz (2017) Nelyubov IMDb 7.8

Birbirlerine karşı nefretle dolu bir kadınla bir erkek ve arka odada, korku içinde gözyaşlarına boğulmuş çocukları… Sevgisiz, bu çocuğun ansızın ortadan kaybolması üzerine onu aramaya başlayan, boşanma arifesindeki bir karı-kocanın bezginlik ve pişmanlıkla yaralı çabalarının hikâyesini anlatıyor. Günümüz Rus sinemasının büyük ustası Andrey Zvyagintsev, şiddetle, kavgayla ve sevgisizlikle yoğrulmuş, hayalleri kırılınca ağlamayı bile unutmuş bir toplumun portresini post-modern bilgi çağı filtresinden çiziyor. Yozlaşmış, çürümüş, hayati değere sahip kurumları ardı ardına işlevsiz hale gelmiş Rus toplumu, yönetmenin otopsi masasında. Sevgisiz, Rusya’nın Oscar adayı seçildi.

___

Ne olacak simdi

Ayrıca bunlar da var:

Ne Olacak Şimdi (1979)

45 Yıl (2015)

Kayıp Kız (2014)

Okumaya Devam Et

Günün Haberi

Şairlerin Hayatını Beyaz Perdeye Taşıyan Filmler

Şairleri anlatan şiir gibi filmler…

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali (2012)

Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu faili meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor.

Sylvia (2003) IMDb 6,3

Yıl 1956, İngiltere. İleride tanınan bir şair ve yazar olarak ün salacak olan Sylvia Plath, şair Ted Hughes ile tanışır. Cambridge’de şairin dizelerinden yansıyan zekasından etkilenip henüz tanışmadan önce aşık olmuştur ona. Ted de tanıştıkları zaman aşık olur. Evlenirler. Sylvia çok geçmeden kocasının dizelerine, kalemine, yakışıklılığı ile birleşen başarısına vurulan, etkisi altında kalan başka kadınların da varlığının farkına varır. Bir zaman sonra Sylvia, kocasının profesyonelliğinin gölgesinde var olma çatışmasına düşer. Yazma kariyerindeki ilerleyişi Ted’inki kadar doğal ve içgüdüsel gelişememektedir. Acı ve öfke duyguları arasında yazdığı yarı otobiyografik bir roman ve az sayıda şiirleri ile kariyerine imzasını atmıştır.

Kelebeğin Rüyası (2013) IMDb 7,8

Zonguldak’ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa’da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın Zonguldak’a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer’in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940’lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer’in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.

Parlak Yıldız (2009) IMDb 6,9

Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. 

Mavi Gözlü Dev (2007) IMDb 6,7

 Komünizm propagandası nedeni ile mahkum edilen Nazım, içeride kulaktan kulağa büyüyen haklı bir üne kavuşur. Dil yeteneği ve muhteşem şiirleri sayesinde yavaş yavaş bir efsane haline dönüşür. Çevresinde şiirinden, ressamlığından feyz alarak genişleyen bir devrimci ve sanatçı arkadaş grubu oluşurken Nazım Hikmet’in aklında olan tek şey çok sevdiği eşi Piraye’dir.

Lope (2010) IMDb 6,0

Trajedi ve komediyi harmanlayarak İspanyol sinemasında yeni bir devir başlatan, Lope de Vega’nın hayatını konu alan bir film.

Tutkunun Şairleri (1995) IMDb 6,6

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud’u evinde ağırlar. Rimbaud’un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud’un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir.

Postacı (1994) IMDb 7,7

Sıradan bir İtalyan postacı, ünlü bir şairin mektuplarını taşırken şiir sevmeyi öğrenir. Bu durumu Beatrice adındaki güzeli etkilemek için kullanacaktır. Mektupların sahibi Pablo Neruda’dır. Onun gönderilerinden sorumlu postacı Mario, kısa sürede kendisi ile bir bağ kurar. Ondan aldığı destekle Mario, kendi içindeki cevheri açığa çıkartmayı öğrenir. Ardından da aşka davet zamanı gelir. 

Sayat Nova (1969) IMDb 7,7

Ermeni ozan Sayat Nova’nın hayatını ele alan film, sanatçının ünlü şiirleri eşliğinde Nova’nın yaşamının önemli dönüm noktalarını işliyor. Sofiko Chiaureli’nin altı farklı rolde izleyici karşısına çıktığı filmde Nova’nın bilinmeyen, gölgede kalmış eserleri de ölümsüzleşiyor. 

Howl (2010) IMDb 6,7

1957 yılının San Francisco’sunda genç şair Allen Ginsberg, yıllar boyunca en fazla okunan ve tartışılan şiire imza atar: Howl .Filmde tıpkı bu performatif şiir gibi üç parçadan oluşur: Allen Ginsberg’in gençlik dönemlerinden kesitler, şairin kendi sesi ile bir araya gelir. Howl şiirini Chicago davası’nda okuyan Ginsberg’e tepkiler bir diğer bölümü oluşturur.

BONUS

Yedi Güzel Adam

Hikayesi 1950 ve 1970’li yılların Kahramanmaraş’ında geçen dizi; yakın edebiyat tarihimize damgasını vuran şairlerimiz Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ali Kutlay, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören’in hayatını konu alıyor.

HazırlayanMehmet Ali Karga

Okumaya Devam Et

Liste

Bruce Willis ve 10 Performansı

66. yaşına özel Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için derledik.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

1988 yapımı Zor Ölüm (Die Hard) filmindeki performansı ile Hollywood’un vazgeçilmez aktörleri arasına girmeyi başarmış olan Bruce Willis, 1985 yılında yer aldığı Mavi Ay dizisi ile Altın Küre ödüllerinde ‘Müzikal veya Komedi Dizilerinde En İyi Erkek Oyuncu‘ ödülünü alırken 1987 Emmy ödüllerinde ‘Bir Drama Dizisinde En İyi Erkek Başrol Oyuncusu‘ ödülünü kucakladı.

66. yaşını kutlayan Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için listeledik. İyi seyirler.

Altıncı His (1999) The Sixth Sense IMDb 8,1

Bruce Willis’in oyunculuğuyla dikkat çeken, 1999 yapımı psikolojik korku filmidir. Ölüleri görebildiğini ve onlarla konuşabildiğini iddia eden sorunlu, içine kapanık bir çocuk ve ona yardım etmeye çalışan eşit derecede sorunlu bir çocuk psikoloğunun hikâyesini anlatır.

Glass (2019) IMDb 6,7

James McAvoy ve Anya Taylor-Joy’un başrolünü üstlendiği Parçalanmış ile Bruce Willis ve Samuel L. Jackson’ın başrollerini üstlendiği Ölümsüz filmlerini birleştiren yapım, Parçalanmış üçlemesinin devam halkası. Filmde, aşırı güçlü ve zarar görmeme yeteneğine sahip olan David Dunn, Kevin Wendell Crumb’ın parçalanmış kişiliklerinden biri olan ve en tehlikelisi olarak öne çıkan The Beast’in peşine düşüyor. Bu kovalamaca sırasında, kemiklerinin narinliğini şeytani zekası ile dengeleyen Mr. Glass’ın gölgesi de yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor. Glass’ın bildiği kimi sırlar iki adam için de kritik düzeyde önem kazanıyor. Aynı psikiyatri kliniğinde tedavi gören üç adam, birbirlerinden bambaşka karakterlerde olmalarına rağmen, “süper kahraman olduklarına inanan insanlar” üzerine uzmanlaşmış olan bir psikiyatrın bakımında tedavi için psikiyatri merkezine yatırılıyor. Ancak Mr. Glass ve Crumb’ın bir araya gelişi, kaçınılmaz olarak bir firar ile sonuçlanıyor. Onları durdurabilecek tek kişi olan Dunn da arkalarından firar ederek ikilinin peşine düşüyor.

Ucuz Roman (1994) Pulp Fiction IMDb 8,9

Ucuz Roman’da Honey Bunny ve Pumpkin, hayatlarına biraz hareket katmak isteyen genç ve birbirine aşık bir çift küçük soyguncudur. Öteyandan, iki kaşarlanmış gangster, Vincent Vega ve Jules, günlük işlerinden biri olarak, patronlarına ödemeyi geciktiren bir kaç sahetekar genci vurmaya giderler. Vincent patronun güzel ve genç karısına bebek bakıcılığı yapmakla da görevlendirilirken ortağı suç yaşamına son vermeye karar verir. Cesur bir boksör ise para karşılığı hile yapmayı reddederek şehirden kaçar. Kader bu aykırı tipleri muhteşem bir şekilde bir araya getirecek, yollarını kesiştirecektir.

12 Maymun (1995) Twelve Monkeys IMDb 8,0

Dünyada insanlığın yok olmasına yetecek derecede tehlikeli olan bir virüs yaklaşık beş milyar kişinin ölümüne yol açmıştır. Geriye kalan az sayıdaki insan yer altlarına kurdukları barınaklarda yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu esnada virüsün yok olması için bir çözüm yolu bulan insanlar, zamanda geriye gidebilecekleri bir zaman makinesi yaparlar. İlk test sürüşü içinse eski bir mahkum olan James Cole gönüllü olur. James kendisini yedi yıl geride, bir akıl hastanesinde bulur. Akıl hastanesi gibi bir ortamda gelecekten geldiğini ve misyonunu anlattığında ise gerçek anlamda akıl hastası etiketi yemesine neden olur.
12 Maymun, zamanda yolculuk temalı filmlerin arasında en önemli olanlardan biri. 

Zor Ölüm (1988) Die Hard IMDb 8,2

Zor Ölüm’de Noel gecesi New York polis departmanı dedektifi John McClane günden güne uzaklaştığı karısı Holly’le arasını düzeltmek ve tekrar barışmak için Los Angeles’a gelir. Holly şirketinin yılbaşı partisi için Nakatomi Plaza’dadır ve McClane bu binaya doğru yola çıkar. McClane plazaya vardığında kıyafetlerini değiştirmek için bir odaya girer. Bu esnada bir grup Alman terörist binayı kuşatarakk içindeki insanları rehin alır. Ellerinden kurtulabilen tek kişii McClane’dir. Şimdi McClane’e düşen görev içerisinde eşinin de bulunduğu bu kalabalığı kurtarmak olacaktır.

Günah Şehri (2005) Sin City IMDb 8,0

Frank Miller’ın aynı isimli çizgi romanından uyarlanan film; kendini bir hilkat garibesi olarak düşünen buna karşın oldukça güçlü hatta yenilmez bir sokak savaşçısı olan gizli romantik Marv, özel dedektif Dwight, çabalarının yetersiz kalacağını bilse de, pislik yuvası haline dönmüş olan şehri temizlemeye çalışan idealist, gözü pek polis memuru Hartigan ve onların maceralarını anlatıyor.

Olaylar asıl ismi Basin olan fakat her türlü suçun vaka-i adliyeden sayılması nedeniyle “Günah Şehri” diye anılan hayali bir mekanda geçmektedir. Marv ve Dwight alışageldiğimiz “kahraman” tiplemelerine tam olarak uymasalar da alıştığımız gibi kötü adamlara karşı amansız bir savaş vermekteler. Hartigan ise bataklıkta açan bir çiçek misali dürüst ve namuslu birisidir. Bu üç kahraman, gücünü farklı kuvvetlerden almaktadır. Marv intikam, Dwight merhamet ve aşk, Hartigan ise dürüstlük.

Şanslı Slevin (2006) Lucky Number Slevin IMDb 7,7

Slevin’in hayatı hiç iyi gitmemektedir: Yaşadığı binanın mühürlenmesine karar verilmiştir; bir soyguncuya kimliğini kaptırmıştır; ve kız arkadaşını başka bir erkekle yakalamıştır. Los Angeles’tan ve sorunlarından bir süreliğine kurtulmak için arkadaşı Nick Fisher’ın New York’taki dairesinin anahtarını alır. Ama kötü talihi peşini bırakmayacak, işler daha da sarpa saracaktır.

Haham ve Patron New York’un yer altı suç dünyasının iki saygın ve korku uyandıran mafya babasıdır. Bir zamanlar ortak olan iki adam şimdi birbirlerinin en büyük düşmanıdırlar ve operasyonlarını aynı caddede karşılıklı malikanelerinden yürütmektedirler. Ellerinde tuttukları güce rağmen, paranoyanın esiridirler ve son 20 yılda kalelerinden bir kez olsun çıkmamıştırlar.

Ölümsüz (2000) Unbreakable IMDb 7,3

Tüm yolcuların hayatlarını kaybettiği büyük tren kazasından kurtulabilen tek kişi David Dunn olur. İşin daha da ilginç yanı Dunn’ın tek bir çizik bile almadan bu kazayı atlatmış olmasıdır. Bu mucizevi durum tüm insanların ilgisini çeker, en başta da bir çizgi roman müptelası ve koleksiyoncusu olan Elijah Price’ın… Price David Dunn’la tanışmak ister ve bu amacına ulaştığında ona bu kazayla ve bu gibi kazalardan nasıl kurtulduğuyla ilgili gizemli bir teoriden bahseder. Dunn’a başlarda gerçek dışı gelen bu teori zamanla kendini keşfetmeye giden yolun ilk adımı olacaktır.

5. Güç (1997) The Fifth Element IMDb 7,7

23. yüzyılda New York. Dünya yok olmanın eşiğindedir. Her 5000 yılda bir geri dönerek yaşamı yok etmeye çalışan şeytani güç, bir gezegen biçiminde hızla dünyaya yaklaşmaktadır. Tek kurtuluş beşinci güç olarak adlandırılan, kimsenin ne olduğunu bilmediği elementin dünyaya ulaşmasıdır. Bunu başaracak tek kişi eski bir asker olan taksi şoförü Korben Dallas’tır. Ancak onun ilgilenmesi gereken mükemmel güzellikte bir yaratık vardır.

Armageddon (1998) IMDb 6,7

 Birleşik Devletler Hükümeti, bizden dünyayı kurtarmamızı istiyor. İtirazı olan?”

Dünyayı yok edecek büyüklükte bir göktaşını yok etmek için bir grup sondajcı gök taşına doğru tehlikeli bir yolculuk yaparak onu yok etmeye çalışırlar.

Mavi Ay (Dizi 1985 – 1989) Moonlighting IMDb 7,6

Maddie Hayes ile eğlenceli dedektif David Addison’ın maceralarını anlatan Mavi Ay, 1985 ile 1989 yılları arasında ABC’de 65 bölüm olarak yayınlanmıştır. ABD yapımıcı Mavi Ay, sürekli çekişen ancak birbirlerine aşık iki karakterin dedektiflik hikayelerini konu almaktadır.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler