Bizimle İletişime Geçin

Uncategorized @tr

Gönlüme Bir Ateş Düştü Yanar Ha Yanar Yanar!

Yayınlandı

tarihinde

muhammeduyar

Geçtiğimiz günlerde e-postalarımıza sevindirici bir haber düştü. Yönetmenliğini İsmail Güneş’in üstlendiği Ateşin Düştüğü Yer, 23 Ağustos-3 Eylül tarihleri arasındaki Montreal Dünya Film Festivali’nde ‘Dünya Sineması’ yarışmalı bölümünde birinciliği kazandı. Film, ayrıca FIPRESCI (Uluslararası Film Eleştirmenleri Federasyonu) ödülünü de aldı.

Türkiye sineması adına gerçekten sevindirici olan bu haberin ilginç olan başka bir özelliği daha vardı. Dünyanın önde gelen festivallerinden birisinde iki büyük ödüle layık görülen ‘Ateşin Düştüğü Yer’ geçtiğimiz yıl ana teması ”kadın ve kadına yönelik şiddet” olan 2011-Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin (tamamı kadın sinemacılardan oluşan) 9 kişilik Ön Seçici Kurulu’ndan “100 üzerinden toplam 1 puan” alarak elenmişti. Bu 1  puanı 9’a böldüğünüzde ortaya çıkan sonucu varın siz hesaplayın.

Ortaya böyle bir tablo çıkınca habere sevinelim mi üzülelim mi bilemedik açıkçası. Ya bu ülkede ‘sinema’ çok farklı bir düzeyde ya da elin Kanada’sında bir araya toplanan jüri sinemadan anlamıyor. Ya da büyük bir üzüntüyle seçeceğimiz son şık: Bu ülkede film festivalleri ‘sanatta güzeli’ aramaktan ziyade ‘siyasi tercih’lerin derdinde. Hatta İsmail Güneş’in  ve siyasetten tamamen uzak filminin 100 üzerinden 1 puana reva görülmesi gerçekten ‘haksızlık’. Geçtiğimiz yıl tartıştığımız bu olayı çok fazla gündemde tutmaya da gerek yok açıkçası. Ateşin Düştüğü Yer’i gör/e/meyenler bu haberlerin ardından bir kere daha oturup düşünsünler. Utanırlarsa ne ala, utanmazlarsa eğer tarih bir gün mutlaka onları utandıracaktır.

Ülkemizde nedense sürekli dönüp dolaşıp aynı tartışmaların içine düşüyoruz. Bu örnekte de görüldüğü gibi yıllarca müslüman kimliği nedeniyle yok sayılan ve fakat buna rağmen başarılarına yenilerini ekleyen bir isim var. İsmail Güneş’in bu konuda yalnız olmadığını söylememize gerek yok herhalde. Onun gibi daha bir çok isim ‘malum nedenlerle’ yok sayılır. Bu ülkede son yüz yılda kültür ve sanat alanında köşeleri tutan ‘bir güruh’, yok edemekleri bir görüşün bu alanda eserler ortaya koymasını engellemek için karşılarındakileri yok saymaya devam ediyorlar.

Buna benzer bir ibretlik olayı söz konusu etmeden yapamayacağım. Ateşin Düştüğü Yer filminin başarısı ile ilgili haberleri ve köşe yazılarını okurken Star Gazetesi sinema yazarı Alin Taşçıyan’ın filmi ve Güneş’i tebrik ettiği yazısını da okudum. Alin Hanım gayet güzel ifadelerle Güneş’i tebrik ediyor ve ardından yine Güneş’e iletmek istediği festivallerdeki ön jüri meselesi ile ilgili söyleyeceklerini güzel bir üslup ile aktarıyor. Çok değil yine aynı Alin Hanım bundan yaklaşık bir ay önce İsmail Güneş’in kardeşim/abim diyecek kadar yakın dostu olan Ali Murat Güven’in Malatya Film Festivali jürisinde yer almasına tahammül edemiyor. Bu noktada nasıl bir yorum yapmam gerektiğini açıkçası bilemedim. Ali Murat Güven büyüklüğü kendisinde bırakarak festivalden çekildi. Hatta bu konu üzerine -bizleri üzen- açıklamalarda da bulundu. Ülkemizde sinema adına kalemiyle var gücüyle ‘mücahede’ eden nadir müslümanların başında geliyor Ali Murat Güven. Ama ben şimdiye kadar karşısındakini hiç ‘yok saydığını’ görmedim. Aksine karşısındaki bir şeyi hak ediyorsa ona hakkını teslim ettiğine şahit oldum. Bu yüzdendir ki görüşlerini paylaşmasa bile Güven’in ‘karşı mahalle’den bir çok samimi arkadaşı vardır. Yukarıda da bahsettiğimiz gibi kültür sanatın Türkiye’deki tekelini oluşturan ‘bir güruh’ içinde yer alan isimler ise Ali Murat Güven’i ve nezdinde müslümanları yok sayma gayretinde olmaya devam edecekler.

Bu vesileyle Alin Hanım’a bir selam gönderir bu ikileme açıklık getirmesini isterim. Zira bir ay içinde karşılaştığımız bu iki ayrı tutum kafamızı oldukça karıştırdı. (Benim ki de iş yani… Ali Murat Güven’i bile sinema yazarı olarak görmeyen bir derneğin mensubuna selam gönderiyorum. Laf olsun… “Gönlüme bir ateş düştü yanar ha yanar yanar, ümit gönlümün ekmeği umar ha umar umar…”)

Ateşin Düştüğü Yer’in  başarısından dolayı hem İsmail Güneş’i hem de ekibini yürekten tebrik ediyoruz. Türkiye sineması adına sahip çıkabileceğimiz, arkasında durabileceğimiz, bizi utandırmayacak bir filme imza attı ve kendi ülkesinde olmasa bile günü geldiğinde bir yerlerde anlaşıldı. Şimdi önümüzde Altın Koza Film Festivali var. Film orada da yarışacak. Umarız ‘haksızlığa’ uğramadan katılabildiği bu festivalde de güzel sonuçlar elde eder.

Muhammed Uyar
twitter.com/muhammeduyar

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Tören 25 Nisan’da!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Adayları geçtiğimiz gün belli olan 93. Oscar Ödülleri’nin merakla beklenen ödül töreni tren garında düzenlenecek.

Geçtiğimiz haftalarda seyirci katılımıyla düzenleneceği açıklanan 93. Oscar Ödül Töreni‘nin bir kısmı tren garında gerçekleşecek. 25 Nisan tarihinde düzenlenmesi planlanan töreninin, COVID-19 önlemleri kapsamında bu karara varıldığı da yapılan açıklamalar arasında.

Törenin geleneksel olarak yapıldığı Dolby Tiyatrosu‘nun yanında Los Angeles şehir merkezindeki geniş tren garında (Union İstasyonu) düzenleneceği, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi Başkanı David Rubin tarafından e-posta ile açıkladı.

Salgın hastalıktan korunmak için geniş boşlukları ve mekanları mercek altına alan akademi, seyirci katılımı ile gerçekleşecek olan törenin detayları hakkında henüz açıklamada bulunmadı.

Okumaya Devam Et

Film

Emma Corrin’in Yeni Projesi Belli Oldu

Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Emma Corrin'in Yeni Projesi Belli Oldu

The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parlayan Emma Corrin’in gelecek projesi belli oldu.

Son zamanların dikkat çeken oyuncularından Emma Corrin‘in yeni projesi belli oldu. Konuşulan isim, D. H. Lawrence tarafından 1928 yılında yayınlanan Lady Chatterley’s Lover kitabının film uyarlamasında başrolü üstlenecek. Pennyworth dizisi ile güzel bir çıkış yakalayan Emma Corrin, Netflix’in çok sevilen ödüllü dizisi The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parladı.

Daha önce bir kere sinemaya, bir kez de diziye uyarlanan kitabın yeni film uyarlamasını, Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek. Filmin senaryosunu ise Life of Pi’nin senaristi David Magee kaleme alacak.

Detaylı bilgilerin henüz açıklanmadığı film, doğuştan varlıklı bir aileden gelen talihli Lady Chatterley adındaki genç bir kadının yaşadıklarına odaklanacak. Şimdiden meraklandıran film, evlendiği adama evlendikten sonra aşık olan Lady Chatterley’nin avcı bir adamla yaşadığı aşkı ekranlara taşıyacak.

Okumaya Devam Et

Liste

Amazon Prime’da Kaçırılmaması Gereken 10 Dizi

En iyiler!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Dünya genelinde 150 milyon abonesi olan, köklü stream platformu Amazon Prime’da kesin izlemeniz gereken 10 diziyi listeledik. İyi seyirler!

Community (2009–2015) IMDb 8,5

Diplomasının sahte olduğu ortaya çıkan Jeff Winger üniversiteye geri gönderilir ve burada en az kendisininki kadar şüpheli geçmişe sahip öğrenci ve öğretmenlerle tanışır. Lisans diploması iptal edilen avukat Jeff Winger, üniversiteye geri döner ve burada birkaç tuhaf tiple bir çalışma grubu kurar

Upload (2020– ) IMDb 8,0

Upload konusu, yakın geleceği ele alıyor. Dizide sanal gerçeklik hizmeti veren şirketin müşteri hizmetlerinde çalışan Nora ve arkadaşı Nathan’ın yaşadıklarını anlatılıyor.

Yakışıklı ve parti sever Nathan, kendi sürdüğü arabanın kaza yapması sonucu ağır yaralanır. Nathan’ın kız arkadaşı Nathan’ı ölümden sonra yaşamı deneyimlemek için Nora’nın çalıştığı sanal gerçeklik şirketindeki sanal gerçeklik dünyasının içine gönderir.

Counterpart (2017–2019) IMDb 8,1

Counterpant, çalıştığı şirkette paralel evrene açılan bir kapı olduğunu keşfeden bir adamın hikayesini konu ediyor. Howard Silk, Birleşmiş Milletler’e bağlı Berlin merkezli bir casusluk ajansında çalışmaktadır. Neredeyse 30 yıldır aynı şirkette çalışan Howard, tam olarak ne iş yaptığını bilmemektedir.

Fleabag (2016–2019) IMDb 8,7

Fleabag dizisinin temelini genç bir kadının insanlar ile olan ilişkilerini anlatması oluşturuyor. Takma isim olarak Fleabag adını kullanan genç bir kadının 30’lu yaşlarını sürdürürken hayatında gerçekleşen olayları aktaran bu dizi Londra’da geçmektedir.

Carnival Row (2019– ) IMDb  7,9

Carnival Row, Pact ve Burgue isimlerindeki iki ülkenin Peri Diyarı’nın hakimi olabilmek için verdiği savaş ile başlıyor. Savaşın kazananı Pact olduktan sonra da periler için zulümle dolu bir yönetime geçiliyor. Mitolojik canlıların insanlardan korktukları için temel özgürlükleri kısıtlanıyor

The Mentalist (2008–2015) IMDb 8,1

Kaliforniya Araştırma Büro’sunda (CBI), Lisbon’ın (Robin Tunney) önderliğinde ve gizemli cinayetleri çözmeye çalışan bir ekibe dahil olur ve kabiliyetini CBI’a verilen davaların sonuca ulaştırılması için kullanır. Fakat artık hayattaki tek amacı, karısı ve kızını öldüren Red John’dan intikamını alabilmektir.

 The Marvelous Mrs. Maisel (2017– ) IMDb 8,7

The Marvelous MrsMaisel 1960’lı yıllarda, New York City’de geçiyor. Şehrin lüks semtlerinden birinde eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşayan Miriam “Midge” Maisel hayatta istediği her şeye sahiptir. Ancak bir gün tesadüf eseri, hiç bilmediği bir yeteneğe sahip olduğunu keşfeder ve bu gelişme hayatını derinden sarsar.

The Americans (2013–2018) IMDb 8,4

The Americans; Soğuk Savaş döneminde 1980’li yılların başlarında, Ronald Reagan’ın ABD başkanlık koltuğuna geçmesinin hemen ardından; Washington, DC’de bir banliyöde çevreye iki Amerikalı görünümü veren ancak gerçekte iki KGB ajanı olan evli bir çiftin hikâyesini anlatıyor

Hannibal (2013–2015) IMDb 8,5

Dr. Hannibal Lecter’ın çaylak FBI ajanı Clarice Starling’in büyük hatası sonucu hücresinden kaçışının üzerinden yedi yıl geçmiştir. Dr. Lecter, bu kaçışının ardından Floransa’ya gidip yerleşmiş hayatın tadını çıkarmaktadır; fakat Clarice Starling hala Dr. Lecter ile yedi yıl önce en yüksek güvenlik önlemlerinin olduğu tehlikeli deliler koğuşunda yaptığı görüşmeyi unutmamıştır.

Dr. Lecter’ı unutmayan biri daha vardır: Mason Verger. Dr. Lecter’ın eski bir kurbanı olan Mason Verger onun elinden güçlükle kurtulmuştur. Verger domuz besiciliğiyle kendine bir imparatorluk yaratmıştır ve de Dr. Lecter’dan intikam alma duygusuyla yanıp tutuşmaktadır. Dr. Lecter yüzünden bir soluk makinesine bağlı yaşamak zorunda kalan Verger’in zenginliği sayesinde elinde çok geniş imkanlar vardır ve kendi kurduğu dünyada en ufak bir hareketi bile hissetmektedir. Mason Verger sonunda Dr. Lecter’ı nasıl tuzağa düşüreceğini bulur. Dr.Lecter’a onun için dünyanın en değerli ve en zarif yemini sunacaktır. Verger’in bu yemi Dr. Lecter’a sunmasında Clarice Starling’i kendinde bir saplantı haline getiren FBI başmüfettiş yardımcısı Paul Krendler da ona yardım edecektir.

Mozart in the Jungle (2014–2018) IMDb 8,2

Mozart in The Jungle’ın konusu New York Senfoni Orkestrası’nın emektar Şefi Thomas’ın yerine dönemin en başarılı, genç şefi Rodrigo’yu getirmesi üzerine şekilleniyor. … Bunların yanında New York Senfoni Orkestrası’nda yer almak için can atan obuacı Hailey’in hayatı dizide anlatılıyor.

Okumaya Devam Et

Popüler