Godzilla, Hemşehrim!

Manşet Serbest Kürsü

abdulhamit-guler

Sen koskoca canavar Godzilla’ya yapmadığını bırakma, yerin dibine sok. Muhterem onlarca sene sonra bir sebepten uyansın, intikam almaya gelsin. Lakin sen öyle zannederken dünyayı kurtarsın. Kalkıp hala adama ‘canavar’ de.

El insaf be arkadaş. Yakışır mı, insanoğluna?

Hayır, yani bundan sonra yüzüne nasıl bakacaksın?

Bir sonraki filmde dev yaratığı nasıl filme alacaksın?

İlla mesaj vereceksin ya, canavara canavarlık da mı yaptırmayacaksın?

Ne yapacaksın?

İnsanoğlu?

İnsan?

Bu mu olmalı yöntemin, yönetmen?

İnsanoğlunun ‘kibri’ sebebiyle doğayı berbat ettiğini, doğayı tüketirken esasında kendini tükettiğini anlatan 57 milyonuncu film olmak için mi 250 milyon doları harcadın bu filme?

Yahu yüzde 548’i masada halledilmiş bu şişirme 3D’yi karşımıza film diye getirdin. Tamam. Gideri var.

Yahu önceki filmin ‘İstila’dan aşırmalarla Godzilla’ya ettiklerini tarih affetmeyecek?

Göbeği sallanan mahallenin tombiği Berke ile zayıf, karakuru ve fırlama Kaya ile Su’nun birbirlerine kavuşma hikayesinin yanında mahalle kavgasını verince ne geçti eline?

Hayır yani film yeni vizyona girmemiş olsa bütün pisliklerini ortaya dökeceğim de artistliğin kime?

Artist demişken, Godzilla’nın oyunculuklarına bakalım…

Sihirbaz ve Anna Karanina’da tam olumlular listesine girecekken, ne işin var senin mahalle kavgasının içinde be Aaron Taylor-Johnson? Ne kadar para verdilerse iki mislini verelim (senaryoda öyle geçiyor şu an) de yazık etme kendine.

Ya Elizabeth!

Spike Lee’nin yeniden çekim filmi İhtiyar Delikanlı’da orijinali altüst eden bir psikolojik gerilimin taklidinde hiç de fena sayılmayacak oyunculuk sergileyen, öncesinde ise Özgür Sanatlar’da romantik-komedi kulvarında şirin genç kızı hissettiren Elizabeth Olsen, ilginç bir biçimde korku ve gerilim filmlerinde de karşımıza çıktı. Hemen her oyunculuğu vasatın üzerinde olmakla beraber, fazlasıyla popüler tercihleri sebebiyle geliştirebilecek kariyerini aynı dar sahaya çekmiş görünüyor. Godzilla’daki performans da buna işaret. Korktuğuna ve ağladığına inandığımız Olsen, bizi neredeyse bundan başka şeye inandıramıyor. Elizabeth Olsen’i suçladığımdan değil, aksine diğer bütün oyunculuklardan daha kıymetli gördüğümden paragrafını uzun tutuyorum. Yönetmenin ‘oyun verme’ konusundaki beceriksizliği olmasa Godzilla gibi gişede doğup, gişede ölecek bir filmde bile daha fazla aklımıza kalabilirdi.

Ve tabi ki Juliette Binoche, neredeyse tamamı sinema tarihine geçmiş olan filmlerin dışında böylesi bir ‘geçici perde düzenlemesi’ne alet olduğunu da anlayamadım. Sadece birkaç dakikaya para için katlandığını düşünüyorum.

Filmde sürekli uzaklara bakan ve hep dilinin ucuna gelmişken geri giden sözleri dişinin kovuğundan çıkaramayışını enginlere mal eden Ken Watanabe’nin de dev bütçeli bir Hollywood filminde yer almak istemesini de anlıyorum. Ve tabi ki hak vermiyorum.

Neyse, meselemiz hak verme hali değil. Zaten Ken’in mi umurundaydı…

Mevzu neydi?

Immm…

Ha tamam, Godzilla…

Valla ne diyeyim ki filmle alakalı?

İç güveysinden hallice, Hollywood filmlerinin ‘farz-ı kifaye’si Özgürlük Anıtı’na bir resim çakmaya mahkum, masada başarılı, senaryoda yok ve oyunculuğu parayla var etmeye çalışan postmodern dönem Amerikan sinemasının değişmeyen formunun ve yerinde sayan niteliğinin göstergesi işte…

Animasyona sinema diyor, canavar görmek istiyor, en az 2406534556’ncı defa aynı minvalde müzikle gerilip film izlemek istiyorsanız filme gidin.

Sinema izlemek isterseniz size daha iyi tavsiyelerim olabilir.

Onları burada yazmayalım. Ya önceki ve sonraki yazılara ya da sosyal medyadan takibe bırakalım.

abdulhamitguler@gmail.com
twitter: @_hayirlisi_

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up