Gerçek Trajedilerden Uyarlanmış 10 Sağlam Film

Liste Manşet Serkan Baştimar
Bazı olaylar vardır, tarihin bir yaprağına not edilir. Acısı, yaşayanın, tanığın/tanıkların yüreğine gömülür. Bazı filmler vardır, o olayları – acıları anlatır. Acıyı sağaltır, paylaşır ve yaşatır; taze tutar. Kimi bir cinayeti, kimi bir katliamı, kimi ise bir yıkımı gösterir bize.
İşte o filmlerden bazıları.

Politeknik

Politeknik (2009) Polytechnique IMDb 7.3

6 Aralık 1989’da Montreal’deki Teknik Okul’da bir mühendislik sınıfını basan silahlı bir genç, tam on dört kadını öldürmüştü. “Politeknik Katliamı” olarak bilinen bu olayı, iki öğrencinin gözünden anlatılan filmde; katliama tanık olmuş öğrencilerden Jean-François ve Valérie,katliamın yarattığı travmadan hiç tahmin edilemez biçimlerde etkilenirler.

Politeknik; Marx tarafından geniş kitlelere duyurulan, şimdilerde sosyal demokrat ülkelerin uygulamaya çalıştığı öğretim-eğitim ve üretimi birleştiren yöntemin ismidir. Bir dalda uzmanlaşarak, diğer tüm dallara yabancılaşmanın önüne geçilmek istendiği gibi; pratikten yoksun teorisyen bireyler türetmenin de önüne geçilmek istenir.

Film ismini Politeknik yöntemi benimsemiş bir üniversitede gerçekleşen öğrenci katliamından alıyor. Politeknik Katliamı olarak da bilinen bu katliamda 14 üniversite öğrencisi yaşamını yitirmişti. Yönetmen, bu katliamı üç kurbanın gözünden bizlere aktarmayı uygun görmüş. Bunlardan bir tanesi, katliamı gerçekleştiren genç. Diğer ikisi ise katliamdan sağ çıkmaya çalışan bir erkek ve bir kadın öğrenci. Katliam her üç bireyin gözünden de tek tek anlatılıyor olmasına rağmen, izleyiciyi hiç sıkmıyor. Çünkü film sadece 77 dakika. Her bireyin gözünden olabilecek en minimal, en sade şekilde katliama tanık oluyoruz. Meseleyi dramatize etmek için verilmiş bir uğraş yok. Hatta film siyah-beyaz çekilerek, o katliamın vahşet dolu etkisi birazcık daha azaltılmaya çalışılmış gibi. Filmden renkler alınmış, konu olabildiğince sade bir şekilde aktarılmış.

____

Unutulmaz Gece - Titanik

Unutulmaz Gece – Titanik (1958) A Night to Remember IMDb 7.9

Daha ilk seferinde bir buz dağına çarpıp batan ünlü Titanik gemisinin yaşadığı trajediye anlatan ‘‘Titanik Faciası’’, Walter Lord’ un eserinden uyarlanan ve Golden Globes’te ‘‘En İyi Yabancı Film’’ ödülünü aldı.

___

Cezayir Bağımsızlık Savaşı

Cezayir Bağımsızlık Savaşı (1966) La battaglia di Algeri IMDb 8.1

1950’lerin ikinci yarısında geçen film, Cezayir’in Fransa sömürgesi altından kurtuluşunun öyküsünü anlatıyor…

Fransa tarafından terör örgütü olarak kabul edilen Cezayir direniş örgütü FLN’nin dört yöneticisinin yakalanması etrafında dönen hikayede, işgal altındaki bir ulusun direnişi resmediliyor.

Cezayir Bağımsızlık Savaşı, Cezayir topraklarını işgal etmiş olan Fransa’ya karşı 1954’ten 1962’ye kadar yürütülen 8 yıllık bağımsızlık savaşının daha çok 1957 bölümünü anlatır. Bu dönemde Fransız işgal ordusunun Cezayir’deki sivil halkı bombalaması, şüpheyle yakaladıklarına yaptıkları işkence ve idamların bütün gerçeğiyle yansıtılması İtalyan Yeni Gerçekçilik akımının bir yansımasıdır.

Gerçek mekanlarında çekilen filmin oyuncularının çoğu da oradaki köylülerden seçilmiştir. Örneğin; başrol oyuncusu Brahim Haggiag okuma yazma bilmeyen, yönetmenin tesadüfen pazarda keşfettiği biridir. Çekimlerinin dar sokaklarda sadece taşınabilir kamerayla yapılmış olması filme daha fazla doğallık kazandırmıştır.

___

Nuit et brouillard

Gece ve Sis (1955) Nuit et brouillard IMDb 8.6

2. Dünya Savaşı’nın izleri, özellikle Avrupa’da, hâlâ tazeyken soykırımı tam anlamıyla ifade edebilen ilk film olan Gece ve Sis, toplama kamplarının ve bu kampların kurbanlarının siyah-beyaz arşiv görüntülerini, binaların ve mekanların on yıl sonraki hallerini gösteren pastoral renklerdeki görüntülerle arka arkaya sıralar. Üçüncü Reich’in çöküşünden on yıl sonra bile varlığını sürdüren kuşkuculuk ve yadsımanın altında yatanları açığa çıkaran Resnais, Fransa, Belçika ve Polonya’dan görüntüler kullanmasına karşın dikkat çekici bir biçimde Almanya’dan görüntü kullanmaz. İzleyiciye, ölüm kamplarıyla bağlantısı olan insanların kendi işledikleri suçlarla nasıl başa çıkacaklarını bilmediklerini ya da bilmek istemediklerini gösterir.

Yadsıma, Gece ve Sis’in itici gücüdür. Resnais, buldozerlerle toplu mezarlara taşınan ölülerin, dikenli tellere asılı cesetlerin, korkuyla donup kalmış bir deri bir kemik suratların, aşağılanmak amacıyla geçit yaptırılan iskelet gibi çıplak bedenlerin; ve kim bilir neleri, kim bilir nereye taşıyan meçhul tren ve kamyonların görüntülerini filme dâhil eder. Gaz odalarının ve krematoryumların yanı sıra Nazilerin, eşyaları, kemikleri, derileri ve kurbanlarının vücutlarını işlevsel hale getirmek yönündeki tüyler ürpertici girişimlerini de belgeler.
Resnais, kendi çektiği görüntülerde bu ölüm kamplarının ırak ve ücra bölgelerde değil, büyük şehirlerin yakınlarında bulunduğunu belirterek, olup biten her şeyin en azından belirli bir ölçüde sivillerin bir kısmının suç ortaklığıyla gerçekleştiğini ima eder. Bununla beraber kamplardan sorumlu olan Naziler bile suçlanmayı reddederler. Hepsi de ardı ardına “Ben sorumlu değilim,” diye iddia eder. Peki onlar değilse, diye sorar film, kim sorumlu o zaman?

Gece ve Sis, belirli kişileri suçlu olarak öne çıkarmak yerine ortak bir suçun varlığını ortaya koymaya çalışır. Resnais, hafızanın kolay unutan doğasının savaştan bu kadar kısa süre sonra bile, Nazi dehşetini silme riski taşıdığını fark eder. Anlatıcı, “Bir krematoryum, kartpostal kadar sevimli görünebilir,” yorumunda bulunur. “Bugün turistler bu binaların önünde fotoğraf çektiriyor.” Soykırımdan canlı kurtulmayı başaran Jean Cayrol’un yazdığı metinlerden yola çıkan ve Hanns Eisler’ın (Hollywood’un komünistleri tasfiyesi sırasında Amerika’dan sınır dışı edilen bir Marksist ve Alman sığınmacı) garip, inişli çıkışlı müziğinden faydalanan Resnais, arka arkaya yığılmış ölüm ve dehşet görüntülerinin, bir daha böylesi zulümlere sırt çevirmeye yeltenebilecek herkese, hata yapacaklarını gösteren canlı birer kanıt olarak işlev görmesini sağlar. Eğer kısa ama etkili Gece ve Sis, sonuçta bir kartpostalın özlü üslubuyla benzerlik taşıyorsa, bunun sonsuza dek geçerli bir mesaj taşıyan bir kartpostal olduğu; kötülüğün daima yeniden su yüzüne çıkabileceği unutulmamalı.

___

Uçuş 93

Uçuş 93 (2006) United 93 IMDb 7.6

Paul Greengrass’ın yönetmenliğini üstlendiği ‘United 93’te, Amerikan topraklarında bugüne kadar gerçekleştirilmiş en büyük terörist saldırının yaşandığı 11 Eylül 2001 günü kaçırılan dördüncü uçak olan United Airlines havacılık şirketinin 93 sefer sayılı uçağında yolcuların, mürettebatın ve uçuş kontrolörlerinin yaşadığı korku ve dehşet ortamının öyküsü anlatılır.

___

Fil

Fil (2003) Elephant IMDb 7.2

Columbine Lisesi’nde sıradan bir gün. Öğrenciler kafeteryada oturmuş muhabbet ediyorlar. Ve sadece birkaç saat sonra, kafeye gelen iki öğrenci, gözlerini kırpmadan diğer öğrencileri öldürüyor. Fil, okul cinayetlerine içeriden bakarak cinayetleri işleyen gençlerin birkaç saatini anlatıyor.

___

Salinui chueok

Cinayet Günlüğü (2003) Salinui chueok IMDb 8.1

“Cinayet Günlüğü” senaryosu gerçek olaylara dayanan bir polisiye. Başkent yakınlarındaki bir taşra kasabasında yağmurlu günlerde işlenen esrarengiz kadın cinayetlerini çözmeye çalışan iki polisin başından geçenler anlatılıyor. Bu polislerden ilki yakaladıkları şüpheliyi hemen suçlu olarak damgalamak isteyen ve şiddetle itiraf almaya çalışan “geleneksel” polis ve başkentten bu işin çözülmesine yardımcı olması için yollanan şüpheliden delile değil delilden şüpheliye ulaşmaya çalışan analitik düşünce tarzına sahip polis. Ancak olaylar çetrefilleştikçe yavaş yavaş rollerin değişmeye başladığını görürüz.

___

The Killing Fields

Ölüm Tarlaları (1984) The Killing Fields IMDb 7.8

Bir fotoğraf muhabiri olan Sydney, Kamboçya’da görevdedir. Orada devam etmekte olan iç savaş hakkında yazması gerekir. Aynı zamanda New York Times’ın bölge muhabiri olan arkadaşı ve çevirmen Dith, ona eşlik etmektedir. Vietnam bozgununun ardından Kamboçyalılar bölgeden çıkartılmaktadırlar. Dith, ailesini gönderirken arkadaşını yarı yolda bırakmaz ve orada kalır. Birlikte haber yapacaktırlar. Çok geçmeden Dith, ülkeyi kan ile dolduranlar gerillalara esir düşer. Ellerinden kurtulmanın tek yolu her türlü işkence katlanmak ve özgürlüğe giden yolun izini asla kaybetmemektir.

___

120 (2008) IMDb 7.4

Van, 1915 Ocak. Kış. 1. Dünya Harbi’nin ilk ayları. Türk ordusunun cephanesi bitmek üzere, Hudut’a bir an önce cephane götürmek gerekiyor. Gereken cephane ise Van’da bulunmakta, eli silah tutan herkes cephede.

Birinci Dünya Savaşı esnasında sınır birliklerinde cephane tükenir. Osmanlı ordusu cephanesiz kalır ve Van’da dehşet top sesleri duyulmaktadır. Kışın en sert zamanıdır. Ordu, Vanlılardan yardım ister. Onların kaynakları mevcuttur. Ancak Türk-Rus harbi nedeni ile bölgenin tüm erkekleri imparatorluğun dört bir köşesinde savaşmaktadırlar. O nedenle de bu yardım çağrısına cevap veremezler. Vanlı çocukları bir şeyler yapmak isterler. Oğlunu savaşta kaybetmiş bir okulu müdürü cephanenin Sarıkamış’a nakledilmesini önerince 12-17 yaş aralığında 120 gönüllü çocuk yola koyulurlar. Film, annelerini dahi gözleri yaşlı geride bırakan bu çocukların gerçek hikayesini anlatır.

__

Son Durak

Son Durak (2013) Fruitvale Station IMDb 7.5

Birkaç genç, siyah adam San Francisco kentinin Oakland-bölgesinde yer alan Fruitvale adlı BART geçiş istasyonunda protesto eylemi yaparlar. Polisler tarafından geri püskürtülmeye çalışılan eylemcilerin sesi, duyulan birkaç el silah atışıyla kesilir.

Sonraki sahnelerdeyse 22 yaşında olan ve Area Körfezi bölgesinde yaşayan Oscar adlı delikanlıyı görürüz. Dünya henüz Noel arifesindedir. Fakat Oscar Hayward’da işleri yoluna koymakla mücadele etmektedir. 2008’in son gününde yanında ailesi, arkadaşları, düşmanları ve hatta tanımadığı yabancıları alarak ‘sınırları’ geçecektir…

___

Savaş Oyunu

Bonus: Savaş Oyunu (1965) The War Game IMDb 8.2

Sahte belgesel türündeki bilimkurgu ve savaş filmi, bir nükleer savaş kurgulayıp bu olası felaketin bir İngiliz şehrinde yarattığı etkileri beyaz perdeye yansıtıyor. Nükleer bombaların hedef aldığı Rochester şehrinin halkı arasında büyük bir kaos ortaya çıkıyor ve insanlar sığınabilecek bir yer bulabilme umuduyla kaçışmaya başlıyor. Film, olası bir nükleer savaş ihtimali karşısında ortaya çıkabilecekleri ve bu savaşın sonrasında yaşanabilecekleri ele almasının yanı sıra hayatta kalanların yaşayacakları korkunç bir ihtimali daha hatırlatıyor. Hayatta kalanlar da daha önce karşılaşmadıkları türden bir deneyimle mücadele etmek zorundalar: Radyoaktif kirlenme!

Peter Watkins’in yazıp yönettiği film ‘En İyi Belgesel’ dalında Oscar Ödülü’ne layık görülmüştür.

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up