Filmekimi’nden Kısa Kısa

Genel

Hazırlayan: Tuğba Güner

The Lobster

the_lobster_posters-xlarge

Cannes Film Festivali’nden jüri ödülü ile dönen The Lobster, Filmekimi 2015 seçkisinde en çok merak edilenler arasında yer alıyordu.

Katıldığı festivallerden olumlu, olumsuz birçok eleştiri ile dönen The Lobster, yalnızlığı işleyen Yunan asıllı yönetmen Yorgos Lanthimos’tan  ilginç bir distopya öyküsü sunuyor izleyiciye. Başrollerini Colin Farrell, Ben Whishaw, Rachel Weisz ve Lea Seydoux gibisi isimlerin paylaştığı filmin hikayesi, ölüm ya da ayrılık sebebiyle yalnız kalanların, şehir dışında bir otele yerleştirilmeleri ve insan olarak yaşamaya devam etmek istiyorlarsa burada kendilerine yeni bir partner bulmak zorunda olmaları üzerinden ilerliyor. Şayet 45 gün içerisinde partner bulamazsa kendi seçtikleri bir hayvana dönüştürülecek olan ‘yalnız’ların ‘hayata tutunma çabaları’ nı otel, şehir ve ormandan müteşekkil üç ana mekanda işliyor hikayesini film.

25 aralıkta vizyonda da izleyebileceğimiz The lobster, bütününe yansıyan ‘yapay’ ve dahası ‘donuk’ tavrı ile, yaşama, birlikteliğe, hatta aşka ve duygulara dair sorgulamayı hedefleyen  başarılı distopya.

 

Soul’ün Oğlu/ Son of Soul

720x405-Laszlo-Nemes-son-of-saul-review

‘’Bir ölü uğruna yaşayanları hayal kırıklığına uğrattın…’’

68.Cannes film Festivalinden Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan ve Macaristan’ın Oscar aday adayı olan Son of Saul, Filmekimi içerisinde en merak edilenlerin başında yer alıyordu. 1944 yılında Auschwitz’deki vahşet kampında geçen hikâye II. Dünya Savaşı üzerine söylenmemiş daha ne kaldı ki, sorusunun yanıtını veriyor ve konusu, kurgusuyla soykırım filmlerinin içinde özel bir yere oturuyor. László Nemes‘in ilk uzun metrajlı filminin başrolünde ilk oyunculuk deneyimini gerçekleştiren ve doğallığı ile etkileyen Géza Röhrig bulunuyor.

Macar asıllı bir Yahudi olan Saul Auslender’in hikâyesini konu ediniyor. Saul, II. Dünya Savaşı’nda bir toplama kampında Sonderkommando olarak görev alıyor. Sonderkommando,  diğer tutsaklar içinde ayrıcalıklı olmak ve kamptaki işleri yapmak kaydıyla ölümden 4 ay kadar uzaklaşmak anlamına geliyor.  Ve bir gün Saul’un, bedeni yakılacak olan bir çocuğu görmesiyle hikâyemiz derinleşiyor. Saul tüm film boyunca o çocuğun yakılmaması, dini ritüellere göre dua edilip gömülmesi için çabalıyor.

Filmi Saul’un gözünden, hatta ‘ensesinden’ izleyerek bir anlamda  kamptakilerden biri oluyorsunuz. Dar açı, ekrana sığdırılan karakter yüzleri , onların hissettikleri ve Saul’un nefes alış verişleri, koşturmacası… Hepsini sizin de hissetmemeniz imkansız. Hatta soykırımın detaylarını; gaz odaları, fırınlar, ölü bedenleri göstermeyi tercih etmeyen yönetmen, diğer soykırım filmlerindeki gibi ( Hayat Güzeldir, Schindler’s List ) duygulara boğmuyor sizi. Hâkim olan bi duygu varsa o da korku ve endişe. Bunu Geza Röhring (Saul) çok iyi yansıtmış bize. Yüz ifadesi, adeta mimiksizliği, en dehşet durumlar karşısında bile duygusal tepkisinin olmaması…

Salt bir soykırım filmi olarak bakılmaması gereken Son of Saul, bize yeni bir şeyler söylediği muhakkak. Psikolojik ve gerçeklik boyutlarının yoğun olduğu filmi eğer Filmekiminde izleyemediyseniz 19 Şubatta gösterime gireceğini bilgisini de vermiş olalım.

 

Ex Machina

Ex-Machina-Cast-Wallpapers

Alex Garland’ın yazıp yönettiği Ex Machina, bu senenin en sıkı bilimkurgu filmleri arasında anılıyor. Klasik bir konu var karşımızda, yapay zeka ve onun insanla ilişkisi: İnsan mı yapay zekayı yenecek yoksa yapay zeka mı yaratıcısını alt edecek…

Genç yaştaki Caleb, dünyanın en önemli teknoloji şirketinde yazılım uzmanı olarak çalışmaktadır. Şirketin CEO’su Nathan ise insanlardan uzakta, özel bir dağ evinde yaşamaktadır. Bu dağ evi tüm teknolojik gereçlerle düzenlenmiş ve Nathan’ın hem evi hem laboratuarıdır adeta. Caleb, düzenlenen bir yarışmada, Nathan’ın dağ evinde 1 haftalık bir ‘ödül’ kazanır. Fakat daha sonradan anlar ki o aslında seçilmiş kişidir. İçine çekileceği deneyi de öğrenince tarihe tanıklık edeceğinin farkına varır. Nathan, bir yapay zekâ yapmıştır bu ‘Ava’ (Havva) adında güzel bir robot kızın bedenindedir. Caleb’in görevi Ava’yı test etmek, onunla iletişim halinde olup zekâsının ne derece insan zekâsına yakın olduğunu gözlemlemektir. Caleb, bu kadar başarılı bir yapay zekâ beklememektedir ve gördükleri, yaşadıkları onun aklını karıştıracaktır.

Film vermek istediği mesajı çoğu zaman göstere göstere, bizim fark etmemize izin vermeden anlatması seyirci açısından istenilen bir durum olarak gözükmüyor. Ama bu filmi diğerlerinden farklı kılan yeni bir şeyler söylemesi. Bilinen bir konu etik, ahlak, cinsiyet, kadın erkek ilişkisi, otorite, hâkimiyetin kimde olduğu gibi konularla çeşitlendirilmeye çalışılıyor.

 

Dağlar Uzaklaştığında/Shan He Gu Ren

024060

Çinli yönetmen ve senarist Jia Zhang-ke’nin hem yönetmenliğini yaptığı hem de senaryosunu yazdığı filmi Dağlar Uzaklaştığında’nın başrollerinde Tao Zhao, Yi Zhang ve Jing Dong Liang yer alıyor. Film geçmişten günümüze ve geleceğe uzanıyor.

Çekimlerine on yıl önce başlanan Dağlar Uzaklaştığında, 1999, 2014 ve 2025 yıllarında Çin ve Avustralya’da geçiyor. 1999 yılında Çin’de başlayan hikaye, çocukluk arkadaşı Liangzi ve Zhang’in aynı kişiye, Tao’ya aşık olmasıyla açılıyor.  Tao ise daha varlıklı olan Zhang ile evlenmeye karar veriyor. Film bu andan itibaren 2014 ve 2025 yıllarına yayılarak, bir ailenin iki jenerasyonu üzerinden Çin’in yaşadığı toplumsal ve ekonomik dönüşümü ele alır.

Tam anlamıyla sosyolojik bir yapım olan Dağlar Uzaklaştığında, konusu ve mesajları açısından oldukça didaktik ve durağan ilerliyor. Kuşaklar arası çatışma, teknolojinin hayatımıza etkisi, ebeveyn çocuk arasına giren ve gerginliğe neden teknolojinin getirileri ve götürüleri üzerinden Çin toplumu özelinde anlatılan hikâye, son kertede top yekun bir modern zaman eleştirisine dönüşüyor.

Ben,Earl ve Ölen Kız/Me and Earl and The Dying Girl

1920x0_nmyq8d

Jesse Andrews’in aynı adlı romanından uyarlanan Ben,Earl ve Ölen Kız ‘coming of age’ yani ergenlikten olgunluğa geçiş dönemi filmleri arasında yerini aldı. Filmin yönetmeni henüz ikinci uzun metrajına imza atan Alfonso Gomez-Rejon. Sundance Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü’nü kazanan filmin başrollerini ise genç oyuncular  Thomas Mann ile Olivia Cooke paylaşıyor.

17 yaşındaki Greg lise son sınıftadır. Okulda popüler birisi değildir hatta arkadaşlık ve sosyallikle ilgili yoğun problemleri de vardır. Vaktinin çoğunu ‘iş arkadaşım’ dediği çocukluk arkadaşı Earl ile geçirmektedir. Birlikte pek çok film çekmişler, bilinen yönetmenlerin filmlerini kendilerince uyarlamışlardır. Tek izleyicileri ise Greg’in babasıdır. Annesi ise Greg’in sosyalleşme ile ilgili problemlerini aşması için, kanser teşhisi koyulan okul arkadaşı ve komşuları olan Rachel ile zaman geçirmesini ister. Greg zorla da olsa annesinin bu isteğini yerine getiren Greg ile Rachel arasında bir dostluk başlar.

Filmde 3 ana karakter varsa da biz filmi başrol oyuncumuz Greg’in anlatısından izliyoruz. Rachel ve Earl arasındaki arkadaşlık ilişkisi derinleştirilmiyor. Greg ve Rachel arasındaki ‘kanser’e bağlı gelişen arkadaşlık da duygu sömürüsüne alet edilmiyor. Sömürü yapmadan nasıl duygusal bir anlatım sağlanırmış, bunu görüyorsunuz. Karakterlerin rahat tavırları dramın tebessüm ettirici bir halde ilerlemesini sağlayan faktörlerin başında geliyor.

Kamera açıları, yakın çekimler, müzikler, renkler ve yönetmenin ters köşe yaparak filmi izlenilir kılması Ben,Earl ve Ölen Kız’ın artılarından.

Kült filmler içinde yer almayacak olsa da başarlı bir film olan Ben,Earl ve Ölen Kız,  6 Kasım’da vizyona girecek.

 

 

Yorumlar

 
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up