Bizimle İletişime Geçin

Festivaller

Filmekimi 15’inci Yılında Dolu Dolu Geliyor

Etkinlik 50 güzel filmi izleyiciyle buluşturacak.

Yayınlandı

tarihinde

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 15. kez düzenlenen Filmekimi, bu yıl da Vodafone FreeZone sponsorluğunda gerçekleştiriliyor. Sonbaharın müjdecisi, sinemaseverlerin Ekim ayı gözdesi Filmekimi bu yıl da İstanbul dışında gösterimlerini sürdürüyor.

Filmekimi, her yıl olduğu gibi, dünya festivallerinde gösterilmiş, ödüller almış, eleştirmenlerin ve izleyicilerin ilgisini çekmiş ve merakla beklenen yeni yapımları içeren zengin programıyla Ekim ayının en çok konuşulan sinema etkinliği olacak. Filmekimi, Vodafone FreeZone sponsorluğunda, 7-16 Ekim tarihlerinde İstanbul’da 10 gün sürecek bir maratonla birlikte İstanbul dışında da Ekim ayı boyunca gösterimlerine devam edecek.

On beşinci yılında Filmekimi programında, Altın Palmiyeli Ken Loach filmi I Daniel Blake’den, Xavier Dolan’ın Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül’ü kazanan Alt Tarafı Dünyanın Sonu / It’s Only the End of the World’e, Oscar’lı yönetmen Asghar Farhadi’den, Bağımsız Amerikan sinemasının kahramanlarından Jim Jarmusch’a, Güney Kore’nin yıldız yönetmeni Park Chan-wook’tan modern klasiklerin yönetmeni Paul Verhoeven’e ve kara mizahtan vazgeçmeyen yönetmen Todd Solondz’dan her filmi olay yaratan Pedro Almodovar’a kadar merakla beklenen birçok yönetmenin filmi yer alıyor.

İlk kez düzenlendiği 2002 yılından bu yana İstanbullu sinemaseverlerin büyük ilgiyle takip ettiği Filmekimi, 2015’te 6 kentte toplam 75 bine yakın sinemaseverle buluştu. Filmekimi gösterimleri İstanbul’da bu yıl Beyoğlu’nda Beyoğlu ve Atlas, Kadıköy Rexx Sineması ve Nişantaşı City’s Cinemaximum’da yapılacak.

İstanbul dışı gösterimlerine 2011’de başlayan Filmekimi, bu yıl da Türkiye’nin farklı kentlerindeki sinemaseverlere yılın en iyi ve en güncel filmlerini sunmaya devam edecek. Filmekimi, bu yıl Ankara, İzmir, Bursa ve ilk kez Eskişehir’e de uğrayacak. Filmekimi 7-9 Ekim’de Ankara’da, 13-16 Ekim’de İzmir’de, 21-23 Ekim’de Bursa ve Eskişehir’de olacak.

Biletler ne zaman, nerede?

İstanbul’da Filmekimi biletleri, 1 Ekim Cumartesi günü 10.30’dan itibaren Biletix satış noktaları, Biletix çağrı merkezi, Biletix web sitesi (biletix.com) ile Atlas ve Rexx sinemalarının gişelerinden satışa sunulacak.

Lale üyeleri bu yıl da biletlerini %25’e varan indirimlerle öncelikli olarak alabilecekler. Lale üyeleri için ön satış günleri; Siyah Lale üyeleri için 27 Eylül, Beyaz, Kırmızı ve Sarı Lale üyeleri için 28, 29 ve 30 Eylül.

Vodafone FreeZone’lular bu yıl da Filmekimi’ne 1 bilet aldıklarında 2. biletleri hediye olacak. İstanbul dışındaki illerde Filmekimi biletleri 1 Ekim Cumartesi günü Biletix satış noktaları, Biletix çağrı merkezi, Biletix web sitesi (biletix.com) ve Filmekimi sinemalarının gişelerinden satışa sunulacak. Vodafone FreeZone’lular İstanbul dışındaki illerde de Filmekimi’ne 1 bilet aldıklarında 2. biletleri hediye olacak.

I, Daniel Blake

İşte etkinlik programındaki bazı filmler:

I, Daniel Blake/ Ken Loach
Politik sinemanın zirvesindeki Ken Loach’a Özgürlük Rüzgârı’ndan sonra ikinci kez Altın Palmiye kazandıran I, Daniel Blake, dokunaklı olduğu kadar öfke dolu bir dram. Devlet yardımı alabilmek için sisteme ve bürokrasiye direnen Daniel Blake adlı emekli bir marangozun mücadelesini izleyen film, bozuk sisteme ve boğucu bürokrasiye karşı dayanışmayı ustalıkla yüceltiyor. Ken Loach ve yıllardır birlikte çalıştığı senaristi Paul Laverty’nin son yıllarda çektikleri en iyi film olarak yorumlanan I, Daniel Blake, Ağustos ayında yapılan Locarno Film Festivali’nde de İzleyici Ödülü kazandı.

Alt Tarafı Dünyanın Sonu / Juste La Fin Du Monde / It’s Only The End Of The World / Xavier Dolan
Xavier Dolan’ın Cannes Film Festivali’nde Büyük Ödül ve Ekümenik Jüri Ödülü kazanan son filmi It’s Only the End of the World 15. Filmekimi’nde. Film, başrollerini Fransa’nın en tanınmış oyuncularından Marion Cotillard, Gaspard Ulliel, Vincent Cassel, Léa Seydoux ve Nathalie Baye paylaştığı bir aile dramı. Fransız yazar Jean-Luc Lagarce’ın 1990 tarihli aynı adlı tiyatro oyunundan uyarlanan filmin anti-kahramanı Louis, uzun yıllardır görüşmediği ailesini ziyarete gider. Amacı, onlara ölümcül bir hastalığını olduğunu söyleyip veda etmektir. Dolan’ın en olgun filmi olarak karşılanan It’s Only the End of the World akıllardan çıkmayacak, güçlü bir melodram. Dolan’ın sözleriyle It’s Only the End of the World “Basitçe ifade edersek, bu film aile ve birbirini sevmenin zorluğu hakkında.” 2014 Filmekimi’nde Xavier Dolan’ın Mommy’si en çok izlenen filmlerden olmuştu.

The Salesman / Asghar Farhadi
Oscarlı yönetmen Asghar Farhadi, Fransa’da çektiği Geçmiş’in ardından sarsıcı bir dramla yeniden ülkesine dönüyor. Günümüz İran’ın da geçen The Salesman başlarına gelen korkunç bir olayla başa çıkmaya çalışan genç tiyatrocu çift Rana ve Emad’ı konu alıyor. İran sinemasının güçlü soluğu Ashgar Farhadi’nin izleyiciyi girdap gibi içine çeken senaryo dinamikleriyle ve oyuncu kadrosunun kusursuz performansları, filme Cannes’da hem En İyi Senaryo hem de En İyi Erkek Oyuncu ödüllerini ve bol övgü kazandırdı. The Salesman ahlaki açılımları ve İran toplumuna getirdiği derin çözümlemelerle insan davranışlarının dehlizlerine iniyor.

Mezuniyet / Graduation / Cristian Mungiu
Altın Palmiye’li 4 Ay, 3 Hafta, 2 Gün’le dünya çapında tanınan Rumen yönetmen Cristian Mungiu’nun yeni filmi Graduation / Mezuniyet, Cannes’da En İyi Yönetmen Ödülü’nü paylaşan etkileyici bir dram. Ahlak ve yozlaşmayla ilgili tespitleriyle evrensel bir nitelik kazanan Graduation / Mezuniyet’te doktor baba, kızının İngiltere’deki bursunu kaybetmemesi için lise bitirme sınavlarında hile yapmaya karar veriyor. Usta işi senaryosu, etkileyici performansları, aileden yola çıkıp toplumu gösterirken altta alta işlediği paranoya hissi ve gerilimle Graduation / Mezuniyet yılın en çok takdir toplayan filmlerinden.

Paterson / Jim Jarmusch
Bağımsız Amerikan sinemasının kahramanlarından Jim Jarmusch, izleyiciye sevdirdiği vampirlerden sonra sıradan insanlara dönüyor. Filme de adını veren Paterson, New Jersey’de Paterson kasabasında yaşayan bir otobüs şoförü; fazla konuşmayı sevmeyen, hep yanında tuttuğu not defterine şiirler yazan sıradan bir adam. Jarmusch, “şiirsel” sinemasını Paterson’da şiirin kendisiyle harmanlıyor ve izleyen herkesin tanışmaya bayılacağı bir karakteri çıkarıyor karşımıza. Paterson’ı canlandıran ve en son Star Wars’da Kylo Ren olarak izlediğimiz Adam Driver’a İran asıllı Golshifteh Farahani eşlik ediyor.

Hizmetçi - The Handmaiden

Hizmetçi – The Handmaiden

Hizmetçi / The Handmaiden / Park Chan-wook
Güney Kore’nin yıldız yönetmeni Park Chan-wook’un, Cannes Film Festivali’nde yarışan The Handmaiden’da şehvet, entrika ve cinsel gerilimle örülü göz alıcı bir öykü sunuyor. Sarah Waters’ın The Fingersmith adlı romanından uyarlanan bu dönem filmi, 1930’larda Japon işgali altındaki Kore’de geçiyor. Cannes’da Vulcain En İyi Sanat Yönetimi ödülü kazanan The Handmaiden kusursuz senaryosu ve dâhice bir yönetmenlikle izleyiciyi çok katmanlı bir gerilime davet ediyor. Park Chan-wook’un 2013 yapımı Stoker’dan sonra çektiği ilk film olan The Handmaiden, zengin genç bir Japon kadın, onu kandırıp zenginliğini ele geçirmeye çalışan Koreli bir adam ve adamın tuttuğu Koreli bir hizmetçi arasındaki entrika etrafında dönüyor.

Sieranevada / Cristi Puiu
The Death Of Mr. Lazarescu / Bay Lazarescu’nun Ölümü ile tanınan Cristi Puiu’nun yönettiği ve Romanya’nın Oscar adayı olan Sieranevada, Romanya Yeni Dalgası’nın son dönemde en heyecan verici temsilcisi. Cannes’da yarışan Sieranevada, izleyiciyi bir yas evinde toplanmış kalabalık bir aileyle baş başa bırakıyor ve bu ailede bütün insanlık durumlarını buluyor. Mizahın ihmal edilmediği bu dram, hemen hemen tek bir mekânda bile sinemanın imkânlarının ne kadar geniş olduğunu hatırlatan modern bir başyapıt. Cristi Puiu’nun önceki filmleri Three Interpretation Exercises / 3 Oyunculuk Egzersizi ve Aurora / Şafak İstanbul Film Festivali’nde gösterilmişti. Sieranevada, Romanya’nın Oscar adayı olarak seçildi.

The Beatles: Eight Days a Week – Turne Yılları / The Beatles: Eight Days a Week – The Touring Years / Ron Howard
Belgesel, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük müzik fenomeni The Beatles’ın ilk yıllarına odaklanıyor. 1960’ların başlarında grubun akıl almaz başarısını elde etmesinin ardından çıktıkları 1000 günlük dünya turnesi; daha önce hiç görülmemiş arşiv görüntüleri, söyleşiler ve konser görüntüleriyle ele alan belgesel, Beatles mucizesinin sırrını çözmeye çalışıyor. Grup üyelerinin ve hayatta olmayanların ailelerinin destek verdiği belgesel, popüler filmlerin büyük ismi, Rush, Melekler ve Şeytanlar, Apollo 13 gibi birçok filmin yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlenen Ron Howard’ın imzasını taşıyor.

Hunt for the Wilderpeople / Taika Waititi
Jemaine Clement ile çekip başrolünde oynadığı korku-komedi What We Do In the Shadows ile büyük ilgi toplamıştı. Yönetmen, son filmi Hunt for the Wilderpeople ile izleyene bol miktarda mutluluk enjekte eden yeni bir komediyle karşımızda. Ricky, koruyucu ailesiyle birlikte Yeni Zelanda kırsalında mutlu bir yaşam sürmektedir. Ancak halasının ani ölümünden sonra çocuk esirgeme kurumu onu geri çağırır. Hayatından vazgeçmeye hiç niyeti olmayan Ricky, amcasıyla birlikte ormanın derinliklerine doğru bir kaçış yolculuğuna koyulur. Saklanabilmek ve hayatta kalmak için vahşi doğayla uzlaşmaları gerekecektir. Hunt for the Wilderpeople Edinburgh, Montreal Fantasia, Boston Bağımsız, Montclair, San Francisco, Wisconsin film festivallerinde İzleyici Ödülü kazandı.

l-the-birth-of-a-nation-109f1

The Birth of a Nation / Nate Parker
1831’de, köleliğin en ağır işlediği Virginia’da kölelerin isyanının başını çeken Nat Turner hakkındaki bu sert film, ilk gösterimini Sundance Film Festivali’nde yaptı. Film, sahibinin zoruyla, ülkeyi gezmek zorunda bırakılan köle Nat’in bu süreçte düzene karşı hınçlanarak silahlı bir isyana önayak olmasını anlatıyor. Oyunculuktan gelen yönetmen Nate Parker, hem İzleyici Ödülü hem de Büyük Jüri Ödülü kazandığı Sundance’te gösterildiği anda yılın sinema olaylarından birine dönüşen bu ilk filminde ülkesini tarihle yüzleştiriyor. Görsel tercihleriyle de dikkate şayan filmin adı DW Griffith’in 1915 yapımı aynı adlı filminin ırkçı yaklaşımına bir gönderme sayılıyor. Yönetmen, senarist ve yapımcı Nate Parker, filmde başrolü de üstleniyor. Uluslararası prömiyerini Toronto Film Festivali’nde yapacak olan The Birth of a Nation, daha şimdiden Oscar için konuşulan filmler arasına girdi.

Elle / Paul Verhoeven
Temel İçgüdü, Showgirls, RoboCop gibi tartışma yaratmış modern klasiklerin yönetmeni Paul Verhoeven hâlâ eskisi kadar cesur ve kışkırtıcı. Hollandalı ustanın Fransa’da çektiği yeni filmi Elle, orta yaşlı iş kadını Michèle’in tecavüze uğradıktan sonra yaşadıklarını anlatıyor. Cannes’da Altın Palmiye için yarışan ve büyük beğeni toplayan bu sıra dışı tür filminin başrolünde büyük oyuncu Isabelle Huppert kariyerinin en iyi performanslarından birisini veriyor. Elle’in uyarlandığı ve Türkçeye “Vay…” olarak çevrilen “Oh…” romanının yazarı Philippe Dijan, Betty Blue’yu da yazmıştı.

Wiener-Dog / Todd Solondz
Kara mizahtan vazgeçmeyen yönetmen Todd Solondz’un 2011 yapımı Dark Horse’tan sonra çektiği ilk uzun metrajlı film olan Wiener-Dog, birbirine bir “sosis” köpek aracılığıyla bağlanan dört kısa hikâyeden oluşuyor. Todd Solondz’un 1995 filmi Oyun Evine Hoşgeldiniz’in bir anlamda manevi devam filmi olan Wiener-Dog, IndieWire’a göre Todd Solondz’un en öfkeli, en radikal, en sivri filmi. Wiener-Dog’ta hikâyelerin kesişiminde yer alan köpek, hayatını birbirinden farklı insanlara dostluk ederek geçiriyor. Wiener-Dog’un görüntü yönetmeni, Carol’da da çalışan Edward Lachman. Bu kapkaranlık, kararlı ve ziyadesiyle albenili film, Amerikalı olma deneyimi üzerine kalemini hiç sakınmayan “siyaseten doğruculuktan” alabildiğine uzak bir komedi. Sundance’te prömiyerini yapan film, aynı zamanda Ellen Burstyn, Danny DeVito, Julie Delpy ve Greta Gerwig’li bir yıldızlar geçidi.

Ma Loute / Slack Bay / Bruno Dumont
Bruno Dumont’un prömiyerini Cannes’da yapan absürd polisiye komedisi Ma loute / Slack Bay de 15. Filmekimi’nde yer alan parlak filmlerden. 1910’da Fransa’nın kuzeyinde bir balıkçı kasabasında geçen ve bir dizi cinayet ile bir aşk öyküsü etrafında iki düşman aileyi izleyen Slack Bay, aynı dönemin kartpostallarından esinleniyor. Başrollerinde Juliette Binoche, Valeria Bruni Tedeschi ve Fabrice Luchini’nin yer aldığı filmin diğer oyuncuları ise köyün yerlileri. Fransa’nın en parlak oyuncularının da katkısıyla yakaladığı absürd mizah ve fiziksel komediyle Bruno Dumont, bu filminde de “grotesk olma pahasına abartıyorum” diyor.

Ma Vie De Courgette / My Life As A Courgette / Claude Barras
Dünya prömiyerini Cannes’da Yönetmenlerin 15 Günü bölümünde yapan ve dakikalarca ayakta alkışlanan My Life as a Courgette, dünyanın en saygın canlandırma festivallerinden Annecy’de En İyi Film ve İzleyici ödüllerini kazandı. Hem karanlık hem naif tarzıyla her yaştan izleyicinin gönlünü fethedecek filmin senaryosu 2011 Filmekimi’nde gösterilen Tomboy’un yönetmeni ve senaristi Céline Sciamma’ya ait. My Life as a Courgette, 9 yaşındaki bir çocuğun, alkolik annesinin ölümünden sonra gittiği yetimhanede edindiği arkadaşlarıyla hayatı öğrenmeye çabasını konu alıyor. Cannes Film Festivali’nin en sevilen filmlerinden biri olarak adını duyuran bu stop-motion canlandırma, İsviçreli yönetmen Claude Barras’ın ilk uzun metrajlı filmi ve İsviçre’nin Oscar adayı.

Toni Erdmann

Toni Erdmann

Toni Erdmann / Maren Ade
Cannes Film Festivali’nde eleştirmenlerden tarihinin en yüksek puan ortalaması alan Toni Erdmann 15.Filmekimi programında… Her anı sürprizlerle dolu Toni Erdmann, izleyicinin son derece karmaşık ama bir o kadar yoğun tepkilerle tanık olduğu bir sinema mucizesi; son yılların en heyecan verici, en duygusal aile komedisi. Bir babanın kızıyla yakınlaşmak için verdiği çabaları anlatan ve Cannes’ın tartışmasız en çok konuşulan filmi olan Toni Erdmann, burada eleştirmenler birliği FIPRESCI ödülünü, Brüksel Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Senaryo ödüllerini kazandı; Münih Film Festivali’nin de açılış filmi olarak gösterildi. Toni Erdmann, Almanya’nın Oscar adayı olarak açıklandı.

American Honey / Andrea Arnold
Fransız Première dergisinin “Z Kuşağı için Easy Rider” olarak tanımladığı, Cannes’da çoğu eleştirmeni kendine hayran bırakan ve festivalden Jüri Ödülü ile dönen yeni Andrea Arnold filmi American Honey, daha şimdiden günümüz Amerikan gençliğini en iyi anlatan filmlerden birisi olarak kabul ediliyor. Aile içi şiddet ve yoksulluktan ibaret hayatını ani bir kararla geride bırakan 18 yaşındaki Star’ın, dergi aboneliği satan bir gruba eklemlenerek çıktığı uzun yolculuğu konu alan film; şahane bir soundtrack, müthiş bir görüntü yönetimi ve perdeden taşan inanılmaz bir enerjiyle soluksuz izleniyor. Filmin başrolündeki amatör oyuncu Sasha Lane parlarken, âşık olduğu Jake rolünde Shia LaBeouf da kariyerinin en iyi performansını sergiliyor. American Honey’nin soundtrack’i filmin en önemli unsurlarından biri… Andrea Arnold müziği klasik anlamda kullanmıyor, görüntülere uyacak müzikleri kullanmak yerine sevdiği müzikler etrafında kurguluyor filmini. Baştan sona temposu hiç düşmeyen bu sürükleyici film uzun süre aklınızdan çıkmayacak.

Voyage of Time / Terrence Malick
The Thin Red Line’ın ardından Filmekimi’nde gösterilen The Tree of Life / Hayat Ağacı, Knight of Cups ile büyük takdir toplayan Terrence Malick’in Eylül ayında Venedik’te Altın Aslan için yarışacak yeni filmi, evrenin tarihi üzerine görkemli bir belgesel. Usta yönetmenin 40 yıldır üzerinde çalıştığı ve “En büyük hayallerimden birisi” diye tanımladığı bu destansı film, göz alıcı efektleriyle izleyiciye benzersiz bir deneyim vaat ediyor. Voyage of Time’ın müzikleri bir diğer ustaya, Ennio Morricone’ye emanet. Belgeselde anlatıcı görevindeyse sesiyle Cate Blanchett üstleniyor.

Swiss Army Man / Dan Kwan & Daniel Scheinert
Bu yıl Sundance Film Festivali’nin en çok tartışılan, seyirci ve eleştirmenleri en çok şaşırtan filmi Swiss Army Man Filmekimi’nde. “Daniels” olarak tanınan video klip yönetmenleri Dan Kwan ve Daniel Scheinert’in birlikte yazıp yönettikleri Swiss Army Man şimdiye kadar sinemada gördüğümüz en sıra dışı, en çılgın hikâyelerden birini anlatıyor. Swiss Army Man’de, ıssız bir adada mahsur kalan Hank’in (bağımsız sinemanın yeni kahramanı Paul Dano), adada bulduğu bir cesetle (Harry Potter’la özdeşleşen Daniel Radcliffe) arkadaş olmasının gerçeküstü öyküsünü ve Manny’nin cesedini “çok amaçlı” kullanarak adadan kurtulma hikâyesini izliyoruz. Yılın en duygu yüklü, yaratıcı ve tuhaf komedisi Swiss Army Man, Sundance’den En İyi Yönetmen Ödülü’yle döndü.

Caini / Dogs / Bogdan Mirica
Bogdan Mirica’nın kara filmle western formlarını buluşturan ilk uzun metrajlı filmi Dogs, dünya prömiyerini Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde yaptı. Romanya’nın tekinsiz kırsalını fon olarak kullanan film, ahlak, şiddet ve yozlaşma üzerine, Romanya halk öyküleri, kadercilik, Nick Cave ve Cormac McCarthy’den esinlenen bir psikolojik gerilim. Büyükbabasından miras kalan arsayı satmak için Bükreş’ten sınıra doğru giden genç bir adam, büyükbabasının aslında zamanında yerel bir mafyanın başı olduğunu öğrenir. Arsayı satabilmek için hem bu suç örgütüyle hem de onlarla işbirliği yapan polisle başa çıkması gerekecektir.

06690 Florence Foster Jenkins - Photo Nick Wall.NEF

06690 Florence Foster Jenkins – Photo Nick Wall.NEF

Florence / Stephen Frears
Dönemin New York’unun en ünlü ve en yeteneksiz sopranosu Florence Foster Jenkins’i canlandıran Meryl Streep’in adı şimdiden Oscar’lar için anılmaya başladı. Bu, filmdeki tüm şarkıları kendi seslendiren Streep’in 20. Oscar adaylığı olacak. Hugh Grant’in performansı ise İngiliz oyuncunun “muhteşem dönüşü” sözleriyle övülüyor. Florence’ın yönetmeni Stephen Frears, Philomena, Tehlikeli İlişkiler, High Fidelity, Kraliçe, Benim Güzel Çamaşırhanem gibi filmleriyle de tanınıyor. Usta yönetmen Frears, 2003’te İstanbul Film Festivali’nin Sinema Onur Ödülü’nü almıştı.

Arrival / Denis Villeneuve
Denis Villeneuve’ün yönettiği Arrival, dünyaya gelen uzaylılarla iletişim kurmaya çalışan bir dilbilimcinin hikâyesini anlatıyor. Bilimkurgu meraklılarının merakla bekledikleri Amy Adams’lı filmin diğer başrollerinde Marvel’ın Hawkeye’ı Jeremy Renner ve Forest Whitaker yer alıyor. Johann Johannsson filmin müziklerini üstleniyor. Filmin yapımcılarından Shawn Levy, “Stranger Things”in de yürütücü yapımcılarından. ABD vizyonundan önce Filmekimi’nde gösterilecek olan Arrival, Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışacak. Ted Chiang’ın “Story of Your Life” öyküsünden uyarlanan Arrival, Toronto ve San Sebastian film festivallerinin programlarında da yer alıyor. Yeni Bladerunner filminin çekimlerini sürdüren Denis Villeneuve, Polytechnique, İçimdeki Yangın, Tutsak, Düşman ve en son Oscar’a aday gösterilen Sicario ileHollywood’un gözde yönetmenlerinden.

Bilinmeyen Kız / La Fille Inconnue / The Unknown Girl / Jean-Pierre ve Luc Dardenne
İki Altın Palmiye’li Jean-Pierre ve Luc Dardenne’in Cannes’da yarışan onuncu filmleri Bilinmeyen Kız’da gerçekçilikten güç alırken bir kez daha bireyden yola çıkıp Avrupa toplumunu eleştiriyor. Başrolde, Avrupa sinemasının yükselen yıldızlarından Adèle Haenel de sade ve etkileyici performansıyla dikkat çekiyor.

Julieta / Pedro Almadovar
Her filmi olay yaratan Pedro Almodovar’ın 20. filmi Julieta, bir kadının hayatının gizemlerine uzanan bir yolculuğu anlatıyor. Nobel Ödüllü Kanadalı yazar Alice Munro’nun üç öyküsünden uyarlanan ve “Almodovar’ın 5 yıldızlı dönüşü” sözleriyle övülen Julieta, dünya prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarıştı. Julieta, Almodovar’ın olgunluk döneminin en iyi örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor.

Öğrenci / Uchenik / The Student / Kirill Serebrennikov
Cannes’da Belirli Bir Bakış bölümünde gösterilen ve epey ses getiren The Student, kışkırtıcı bir hikâye anlatıyor. Günümüz Rusya’sında geçen filmin merkezinde, okulda dini vaazlar vermeye başlayan bir lise öğrencisi ve ona karşı duran öğretmeni yer alıyor. Kirill Serebrennikov’un Marius von Mayenburg’un oyunundan senaryolaştırıp yönettiği The Student, izleyiciyi huzursuz ederken düşünmeye çağıran, cesur bir film.

Komün / The Commune / Thomas Vinterberg
Berlin Film Festivali’nde Trine Dyrholm’e En İyi Kadın Oyuncu Ödülü getiren Komün, Dogme akımıyla uluslararası üne kavuşan Danimarkalı yönetmen Thomas Vinterberg’in son filmi. Bir akademisyen ve ünlü bir haber sunucusu eşinin aile dostlarıyla bir komün kurmaları ve ardından gelişen olayları anlatıyor. Thomas Vinterberg, yeni filminde, bir evliliğin yeniden doğum ve yıkım hikâyesini çocukluk tecrübelerinden beslenerek anlatıyor. Komün, hayatın kendisi gibi, yer yer eğlendiren ama nihayetinde can acıtan bir film.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Festivaller

TRT Ortak Yapımı “İki Şafak Arasında” İtalya’da En İyi Film Seçildi

İki Şafak Arasında, 39. Torino Film Festivali’nde “En İyi Film” ödülünü kazandı.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

İki Şafak Arasında

TRT Ortak Yapımı “İki Şafak Arasında” filmi, Avrupa’nın önemli film festivallerinden 39. Torino Film Festivali’nde “En İyi Film” ödülünü kazandı.

Selman Nacar’ın yönettiği, Burak Çevik ve Diloy Gülün’ün yapımcılığını üstlendiği TRT Ortak Yapımı “İki Şafak Arasında”, İtalya’nın önde gelen festivallerinden 39. Torino Film Festivali’nde “En İyi Film” ödülünü kazandı. 26 Kasım-4 Aralık tarihleri arasında İtalya’nın Torino kentinde düzenlenen ve ana yarışmasında 12 filmin yer aldığı festivalde “En İyi Film” ödülü, “İki Şafak Arasında” filminin oldu.

“Olağanüstü yönetmenlik becerileri”

Yönetmen Selman Nacar’ın ilk uzun metrajlı filmi “İki Şafak Arasında”, festival jürisi tarafından övgüye layık görüldü. Jüri, filme ödül verme gerekçesi olarak, “Olağanüstü yazma ve yönetmenlik becerileriyle inandırıcı bir hikaye anlatmayı başaran, güldüren, duygulandıran ve şaşırtan bir film. Akıllıca, ağırbaşlılıkla yönetilen ve yeni bir büyük yeteneği ortaya çıkaran, olgun bir film.” ifadelerini gerekçe gösterdi.

Festival yolculuğu devam ediyor

2019 yılının Temmuz ve Ağustos aylarında Uşak’ta dört haftada çekilen film, Kadir’in fabrikasında bir işçinin yaralanmasının ardından hayallerini, ailesini ve yaralanan işçinin eşini etkileyecek ahlaki çıkmazını konu alıyor. Film, önümüzdeki günlerde 21. Eskişehir Film Festivali ve 10. Malatya Film Festivali’nde de gösterilecek.

“İki Şafak Arasında” filminin yer aldığı festivaller ve aldığı ödüller ise şöyle:

  • 69. San Sebastian Film Festivali / İspanya (Dünya Prömiyeri)
  • 58. Antalya Altın Portakal Film Festivali (Jüri Özel Ödülü, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü, En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Ödülü, Cahide Sonku Ödülü)
  • 45. Sao Paolo Mostra Film Festivali / Brezilya
  • 9. Boğaziçi Film Festivali (En İyi İlk Film Ödülü, En İyi Erkek Oyuncu Ödülü)
  • 17. Free Zone Film Festivali / Sırbistan (En İyi Film Ödülü)
  • 32. Ankara Film Festivali
  • 22. Arras Film Festivali / Fransa
  • 7. Lima Semana Del Cine Film Festivali / Peru
  • 26. Gezici Festival
  • 39. Torino Film Festivali / İtalya (En İyi Film Ödülü)
Okumaya Devam Et

Festivaller

4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali’nin Kazananları Belli Oldu

Grand Pera Emek Sahnesi’nde gerçekleştirilen ödül töreniyle sona erdi.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali

4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali Grand Pera Emek Sahnesi’nde gerçekleştirilen kapanış ve ödül töreniyle sona erdi.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Sinema Genel Müdürlüğü destekleriyle Balkon Film’in organize ettiği bu yıl Hacı Bektaş-ı Veli anısına düzenlenen 4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali’nin bu akşam (5 Aralık) Grand Pera Emek Sahnesi’ndeki kapanış ve ödül töreninde kazanan isimler belli oldu.

Pandemi kurallarına uygun olarak gerçekleştirilen festivalin ödül törenine T.C. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, Festival Onursal Başkanı ve Kızılay Başkanı Kerem Kınık, Halk Bankası Daire Başkanı Ahmet Sami Pancaroğlu, İranlı ünlü yönetmen Majid Majidi, Festival Direktörü Faysal Soysal, Festival Genel Sanat Yönetmeni Mehmet Lütfi Şen ilesponsor kuruluşlar, film ekipleri, basın mensupları ve çok sayıda davetli katılım gösterdi. Sunuculuğunu Ezgi Büşra Çınar’ın üstlendiği gecede Hemhal Ol’anlar müzik grubu dostluğun nefesinden doğan melodilerle sahne aldı.

“Dostluk adına buradayız, hepimiz kazançlıyız.”

Gecede törenin açılış konuşmasını Festival Direktörü Faysal Soysal yaptı. 448 film başvurusu aldıklarını belirten Faysal Soysal, filmleri elemekte zorluk çektiklerini ve yarışma seçkisine sadece 19 filmi kabul edebildiklerini belirtti. Neredeyse tüm seçkilerde ödül olduğunu söyleyen Faysal, festivaldeki eserlerin yapımcılarına ve yönetmenlerine, festivali ilgi ile takip eden izleyicilere teşekkür etti. Ödül alamayan eserler olsa da “Bütün filmler kazanmıştır. Dostluk adına buradayız, hepimiz kazançlıyız” dedi.

“Böyle bir festivale ev sahipliği yapmaktan onur duyuyorum.”

Açılış konuşmasının ardından Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız konuşma yaptı. Türk sinemasının film festivalleriyle gelişeceğine inandığını söyleyen Haydar Ali Yıldız, Beyoğlu Belediyesi olarak böyle bir festivale ev sahipliği yapabilmenin büyük bir onur olduğunu belirtti.  Majid Majidi ile görüşmeleri doğrultusunda ilerleyen zamanda Türk- İran ortak yapımı merhamet temalı bir film çekilebileceğinin müjdesini veren Haydar Ali Yıldız, ellerinden gelen desteği vereceğinin altını çizdi ve “Her anlamda dostluğun, birliğin beraberliğin ve sevginin kazandığı, sinemanın da buna zemin hazırladığı bir dünya önümüzde.” dedi.

“Yaptığımız işlerden en önemlisi sanata ve sanatçıya destek olmak.”

Kızılay Başkanı Kerem Kınık da sanata ve sanatçıya destek olmanın önemini vurgulayan bir konuşma yaptı ve “Bizim işimiz insan. Bizim işimiz insanın onurunu korumak. İnsanı düştüğü yerden kaldırmayı amaç edinen insanlar olarak bence yaptığımız işlerden en önemlisi sanata ve sanatçıya destek olmak” dedi. Başta Kültür Bakanlığı olmak üzere Beyoğlu Belediyesi gibi festivale destek veren bütün sponsorlara, jüri üyelerine ve Faysal Soysal’a teşekkür etti.

“Kültür anlamında birinci önceliğimiz sinema…”

Gecede Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan da konuşma yaptı. Kültür Bakanlığının hedefinin kültürü anlatmak olduğunu vurgulayan Demircan, Türkiye’de gerek diziler gerek filmler gerekse de festivaller açısından bakıldığında buna uygun bir zemin olduğunu belirtti. Kültür anlamında birinci önceliğin sinema olduğunun altını çizen Ahmet Misbah Demircan, “Çünkü sinema hem aktarıyor hem eğitiyor hem de öğretiyor” dedi.

Festivalin dördüncü yılında 50 farklı ülkeden 448 eser yarışmaya başvuru yaptı. Yarışma kapsamında toplamda 110 Bin lira ödül dağıtıldı. Bu yıl başkanlığını yönetmen Atalay Taşdiken’in üstlendiği Kosovalı yönetmen Isa Qosja, Gürcü yönetmen George Ovashvilli, oyuncu Serdar Orçin ve akademisyen Nazlı Eda Noyan’dan oluşan jüri üyelerinin değerlendirdiği “Yarışma Kategorisi”nde “En İyi Film ” ödülünü “Death Locked Out” adlı yapımıyla Amir Karami aldı. Ödülü jüri başkanı Atalay Taşdiken verirken ödül gerekçesini “Zor bir temayı aşkla harmanlayan, yüreğimizi ısıtan güçlü sinematografisi ve olağanüstü oyunculuğu” olarak açıkladı

20 bin lira değerindeki “Özel Jüri” ödülünü “The Bathtub” filmiyle Sergi Marti Maltas verildi. Ödülü filmin oyuncusu Abel Folk aldı. Folk’a ödülünü Kosova sinemasının değerli yönetmeni Isa Qosja ve Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız takdim etti.

Kızılay İnsani Bakış” ödülünü “The Poor People” filmiyle Lolita Naranovich ile “Koçber” filmiyle Murat Kılıç aldı. Ödülü takdim eden Majid Majidi dostluğun varlığının öneminden bahsederek, festival için temennilerini iletti.

Hacı Bektaş-i Veli Dostluk Ödülü ise “Street Poet” filmi ile Samgar Rakym’e, Lütfi Şen tarafından takdim edildi. Lütfi Şen çağın vahşiliğinden bahsederek, “İnsan olmak için tabiata ve toprağa dost olmak lazım, kendimize dost olmak lazım. Bunu yapmazsak bu güce tapınmanın sonu olarak insan kendi kendini yok edecek” dedi.

Festivalde ayrıca “Mansiyon Ödülleri” “Nina” filmiyle Hristo Simeonov ve “Emergency” filmiyle Maryam Esmikhani’ye verildi.

Yarışma bölümündeki bir Türk filmi yönetmenine sonraki filminde kullanılmak üzere verilen 20 bin lira değerindeki “Post-Prodüksiyon Destek Ödülü” ise “Lal” filmiyle Gökalp Gönen’e verildi.

Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali’nin dördüncü yılında Onur Ödülü, Türk sinemasının yıldızlarından Selda Alkor’a Danışma Kurulu üyesi Aybars Bora Kahyaoğlu tarafından takdim edildi. Ödülünü alan Selda Alkor iki yıl pandemi arasından sonra kendisini ilk kez evden çıkaranın “dostluk” olduğunu belirterek, “Dostluk benim için çok önemli. Sosyal medyadan güne “Günaydın gönül dostlarım” diye başlarım. Benim hiç tanımadığım çok gönül dostum vardı. Dostluk son zamanlarda kaybettiğimiz çok önemli bir değer. Çok arkadaşınız olur ama dostunuz azdır” dedi ve dostluk ödülünü almaktan büyük onur duyduğunu söyledi. Alkor sözlerini Yunus Emre’nin şu sözleriyle tamamladı; İncitme dostun kalbini, tamir edecek usta yok. Soldurma gönül gülünü; sulamaya ibrik yok. 

Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali’nin diğer Onur Ödülü ise Engin Ayça’ya Danışma Kurulu üyesi Gülnaz Gökçen tarafından takdim edildi. Ödül alan Engin Ayça birlikte yaşadığımız her şey ile dostluk içinde olmak gerektiğini belirterek, ödülü özellikle yakın çevresi, ailesi ve can dostu eşi Gülsen Tuncer için aldığını dile getirdi.

Okumaya Devam Et

Festivaller

Gezici Festival Sinoplu Sinemaseverlerle Buluştu

Gezici Festival yolculuğuna devam ediyor.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Gezici Festival

26. Gezici Festival 26 Kasım’da Ankara’da başladığı yolculuğunun ikinci durağı Sinop’a veda etti. Ankara Sinema Derneği tarafından T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen Gezici Festival bugün yolculuğunun son durağı Kastamonu’da sinemaseverlerle buluşacak.

26. Gezici Festival Sinop Belediyesi’nin desteğiyle 3 Aralık’ta Sinop Halk Eğitim Merkezi’nde gösterimlerine başladı. “Anadolu Leoparı” filminin gösterimiyle Sinop’a merhaba diyen festival, izleyicilere sinemayla dolu bir hafta sonu yaşattı.

“Anadolu Leoparı” filminin gösterimi sonrasında yönetmen Emre Kayiş ve filmin oyuncularından İpek Türktan izleyicilerin sorularını yanıtladı. Emre Kayiş, filmdeki zaman ve mekânın belirsizliğinin nedeni sorulunca; “Film bir çöküş hikâyesi, bunu mümkün olduğunca soyutlaştırıp, güncel politik olup bitenin de bir noktasına değdiren ama temelde daha evrensel bir şey yapmak hayaliyle mümkün olduğu kadar zamansız mekânsız bir hale getirmeye çalıştık. Filmin güncelde işgal ettiği yer tabii ki önemli, ama 30 sene sonra izlendiğinde ki belki o zaman Türkiye’nin politik durumu ve her şey çok daha değişik olacak, tahayyül bile demiyoruz geleceği, filmin geçmişe bakıldığında yine aynı şekilde bu çöküş hikâyesini evrensel karakterlerle anlatabilmeyi becerebilmesini hedeflediğim için zaman ve mekânı muğlak hale getirmeye çalıştım,” dedi.

4 Aralık günü ise Necip Çağhan Özdemir imzalı “Bembeyaz”, Yohan Manca yönetmenliğindeki “Kardeşlerim Ve Ben / La Traviata, My Brothers And I”, “İki Şafak Arasında” ve “Kerr” filmleri izleyiciyle buluştu. “İki Şafak Arasında” filminin gösterimi sonrası yönetmen Selman Nacar ve oyunculardan Burcu Gölgedar izleyici karşısındaydı. Selman Nacar söyleşide “Bir film tabii ki bazı sorular soruyor. En nihayetinde seyirci de bazı soruların cevaplanmasını bekliyor. Burada bazı cevaplanmayan sorular var. Bunları bilerek cevaplamadım. Filmde cevaplardan daha büyük bir mesele olduğunu düşünüyorum. Benim için makinalar arasında sıkışan hayatları, acıları anlatan bir film. Filmde bütün sahneler tek plan. Sekiz, dokuz dakikalık sahnelerde de kesme yok. Bunu iki sebepten yaptım aslında. Birincisi; plan sekans çektiğiniz zaman filmin zamanı gerçek zamana yakınlaşan bir hisse dönüşür, buna dönüşsün istedim. Akan, ritmi olan bir film yapmak istedim ama bu akış içerisinde de seyirciye hissettirmek istedim bu geçen zamanı. İkincisi de uzun planlarda kamerayı objektif bir yere konumlandırarak seyirci aslında bu hikâyeye tanık olsun istedim,” dedi.

“Kerr” filminin gösterimi ise yönetmen Tayfun Pirselimoğlu ve yapımcı Vildan Erşen’in katılımıyla gerçekleşti. Film sonrası yapılan söyleşide filmdeki kadın karakterin neden az olduğuna dair gelen soruyu Tayfun Pirselimoğlu “Bu filmi yapma nedenlerimden bir tanesi de tüm dünya olarak memleket olarak çıldırdığımızı düşünmem, delilik halinde yaşadığımıza dair derin bir inancım var. Bu delirme, bu akıldışı halin içerisinde kıvranan insanlar olarak, şimdi daha çok sizin gözleminizden yola çıkarak söylüyorum, bu erkeklerin sahip olduğu dünyanın delirmesi. Dünyayı bu hale getirenler daha doğrusu erkekler. Açıkçası bunun üzerine kurmadım ama sizin söylediğiniz şeyden yola çıkarak böyle bir noktaya vardığımı söyleyebilirim. Filmde aslında görünen tek bir kadın var, farklı yüzleri olan bir kadın. Adamın etrafındaki ne olup bittiğini anlayamayan, şaşkınlık içerisindeki nispeten karikatür tiplerin içerisinde ne yaptığını en çok bilen karakter olarak duruyor bu kadın. Ona özel bir önem atfettiğimi söyleyebilirim,” diyerek cevaplandırdı.

Gezici Festival Sinop’a Veda Etti!

Gezici Festival’in Sinop’taki son günü Tuncel Kurtiz’in Sürgün Yılları’na ait iki özel film; “Saç” ve “Bebek”in gösterimleriyle başladı. 

Günün ikinci filmi “Diyalog” gösterimi sonrasında yönetmen Ali Tansu Turhan, yapımcı ve senaristlerden Burcu Uğuz, yardımcı yönetmen Osman Sarp Altay ve DIT Müge Alper izleyicilerle buluştu. Söyleşide Burcu Uğuz, “Aslında üç kişi yazdık bu senaryoyu. Üçlü çalışmanın kuvvetlendirici etkisi olmuştur. Her karaktere herkesten bir şey katmak istedik ki izleyiciler hepsinde kolayca özdeşlik hissi bulabilsinler. Yönetmenle beraber senaryoyu yazabiliyor olmanın da çok katkısı oldu. Senaryoyu yazıp birine teslim etmektense yazarken kurgusunu dahi düşünmek çalışma halini keyifli kıldı,” derken; Ali Tansu Turhan, “Biz ilişkinin başını ve sonunu anlatmayı tercih ettik. Çünkü başlangıçlar ve bitişler çok özgün olabiliyor ama ortadaki dertler, kavgalar, ilişkinin gelişimi daha paralel oluyor. Orta kısmı anlatmamayı tercih etmemizdeki asıl amaçsa; orayı seyircinin filme katacağı bir anlam boşluğu olarak bırakmaktı. Aslında seyirciye kendi tanışmasını ve ayrılığını hatırlattığımız bir yerden orta kısımları da kendi deneyimiyle hafızasından çıkararak filmin anlam çeşitliliğini artırmaya çalıştık,” dedi.

“Okul Tıraşı” filminin gösterimi ise yönetmen Ferit Karahan, senarist Gülistan Acet ve oyuncu Melih Selçuk’un katılımıyla gerçekleşti. Gülistan Acet senaryo yazım sürecini şöyle özetledi: “Çok uzun, çok zor, ağlayarak geçirdiğimiz bir çalışma evresi oldu bizim için. Hatta Ferit’in zaman zaman vazgeçtiği, ben bunu yapmayacağım dediği, yaşadığı travmaların üstüne gitmekte kendinde yeterince cesaret ve güç bulamadığı zamanlar oldu. Ama ben o zaman da şimdi de çok dolu ve çok ihmal edilmiş bir mekân ve bir konu olduğu, eğitim sisteminin hiç sorgulanmadığı ve bu kadar problemli olduğu bir yerde, pirüpak bu kadar bakir duran, işlenmemiş bir şeyin üstüne gitmek gerektiğini düşünüyordum. Ferit hikâyeyle yeniden barıştı ve uzun yıllar artı 7 günde çıkardık bu hikâyeyi.

Filmdeki direniş biçimleriyle ilgili gelen soruyu Ferit Karahan “Baskıcı toplumlarda bu aile olur, devlet olur, fabrika olur, yalanın bir yalan değil direniş biçimi olduğunu düşünüyorum. İnsanlar aslında öylesine yalan söylemezler, yaşamak için yalan söylerler. Bu anlamda pasif bir direniş vardı. Gerçekçi bir direnişin yatılı okul gerçeğine uymadığını biliyorum. Kendimin de altı yedi yıl boyunca okuduğum okulda da gördüğüm üzere direniş yoktu. Bu bir üçleme. Üçlemenin ilk filmi. Üçlemenin ikinci filminin daha direniş odaklı bir film olacağını öngörüyorum,” diye cevapladı.

Gezici Festival, Sinop’a “Zuhal” filminin gösterimiyle veda etti. Filmin gösteriminin ardından yönetmen Nazlı Elif Durlu ve yapımcı Anna Maria Aslanoğlu izleyicilerin sorularını yanıtladı. Nazlı Elif Durlu söyleşide; “Kadın erkek ayrımı yaparak yazmadık senaryoyu. Ortak yazarım da bir erkek. Daha gerçekçi olan yerden yazıldı, kişisel deneyimlerimizin katkısı vardır diye düşünüyorum. Apartmandaki her evin içerisinde de ayrıca bir dert vardı. Genelde kadınlara odaklanmaya çalıştık, farklı faklı sınıflardan farklı farklı dertleriyle kadınlarla buluşmalar var aslında,” dedi.Gezici Festival yolculuğuna Kastamonu’da devam ediyor. Bu akşam Kastamonu izleyicisi ile Kastamonu Üniversitesi Ahmet Yesevi Konferans Salonu’nda buluşacak festival 8 Aralık’ta sona erecek.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler