Film mi? Oyun mu?

Manşet

cemil-cinar

Boş bir fabrika alanında ilerleyen kara giysili robotumsu yaratık silahını çeker. O anda kamera FPS (first person shooter) kamerasına geçiş yaparak alandaki düşmanları işaretlemeye başlar. Tehlikenin büyüklüğü, kullanılan silahların özellikleri vurulan düşman sayısı , kalan düşman sayısı gibi bilgileri ekranda izlemeye başlarız. Tek eksik sonunda game over yazısının olmamasıdır.

Neden böyle bir giriş yaptığıma gelecek olursak; geçenlerde uzun zamandır sinemaya gitmediğimi farkettim ve 1987 yılında seyrettiğim Robocop filminin yeniden çevrimine gitmeye karar verdim.

Bana göre Hollywood filmleri belli bir kısırdöngü içerisine girmeye başladı. Eski filmlerin yeni versiyonları uzak doğu filmlerinin amerikan uyarlamaları ve teknolojinin yerli yersiz kullanımıyla bazen ne olduğundan emin olmayan filmler izlemeye başladık. Bazen teknoloji kullanımı o dereceye geldi ki neredeyse bir oyun oynadığımızı (seyrettiğimizi) düşünmeye başladım.

Eğer bilgisayar oyunlarıyla biraz da olsa ilgiliyseniz (Candy Crush’ı saymıyorum) ve hayatınızda Counter Strike, Call Of Duty, Skyrim veya FPS türü herhangi bir oyuna kıyısından köşesinden bulaşmışsanız ne demek istediğimi daha rahat anlayacaksınız.

Oysa ki bilgisayarlarla ve oyunlarla sinemanın ilişkisi o kadar keyifli başlamıştı ki ;

Wargames (1983) : Genç bir çocuk o dönem emekleme aşamasındaki bilgisayar teknolojisiyle Amerikan Savunma Bakanlığının sistemine sızar ve oyun oynadığını düşünürken aslında bir dünya savaşı çıkartmak üzere olduğunun farkına varmaz.

Call-of-Duty-Ghosts

Terminatör (1984) : Bilgisayar sistemi Skynet dünyanın teknolojik sonunu getirir ve insanlar geleceğin lideri John Connor’u korumak için babasını geçmişe göndermek zorunda kalır.

Aliens (1986) : İlk filmde kurtulan Ellen Ripley bir askeri mangayla beraber yaratıkların  yuvalandığı gezegene geri dönmek zorunda kalır. Tamamen askeri konseptte ilerleyen film yer yer Counter Strike havasında ilerler. Bu geçmiş dönem başlangıcından sonra ise teknolojik örnekler gelmeye başlar aralarında benim için örnek teşkil edenler ;

Tron (1982) , Tron Legacy (2010) ; tamamen bilgisayar devrelerine dayalı olarak oluşturulan film yer yer teknolojisinin de etkisiyle tamamen gerçeküstü bir boyuta taşınır ve oyun izliyormuşuz hissi verir.

Surrogates (2009); İnsanların neredeyse tamamen avatarları vasıtasıyla yaşamlarını sürdürdükleri yeni bir dünyaya hoşgeldiniz. Bruce Willis soruşturması için önce suretini sonra da yaşamını ortaya koyar. Güzel bir bilimkurgu polisiye denemesi.

Avatar (2009) ; James Cameron’un teknolojinin son gelişmelerini gösterdiği bir emperyalizm ve karşıtları örneği. Tabii yine Cameron tarzı askeri özellikler önde olacak şekilde.

Gamer (2009) ; Ölüme mahkum olan mahkumlara tanınan bir hak sayesinde tamamen gerçek bir insan tarafından kontrol edilen Kable (Gerard Butler) belli sayıda galibiyet kazanırsa özgür kalacağını düşünmektedir. Benim farkettiğim doğrudan oyun konseptine ve görüntülerine sahip ilk film neredeyse. Diğer filmler kıyısında dolaşırken bu film adı gibi oyuncu. Güzeldi.

Robocop (2014) : Eski filmi biraz daha modernleştirmek adına özelikle çatışma sahnelerinde kullandıkları teknikler ve görüntü seçimi sıradan bir FPS oyunundan farksız.

Arada tabii ki benim dikkatimden kaçmış ama başkalarının görebileceği örnekler vardır. Peki ben bundan rahatsız mıyım? diye kendime sorduğumda cevabım kocaman bir HAYIR.

Peki sorun nerede ?

Sinemayı bir seyirci ve takipçi olarak çok seviyorum. Her ne kadar son dönemlerde gittiğim filmlerden Gravity haricinde çok memnun kalmasam da güzel bir filme denk geldiğinizde o büyük ekranda filmi seyrederken hissettiğiniz coşkuyu hiç bir büyük ekran televizyon veremiyor.

Aynı zamanda oyunları da çok seviyorum ve bazı örneklerde hikaye anlatımında sinemayı geçen eserler veriliyor. Bir Heavy Rain’i oynarken , bir Last Of Us’ı oynarken veya Skyrim’in o geniş dünyasında at sürerken, Fallout 3 ‘te dolanırken hikaye anlamında daha doyurucu olabildiklerini düşünebiliyorsunuz.

Arada paslaşan iki sektör oyunlarla sinema. Başarılı veya popüler bir filmin oyunlarının yapılması süregelen bir uygulama. Buna örneklerim Lego İndiana Jones, Batman, Örümcek Adam gibi kahramanların oyunları. Bir de tersi durum söz konusu. Artık oyun sektörü maddi anlamda sinema ile yarışır duruma geldi. Bir Call Of Duty oyununun yapım maliyeti 100 milyon doları bulabiliyor. Tabi kazançları da buna göre artıyor. Kiefer Sutherland gibi aktörler oyunlarda seslendirmeler yapabiliyorlar. (Son oyununda Kevin Spacey başkötüyü seslendirecek) Bu da sinemanın da bundan nasiplenmek istemesine neden oluyor. Bu aralar gösterime Need for Speed girdi. Seyretmedim ama olumlu eleştiriler alabileceğini de düşünmüyorum. Sadece bir Hızlı ve Öfkeli klonu olabilir. World of Warcraft’ın filminin yapılması gündemde vs.

Sorun aradaki çizginin sinemacılar için fazlasıyla ince olması. Bir oyun yapımcısı oyuncuyu ekran başında tutabilmek için uzun bir süreye ve şansa sahiptir. En az sürecek tek kişilik başarılı bir oyun senaryosu yaklaşık 8 saattir. Sinemada ise derdinizi anlatmak için en fazla 2 hade olmadı 3 saatiniz vardır. Bu süreyi Gravity gibi teknolojiyi de arkanıza da alarak kullanırsanız oldukça güzel bir konuya sahip (belki sadece sonu biraz farklı olabilirdi) iyi bir film oluşturabilirsiniz. Ama sadece teknolojiye odaklanıp konuyu es geçerseniz karşınıza arada kalmış bir film çıkar.

Bu noktada son örnek olarak Robocop devreye giriyor. İlk film dönemine göre normal ama şimdi izlerseniz basit gelebilecek efektlere sahip güzel bir bilimkurgu polisiyeydi. Alex Murphy takip ettiği çete tarafından ölüme terkedilir. Yeni teknoloji kullanılarak bir robot vucüduna sahip olur ama hafızası silinir.

Tetikleyen olaylarla çetenin peşine düşer ve son noktada gayet keyifli bir şekilde intikamını alır. Robocop biraz The Crow’vari şekilde bir intikam filmidir.

Yeni film bizi duygusal olarak hazırlamak için uzun bir süre vererek Murphy’nin Robocoıp’a evrimine odaklıyor ama bunu yaparken geriye bıraktığı az zamanda özellikle çatışma sahnelerinde oyun evrenine biraz daha yaklaşıyor ve kullandığı kamera açıları bir FPS oynuyormuş hissi veriyor. Bu his ve hız oyunlarda gayet keyifli gelmesine rağmen sinemada takip etmesi zor sahnelere dönüşüyor.

Bu da beni son dönem filmlerinde rahatsız eden asıl noktalardan birine getiriyor. Artık kurguyu o kadar hızlandırmaya başladılar ki (bu dövüş kareografilerinin zayıflığını izlemek için bir yol olabilir) aslında ne olup bittiğini anlayamıyorsunuz. Star Wars serisinin ilk filminde Obi Wan ve Qui-Gon Jinn’in Dart Maul’la dövüşünü düşünün veya The Heat filminde Robert De Niro ve adamlarının polislerle yaptıkları sokak çatışmasını hatırlayın veya Speed filminin giriş kısmında Keanu Reeves ve Jeff Daniels’ın sahneye girişini seyredin.

Şimdi bunu Robocop’un hızlı kurgusu ve çatışma görüntüleriyle bir arada düşünün aradaki farkı hissedeceksiniz.

Sinema görsel bir sanat ve hislere dokunan bir yapısı var diğer sanat dalları gibi. Olası bir eksiklik kendini gösteriyor. Bu dönemin hızlı tüketim yapısına uygun olarak seyirci çok fazla önemsemeden filmi izleyip çıkıyor ama geriye kült olabilecek filmler bırakmadan zaman akıp gidiyor.

Yazıyı tamamlamadan önce Yarının Sınırında (The Edge Of Tomorrow) filmini seyretmiştim. Warhammer 40.000K oyunundan bariz esintiler taşıyan, zaman yolculuğu temasını kullanan sıkı bir bilimkurgu. Umarım sinema ve oyunlar birlikteliği Yarının Sınırında gibi örnekleri çoğaltır. Bize de keyifle izlemek düşer.

İyi Seyirler.

Sinemayla kalın. Oyunları da ihmal etmeyin… :)

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up