Film Festivallerinin Değer Kattığı Şehirler

Festivaller Manşet Muhammed Uyar Serbest Kürsü

muhammeduyar

Yaklaşık 5 gündür 6. Malatya Uluslararası Film Festivali için bu güzel şehirdeyiz. Bir günde 4 film izleyebilme imkanı sunan film festivallerini, sevmeyen bir sinemacı herhalde yoktur. Sinema ile dolu dolu geçen 4 günü kısaca özetleyelim.

Festivalde Ulusal Uzun Metraj Film kategorisinde yarışan On Adım, Nefesim Kesilene Kadar, Saklı, Kar Korsanları, Memleket ve Abluka’yı izledim. Yabancı filmlerden ise bir Guatemala-Fransa ortak yapımı Volkan (Ixcanul) filmini izleme imkânım oldu. Önümüzdeki günlerde vaktimiz yettiğince diğer yarışma filmlerini de izleyeceğiz.

Alışılmışın Dışında Bir Film: On Adım

Festivalin ilk gününe hızlı başlayarak iki film izledim. Birisi Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nda yer alan, yönetmenliğini ve senaristliğini Fatih Hacıosmanoğlu’nun üstlendiği On Adım. Filmde Amerikalı kadın yönetmen Tina, yeni sinema filmini çekmek için İstanbul’a gelir. Yıllardır görmediği oğlu Hakan ile de bir araya gelme planları yapan Tina için olaylar ilk başta pek de istediği gibi gelişmez. Başrol oyuncusunun projeden çekilmesi ile yapımcısı da Tina’yı yarı yolda bırakır. Tina’nın yolu bohem bir kafede bulaşık yıkayan oyuncu Ayvaz ile kesişir. Mafyaya kumar borcu olan Ayvaz, Tina ve Tina’nın sadık asistanı İlhan, fırtınalı bir gecenin ardından kendilerini sakin bir Ege köyünde bulurlar. Tina’nın sabırlı bekleyişine ve filmi çekeceğine olan inancına, oğlu Hakan ve Hakan’ın nişanlısı Hale de dâhil olur. Film çekimleri ile gerçek hayatın at başı gittiği öyküye, yanlış anlaşılmalar beklenmedik şekilde yön verir.

Film alışılmışın dışında bir kurgu ve içerikle başlıyor ve ilerliyor. Filmin başından sonuna kadar duygu durumlarına göre oldukça farklı müzikler kullanan yönetmen, gerçek ve kurgu arasında gidip gelen bir film ortaya koymuş. Filmin sonunda gerçekleştirilen söyleşide yönetmen Hacıosmanoğlu, mütevazı şartlarda hızlı bir şekilde çekilen filmin özellikle post prodüksiyonunda fazla zaman harcadıklarını belirtti. Yukarıda da dediğimiz gibi alışılmışın dışında bir film olan On Adım‘ı izlerken yer yer sıkılıyorsunuz ama yine de film sizi içerde tutmayı başarıyor. Bu sıradanlığa, sıra dışı bir duruş ile karşı çıkan film diğer filmler karşısında jüriyi ne kadar cezbedecek bilmiyorum.

 

Kar Korsanları’nın Sessiz Ama Etkili Hikâyesi

Filmlerde çocuklarla çalışmak çok etkili sonuçlar doğurabilirken bu etkinin fazlalığı oranında da zor bir iş haline gelebiliyor. Zira çocuk oyunculardan istediğiniz verimi alabildiğinizde, hikâye çok daha etkili şekilde izleyiciye ulaşabiliyor. Faruk Hacıhafızoğlu imzalı Kar Korsanları başrolündeki çocuk oyuncuların bu avantajlı yönünü kullanabilmeyi başarabilmiş nadir filmlerden birisi olarak karşımıza çıkıyor.

80 darbesinin ardından yaşananlara “sol”dan bir bakış atan filmin en güzel yanı ise derdini bağırıp çağırmadan anlatması. Çok rahat bir şekilde propagandaya dönüşebilecek bir meseleyi çocukların temiz ve masum zihinlerinin üzerinden anlatmayı başaran Kar Korsanları, bunu yaparken etrafındaki hiçbir şeyi kırıp dökmemeyi başarmış. Açıkçası uzun zamandır hikayesini böyle samimi anlatmayı başarabilen bir Türk filmi izlemediğimi söylemeliyim. Tebrikler Faruk Hacıhafızoğlu. Festivalde güzel ödüller alacağını düşünüyorum. Özellikle çocuk oyunculara ödül çok yakışacaktır. Dua etsinler Sivas’ın Aslan’ı bu festivalde rakipleri değil ☺

Hayatın İçinde Saklıdır Hayatlar

Selim Evci İki Çizgi ve Rüzgarlar’ın ardından üçüncü filmi olan Saklı ile festivalde yarışıyor. İlhan Şeşen, Settar Tanrıöğen ve Türkü Turan gibi usta oyunculardan oluşan bir kadroya sahip. Kızlarının namusuna düşkün, namussuz bir babanın yaşadığı duygusal gerilimleri oldukça güzel şekilde anlatan filmin hayli eğlenceli sahneleri var. Özellikle Settar Tanrıöğen’in rolüne çok yakıştığını söyleyelim.

Nefesimiz Kesildi!

Festivalde şu ana kadar izlediğim en sıradan film diyebilirim Nefesim Kesilene Kadar için. Zaten minimalist bir senaryo yapısına sahip olan filmin nefesi maalesef yeterli etkiye sahip değil.

“Geçim sıkıntısı yaşadığı için tekstil işçisi olarak çalışmak zorunda kalan bir kızın tek başına hayat mücadelesi vermesi”ni anlatıyor film. Ama bunu yaparken bol bol kızı takip ettiğimiz görüntüler ile karşı karşıya kalıyoruz. Bir şeyi eleştireyim derken bazı kör noktalara takılan ve izleyiciyi anlatmak istediği hikayeden de uzaklaştıran bu tarz filmleri maalesef çok görmeye başladık. Bu tarzda bir hikaye yapısının oyuncuların da elini kolunu bağladığını düşünüyorum. Zira hikâyenin izin vermediği bir oyunculuğu ağzınızla kuş tutsanız bile yakalayamayabiliyorsunuz. Açıkçası festivallerden böyle filmlere ödüllerin bol bol verilmesinin de bunda etkili olduğunu düşünüyorum.

Memlekette Adam Kalmadı

Murat Saraçoğlu’nun yeni filmi Memleket’te de aradığımı bulamadım. Daha önce Yangın Var, O. Çocukları, 72. Koğuş gibi filmlere imza atan bir yönetmenin yukarıda bahsettiğimiz minimalizm hatasına düşmüş olması ilginç. Diyaloğu az, mekânı dar, hikâyesi zayıf bir filmin izleyiciyi çatlatacağını yönetmenler tahmin edebilmeli. Tahmin ediyorlarsa eğer filmlerine gelebilecek bu eleştirilere de açık olmalılar.

Filmi ağzına kadar liseli öğrencilerle dolu bir salonda izledik. Normal şartlarda Murat Saraçoğlu’nun önceki filmlerini izliyor olsaydık muhtemelen salondan herkes memnun ayrılırdı. Sinema yazarları olarak bizim bile yer yer güzel noktalar yakalasak da genelinde zorlandığımız/sıkıldığımız bir filmi lise öğrencilerinin çok sevmesini de beklemiyorum. Hayırlısı… Murat Saraçoğlu bir şey deniyor galiba… Bakalım tutacak mı?

Abluka’nın Ortasındaki Hayatlar

Festivalin ağır konuklarından birisi kuşkusuz Abluka. Emin Alper’in şimdiden ödülleri silip süpüren yeni filmi, burada da ağırlığını hissettiriyor. Film oyunculukları, senaryosu, müzikleri ve görüntüleri ile güzel bir bütünlük sunuyor. İnsanoğlunun maddi ablukalardan ziyade zihinlerinde oluşturduğu ablukaları güzel ve etkili bir şekilde aktarmayı başarıyor Abluka.

Guatemala’dan Bir Namus Hikâyesi

Günün izlediğim diğer filmi ise Guatemala-Fransa ortak yapımı Volkan (Ixcanul) isimli film. Filmin senaryosunu ve yönetmenliğini Jayro Bustamente üstleniyor. Reklam yönetmenliğinden gelen Bustamente, bu ilk filmiyle Berlin Film Festivali’nin yarışmalı bölümüne kabul edilen ilk Guatemalalı yönetmen olmayı başarmış.

Henüz 17 yaşındaki Maya kökenli bir kız olan Maria, ailesiyle birlikte Guatemala’daki aktif bir volkanın eteklerinde bulunan büyük bir kahve çiftliğinde yaşayıp çalışmaktadır. Görücü usulü bir evlilik kendisini beklemektedir. Maria, büyük şehre gitme hayalleri kursa da yerli bir kadın olarak, yaşam koşulları, kaderini değiştirmesine müsaade etmemektedir. Bir gün, bir yılan sokması sonucu, modern dünyaya çıkmak zorunda kalır ve hayatı kurtulur. Ama Maria tüm bunların karşısında büyük bir bedel ödemek zorunda kalır.

Festivallerin belki de en güzel yanlarından birisi de bu tarz yapımları izleme imkânı sunması. Salonda Malatyalı genç ve orta yaşlı insanları gördüğümde oldukça sevindim. Zira yan salonda oynayan bir Türk filmi yerine Guatemala yapımı bir filmi seçmeleri ilginçti. Hatta filmin son 40 dakikasını altyazısız izlemeyi göze alanlar bile oldu. Festival yetkililerinin filmin devamını başka seansta izleyebileceklerini söylemelerine rağmen, izleyicinin dilini hiç anlamadıkları bir filmi izlemeye devam etmek istemesi sebebiyle Volkan için kuşkusuz, izleyiciyi yakalayan güzel bir filmdir diyebiliyoruz.

Türkiye’de gerçekleşse kan davasına kadar gidecek olayların yaşandığı filmde, ailenin sakin ve soğukkanlı yaklaşımı Guatemala kültürü konusunda beni şaşırtmadı değil. Spoiler olacağı için filmin içeriği konusunda daha fazla bilgi veremiyorum ama Volkan, hem konusu hem de görüntülerindeki özen nedeniyle ulaşabilirseniz izlemenizi tavsiye edeceğim bir film.

Onur Ödülleri ve Usta İsimler

Festivalde bu yıl Onur ödülleri Gürcü yönetmen Eldar Shengelaıa, Serdar Gökhan ve Perihan Savaş’a verildi. Emek ödülleri ise Suzan Kardeş ve Agah Özgüç’ün oldu. Emek ödülleri ve Onur ödülleri festivalin açılış gecesinde takdim edildi. Aslında gönül bu ödüllerin herkesin daha çok ilgi gösterdiği ve çok daha fazla kişinin takip ettiği kapanış ödül töreninde takdim edilmesini arzuluyor. Zira sinemaya bu kadar emek ve ömür vermiş bu insanların çok daha kalabalık bir ortamda onurlandırılmalarının şık olacağı kanısındayım. Yine de sinemanın bu emektar insanlarını sahnede görmek insanı duygulandırıyor. Özellikle Perihan Savaş ve Serdar Gökhan’ın gençlik yıllarında oynadıkları filmlerden hazırlanan kısa videoları izlerken ister istemez gözleriniz doluyor.

Malatya’ya Dair

Daha önce ikincisine katıldığım bu güzel organizasyona bu yıl da katılabilmek mutluluk verici. Bir de İstanbul’un yoğun ve stresli ortamından sessiz, sakin ve mis gibi havası olan bir şehre geldiğinizi düşünün. Malatya’nın bir güzel yanı da insanlarının samimi ve içten olması. Şu ana kadar kime selam verdiysek, kiminle kısa da olsa bir temasta bulunduysak kibarlık ve nezaketten başka bir şey görmedik.

Festival boyunca her akşam kıymetli bir Malatyalının misafiri olarak yemeklere davet ediliyoruz. Arkadaşlarla bu yemek organizasyonlarında Malatya’ya özgü şeylerin daha fazla yer alması gerektiğini tartışıyorduk. Battalgazi Belediyesi’nin misafiri olarak kısa bir tarihi gezi yaptık. Özellikle Kervansaray’daki ikramları ve halay ekibi ile tam da arkadaşlarla tartıştığımız problemli durumu ortadan kaldırmış oldu Battalgazi Belediyesi. Sonuçta her festival, yerli ve yabancı konukları ile şehirlerin tanıtımı için büyük bir fırsat…

—————————————————————————–

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up