Bizimle İletişime Geçin

Manşet

Film Arası’nda Bu Ay ‘Darbe’ Var!

Yayınlandı

tarihinde

Film Arası Sinema Dergisi, 12 Eylül’ün yıl dönümünde yayımladığı özel sayıda darbe-sinema ilişkilerini masaya yatırdı. “Türk Sinemasında Darbeler” başlıklı özel sayıya konuşan yönetmen, oyuncu, yapımcı ve senaristler ortak bir tavırda buluştu:  ‘Asıl Hainler Darbeleri Yapanlardır!’

Aylık sinema dergisi Film Arası, kapsamlı bir özel sayı ile yeniden okurlarının karşısına çıktı. Yayımladığı haber ve röportajlarla sinema gündemine damgasını vuran dergi, 12 Eylül vesilesi ile yayımladığı üçüncü özel sayısında, Türkiye’de yaşanan darbe süreçlerinin sinemaya etkilerini mercek altına aldı. Türk Sinemasında Darbeler başlığıyla yayımlanan dergiye konuşan yönetmen, oyuncu, yapımcı ve senaristler ortak bir tavırda buluştu:  ‘Asıl Hainler Darbeleri Yapanlardır!’

Çok sayıda önemli ismin konuk olduğu dergiye oyuncular Şerif Sezer ve Can Gürzap, yönetmenler Tunç Başaran, Mesut Uçakan, Sırrı Süreyya Önder, İsmail Güneş, Reis Çelik, gazeteci-senarist Avni Özgürel ile Atilla Dorsay, Abdurrahman Şen, Nedim Hazar gibi sinema yazarlarının da aralarında bulunduğu çok sayıda isim görüşleriyle katıldı.

İşte Türk Sinemasında Darbeler konulu özel sayıya konuşan ünlü isimlerin görüşlerinden bazı pasajlar:

ATİLLA DORSAY: ‘DARBELER ÇOK ACILAR YAŞATTI’

Binlerce insan hapsediliyor. Orada idamlar var, çok acı bireysel ve kitlesel hatta grupsal acılar, kayıplar var. Sinemada politik ve ideolojik filmler uzunca bir süre tümüyle yasaklandı. Anarşik eylemler, kapılarının önünde vurulan insanlar ortadan kalktı ama bütün bunlar fikir özgürlüğüne uzun vadede çok büyük zararlar getirdi.

Film Arası Dergisi yeni tasarımıyla dikkat çekiyor…

60 ihtilaline nereden baksan, kelimeyi telaffuz etmek istemiyorum, kötüdür. Her şeyiyle. 60 darbesi zaten çok komik bir darbe. Üsteğmenlerin generallere kafa tuttuğu, küfrettiği, neyin neden yapıldığının belli olmadığı bir darbeydi. Sonuçta devletin askeri, devletin seçilmiş Başbakanını, Dışişleri bakanını astı. Ben güçlüyüm, elimde silah var, istediğimi de getiririm başbakan yaparım, denildi halka. Sonra gittiler İsmet Paşa’yı Başbakan yaptılar. Ama ne oldu? Halkın desteği olmayan hiçbir darbe başarılı değildir. Şimdi 60 ihtilali darbe değil, devrim diyen ‘salaklar’ var. Darbe darbedir yahu. Darbe, en kötü sivil idareden daha kötüdür.

AVNİ ÖZGÜREL: ASKERLİK DEĞİL, SİYASETÇİ DÖVME EĞİTİMİ VERİLDİ

‘60 ihtilalinde Yassıada’da Demokrat Partililerin başında nöbetçi olarak bekleyenler Çevik Bir gibi subaylar o zamanlar teğmendi. Harp okulundan bunlar alınıp götürüldüler. Ve bunlar bir senelik eğitimle mezun edilmiş çocuklardır. Dünün komutanları hepsi. Bunlar savaşmadılar. Savaş sanatını da bilmezler. Subaylığı da bilmezler ama darbeyi orada gördüler. Darbeciliği öğrendiler. Siyasetçiyi dövmenin çok kolay, mümkün, hatta gerekli olduğu kanaatiyle yürüdüler. Ülkenin başbakanını tokatlıyorsun. Sen 20 yaşında gencecik bir adamken yapıyorsun bunu. Bir de elinde ordu kumandanlığı yetkisi varken neler yapmazsın? Üstelik karşında irticacı bir adam var. Doğuştan senin genlerine şırınga edilmiş bunlarla mücadele edeceksin diye. O yüzden 1960 ihtilali 1980’e kadar olan sürecin başlangıç noktası. 12 Mart hakeza. 12 Eylül bunun içerisinde yer alıyor. İşte 28 Şubat’ın arkasında yatan etken 28 Şubat’ın komutanları, Yassıada’nın asteğmenleri, üsteğmenleri. 28 Şubat’ın bütün komutanları hem de. Onlar orada siyasetçiyi dövmek, kontrol etmek gerektiği, ülkenin bunlara emanet edilemeyeceği kanaatiyle, kararıyla büyütüldüler. Bunlar askerliği öğrenmediler.

Onun için görüyorsunuz PKK mücadelesinde çok büyük kayıplar verdi Türkiye bunların deneyimsizlikleri yüzünden.’

CAN GÜRZAP: ASIL HAİNLER DARBELERİ YAPANLARDIR!

Pek çok devlet belirli zamanlarda çok acı çektirmişler. Bu devlet seçilmiş de olabilir, askerlerin darbe yaparak idareye el koyduğu bir devlet de olabilir. Ben tarihi elimden geldiğince inceleyen, okuyan insanım. Merakım var. Ben bu kadar gaddarca, bu kadar insanlıktan çıkarak, insana bu kadar zarar verilmiş başka bir ortam, başka bir ülke hatırlamıyorum. Şu anda neler yaşadığımız ortada işte. Bunlar durduğu yerde mi oldu? Bir anda mı oldu? Hayır. Bunların birikimi. Onun için asıl bunları yapanlar büyük hainlerdir.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER: 12 EYLÜL YENİ BİR İNSAN TİPİ ORTAYA ÇIKARDI

12 Eylül Askeri Darbesi’nin etkileri aslında, en çok da etkiye karşı verilen tepkinin biçimi, boyutu ve samimiyetiyle ölçülebilir. Bu tepki devrimci olabilir, sanatsal olabilir, protest olabilir, uzlaşmacı olabilir; ancak asıl olanın böyle bir darbe karşısında gösterilen tepkinin niteliği olduğunu ve bunu yansıtma ya da yansıtmama konusundaki seçimlerin 12 Eylül Askeri Darbesi’nin her alana olduğu gibi sinemaya da kesin etkisi olduğunu düşünüyorum. Bana kalırsa, 12 Eylül’ü ve sonrasında gelen süreci diğer darbelerden ayıran bir ana gösterge, bu cuntanın arkasına sermayeyi de alarak yeni bir insan tipi ortaya çıkarmayı ve yeni bir toplum, dolayısıyla, yeni bir ekonomi tipi inşa etmeyi tasarlamasıdır. Açık ve çekincesiz bir irade şeklinde çıplak gözle dahi görülebilmişti bu niyet.

ŞERİF SEZER: HERYERDE KORKU VE PANİK VARDI

Cumhuriyet Gazetesi’ni meselâ alıp yürüyemezsin. Her şeye dikkat ediyorsun, sağını solunu kolluyorsun, cam kenarına oturmuyorsun, her an her şey olabilir. Her an yine baskın olabilir. Çünkü yakınlarına, arkadaşlarına öyle şeyler oluyor. Böyle bir baskı vardı. İstanbul’da her tarafın patladığını, camların kenarında oturamadığımızı hatırlıyorum. 12 Eylül’den sonraki süreçte biz Yol’u çekmiştik. Yol’u çektikten sonra bize Yol’un kasetleri geldi. Meselâ biz onları o kadar gizli seyrediyorduk ki, inanılmaz bir panik halindeydik. Benim Kalamış’ta bir arkadaşım vardı. Onun evinde gizli gizli seyrediyorduk. Yani böyle bir paranoya halindeydik. Sadece korku vardı.

REİS ÇELİK: KENAN EVREN’İ YARGILAMAKLA DARBE YARGILANMAZ

Darbeye hep tek bir noktadan bakılır genelde. Ekonomimiz 20 yıl geriye gitti. Ya kültürün kaç yıl geriye gitti? Çünkü o devletin kasasına, bütçesine altınlarla külçelerle bakan bir zihniyettir. Onları hırsızlar ilgilendirir. Sanat da sonsuz olan bir hazinedir. Onu akıl ilgilendirir. Onun için darbeler bir anda püf diye gelip geçen bir şey değildir. Toplum dejenere olmuştur bu süre içerisinde. Herkese selam veren, herkese dönen bir hale gelmiştir. Böyle olmazsan yürüyemezsin, ilerleyemezsin şekline dönmüştür. Benim tanıdığım bildiğim arkadaşlar Cuma’ya gidiyorlar. Hoca ne iş diyorum. Hoca görünmemiz lazım. Ticaret yapıyoruz. Onun için darbeler böyle çok ucuza konuşulacak şeyler değildir. Çok ağır üzerinde durulması gereken meseleler. Darbe tek birine mal edilemez. Evren’i yargılamakla darbe yargılanmaz. Ya onu itekleyenler? Onları da yargılasana!

MESUT UÇAKAN: GENERAL EMRİYLE FİLMİ YAYIMLAYAN KANAL KAPATILDI

28 Şubat sürecinde öyle bir hale gelindi ki, bazı kanallar ve kimi bazı kurumlar, bizim ismimizle bir araya geldikleri vakit mürteci görünmekten, irtica damgası yemekten korkar hale geldiler. Açıkça korktular. Evime, meçhul kişilerin gelip gittiğini söylediler. Bir onu hatırlıyorum. İkinci olarak Kelebekler Sonsuza Uçar-İskilipli Atıf Hoca isimli şapka devrimini eleştiren filmim Kanal 7 göstermişti. Hemen Kanal 7’ye bir gün kapatma cezası verdiler. Filmi gösterdi diye. Ve daha manidar olanı şu: Kapatma günü de 28 Şubat günü olacak dediler.

NEDİM HAZAR: DARBELER HERŞEYDEN ÖNCE SANATI YOK ETTİ

Darbecilerin sanata bakış açısı bellidir. Okuduğum bir kitapta geçiyor: Bir Asker için üç yol vardır; doğru yol, yanlış yol, askeri yol. Askeri yol bellidir yani. Ne yaptı? “Yorgun Savaşçı’yı yakacaksın!” dedi. Askerin bakış açısı bellidir. Totaliter her rejimin bakış açısı budur. Derin Darbe filminde harika bir şey var, diyor ki: Bir cisim yaklaşıyor Dünya’ya doğru imha et, diyor. Ama diyor, ne olduğun bilmiyoruz, sonra bakarız. Önce imha et, sonra inceleriz, diyor. Darbe de böyle bir şey. Önce sanatı, kültürü imha etti. Sonra iyi–kötü ayıklamaya başladı. Böyle bir sakıncası vardır. Sanatçılar, senarist kaçtı sinemadan.

İSMAİL GÜNEŞ: DARBECİLİK BİZİM RUHUMUZA İŞLEMİŞ

27 Mayıs’ta da solcular devletin yanında durdu. Bu değişmiyor. 12 Mart sola yardım etmek için başlamış bir şey. Sonra tepe taklak oldu. O tepe taklak olmasaydı ne olacaktı? Tüm muhaliflerini yerle bir edecekti sistem. Dünyada sosyalizmle idare edilen devletler vatandaşlarına nasıl davranıyorsa, büyük ihtimalle bu coğrafyada Küba’yı da geçerdik. Biz o konularda çok becerikli bir milletiz maalesef. Bir şeyi alıyoruz ve onu bütün kusurlarıyla birlikte saklıyoruz.  Asla insanileştirmiyoruz. Bu ülkede inanarak yapılmıştır işkence. Ülkücü devrimciye, devrimci ülkücüye inanarak işkence yapıyor. Bu, toplumun içinde bir hastalık olduğunu gösteriyor. Bu hastalık insanların içinde böyle bir duygu oluşturuyor. Toplum nasılsa, politikacısı da askeri de polisi de öyle. Hep birbirimize benziyoruz. Sen ne kadar temizsen ben o kadar kirliyim, sen ne kadar kirliysen ben o kadar temizim.

ABDURRAHMAN ŞEN: DAMOKRATIM DİYEN BAZI SİNEMACILAR ORDUYU GÖREVE ÇAĞIRDI

Sinemada da artık kartpostal çocuğu olamayacak, ağzını açıp bağırmayı komedi olarak yutturamayacak olan insanlar, varlıklarını sürdürebilmek için son dayanak olarak Atatürk’ün arkasına geçtiler. Oraya sığındılar. Ömrü ¨biz sosyalistiz, demokratız, solcuyuz, solcu özgürlükçüdür” falan demekle geçen kesimler, birden “ordu ne uyuyor kardeşim, gelse de bir Darbe yapsa, biz de eskisi gibi salaklıkları millete yuttursak” diye bekleyen ve bunu sanatçılık zanneden bir acuze kitleye dönüştü.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

Şairlerin Hayatını Beyaz Perdeye Taşıyan Filmler

Şairleri anlatan şiir gibi filmler…

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali (2012)

Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu faili meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor.

Sylvia (2003) IMDb 6,3

Yıl 1956, İngiltere. İleride tanınan bir şair ve yazar olarak ün salacak olan Sylvia Plath, şair Ted Hughes ile tanışır. Cambridge’de şairin dizelerinden yansıyan zekasından etkilenip henüz tanışmadan önce aşık olmuştur ona. Ted de tanıştıkları zaman aşık olur. Evlenirler. Sylvia çok geçmeden kocasının dizelerine, kalemine, yakışıklılığı ile birleşen başarısına vurulan, etkisi altında kalan başka kadınların da varlığının farkına varır. Bir zaman sonra Sylvia, kocasının profesyonelliğinin gölgesinde var olma çatışmasına düşer. Yazma kariyerindeki ilerleyişi Ted’inki kadar doğal ve içgüdüsel gelişememektedir. Acı ve öfke duyguları arasında yazdığı yarı otobiyografik bir roman ve az sayıda şiirleri ile kariyerine imzasını atmıştır.

Kelebeğin Rüyası (2013) IMDb 7,8

Zonguldak’ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa’da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın Zonguldak’a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer’in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940’lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer’in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.

Parlak Yıldız (2009) IMDb 6,9

Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. 

Mavi Gözlü Dev (2007) IMDb 6,7

 Komünizm propagandası nedeni ile mahkum edilen Nazım, içeride kulaktan kulağa büyüyen haklı bir üne kavuşur. Dil yeteneği ve muhteşem şiirleri sayesinde yavaş yavaş bir efsane haline dönüşür. Çevresinde şiirinden, ressamlığından feyz alarak genişleyen bir devrimci ve sanatçı arkadaş grubu oluşurken Nazım Hikmet’in aklında olan tek şey çok sevdiği eşi Piraye’dir.

Lope (2010) IMDb 6,0

Trajedi ve komediyi harmanlayarak İspanyol sinemasında yeni bir devir başlatan, Lope de Vega’nın hayatını konu alan bir film.

Tutkunun Şairleri (1995) IMDb 6,6

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud’u evinde ağırlar. Rimbaud’un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud’un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir.

Postacı (1994) IMDb 7,7

Sıradan bir İtalyan postacı, ünlü bir şairin mektuplarını taşırken şiir sevmeyi öğrenir. Bu durumu Beatrice adındaki güzeli etkilemek için kullanacaktır. Mektupların sahibi Pablo Neruda’dır. Onun gönderilerinden sorumlu postacı Mario, kısa sürede kendisi ile bir bağ kurar. Ondan aldığı destekle Mario, kendi içindeki cevheri açığa çıkartmayı öğrenir. Ardından da aşka davet zamanı gelir. 

Sayat Nova (1969) IMDb 7,7

Ermeni ozan Sayat Nova’nın hayatını ele alan film, sanatçının ünlü şiirleri eşliğinde Nova’nın yaşamının önemli dönüm noktalarını işliyor. Sofiko Chiaureli’nin altı farklı rolde izleyici karşısına çıktığı filmde Nova’nın bilinmeyen, gölgede kalmış eserleri de ölümsüzleşiyor. 

Howl (2010) IMDb 6,7

1957 yılının San Francisco’sunda genç şair Allen Ginsberg, yıllar boyunca en fazla okunan ve tartışılan şiire imza atar: Howl .Filmde tıpkı bu performatif şiir gibi üç parçadan oluşur: Allen Ginsberg’in gençlik dönemlerinden kesitler, şairin kendi sesi ile bir araya gelir. Howl şiirini Chicago davası’nda okuyan Ginsberg’e tepkiler bir diğer bölümü oluşturur.

BONUS

Yedi Güzel Adam

Hikayesi 1950 ve 1970’li yılların Kahramanmaraş’ında geçen dizi; yakın edebiyat tarihimize damgasını vuran şairlerimiz Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ali Kutlay, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören’in hayatını konu alıyor.

HazırlayanMehmet Ali Karga

Okumaya Devam Et

Liste

Bruce Willis ve 10 Performansı

66. yaşına özel Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için derledik.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

1988 yapımı Zor Ölüm (Die Hard) filmindeki performansı ile Hollywood’un vazgeçilmez aktörleri arasına girmeyi başarmış olan Bruce Willis, 1985 yılında yer aldığı Mavi Ay dizisi ile Altın Küre ödüllerinde ‘Müzikal veya Komedi Dizilerinde En İyi Erkek Oyuncu‘ ödülünü alırken 1987 Emmy ödüllerinde ‘Bir Drama Dizisinde En İyi Erkek Başrol Oyuncusu‘ ödülünü kucakladı.

66. yaşını kutlayan Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için listeledik. İyi seyirler.

Altıncı His (1999) The Sixth Sense IMDb 8,1

Bruce Willis’in oyunculuğuyla dikkat çeken, 1999 yapımı psikolojik korku filmidir. Ölüleri görebildiğini ve onlarla konuşabildiğini iddia eden sorunlu, içine kapanık bir çocuk ve ona yardım etmeye çalışan eşit derecede sorunlu bir çocuk psikoloğunun hikâyesini anlatır.

Glass (2019) IMDb 6,7

James McAvoy ve Anya Taylor-Joy’un başrolünü üstlendiği Parçalanmış ile Bruce Willis ve Samuel L. Jackson’ın başrollerini üstlendiği Ölümsüz filmlerini birleştiren yapım, Parçalanmış üçlemesinin devam halkası. Filmde, aşırı güçlü ve zarar görmeme yeteneğine sahip olan David Dunn, Kevin Wendell Crumb’ın parçalanmış kişiliklerinden biri olan ve en tehlikelisi olarak öne çıkan The Beast’in peşine düşüyor. Bu kovalamaca sırasında, kemiklerinin narinliğini şeytani zekası ile dengeleyen Mr. Glass’ın gölgesi de yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor. Glass’ın bildiği kimi sırlar iki adam için de kritik düzeyde önem kazanıyor. Aynı psikiyatri kliniğinde tedavi gören üç adam, birbirlerinden bambaşka karakterlerde olmalarına rağmen, “süper kahraman olduklarına inanan insanlar” üzerine uzmanlaşmış olan bir psikiyatrın bakımında tedavi için psikiyatri merkezine yatırılıyor. Ancak Mr. Glass ve Crumb’ın bir araya gelişi, kaçınılmaz olarak bir firar ile sonuçlanıyor. Onları durdurabilecek tek kişi olan Dunn da arkalarından firar ederek ikilinin peşine düşüyor.

Ucuz Roman (1994) Pulp Fiction IMDb 8,9

Ucuz Roman’da Honey Bunny ve Pumpkin, hayatlarına biraz hareket katmak isteyen genç ve birbirine aşık bir çift küçük soyguncudur. Öteyandan, iki kaşarlanmış gangster, Vincent Vega ve Jules, günlük işlerinden biri olarak, patronlarına ödemeyi geciktiren bir kaç sahetekar genci vurmaya giderler. Vincent patronun güzel ve genç karısına bebek bakıcılığı yapmakla da görevlendirilirken ortağı suç yaşamına son vermeye karar verir. Cesur bir boksör ise para karşılığı hile yapmayı reddederek şehirden kaçar. Kader bu aykırı tipleri muhteşem bir şekilde bir araya getirecek, yollarını kesiştirecektir.

12 Maymun (1995) Twelve Monkeys IMDb 8,0

Dünyada insanlığın yok olmasına yetecek derecede tehlikeli olan bir virüs yaklaşık beş milyar kişinin ölümüne yol açmıştır. Geriye kalan az sayıdaki insan yer altlarına kurdukları barınaklarda yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu esnada virüsün yok olması için bir çözüm yolu bulan insanlar, zamanda geriye gidebilecekleri bir zaman makinesi yaparlar. İlk test sürüşü içinse eski bir mahkum olan James Cole gönüllü olur. James kendisini yedi yıl geride, bir akıl hastanesinde bulur. Akıl hastanesi gibi bir ortamda gelecekten geldiğini ve misyonunu anlattığında ise gerçek anlamda akıl hastası etiketi yemesine neden olur.
12 Maymun, zamanda yolculuk temalı filmlerin arasında en önemli olanlardan biri. 

Zor Ölüm (1988) Die Hard IMDb 8,2

Zor Ölüm’de Noel gecesi New York polis departmanı dedektifi John McClane günden güne uzaklaştığı karısı Holly’le arasını düzeltmek ve tekrar barışmak için Los Angeles’a gelir. Holly şirketinin yılbaşı partisi için Nakatomi Plaza’dadır ve McClane bu binaya doğru yola çıkar. McClane plazaya vardığında kıyafetlerini değiştirmek için bir odaya girer. Bu esnada bir grup Alman terörist binayı kuşatarakk içindeki insanları rehin alır. Ellerinden kurtulabilen tek kişii McClane’dir. Şimdi McClane’e düşen görev içerisinde eşinin de bulunduğu bu kalabalığı kurtarmak olacaktır.

Günah Şehri (2005) Sin City IMDb 8,0

Frank Miller’ın aynı isimli çizgi romanından uyarlanan film; kendini bir hilkat garibesi olarak düşünen buna karşın oldukça güçlü hatta yenilmez bir sokak savaşçısı olan gizli romantik Marv, özel dedektif Dwight, çabalarının yetersiz kalacağını bilse de, pislik yuvası haline dönmüş olan şehri temizlemeye çalışan idealist, gözü pek polis memuru Hartigan ve onların maceralarını anlatıyor.

Olaylar asıl ismi Basin olan fakat her türlü suçun vaka-i adliyeden sayılması nedeniyle “Günah Şehri” diye anılan hayali bir mekanda geçmektedir. Marv ve Dwight alışageldiğimiz “kahraman” tiplemelerine tam olarak uymasalar da alıştığımız gibi kötü adamlara karşı amansız bir savaş vermekteler. Hartigan ise bataklıkta açan bir çiçek misali dürüst ve namuslu birisidir. Bu üç kahraman, gücünü farklı kuvvetlerden almaktadır. Marv intikam, Dwight merhamet ve aşk, Hartigan ise dürüstlük.

Şanslı Slevin (2006) Lucky Number Slevin IMDb 7,7

Slevin’in hayatı hiç iyi gitmemektedir: Yaşadığı binanın mühürlenmesine karar verilmiştir; bir soyguncuya kimliğini kaptırmıştır; ve kız arkadaşını başka bir erkekle yakalamıştır. Los Angeles’tan ve sorunlarından bir süreliğine kurtulmak için arkadaşı Nick Fisher’ın New York’taki dairesinin anahtarını alır. Ama kötü talihi peşini bırakmayacak, işler daha da sarpa saracaktır.

Haham ve Patron New York’un yer altı suç dünyasının iki saygın ve korku uyandıran mafya babasıdır. Bir zamanlar ortak olan iki adam şimdi birbirlerinin en büyük düşmanıdırlar ve operasyonlarını aynı caddede karşılıklı malikanelerinden yürütmektedirler. Ellerinde tuttukları güce rağmen, paranoyanın esiridirler ve son 20 yılda kalelerinden bir kez olsun çıkmamıştırlar.

Ölümsüz (2000) Unbreakable IMDb 7,3

Tüm yolcuların hayatlarını kaybettiği büyük tren kazasından kurtulabilen tek kişi David Dunn olur. İşin daha da ilginç yanı Dunn’ın tek bir çizik bile almadan bu kazayı atlatmış olmasıdır. Bu mucizevi durum tüm insanların ilgisini çeker, en başta da bir çizgi roman müptelası ve koleksiyoncusu olan Elijah Price’ın… Price David Dunn’la tanışmak ister ve bu amacına ulaştığında ona bu kazayla ve bu gibi kazalardan nasıl kurtulduğuyla ilgili gizemli bir teoriden bahseder. Dunn’a başlarda gerçek dışı gelen bu teori zamanla kendini keşfetmeye giden yolun ilk adımı olacaktır.

5. Güç (1997) The Fifth Element IMDb 7,7

23. yüzyılda New York. Dünya yok olmanın eşiğindedir. Her 5000 yılda bir geri dönerek yaşamı yok etmeye çalışan şeytani güç, bir gezegen biçiminde hızla dünyaya yaklaşmaktadır. Tek kurtuluş beşinci güç olarak adlandırılan, kimsenin ne olduğunu bilmediği elementin dünyaya ulaşmasıdır. Bunu başaracak tek kişi eski bir asker olan taksi şoförü Korben Dallas’tır. Ancak onun ilgilenmesi gereken mükemmel güzellikte bir yaratık vardır.

Armageddon (1998) IMDb 6,7

 Birleşik Devletler Hükümeti, bizden dünyayı kurtarmamızı istiyor. İtirazı olan?”

Dünyayı yok edecek büyüklükte bir göktaşını yok etmek için bir grup sondajcı gök taşına doğru tehlikeli bir yolculuk yaparak onu yok etmeye çalışırlar.

Mavi Ay (Dizi 1985 – 1989) Moonlighting IMDb 7,6

Maddie Hayes ile eğlenceli dedektif David Addison’ın maceralarını anlatan Mavi Ay, 1985 ile 1989 yılları arasında ABC’de 65 bölüm olarak yayınlanmıştır. ABD yapımıcı Mavi Ay, sürekli çekişen ancak birbirlerine aşık iki karakterin dedektiflik hikayelerini konu almaktadır.

Okumaya Devam Et

Liste

Sağlık Çalışanlarının Hayatımızdaki Önemini Anlatan 10 Güzel Film

Tıp Bayramı kutlu olsun.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Biyografiden dramaya; sizi sürükleyecek, sonuna geldiğinizde sağlık çalışanlarına teşekkür etmek isteyeceğiniz filmler listesi sizlerle. Tıp Bayramı kutlu olsun. İyi seyirler.

Doktor (1991) The Doctor IMDb 7,0  

Jack McKee zengin ve başarılı bir doktordur. Düzgün seyrinde giden hayatı kanser teşhisi konmasıyla değişecektir. Yıllarca hekim-hasta ilişkisine hekim gözüyle bakan Jack, olaya bir de hasta gözüyle bakmak zorunda kalacak ve yaptığı hataların farkına varacaktır.

Doktor Ölüm (2010) You Don’t Know Jack IMDb 7,6

Gerçek olaylara dayanan bir hikayeden uyarlanan ve televizyon kanalı HBO tarafından çekilen film, iyileşme umudu kalmayan hastaların ölmesine yardım ederek kamuoyunun gündemine oturan, ‘ölüm meleği’ lakaplı meşhur Doktor Jack Kevorkian’ın hayatını anlatıyor.

Tanrıyı Oynayanlar (2004) Something the Lord Made IMDb 8,2

Büyük Buhran sırasında başlayan, cerrah Alfred Blalock ile siyahi asistanı Vivien Thomas’ın 34 yıllık ortaklıklarının hikayesi. İlk başta hademe olarak işe alınan Thomas, el becerisi ve kardiyolojiye duyduğu ilgi sayesinde Cerrah Blaloc’un araştırmalarının önemli bir parçası haline geliyor. Ancak dönemin ırkçı yaklaşımı Thomas’ı oldukça zorluyor. Kapalı kapılar ardında sorunsuz yürüyen bu ortaklık ilişkisi, beyazların hüküm sürdüğü kapıların ardında tam bir mücadeleye dönüşüyor.

Patch Adams (1998) IMDb 6,8

İntihar eğilimli biri olarak girdiği akıl hastanesinde gördüklerinden sonra Hunter ‘Patch’ Adams (Robin Williams), çıktıktan sonra tıp fakültesine öğrenci olarak girer. Okulda başarılı bir öğrenci olmasına karşın, ideallerinden dolayı hocalarından tepki görür. Amacı ‘hayata renk katarak’ mizah yoluyla tedaviye katkıda bulunmaktır. Daha sonra yoksul hastalar için kendi parası ve bağışlarla özel bir klinik açmaya kadar girişimlerini sürdüren Adams, film sürecinde sevgilisi Carin Fisher’in (Monica Potter) öldürülmesiyle ve lisanssız klinik açmakla darbeler yese de, tedavi hizmetlerinde yaptıklarıyla ünü ülke çapına yayılır ve bir anlamda amacına ulaşır.

Article 99 (1992) IMDb 6,1

Veteran Hastanesi’ndeki bir grup doktor, umutsuz bir durumla uğraşmak zorundaydı: çok fazla hasta ve yetersiz yatak kapasitesi. Doktorların sorunlarının asıl sebebi, hastane yönetiminin kemer sıkma politikasıdır. Doktorlar ise ellerinden gelen en iyi şekilde hizmet etmeye karar verirler, bu yönetimin kurallarına karşı gelme ve izinsiz işlemler gerçekleştirme anlamına gelse bile.

Aklım Karıştı (1999) Girl, Interrupted IMDb 7,3

Yaşamına kast etme,günlük ilişkiler yaşama ve kişilik bölünmesi tanısıyla ailesinden ayırılarak ‘Claymoore’ adlı psikiyatri kliniğine yatırılan yazar adayı genç Susanna Kaysen’in buradaki personel ve hastalarla yaşadığı hüzünlü, heyecan verici, iç burkucu ilişkinin hikayesini anlatan film yazar Susannna Kaysen’in aynı adı taşıyan romanıdan, başarılı filmleriyle bütün dünyaya kendini kanıtlayan James Mangold tarafından sinemaya uyarlanmış.

Yetenekli Eller: Ben Carson Hikayesi (2009) Gifted Hands: The Ben Carson Story IMDb 7,7

Dr. Ben Carson, işinde oldukça yetenekli bir cerrahtır. Kendisine gelen son vaka, onun bu yeteneğini kanıtlamasında bir kez daha etken olacaktır. Dr. Carson’un bu yeteneğini nasıl kazandığı, geçmişindeki zorlu mücadelede saklıdır.

Zeka (2001) Wit IMDb 8,0

1998’de Pulitzer ödülü kazanmış bir tiyatro oyunundan uyarlanan tv filmi, kendisine konulan kanser teşhisinin ardından, hayatı sorgulamaya başlayan bir kadının hikayesini anlatıyor. Edebiyat Profesörü olan Vivian Bearing; koyulan kanser teşhisinin ardından, hayatını gözden geçirirken, önceliklerini de yeniden değerlendiriyor.

Uyanışlar (1990) Awakenings IMDb 7,8

Oliver Sacks’ın kendi hayatını kaleme aldığı aynı isimli romandan sinemaya uyarlanan film, ömrünü bilime adayan asosyal bir doktorun, icat ettiği bir ilaç sayesinde değiştirdiği yaşamları anlatır. Nörolog Malcolm Sayer, yeni çalışmaya başladığı bir hastanede, daha önce görmediği tarzda bir hastalığa sahip bir grup hastayla karşılaşır. Bu insanlar uzun yıllardır hareket etmeden yatağa bağlı bir şekilde uyku modundadırlar. Doktor Malcolm bir konferans esnasında tanıtılan bir ilacın bu hastalığı da iyileştirebileceğini düşünür ve bu hastalar üzerinde uygulamaya başlar. Uyandırılıp hayata dönen ilk hasta Leonard Lowe olur.

Fil Adam (1980) The Elephant Man IMDb 8,1

Fil Adam, gerçek bir hayat öyküsünü anlatıyor. 1880’ler Londra’sındayız. Şehrin sokaklarından süzülen kasvet ve karamsarlık, arka sokaklarda olup bitenleri belli eder nitelikte. Doktor Treves, isli sokaklarda gezindiği esnada gezici bir sirke rastlıyor. Önündeki kalabalıktan anlaşıldığı üzere içeride normal olmayan bir gösteri var. Ve bu normal olmayan gösterinin kahramanı, doğuştan engelli olan John Merrick. Annesi Merrick’e hamileyken bir fil tarafından saldırıya uğradığı söylenir bu sirkte. Doktor Treves ise hızlı bir hamleyle tedavi altına almak ister bu fil görünümlü adamı ve istediği gibi de olur. Her haliyle ürkütücü olan fil adamın bu korkunç görünümünün altında, gönlünde yatanlar ise zamanla dökülmeye başlar.

Okumaya Devam Et

Popüler