Fareyi Öldürmek Romanından Uyarlanan ‘İçimdeki İnsan’ Filminin Fragmanı Yayınlandı

Türkiye

İrfan Yalçın’ın “Fareyi Öldürmek” adlı romanından sinemaya uyarlanan İçimdeki İnsan filminin ilk fragmanı yayınlandı.

Senaryosunu Atay Sözer’in yazdığı, görüntü yönetmenliğini Eyüp Boz’un üstlendiği, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın destekleriyle gerçekleştirilen “İçimdeki İnsan”ı Aydın Sayman yönetti.

Vedat Erincin, Suavi Eren, Macit Koper,  Füsun Demirel, Şebnem Bozoklu, Menderes Samancılar, Melek Şahin, Murat Karasu, Rıza Sönmez ve Timur Ölkebaş’ın rol aldığı filmde bir çok genç ve yeni yüzler de rol aldı.

Fragmanı İzlemek İçin Tıklayın

içimdeki insan

Filmin konusu: Gazeteci-yazar Necmi (55 yaş) , uzun yıllar sonra doğup büyüdüğü taşra kentine gelir. Amacı, kent civarındaki bir olayla  ile ilgili yazı dizisi hazırlamaktır. Öte yandan çoktandır uğramadığı kentine olan özlemini giderecektir.
Yazar Necmi karşılaştığı çocukluk arkadaşı Sabri (52 y.)  ile akşam buluşmak üzere sözleşir. Sabri yıllardır bir devlet dairesinde çalışan sıradan, küçük bir memurdur.
Yazar röportajdan döndüğünde, Sabri’nin çalıştığı birimdeki şefini, kafasına ağır bir nesneyle vurarak öldürdüğü haberini alır.
Yazar da Sabri’yi uzun zamandır tanıyanlar da çok şaşkındırlar. Sabri’nin cinayet işleyecek yapıda biri olmadığı bilinmektedir. Üstelik öldürdüğü memur kente yeni tayin olmuştur. Kimseyle sorunu yoktur.

Yazar,  Sabri ile tutuklandığı mahkeme binasının bir odasında kısa bir süre görüşmek fırsatını bulur. Sabri hâkimin cinayeti neden işlediğine dair sorularına cevap vermemiştir.
Yazar arkadaşına ise adeta bir sır verir gibi  “Ben şefi değil bir fareyi öldürdüm.” der ve tekrar suskunluğa gömülür. 

Ertesi gün İstanbul otobüsüne binen yolcuların arasındaki konuşmalardan Sabri’nin o gece hapishanede intihar ettiği haberini alır. Gitmekten vazgeçer. Sabri’nin bu tuhaf cinayeti ve intiharının ardındaki nedeni öğrenmeye karar vermiştir.
Sabri’nin cenaze törenine katılır ve orada gördüğü yakınlarını tek tek ziyaret ederek Sabri hakkında görüşür.. 

Mesai arkadaşlarından Hulusi’ye göre Sabri, pejmürde ve sıradan görünüşü, insanlarda küçümseme uyandıran hallerinin ötesinde tuhaf derecede iyi niyetli ve yardımsever biridir. Çalıştığı dairede sık sık alaya alınır, incitilir ama o kimseyi incitmez. 
Sabri ona “Hayatının bir papaz kaçtı oyununa benzediğini ve papazın hep kendisinde kaldığını.” söylemiştir.
Memure Necla ise, Sabri’yi tuhaf saplantıları olan bir adam olarak tarif eder. Neden vatandaşların bıraktığı ufak tefek rüşvetleri kabul etmediğini hiçbir zaman anlamamıştır.
Sabri’nin kendisine sapıkçasına âşık olduğunu anlatır. Onu ofiste bıraktığı ayakkabılarını öperken yakalamıştır. 
Bir gün kendisine; “Bir çiçeğe, bir çocuğa bakar gibi bakarım hayata ben” demiştir. Onu da anlamamıştır.


Bir gece vakti meydanda karşılaştığı şehrin tanınmış delisi Macit ise Sabri ile kendisinin kenti kuşatan farelere karşı birlikte savaştıklarını ama şimdi yalnız kaldığını söyler.

Yazar’ın konuştuğu üçüncü kişi Sabri’nin ikinci eşi Şükran’dır. ( 40 yaş) Şükran Sabri’yi sünepe ve kişiliksiz olarak tanımlar. Onunla kavgalı ve mutsuz bir hayat sürdüğünü söyler. Sabri, ölen ilk karısı ve çocuğunun hatırları ile yaşayan, elinden iş gelmeyen, beceriksiz bir adamdır. Sabri ise trajik bir biçimde kaybettiği ilk karısı ve çocuğunun elbiselerini parçaladığı gün hariç Şükran’ın bütün eziyetlerine korkunç bir sabırla karşılık vermiştir. Şükran, Sabri’yle ilgili anılarının sadece ona çektirdiği sıkıntılarla dolu olduğunu konuştukça fark eder ve Yazar evden ayrılırken, pişmanlığını ağlayarak itiraf eder. Sabri’ye büyük bir mermer mezar yaptıracak ve kendini affettirecektir.

Sabri’nin cenazesinde bulunan kimselerin tanımadığı bir kişi vardır; Ömer (45 yaş).
Yazar onu haberini yaptığı çevre protestosu sırasında da görmüştür. Ömer Yazara Sabri ile olan tek anısını anlatır.  On yıllar önce, darbe zamanlarında birkaç aranan gençle birlikte jandarma tarafından arazide kıstırılmıştır. Bir gece yaralı olarak kasabaya indiğinde Sabri’nin evinin bodrumuna sığınmıştır. Ömer uyanıp kendine geldiğinde onu Sabri’nin tedavi ettiğini fark etmiştir. Daha sonra yakalanıp yıllarca hapis yatsa da Sabri’nin iyiliğini unutmamıştır.

Yazar son olarak Sabri’nin abisi Murat’la konuşur. Murat Sabri ile yaşadıkları yoksulluk içinde geçen çocukluklarından, kuşpalazından ölen kardeşlerinden, alkolik ve zavallı bir terzi kalfası olan babalarından gördüğü anlayışsızlıktan ve elinden bir şey gelmeyen annesinden bahseder. Baba bütün umutları ve sevgisini büyük oğlu Murat’a bağlamış ve Sabri’nin payına ezilmekten başka hiçbir şey düşmemiştir. Murat okusun diye küçük yaştan çalıştırılmasına karşın hiçbir zaman bundan şikâyetçi olmamıştır. Yıllar sonra babaları yaşlı ve yatalak duruma geldiğinde de ona bakan yine Sabri olmuştur. 
Murat’a göre Sabri sadece ilk eşi ve kazayla ölen çocuğuyla birlikte geçirdiği birkaç yıl mutluluğu tadabilmiştir.

Murat, Yazarın son sorusu üzerine, Sabri’nin çocukluğu sırasında, tek odalı evlerinde, geceleri tuvaletten çıkan bir farenin göğsüne oturduğunu sık sık anlatıp ağladığını söyler.

Sabri ile ilgili anılar bir araya geldikçe, karşılaştığı her türlü acıya karşın “iyi” olmaya ve “iyi” kalmaya direnen bir insanın trajik hikâyesi ortaya çıkmıştır. İkiyüzlü, hoşgörüsüz acımasız ve anlayışsız bir dünyada Sabri gibilere yer yoktur.
Fareler yaşamı boyunca Sabri’nin göğsünden inmemişlerdir. O bir fareyi öldürmüştür!

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up