Bizimle İletişime Geçin

Manşet

“Fantasturka” havası İstanbul’a kadar geldi…

Yayınlandı

tarihinde

Türk Sineması, emek, vefa ve festival kelimeleri bir araya geldiğinde hemen yanında Gazeteci Yazar ve Sinema Eleştirmeni Ali Murat Güven ismini bulmak mümkün.

“Ankara İkinci El Kısa Metrajlı Film Festivali”ni sunan ekibin organizasyonu ve sinema yazarı Ali Murat Güven’in danışmanlığında 23-25 Eylül 2011 tarihleri arasında Ankara’da “Fantasturka” (Türk İşi Fantastik Filmler Festivali) adı ile çok önemli bir festival düzenlendi. Türk sinema tarihinin, geçmişte her biri çok büyük maddî ve manevî zorluklar eşliğinde çekilen bilim-kurgu, korku, gerilim, polisiye, western, kahramanlık fantazisi v.b. türlerdeki yapıtları arasından oluşturulmuş 30 dolayında uzun ve kısa metrajlı film izleyicilere sunuldu. Bu yapıtların en önemli ustaları da sevenleriyle buluştu.

HAYAT BOYU BAŞARI ÖDÜLÜ

Türk sinemasının Zagor’u Levent Çakır ve yönetmen Kunt Tulgar’ında aralarında bulunduğu bu önemli sanatçılarına “Hayat Boyu Başarı Ödülü” verildi. Çetin İnanç, Safa Önal ve Yılmaz Atadeniz gibi isimler ise söyleşileri ile festivale ayrı bir zenginlik kazandırdı. Geçirdiği bir rahatsızlık nedeni ile festivale katılamayan usta oyuncu Aytekin Akkaya’nın ödülünü vermek ise değerli gazeteci Ali Murat Güven için Ankara dönüşü yapması gereken ilk işti. Çünkü hem festival izleyicilerine söz vermiş hem de Fantasturka’yı onun aziz hatırasına ithaf ettiği (Aytekin Akkaya ismini duyunca Charles Bronson’dan bahsediyormuş gibi ondan daha fazla heyecanlanan) sinema tarihi araştırmacısı- yazarı, karikatürist ve kısa filmci Metin Demirhan’ın yapmak isteyip de çeşitli imkânsızlıklardan dolayı yapamadıklarını devam ettirmek adına bu bir gereklilikti.

AYTEKİN AKKAYA’DA UNUTULMADI

Aytekin Akkaya’nın ödülünün verildiği bu samimi toplantıya bizde davetliydik. Bu toplantıda ben ve genç editörlerimizden Sümeyye Ezer ile birlikte yönetmen Kunt Tulgar, duayen sinema yazarı Agâh Özgüç, oyuncu Levent Çakır, sinema yazarları Sadi Çilingir ve Utku Uluer de Akkaya’yı yalnız bırakmadı.

Unutulması çok zor olan günlerden biriydi benim için… Türk sineması adına o zamanki kısıtlı imkânlar ile neler yaptıklarını bu önemli isimlerin kendi ağızlarından dinledikten sonra yapılan eleştirilerin ne kadar haksız olduğunu müşahede etmiş oldum. Yönetmen Kunt Tulgar ise, yeniden tüm bu isimlerin bir arada olduğu ve başrollerinde önemli bir ismin yer alacağı bir filmin çekileceği müjdesini verdi. Başroldeki isim ise gerçekten herkese büyük sürpriz olacak nitelikte…

Hadi şimdi birazda o duayenlere kulak verelim;

ERZURUM’DA BAŞLAYAN BİR SERÜVEN

Oyuncu ve Avantür Aytekin Akkaya

Fantastik Türk Sineması’nın vazgeçilmez yüzlerinden biri olan, 1943 Erzurum doğumlu Aytekin Akkaya, 1964 yılında bir rastlantı sonucu sinemaya adım atmış. Erzurum’da çekilen bir filmin başrol oyuncusu, yapımcı firmayla anlaşamayıp daha işin başında seti terk edince, yönetmen tarafından keşfedilip ardarda iki filmde önemli roller üstlenmiş. Aktörlüğünü ilerletmek için geldiği İstanbul’da, İngiliz yönetmen Peter Collinson’un 1969 yılında büyük bölümünü Türkiye’de çektiği “Paralı Askerler” (You Can’t Win ‘em All) filminin Şan Tiyatrosu’ndaki yardımcı oyuncu seçmelerine katılmış ve başarılı olmuş. Bunun üzerine de dünyaca ünlü iki yıldız, Charles Bronson ve Tony Curtis’in hemen yanıbaşında, Ürgüp’ten başlayıp İstanbul’da sonlanan yaklaşık dört aylık bir çekim serüveni başlamış. O film bana batıda sinema sanatçısına verilen değeri ve gösterilen saygıyı öğretti diyen Akkaya, Yeşilçam’ın kült, fantasik filmlerinden biri olan Dünyayı Kurtaran Adam filmde ise Cüneyt Arkın ile başrolü paylaşmış.

“BİZ SİNEMANIN GAZİLERİYİZ”

100’e yakın filmde rol alan Aytekin Akkaya, “geçmişi biz sırtlayıp da bugünlere getirdik. Biz sinemanın gazileriyiz. Nasıl Kurtuluş Savaşı’nda mücadele ettiksek ve bugünleri rahat yaşamamız için canlarını ortaya koyan şehitlerimiz ile birlikte gazilerimiz bu savaşı kazanmamızda önemli bir rol oynadı ise  bizde o gazilerimiz gibi Türk sinemasının gazileriyiz. Vücudumda kırılmadık yer yok. Kime sorarsanız sorun öyle. O günlerde çekilen filmleri eleştiriyorlar. Ama bizde bugünkü imkanların hiçbiri yoktu. Şimdi setlerde teknik ve set malzemeleri, kostümler vb. ne ararsan var. Hani köylerde tarlaya giderken insanlar yüklerini omuzlarlar ya bizlerde aynen öyle setlere giderdik. İşin bitti hemen gitmek yok akşama kadar beklerdik. Kendi görevimiz olmadığı halde arkadaşımızın da sahnesi iyi olsun diye ellerimizi birleştirip kameramanı oturtur şaryo yapardık. Bir iki prova yapar filmi oynardık. Kasete girince dönüşü olmazdı. Şimdi stüdyoya geçilip negatif pozitif basılıyor. Montajda görüntüler önüne geliyor istediğini kesiyorsun. Bana bugünkü oyuncuları nasıl bulduğumu soruyorlar. Bugünkü teknik oyuncuları nasıl bulduğuna fırsat vermiyor ki…

Aytekin Akkaya’nın yer aldığı filmlerden bazıları;

Üç Dev Adam

Yalnız Adam,

Dünyayı Kurtaran Adam

Azrailin Beş Atlısı

Hakanlar Çarpışıyor

Aslanlar Kükreyince

Azrailin Beş Atlısı

SENİ ÇILGIN ADAM!

Oyuncu ve Avantür Levent Çakır

1950 Edirne doğumlu olan Levent Çakır, ilkokulu bitirdikten sonra bir cambaz gurubuna katılarak gösterilere çıkmayabaşlamış. Yeşilçam piyasasına, filmlerde tehlikeli sahneler dublörlüğü yaparak giren ve sonrasında ise küçük rollerle kendini tanıtan Çakır, bu arada foto romanlarda da oynamış. Zagor, Kızılmaske (Phantom) gibi çizgi roman uyarlamalarında canlandırdığı ünlü çizgi kahraman tiplemeleriyle, bu türü sevenlerin idolü olan oyuncu bu başarısı ile avantür, fantastik, macera filmlerinde baş rol oyunculuğuna yükselmiş.

100′ün üzerinde filmde rol alan Levent Çakır, yakın dönemde ise Kanal 7′de gösterildiği dönemde çok büyük bir ilgi gören ve bir kaç kez tekrarlanan “Kunduracı” filmde sergilediği imajla sevildi.

“Zagor” karakterini ortaya çıkaran ve çizgi romanını bütün dünyaya tanıtan ünlü İtalyan çizer Gallieno Ferri, yeni kuşak Zagor ressamlarından oluşan kalabalık bir illüstratör topluluğuyla birlikte, İstanbul’daki 29′uncu TÜYAP Kitap Fuarı’na katıldığında Levent Çakır ile da bir araya gelmiş. O anları anlatırken çok duygusallaşan Çakır, Ferri’nin ona sıkı sıkıya sarılıp “Seni çılgın adam! Çektiğin Zagor filmlerini ilk duyduğumdan beri, 30 küsur yıldır hep seninle tanışmayı istemişimdir” sözlerinden duyduğu mutluluğu da bizlerle paylaştı.

ZAGOR’U ÇEKERKEN…

Büyük bir aşk ve beden gücü ile kendimizi sinemaya adadık diyen emektar oyuncu, o günlerdeki imkansızlıkları gösteren bir sahneyi de şöyle anlatıyordu; Beni vince bağladılar. Belimin yarısı dışarıda, yarısı demirlerde. Kamera aşağıda sadece belimden yukarısını görüyor. Vinç aynı yerde dönüp duruyordu…

Levent Çakır’ın yer aldığı filmlerden bazıları; 

Zagor Kara Bela

Zagor Kara Korsanın Hazineleri

Kara Peçe

Maskeli Üçler

Selahattin Eyyubi

Tarkan Gümüş Eyer

İnsanlar Yaşadıkça

Osmanlı Kartalı

Bozkurtlar Geliyor

İstiklal: Söğütlü Hacer Ana

Kunduracı

BUGÜNKÜ TEKNİKLER İLE O GÜNKÜ FİLMLERİ ÇEKEMEZLER!

Senarist, yönetmen ve yapımcı Kunt Tulgar

1948-İzmit doğumlu olan Kunt Tulgar, beyazperdede ilk olarak henüz 4 yaşındayken, Orhan Atadeniz`in çektiği `Tarzan İstanbul`da` filmiyle boy göstermiş.

Bugünkü teknikler ile o günkü filmleri yine çekemezler. Çünkü orada özveri vardı. Süperman’ı çekersiniz çokta güzel uçar ama özveri yok diyen Tulgar, Türkiye’de Superman’i ise ilk uçuran isim.

Richard Donner’ın ilk “Superman”ini Türkiye’de yeniden çekmeyi kafasına koyan Kunt Tulgar,eşininde yardımlarıyla kumaşı Mahmutpaşa’dan alınan muhteşem bir Süpermen kostümü hazırlamış. Onu en çok Türk Süpermen’in uçma sahneleri zorlamış. Bu sorunu da yine eşinin küçük bir Barbie bebeğe (daha doğrusu Barbie’nin erkek arkadaşı olan “Ken” bebeklerinden birine) diktiği mini kostüm ve bir saç kurutma makinesiyle çözmüş. Üzerine muhtelif gökyüzü çekimlerinin yansıtıldığı bir aydinger kâğıdının önüne iple bağladıkları bebeğe saç kurutma makinesiyle hava vererek minik pelerininin dalgalanmasını sağlamış ve böylelikle de “uçan bir Süpermen görüntüsü” elde etmiş o filmde…

KAMERAMANIN KIRIK KOLU İLE FİNAL ÇEKTİK

O yıllardaki imkânsızlıklardan da bahseden Kant, bir filmde kameramanın kırık kolu ile final çektiklerini anlatıyor. Bazı ucuz kazançlar uğruna çeşitli entrikalar ile bir savaş sahnesine 500 bin dolar verip 500 dolar gibi gösterenlere de isyan ediyor. `Dünyayı Kurtaran Adam filminin özel efektlerini de yapmış olan Kant, Muhteşem Yüzyıl dizisinde Haçlı Savaşı filminin Hittin ordularının çekildiği yerin aynısının sahnelenmesine ise kızıyor.

Yönetmen Kunt Tulgar’ın çektiği filmlerden bazıları;

Tarzan Korkusuz Adam 1974

Süpermen Dönüyor 1979

Ejderin İntikamı 1984

Kurtlar Geceyi Sever 1988

Kır Çiçekleri 1997

SİNEMADA MASUMİYET KALMADI

Toplantıya katılan ve alanının duayen isimlerinden olan Sinema Yazarı ve Tarihçisi Agâh Özgüç’e de Türk dizilerini nasıl bulduğunu sorduk;

1964 yılında o dönem sadece 1800 nüfuslu olan İstanbul’da 34 milyon insanın sinemaya gittiğini anlatan Agâh Özgüç, bugünse aynı durumun söz konusu olmadığını belirterek insanların kitap okumamasından, kendini geliştirmemesinden yakınıyor. O zaman 10 bin kitap basılıyordu şimdi 1000- 2000 bin basılıyor diyen Özgüç, günümüzde sinemada da masumiyetin kalmadığını söylüyor.

YAŞAMAYAN BİR İNSAN YAŞANIRLIĞI SİNEMAYA TAŞIYAMAZ

Şimdiki dizilerde 90 dakikalık filmin 60 dakikasında soluğumuz kesiliyor diyen duayen sinema yazarı sözlerini ise şöyle sürdürüyor; “Biz sinema yapamıyoruz. (Tabi bireysel olanlar farklı… Nuri Bilge Ceylan gibi.) Bu bir yerde yetenek meselesi. Hadi Türk sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden olan Metin Erksan’ın Acı Hayat’ını  yeniden yapsınlar. Mümkün değil… Yönetmenler ilgisiz konularda film yapıyor. Örneğin; Bir yönetmen 12 Eylül filmi yapacaksa onu her açıdan araştırması gerekiyor. Yaşamayan bir insan yaşanırlığı sinemaya taşıyamaz. Alt yapı yok. Sonra küfürbaz bir sinema yaşıyoruz. Tamam, bunu gerektiren filmler olabiliyor. Mesela; Gemide filmi vardı. O insanlar öyle konuşup yaşadıkları için böyle yapılması normal. Ama maalesef Recep İvedik kültürü bu konuda nerelere geldiğimizi gösteriyor. İnsanları uyutuyorlar. Televizyon dizileri afyon oldu. Zaten ben televizyonda dizi film izlemem. Sinema yada DVD’de izlerim.

Aytekin Akkaya’nın ödülü Agâh Özgüç tarafından kendisine verildi.

 BİR ÖMÜR SİNEMAYA HİZMET ETMİŞ BİR İSİM…

Fantasturka’ya büyük emekleri geçen Sinema Yazarı Ali Murat Güven ise toplantıda kısa bir konuşma yaptı. Ankara’da Kızılırmak sinemasında 4 tane sinema öğrencisi ile Türk sinema tarihinde kıymeti daha sonra çok daha iyi anlaşılacak olan bir etkinliğe imza attıklarını söyleyen Güven sözlerine şöyle devam etti;

Orada bulunmayı en çok hak eden isimlerden biri Aytekin Akkaya’ydı. Geçirdiği küçük bir operasyon nedeni ile aramızda olamadı. Ancak, adını 3 gün boyunca filmlerde, söyleşilerde, sohbetlerde (Çetin İnanç’tan Kunt Tulgar’a Levent Çakır’dan Sefa Önal’a kadar) andık. Mayıs 2012’de Fanatik filminde destekleri ile İstanbul’da düzenlenecek olan kendisini de kırmızı halıların üzerinde yürüteceğimiz daha büyük bir festivalde bunun acısını çıkaracağız. Ancak ben Ankara’da seyircinin önünde söz verdim. Gider gitmez ödülünü teslim edeceğim diye. Bir ömür sinemaya hizmet eden, 200’e yakın filme imza atan, serüven sinemasında karanlık salonlarda bizlere unutulmaz maceralar yaşatan bu isme (verilen ödülle) bir nebze de olsa kendisini ne kadar sevdiğimizi göstermek istedik.

Sevgili okul arkadaşım Metin Demirhan’ın yapmak istediği ama imkansızlıklar nedeni ile yapamadıklarını gerçekleştirmek için bundan sonrada yolumuza aynı kararlılık ile devam edeceğiz.

Haber: Arzu ERDOĞRAL
Fotoğraflar: Sümeyye EZER

 On5yirmi5.com

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

Metafor Dolu 10 Film

Anlam karmaşası içerisinde beyaz perde.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sinema duyguların dışa vurumlarından oluşan; insanı insana, insanla anlatan sanat dallarından biridir. Hal böyleyken bazı yapımlar yansıtmak istediği duygu ve düşünceleri seyircinin kucağına bırakıp kaçarken, kimi filmler metafor aracılığıyla temellendirmelerini yapar. İşte etkisinden çıkmayacağınız ‘Metafor Dolu 10 Film‘ sizlerle. İyi seyirler.

İz Sürücü (1979) Stalker IMDb 8,2

Uzak bir gelecekte, bambaşka bir yaşam düzeni içerisinde, ismi olmayan bir ülkede, dünyaya düşen dev göktaşı yaşamı yerle bir ederken Zone adında esrarengiz, yeni bir bölge oluşmuştur.

Bu bölgeden içeriye girebilen insanların tutkularının gerçekleşeceğine dair söylentiler vardır. Askerler tarafından korunan Zone bölgesine sadece gerekli olgunluğa erişmiş cesur Stalker’lar girebilmekte, bölgeye giren insanlara eşlik etmektedirler. Kahramanımız Stalker, ailesinin tüm itirazlarına rağmen bölgeye girmek isteyen bir bilim adamına ve bir yazara eşlik etmeye karar verir.

Stalker, dev bir göktaşının yaşamı alt üst etmesinin akabinde oluşan esrarengiz Zone bölgesi ve buraya girmek isteyen bir bilim insanı ile yazara eşlik eden bir Stalker’ın hikâyesini anlatıyor.

İhtiyarlara Yer Yok (2007) No Country for Old Men IMDb 8,1

Llewelyn Moss, bir olay yerinde bulduğu çantayı alır ve başını hiç ummadığı bir belaya sokar. Artık peşinde bir kiralık katil vardır. Moss bir Vietnam gazisidir ve bir şekilde uyuşturucu olaylarının ortasında soruna dönüşen bir meseleye karışır. Peşindeki katil Anton Chigurh planı konusunda kararlıdır çünkü işini yarım bıramak niyetinde değildir. İşin için çok sayıda masum insanın ve suçluların da karışacağı soluk soluğa bir takip başlayacaktır.

Bugün Aslında Dündü (1993) Groundhog Day IMDb 8,0

Hava durumu spikeri olan Phil Connors Pennsylvania’daki bir kasabaya geleneksel Groundhog Day şenliklerini görüntülemek için gönderilir. Kendini beğenen ve kibirli biri olan Phil, kasabadaki bu basit ve sıradan insanlarla bir arada olmaktan hiç hoşlanmaz. Berbat bir gün geçirir ve kar fırtınasından dolayı yollar kapandığı için orada sabahlamak zorunda kalır. Tek istediği bu ortamdan bir an önce kurtulmaktır ama sabah uyandığında anlamakta zorlanacağı bir şeyle karşılaşır. Zaman döngüsüne yakalanmış ve o nefret ettiği günü her gün yeniden yaşamak zorundadır. Tek çaresi gününü güzel geçirmeyi sağlayacak şeyler bulmak olan Phil her gün aynı şeyleri yaşıyor olmanın da avantajını kullanmaya başlar. Bill Muray’ın kendisine hayran bırakacağı Harold Ramis imzalı bu film eğlenceli bir klasik.  

Persona (1966) IMDb 8,1

Persona, Bergman filmografisinin en şaşırtıcı ve en aykırı parçası. Yönetmenin ustalığının ve modern sinemayı etkilemekle kalmayıp onu nasıl büyük ölçüde kendinden çıkardığının en güzel kanıtlarından biri. Sinamotografisinin ustalığını bir yana bırakırsak, buradaki sinema dilinin günümüzdekinden geri kalan yanı yok. Sinematografi de işin içine girdiğinde Bergman fersah fersah öteye gidiyor. Kuralları kim koydu diye merak ediyorsanız işte size Bergman, sinemanın gerçek babası. Örneğin Lynch Mulholland Çıkmaz’ını yazarken bu filmi en az on kez izlemiş olmalıdır.

Solaris (1972) Solyaris IMDb 8,1

Ağır işleyen filmlerindeki muhteşem görsellikle sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Rus yönetmen Andrey Tarkovskiy’nin yönetmenliğini yaptığı sinema filmi “Solyaris”, Tarkovsky’nin en önemli yapımları arasında yer alır. İnsanlığın sadece utanç duygusuyla kurtulabileceğine inanan yönetmen, Solaris gezegeni bölgesine kurulu olan bir uzay istasyonunda iki bilim adamının yaşadığı insanlık deneyimini aktarıyor.

Doktor Kris Kelvin, gönderilen bilim insanlarının geri dönmediği Solaris gezegenine gider. Burada olup bitenleri anlamaya çalışan Doktor, kısa bir süre sonra gezegenin sırrını anlayacak ve büyük bir vicdan muhasebesi yaşayacaktır.

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar (2003) Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom IMDb 8,0 

Mevsimler ve doğanın o kusursuz çağrısı, yarattığı teslimiyet arzusu belki de başka hiçbir şeyde benzeri olmayan. Yüzen bir ev ki doğaya dair ne varsa muhteşem olan onu çevrelerken o göl ortasında yüzmekte. Yaşlıca bir rahip ve kendisine refakat eden diğer genç-çocuk rahip adayı.Yaşlı rahip, ona her şeyi bilgelikle ama bir o kadar da doğal bir akış içinde öğretir. Bu şekilde geçip giden mevsimler ile büyüyen çocuğun geçirdiği evrim, son derece doğal bir ahenk içinde ilerlerken sıra artık büyümüş olan çocuğun öğrendiklerini gerçek hayata nasıl yansıtacağını görmeye gelir. Ufak yaştan beri öğretilen erdemlere rağmen asıl öğretimin hayatın kendisi tarafından yapıldığının farkında olan bilge rahip için ise bekleme ve görme zamanıdır. Gerçek bir görsel şölen olarak beyazperdeye yansıyan ve gösterildiği bütün festivallerde büyük beğeni ile karşılanan bir film.

Hiç Bitmeyen Öykü (1984) Die unendliche Geschichte IMDb 7,4  

Zorbalığa uğrayan Bastian, okulunun tavan arasına kapanır ve ejderhalar, yarış salyangozları gibi sihirli yaratıkların ülkesi Fantasia hakkında bir kitap okumaya başlar.

Kaynak (2006) The Fountain IMDb 7,2

Ölümsüzlüğün ağacı: Hayat Ağacı.

The Fountain, bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için giriştiği ebedi savaşımı anlatan bir yolculuk. Destansı yolculuk, 16. Yüzyıl İspanya’sında bir fatih olan Tomas’ın (Hugh Jackman), ölümsüzlük bahşettiğine inanılan efsanevi bir varlık olan Gençlik Çeşmesi’ni aramaya çıkmasıyla başlar. Hikaye, modern bir bilim adamı olan Tommy Creo, sevgili karısı Isabel’ı yavaş yavaş öldüren kanseri tedavi edebilmek uğruna ümitsiz çırpınışlarını anlatarak devam ediyor. 26. Yüzyılda derin uzayda yolculuk eden astronot Tom, kendisini bin yıldır yiyip bitiren gizemleri kavramaya başlar. Bu bin yıla yayılan üç hikayede, tüm zamanların Thomas’ı olan savaşçı, bilimadamı ve kaşif; hayat, aşk, ölüm ve yeniden doğuş kavramlarıyla yüzleşir. Bu üç adamın hikayesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.

Eraserhead (1977) IMDb 7,4

Sinema tarihinin en orjinal filmlerinden birisi olan film, David Lynch’in ilk uzun metraj filmidir. Dev makinelerin çalıştığı dumanlarla kaplı bir evrende geçen filmde Jack Nance’in canlandırdığı Henry Spencer’ın özürlü kız arkadaşı olan Mary X’den (Charlotte Stewart) mutant bir çocuğu olur. Bu öykü etrafında ilerleyen film, 30 dakika boyunca Spencer’ın kabusuna bizi davet eder. Filmde Henry Spencer evi terk eden kız arkadaşının öfkesini bebeğini öldürerek dindirir. Bir sürü rahatsız edici imge, izleyicinin algısını allak bullak eden bir ses bandı ve siyah-beyaz görüntüleriyle, ‘Eraserhead’ bir deneysel sinema başyapıtıdır. Filmde fantastik görüntüler çoğunluktadır.

Kutsal Motorlar (2012) Holy Motors IMDb 7,1

Cesar o gün her sabah yaptığı gibi işe gitmek için elinde çantası, yaşadığı görkemli malikaneden çıkar, beyaz limuzinine doğru yürür. Çevresindeki korumalar ona eşlik ederken, şoförü Celine kendisine kapıyı açar ve yol boyunca o gün tamamlamaları gerekan randevularından konuşurlar. Cesar eline yaşlı bir kadın peruğu alıp onu düzeltmeye başlayıncaya dek her şey normal gibi görünmektedir. Peki gerçekten her şey bu kadar normal midir.

Prometheus (2012) IMDb 7,0

Tekrar bilim-kurgu türüne dönüş yapan kült yönetmen Ridley Scott’ın önderliğinde Alien’ın köklerine yapılan bu yolculuk, hayatın başlangıcına dair araştırma yürüten bir ekibin evrenin en karanlık noktasında yaşadıkları maceralara odaklanıyor. Ekibin insanoğlunun geleceğini korumak adına girdiği bu savaş, her şeyin sonu olabilir.

Ters Yüz (2015) Inside Out IMDb 8,1  

Ters Yüz, küçük bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Küçük Riley için hayat, babasının San Francisco’da yeni bir işe başlamasıyla baştan aşağıya değişir. Orta-Batı’daki yaşamını geride bırakan Riley’ı şimdi yeni bir ev, okul ve arkadaşlar beklemektedir. Peki içindeki duyguları o ne söyler? Neşe, Korku, Öfke, Nefret ve Üzüntü. Riley’in zihninin içinde yaşayan, ona günlük hayatında tavsiyeler veren duyguları bu yeni hayata alışırken ufak bir kaosa neden olacaktır. Neşe, Riley’nin en önemli duygusudur ve onu hep pozitif tutmaya çalışır ama diğer duygular bu yeni hayatına uyum sağlama konusunda biraz şaşkındır.

Okumaya Devam Et

Liste

İlişkilere Gerçekçi Bakan 10 Film

Pembe tabloların dışından.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

İki insan birbirini sever, engeller aşılır ve sonsuza dek mutlu yaşanır. Ya da iki insan birbirini sever, ardından tanımaya başlarlar birbirlerini. Seni tanıdığı için memnun olanlar, seni yavaş yavaş tanımaya başlarlar ya da keşke tanımasaydım olur cümleler… Ya da tanıştıkça yabancı olunur…. Veya tanıdıkça bağlar kuvvetlenir. Bir arada olmak, hayatına birini almak en başından bir tavizdir, hayatının sana ait olan kısmının bir kısmını bir başkasının kontrolüne, denetimine bırakırsın. Özgürlüğünü, yani en değerli şeyini, armağan edersin sevdiğin için… Sonra tutsaklık seni rahatsız eder, gardiyanın da seni daha da tutsak etmek ister, iki insan birbirine hem mahkum hem de gardiyandır aynı zamanda… Aşağıda aşk, evlilik gibi mevzular üzerine gerçekçi bir takım şeyler söyleyen filmler var. Bazıları direkt bu mevzuya dalarken bazıları da dolaylı yoldan dokunuyor meseleye. İyi seyirler.

Aç Kalpler

Aç Kalpler (2014) Hungry Hearts IMDb 64

Venedik Film Festivali’nde hem En İyi Erkek Oyuncu hem de En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan yapım, birbirlerine ilk görüşte aşık olan bir çiftin sıra dışı hikayesini anlatıyor. Filmin başrollerinde yeni Star Wars serisinde de rol alacak olan, Inside Llewyn Davis, Frances Ha ve Girls dizisinden tanıdığımız yükselen yıldız Adam Driver ve performansıyla bol övgü toplayan Alba Rohrwacher bulunuyor.

ude (Adam Driver) ve Mina (Alba Rohrwacher), New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.

____

Nights and Weekends

Nights and Weekends (2008) IMDb 6.2

Mattie ve James birbirlerine aşıklar. Ancak birbirlerinden uzak geçen onlarca sabah ve aralarındaki binlerce kilometre ilişkilerini yiyip bitiriyor. New York ve Şikago arasındaki mesafe ile boğuşurken, birbirlerini gördüklerinde ilişkilerinin tatlı anları değil, zorlukları öne çıkmaya başlıyor.
___

Blue Valentine

Aşk ve Küller (2010) Blue Valentine IMDb 7.4

Dean ve Cindy’nin evlilikleri büyük bir başarısızlığa uğramıştır. Hayatlarının bu trajik sürecinde çift, gençlik yıllarına ve birbirlerine aşık oldukları zamanları hatırlamaya çalışırlar. Film zıt kavramları karşı karşıya getiriyor. Sevgi nefrete, geçmiş günümüze, hayal gerçeğe, gençlik yaşlılığa, erkek kadına karşı geliyor.
_____

L'avenir

Gelecek Günler (2016) L’avenir IMDb 7.0

Mia Hansen-Løve’ın Berlin’den Gümüş Ayı ödülüyle döndüğü filmi Gelecek Günler, evli ve iki çocuklu felsefe öğretmeni Nathalie, işi, annesi ve evliliği arasında sıradan bir tempoda yaşamını sürerken başına gelenler yüzünden yeni bir hayat kurmaya doğru adım atar.
____

Prensim

Prensim (2015) Mon roi IMDb 6.1

Her aşk, zaman içerisinde bir enkaza dönüşmez mi? Ödüllü yönetmen Maïwenn’in son filmi, bildiğiniz aşk filmlerine pek benzemiyor. Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan film; acı ve özlem, tutku ve ihanet arasında gidip gelen fırtınalı ve sıra dışı bir ilişkiye odaklanıyor. Bir tarafta düzenli hayatıyla istikrarlı bir avukat olan Marie-Antoinette, diğer tarafta ise karizmatik, özgür ruhlu, kadın avcısı Georgio. İdealize edilmiş bir aşk mefhumunu ve beyaz atlı prens kavramını sorgulayan film, klişelerden uzak durarak bir ilişkinin duygusal türbülanslarını son derece cesur bir şekilde perdeye taşıyor. Variety’nin “Jules ve Jim” kadar ultra-romantik olarak nitelediği filmin başrollerini Emmanuelle Bercot, Vincent Cassel ve Louis Garrel paylaşıyor.

___

Irrational Man

Mantıksız Adam (2015) Irrational Man IMDb 6.6

Woody Allen bu filminde varoluşsal bir krizin ortasında olan orta yaşlardaki felsefe profesörünün hikayesini anlatmakta. Filmin başrollerinde ise Emma Stone, Joaquin Phoenix ve Parker Posey var.

Abe Lucas, son dönemlerde yaşamaktan zevk alamayan, duygusal olarak dibe vurmuş bir felsefe profesörüdür. Hayatında yeni bir sayfa açmak için küçük bir kasabaya yerleşir ve orada ders vermeye başlar. Burada tanıştığı Rita Richards (Parker Posey), aynı üniversitede hocalık yapan, mutsuz bir kadındır. Abe’in öğrencisi Jill Pollard ise sınıfın en başarılısıdır ve zamanla aralarında bir arkadaşlık başlar. Jill her ne kadar erkek arkadaşı Roy’a aşık olsa da Abe’in ıstırap dolu, sanatçı kişiliğini ve egzotik geçmişini karşı konulamaz derecede çekici bulur.

Bir gün Abe ve Jill’in bir yabancının konuşmasına kulak misafiri olup, Abe’in olaya dahil olmasıyla işler değişir. Abe bu olayla birlikte kendi hayatını ve başkalarının hayatını derinden etkileyecek bir karar alır ve hayata yeniden tutunup, her anın keyfini çıkarmaya başlar. Fakat bu durum Jill, Rita ve kendi hayatını sonsuza dek değiştirecek günleri de beraberinde getirecektir.
_____

The Story of Us

İkimizin Hikayesi (1999) The Story of Us IMDb 5.9

İlişkileri artık iyice içeriğini kaybeden Jordan çifti, çocukları 12 yaşındaki Josh ve 10 yaşındaki Erin yaz kampındayken ayrılmaya karar verirler. Ben ve Katie çiftinin bir arada kalabilmesinin tek yolu birbiri ile olabildiği kadar az iletişim kurmaktır. Ben ve Katie birbirinden ayrı geçirdikleri zaman boyunca geçmişte çok şeyi paylaştıklarını farkederler. Yaşadıkları ortak mutluluklar onları bir araya getiren nedendir.
___

Sürgün

Sürgün (2007) Izgnanie IMDb 7.7

Bir aile, anne, baba ve çocukları şehir yaşamından ayrılıp doğa ile iç içe bir kır evine giderler. Burası büyükbabalarından kalma bir yerdir. Şehir kültürüne adapte olmuş insanlara uzak kalan bir doğa yaşamının kurallarına ayak uydurmak hiç de kolay değildir. Doğada hükmeden kavramlar çok başkadır. Orada var olmaya devam etmek isteyenler için büyük fedakarlıklar söz konusu olmak zorundadır. Film özünde vicdan sorguları ve işlenen günahların sancıları ile savrulan bir ailenin hikayesini konu alıyor.

___

Demolition

Yeniden Başla (2015) Demolition IMDb 7.0

Eşini trafik kazasında trajik bir şekilde kaybeden yatırım uzmanı Davis Mitchell, duygusal bir çöküntü yaşamaktadır. Davis, tüm hayatını sorguladığı bu dönemde giderek kontrolünü yitirmektedir. Bir gün parasını kaptırdığı otomatı üreten şirkete bir şikayet mektubu yazar. Davis, bu mektup sayesinde şirketin müşteri temsilcisi Karen ile yakınlaşacak ve bu beklenmedik ilişki, hem Karen hem de Davis’in tekrar hayata sıkı sıkıya sarılmasını sağlayacaktır.

_____

Scenes from a Marriage (1973) Bir Evlilikten Manzaralar Imdb 8.5

Marianne ve Johan’ın on yıllık evliliklerini masaya yatıran film, çiftin ayrılıklarını, evlilik dışı ilişkilerini, barışıp yeniden ayrılmalarını ve en nihayetinde de boşanmalarını konu ediyor.

Boşandıktan sonra bile birbirinden kopamayan Marianne ve Johan çiftinin her görüşmeleri ayrı bir kavgayla sonuçlansa da birbirlerine olan sevgileri şartlar ne olursa olsun galip geliyor.

Film evlilik hayatıyla ilgili çok önemli kelamlar ederken aynı zamanda izleyiciyi psikolojik olarak Marianne ve Johan’ın ilişkisine hapsediyor. Başta Woody Allen olmak üzere birçok yönetmeni etkileyen Bergman’ın bu filmi aynı zamanda en iyi yabancı film dalında altın küre sahibi.

___

Nelyubov

Bonus: Sevgisiz (2017) Nelyubov IMDb 7.8

Birbirlerine karşı nefretle dolu bir kadınla bir erkek ve arka odada, korku içinde gözyaşlarına boğulmuş çocukları… Sevgisiz, bu çocuğun ansızın ortadan kaybolması üzerine onu aramaya başlayan, boşanma arifesindeki bir karı-kocanın bezginlik ve pişmanlıkla yaralı çabalarının hikâyesini anlatıyor. Günümüz Rus sinemasının büyük ustası Andrey Zvyagintsev, şiddetle, kavgayla ve sevgisizlikle yoğrulmuş, hayalleri kırılınca ağlamayı bile unutmuş bir toplumun portresini post-modern bilgi çağı filtresinden çiziyor. Yozlaşmış, çürümüş, hayati değere sahip kurumları ardı ardına işlevsiz hale gelmiş Rus toplumu, yönetmenin otopsi masasında. Sevgisiz, Rusya’nın Oscar adayı seçildi.

___

Ne olacak simdi

Ayrıca bunlar da var:

Ne Olacak Şimdi (1979)

45 Yıl (2015)

Kayıp Kız (2014)

Okumaya Devam Et

Günün Haberi

Şairlerin Hayatını Beyaz Perdeye Taşıyan Filmler

Şairleri anlatan şiir gibi filmler…

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali (2012)

Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu faili meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor.

Sylvia (2003) IMDb 6,3

Yıl 1956, İngiltere. İleride tanınan bir şair ve yazar olarak ün salacak olan Sylvia Plath, şair Ted Hughes ile tanışır. Cambridge’de şairin dizelerinden yansıyan zekasından etkilenip henüz tanışmadan önce aşık olmuştur ona. Ted de tanıştıkları zaman aşık olur. Evlenirler. Sylvia çok geçmeden kocasının dizelerine, kalemine, yakışıklılığı ile birleşen başarısına vurulan, etkisi altında kalan başka kadınların da varlığının farkına varır. Bir zaman sonra Sylvia, kocasının profesyonelliğinin gölgesinde var olma çatışmasına düşer. Yazma kariyerindeki ilerleyişi Ted’inki kadar doğal ve içgüdüsel gelişememektedir. Acı ve öfke duyguları arasında yazdığı yarı otobiyografik bir roman ve az sayıda şiirleri ile kariyerine imzasını atmıştır.

Kelebeğin Rüyası (2013) IMDb 7,8

Zonguldak’ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa’da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın Zonguldak’a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer’in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940’lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer’in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.

Parlak Yıldız (2009) IMDb 6,9

Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. 

Mavi Gözlü Dev (2007) IMDb 6,7

 Komünizm propagandası nedeni ile mahkum edilen Nazım, içeride kulaktan kulağa büyüyen haklı bir üne kavuşur. Dil yeteneği ve muhteşem şiirleri sayesinde yavaş yavaş bir efsane haline dönüşür. Çevresinde şiirinden, ressamlığından feyz alarak genişleyen bir devrimci ve sanatçı arkadaş grubu oluşurken Nazım Hikmet’in aklında olan tek şey çok sevdiği eşi Piraye’dir.

Lope (2010) IMDb 6,0

Trajedi ve komediyi harmanlayarak İspanyol sinemasında yeni bir devir başlatan, Lope de Vega’nın hayatını konu alan bir film.

Tutkunun Şairleri (1995) IMDb 6,6

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud’u evinde ağırlar. Rimbaud’un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud’un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir.

Postacı (1994) IMDb 7,7

Sıradan bir İtalyan postacı, ünlü bir şairin mektuplarını taşırken şiir sevmeyi öğrenir. Bu durumu Beatrice adındaki güzeli etkilemek için kullanacaktır. Mektupların sahibi Pablo Neruda’dır. Onun gönderilerinden sorumlu postacı Mario, kısa sürede kendisi ile bir bağ kurar. Ondan aldığı destekle Mario, kendi içindeki cevheri açığa çıkartmayı öğrenir. Ardından da aşka davet zamanı gelir. 

Sayat Nova (1969) IMDb 7,7

Ermeni ozan Sayat Nova’nın hayatını ele alan film, sanatçının ünlü şiirleri eşliğinde Nova’nın yaşamının önemli dönüm noktalarını işliyor. Sofiko Chiaureli’nin altı farklı rolde izleyici karşısına çıktığı filmde Nova’nın bilinmeyen, gölgede kalmış eserleri de ölümsüzleşiyor. 

Howl (2010) IMDb 6,7

1957 yılının San Francisco’sunda genç şair Allen Ginsberg, yıllar boyunca en fazla okunan ve tartışılan şiire imza atar: Howl .Filmde tıpkı bu performatif şiir gibi üç parçadan oluşur: Allen Ginsberg’in gençlik dönemlerinden kesitler, şairin kendi sesi ile bir araya gelir. Howl şiirini Chicago davası’nda okuyan Ginsberg’e tepkiler bir diğer bölümü oluşturur.

BONUS

Yedi Güzel Adam

Hikayesi 1950 ve 1970’li yılların Kahramanmaraş’ında geçen dizi; yakın edebiyat tarihimize damgasını vuran şairlerimiz Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ali Kutlay, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören’in hayatını konu alıyor.

HazırlayanMehmet Ali Karga

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler