Eyüp Sultan Bahçe Sineması

Genel

Geçenlerde yeniden açılan Eyüp Sultan Bahçe Sineması, bilenleri yazlık sinemaların o şimdi bir hayal gibi gelen, kendine has atmosferik günlerine götürdü. Sadece kendi çocukluğumun hatırladığım Ortaköy Barbaros ve Çamlıset (ki, bu sinema teras halinde ikibin kapasiteli oturma yeriyle Türkiye’nin en büyük yazlık sinemalarındandı), Beşiktaş Yumurcak, Beşiktaş Bahçesi ve Suatpark ve Arnavutköy’deki yazlık sinemalarda gösterilen kimi zaman yabancı, kimi zaman yerli filmler şimdi o mekan duygusuyla ikonografik bir değer kazanmış olarak zihnimizde yer etmiş bulunuyor. Aslında sahnesiyle, figüranlarıyla, birbirinden değişik senaryolarıyla koca bir dünya sinemasının mikrokozmik izdüşümü olan sinema, hayatımızla ne kadar da örtüşüyor! Bu sinemalara yakın evlerin balkon veya pencerelerinden, sinema perdesinin yanındaki kanatların izin verdiği ölçüde bu yakınlıktan istifade eden halk, hele televizyonun olmadığı yıllarda büyülü fenerin ışıltısına kapılıp gidiyordu. Hemen artık olmayan kapalı salonları da hatırlıyoruz: Son birkaç yıla kadar kapalı duran ancak artık bir giyim mağazasına dönüşen, Türker İnanoğlu’na ait Yumurcak, bir kültür merkezi olarak çalışmaya çalışan Mıstık, alışveriş merkezi olan Suatpark, daha içerlerde yine mağaza olan Kerem ile Aslı, pornoya teslim olan Yıldız. Yazlık sinemalar da çay bahçesi ama daha çok da otopark olmuş ancak çoğunun perdeleri ve makine daireleri hala mevcut, sanki birgün eski günlere dönülecekmiş gibi… Çengelköy’deki Nur Sineması da orijinal girişiyle öyle hazır bekliyor. Yavuzselim’deki bir tanesi otopark olarak olduğu gibi.

Film başlamadan önce çalınan günün popüler parçaları, satılan kuruyemiş, gazoz ve dondurma çeşitleri, sonra gösterilen gelecek program fragmanından sonra başlayan film, seyirciler için tam bir macera ve gerçek hayattan kopuş oluyordu. Bu sinemaların önemli bir özelliği, sezon zamanı sinema salonlarında gösterilen filmlerin tekrarı olmasıydı, yani yazın yeni yapımların gösterime girmesi diye birşey sözkonusu değildi. Hatta kışlık salonlar bile genellikle ikinci vizyon yapıyor veya tatile giriyordu. Sezona çok fazla film girdiğinden, filmler yazın haftada iki kez değişebiliyordu. Gösterilen filmlerin hemen hepsi dublajlıydı, zaten çoluk-çoçuk ailelerin doluştuğu bu mekanlarda altyazılı filmlerin gösterilmesi beklenmezdi.

Renkli ama çoğu da siyah-beyaz yerli filmlerin gösterimi filme ait olan şarkıların mekanlarda çınlamasıyla herhalde uzun süre hafızalardan silinmezdi. Ayrıca tuhaf şekilde, filmlerde yeralan insan davranışları topluma mı örnek oluyordu yoksa toplumsal ilişkiler bir şekilde filmlere mi yansıyordu, bu ikisi sarmaşık bir etkileşim içinde seyircinin algısında çapraz bir sorguya tabi oluyordu. Sosyolojik olarak, belli bir sorumluluk dairesinde yapımcı ve yönetmenlerin hareket ettiği takdirde insanı ve sosyal yapıyı dönüştürmesi demeyelim ama etkilemesi herhalde beklenebilirdi. Ancak buna kafa yoran sanırım az sayıda ilgili oldu. Daha çok, eğlenmeye ve vakit geçirmeye, insanları genellikle birbuçuk-iki saat içinde gerçek hayattan koparmaya yönelen görsel bir dünya kuruldu.

Yazlık sinemaların sonuna tanıklık eden 1970’li yıllar, Türkiye’nin içtimai ve siyasi olarak en çalkantılı zamanlarına denk düştü. Türk sinemasının o yıllarda içine düştüğü mezbelelik ve televizyonun kumaya başladığı neredeyse mutlak iktidar, sadece yazlık değil birçok kapalı sinemayı da sildi süpürdü. Geriye, insanların bu düş salonlarında ve açık mekanlarda yaşadıkları hayali imgelerle, eğer yaptılarsa, iç muhasebeleri kaldı.

İhsan Kabil

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up