Ey Ruh Geldiysen Üç Defa Kapıyı Tıklat

Genel

Cüneyt Kara yazdı. 

Büyük bir tepsi, A4 kağıdı, siyah keçeli kalem, makas, bir adet annemizin çeyizlik fincanı… Çocukluğumda elimizdeki malzemelerle yaptığımız bu “Quija tahtası” (ruh çağırma seanslarında kullanılır) ile üç harflileri çağırırdık ya da kendimizi kandırırdık. Üç-beş arkadaşla bir evde toplanarak yapmaya çalıştığımızı hemen hemen herkes denemiştir. Fincanı eliyle iten mi dersin, buna inanan mahallenin korkak kızı mı dersin, hayatımızdakilerin hepsi aynı karakterlerdir. Tabii bu ritüel sinemada da defalarca kullanıldı. Bu hafta, ilk filmi sessiz sedasız gösterime giren Quija’nın devam filmi, Quija: Orijin Of Evil sinemalarda bizi bekliyor.

Ouija

Oiuja 2014 senesinde vizyona girdiğinde korku sineması için orijinal bir fikir barındırmıyordu. Bir ruh çağırma tahtası ve gençlerin etrafında kopan fırtına defalarca gördüğümüz bir konunun tekrar önümüze sürülmesiydi. İki sene sonra gelen devam halkası Quija : Orijin Of Evil, o uğursuz Quija tahtasının nasıl ortaya çıktığının hikayesini, bizleri 60’lara götürerek anlatıyor.

Film en büyük değişikliği kamera arkasında yaşanmış. Yönetmen, korku sineması fanatiklerinin yakından tanıdığı ve son dönemlerde çektiği Occulus, Hush gibi filmlerle belli bir çizgi tutturmuş Mike Flanagan. Bu türde bağımsız örnekler veren yönetmen, vasat üstü işler ortaya çıkarmıştı. Quija : Orijin Of Evil ile kariyerinde ilk kez bir devam filmi yönetiyor hem de ilk filmi bayağı aşan bir yönetmenlik performansı ile.

1960’larda geçen öykü bizi kadınların dünyasına götürüyor. Bir anne ve kızları ruh çağırma seanslarında sürekli ‘üç kağıt’ uygulayarak müşterilerini kandırırlar ve birgün gerçek bir vaka ile karşılaşıp baltayı taşa vururlar. Öykü basit ve çok sığ ama bir korku filmi için bunlar çok önemli mi emin değilim? Neticede koltuklarımıza oturduğumuz zaman bir The Exocist veya The Shining beklemiyoruz, biraz olsun sinema nefsimizi köreltsin, seyirciyi aptal yerine koymasın yeter. Ve tabii ki en önemli görevini layıkıyla yerine getirsin; yani bizi korkutmayı başarsın. İşte bu film seyirciyi aptal yerine koymayan, olayları belli bir mantık çizelgesinde götüren, karakterlerine değer veren ve korkutmayı , “böö ve zıplatmalı efektler” yerine gizem unsurunu sonuna kadar kullanarak veren bir iş. 60’lar atmosferini başarı ile canlandıran filmin sanat yönetmenliği bir korku filmi için fazlasıyla özenli. O dönemin özgürlükçü ortamında, ayakları yere sağlam basan ve kızları ile ayakta durmaya çalışan bir anne fikri filme güçlü bir alt metin katıyor. Tıpkı The Exorcist gibi başkarakterin eşi olmadan yaşaması ve ona “musallat” olunması o dönemde muhafazakar bir bakış açısı olarak yorumlanmıştı. Belki de “öküz altında buzağı” aranıyordu ama muhafazakarlık Hollywood için 70’lerde vazgeçilmezdi. Bu filmde tam tersi özgürlük ortamında, yalnız bir kadın ve kızlarını anlatırken The Exoricst gibi tutucu değil ve hikayesini yargılamadan anlatıyor.
Filmin oyunculuğu oldukça tatmin edici. Ayrıca karakterler tek boyutlu ve işlevsiz değil. Karakterlerle özdeşlememizin rahat olması filmin içine girmemizi kolaylaştırıyor.

Korku sahneleri hoplamalı-zıplamalı efektler ve sesler bütününde değiller James Wan (İnsidious, The Conjuring) gibi psikolojik unsurlar üzerinden korkutuyor. Bu haftanın şans verilmesi gereken filmlerinden.

Sinefesto

Sinefesto

Admin at Sinefesto
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.
Sinefesto

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up