Bizimle İletişime Geçin

Manşet

‘Allah’ın Sadık Kulu: Barla’ filminin hikayesi

Yayınlandı

tarihinde

Yakında sinemalarda göreceğimiz Türkiye’nin ilk uzun metrajlı motion capture tekniğiyle çekilmiş filmi olan Allah’ın Sadık Kulu: Barla filmi yönetmeniyle bir söyleşi gerçekleştirdik. Yönetmen Esin Orhan’ın güler yüzlülüğü ve bilgi birikimini gösteren konuşmalarıyla zaman nasıl geçti bilemedik. Heyecanla vizyona girmesini beklediğimiz filmin yönetmenine ve ekibine tekrar teşekkür ediyoruz. Söyleşimiz Allah’ın Sadık Kulu : Barla filmi hakkında ve yönetmen Esin hanımla yapılan ilk söyleşi olma özelliğini de taşıyor. Sinefesto.com ailesi olarak bundan çok mutluyuz.

Esin Orhan, Marmara Üniversitesi Radyo Sinema ve Televizyon Bölümü mezunu bir yönetmen. 1997 yılında Samanyolu Televizyonu’nda kadın ve çocuk programlarında asistanlık yaparak işe başlamış ve birçok başarılı işe imza atmıştır. Çocukların ilgiyle seyrettiği Tarçın ve Arkadaşları TV programında yardımcı yönetmenlik, Yeşil Oba’da yönetmenlik görevini üstlenmiştir. Bu günlerde Samanyolu Televizyonu bünyesinde kurulan Çizgi Film biriminin yöneticisi olarak

Allah’ın Sadık Kulu : Barla filmini ekibiyle birlikte tamamladı.

İşte filmle ilgili merak ettiklerimiz:

Meryem :Filmin konusundan bahsedebilir misiniz?

Esin Orhan : Film, Üstad Hazretleri’nin Barla’ya 1927’de sürgün edilişini ve 1934 yılında tekrar sürgünden dönüşünü konu ediyor. Ancak film şöyle başlıyor: Üstad Hazretleri sürgünden on sene sonra Barla’ya geliyor. Artık özgür bir halde. Barla’ya geldikten sonra eski dostlarını,arkadaşlarını görüyor. Oradan bir flashbackle asıl sürgün zamanına dönüyoruz.

Meryem : Animasyon filmi yapmak fikri nasıl ortaya çıktı ? Bunun çalıştığınız Çizgi Film birimiyle bir ilişkisi var mı?

Esin Orhan : Samanyolu TV bünyesinde Çizgi Film birimimiz kuruldu. Amacımız şuydu:Bizim çok önemli değerlerimiz var. Hikayelerimiz var. Kahramanlarımız var. Ancak biz bunları çok fazla ekranlara aktaramıyoruz.Bizim çocuklarımız Spidermanlerle, Bakuganlarla, Ben 10’lerle büyüyor. Bunlar gibi kahraman sayılabilecek çizgi filmleri izlemeyi tercih ediyor çocuklar. Herkesin içinde bir kahraman olma dürtüsü vardır. Bir kahramanla özdeşleşmek ister. Ama doğru ve düzgün birilerinin anlatılması lazım çocuklara.

Meryem :Filmde hedef kitleniz kimdir?  

Esin Orhan : Çizgi film birimimiz çocuklara yönelik kuruldu ama Allah’ın Sadık Kulu:Barla çocuklara yönelik bir çalışma değil. Genel izleyici kitlesine hitap eden bir çalışma. Bunun altını çizmek gerekir.Ama içinde çocuklara sıcak gelecek hikayelerin yer aldığı bir yapım. Üstad Hazretleri’nin Barla dönemini herkese görsel bir şekilde anlatmak için animasyon tekniğini kullandık.

Meryem : Nasıl bir anlatım izlendi? Ne kadar ayrıntıya yer veriliyor filmde?

Esin Orhan :Elbette ki bütün detaylarıyla anlatması mümkün değil. Ama netice itibariyle Üstad’ı merkeze alıp, Üstad Hazretleri’nin oraya nasıl sürgün edilişini, ilim insanı olarak, ibadetinde titiz bir insan olarak nasıl yaşadığını, bu yaşayışının başkaları tarafından yanlış anlaşılıp, sürgün edilişini anlatıyor. Aslında amacının yazı yazmak, ilmi yaygınlaştırmak olduğunu, o dönemdeki asrın getirdiği tereddütlere vereceği cevapların pek çok insana ufuk olabileceğini  belirtiyor. Bu anlamda yapılmış bir eser.

Meryem : Karakterler gerçekleriyle birebir modellenmiş.  Bunu yaparken  nelere dikkat edildi?

Esin Orhan : Senaryo yazılıp gelmişti bize. Birim kurulduktan sonra bu senaryoyu nasıl realize edebiliriz diye düşündük. İlk önce, stilize bir karakter mi ortaya çıkarsak, dedik. Ama hemen bu fikirden caydık, çünkü herkesin kafasında bir Üstad imajı var. Dolayısıyla o imajdan bağımsız bir şey yapmak istemedik. Hal böyle olunca iş, bizi daha reel olmaya götürdü. O zaman fotoğraflardan yararlanma kararı aldık. Üstad ve talebeleri kendi orijinal fotoğraflarına bakılarak üç boyutlu olarak modellendiler.

Meryem : Fotoğraflardan üç boyutlu modellemek zor değil mi?

Esin Orhan : Burada şöyle bir sıkıntı olabiliyor. Üç boyutlu modellenirken daha fazla fotoğraf, daha farklı açılardan çekilmiş fotoğraflar bizim çok daha işimize yarıyor. Örneğin sizi önden gördüğümle üç boyutlu tasarlayabilmem çok mümkün değil. Dolayısıyla bütün bu detaylara ihtiyacımız var. Ama o dönemki mevcut imkanlar buna fazla el vermediği için,biz kendimiz modellemeye çalıştık. Genel olarak ama şu ana kadar karakterleri gören insanlar, gerçeğe yakın, diyebiliyorlar. O anlamda iyi bir şey yaptığımızı düşünüyoruz. Doğru bir yerden çıkmışız ve doğru bir sonuca varmışız diye düşünüyoruz. Ama reel bir işe soyununca aslında biraz da zorluklar çıkabiliyor.

Meryem : Ne gibi zorluklar?

Esin Orhan : Film, motion capture tekniğiyle yapılmış ilk uzun metraj animasyon film. Motion capture tekniğinin amacı zaten insan hareketlerinin animasyon karakterlerine giydirmek. O teknik daha reel bir teknik. O zaman biz karakterlerimizi böyle yapıyoruz, dedik. Hareketleri zaten oyuncularla bire bir sahne ne gerektiriyorsa gerçekleştiriyoruz. Yönetmen normal bir dizi setinde bir sinema setinde oyuncuyu nasıl yönlendirir, o sahne nasıl kurgulanır ise biz de aynen bunu sanal bir ortamda yapıyoruz. Bu hareketler belli aşamalardan geçtikten sonra üç boyutlu olarak tasarlanmış modele giydiriliyor. Karakterin hareket etmesi saptanıyor. Reel olan işlerde şu zorluk çıkıyor. Normal stilize karakterlere baktığımızda nasıldır? Gülmeleri farklıdır, konuşmaları farklıdır. Yapılacak herhangi bir teknik hata göze batmaz. Onun olağan bir hareketi gibi görünür. Ama bizde öyle olmuyor. Reel bir işe motive oluyorsunuz. Olabildiğince reel yapalım diye düşünüyorsunuz. Sonuçta Üstad Hazretleri var. Yürümesini düzgün yapalım, yanlış bir anlama sebep vermeyelim gibi titizlikler de olunca; iş tabii ki daha da zorlaşıyor.Ama üç buçuk sene içinde bitirdik biz bu projeyi.

Meryem : Üç buçuk sene uzun bir süre değil mi?

Esin Orhan : Bu üç buçuk sene, aslında animasyon dünyasında uzunca bir süre değil.  Uzun seneler çalışılması, animasyonun doğasında olan bir şey. Animasyonu normal bir sinema filmiyle karşılaştırmanız çok yanlış. Türkiye’de sinema filmleri üç ayda bitiyor. Üç ayla üç buçuk yılı kıyaslayınca aslında uzun bir süreç ve herkesin: Nasıl olacak yani? dediği bir süreç.

Ama bu anlamda Samanyolu TV ciddi bir cesaret örneği ve destekle bu birimi kurdu. Herkesin göze alıp yapabileceği bir şey değil.

Meryem :Bu anlamda siz şanslısınız.

Esin Orhan :Biz bakıyoruz internet sitelerine, animasyon filmlerinin haberleri çıkıyor. Biz seviniyoruz rakipler geliyor diye. Çünkü rekabet de işin kalitesini artıran bir şey. Ama bir süre sonra bakıyoruz, proje belli bir aşamaya geldikten sonra sonlanmış. Ya üretici firma batmış, ya kaynak eksikliğinden dolayı devam edilememiş. Ya süreç çok uzun gelmiş. Bu anlamda televizyon bünyesinde olmanın, onun desteğini almanın bir gücü var. Onunla birlikte devam edebiliyorsunuz. Çünkü bugün, animasyon piyasasına baktığınızda, ciddi uzun metraj sinema filmi yapabilecek ekipler yok. Çok iyi animatörlerimiz var. O anlamda söylemiyorum. Dünya çapında animatörlerimiz var ama pek çoğu ya yurt dışında çalışıyorlar. Ya da bireyselde çok önemli çalışmalara imza atabiliyorlar. Biz Türkiye’de ekip olarak bir ilk olduğumuzu düşünüyoruz. Bir proje yapmayı direten ve onu bir şekilde sonlandıran anlamında ilk ekibiz.

Meryem : Kimlerle çalıştınız peki?

Esin Orhan : Biz konsept art çalışmalarında projenin ilk başında 3,5 sene önce Türkiye’nin en önemli isimlerinden biri olan Hüseyin Yıldız’la birkaç konsept çalışması yapmıştık. Ve şöyle demişti : “Ya Esin Hanım siz başlıyorsunuz ama?” Bizi de çok üzmek istemiyor. Ama bu işin sonlanamayacağına dair de kuşkuları var. Geçenlerde bir daha görüştük.” Siz bitirmişsiniz Esin hanım” dedi. Bitmiş iş, en iyi iş hakikaten. Mesele bir işe başlayıp bitirebilme meselesi. Elbette ki eksiği, teknik sıkıntıları olabiliyor. Bir de sınırsız bir şey bu. Ekledikçe ekleyebileceğiniz… Dünyaya da baktığınızda animasyon filmi deyince, animasyon film ama bu insanlar en iyi örneklerini yapan insanlar, salt bir programın kullanıcısı değiller.  Bu programları geliştiriyorlar. Yazılımcıları var. Destekçileri var. Birçok teknik ayrıntıları var. Dolayısıyla böyle bir destekle yürüyen bir iş zaten. Öyle olunca bu iş sınırsız. Bunun mutlaka çok daha iyisi iyisi iyisi yapılabilir ama bu bir süreç  içerisinde böyle bir ekiple -ki ekip arkadaşlarımız alanında uzman arkadaşlar- ve kendimize bir süre koyduğumuzdan dolayı bu süreç içerisinde iyi bir sonuç yakaladığımızı umuyoruz inşAllah.

 

Meryem : Projenin sinema filmi olmasına nasıl karar verildi?

Esin Orhan : Sinema yapalım mı düşüncesiyle yola çıkmadık. Bir senaryo vardı zaten. Animasyon amacıyla yazılmış Allah’ın Sadık Kulu : Barla vardı proje olarak. Ama biz yapmaya başladık. Konsept çalışmaları, tasarımlar, karakterler… Gelen geri dönüşlerden şunu gördük. İş kaliteye doğru gidiyor. İlk kurulan bir ekipten çok kaliteli iş beklemek , çok zor olabiliyor. Ama biz dedik ki  gelip geçici bir iş olmasın, titizlik gösterelim. Oya yapar gibi, kanaviçe işler gibi sahneleri  işledik. O dönemin eşyalarını kullanmaya çalıştık. Eksiklikleri var mı elbette var. Eklenecek şeyler olabilir. Ama bazı şeylerden fedakarlık etmek zorunda kalıyorsunuz. Belli bir standarda oturtuyorsunuz. Dolayısıyla biz bu standartta iş yapalım ve işi sonlandıralım,dedik. Sonuçta bir eser ortaya çıkartmak istiyorsunuz. Dediğim gibi sınırsız bir iş, yaptıkça daha üst çıtalara çekilebilecek bir iş.

Meryem : İlk sinema filmi yönetmenliğiniz. Siz nasıl hissediyorsunuz?

Esin Orhan :Sinemada seyrettikten sonra sanıyorum duygusal kısmı gelebilir. Şu an çok bilincinde değilim diye düşünüyorum. Ne olacak, merak ediyorum. Geri dönüşler çok önemli bizim için. Geri dönüşlerin iyi olması da, aslında bizi umutlandıracak şeyler olacak. Evet gerçekten bu işte devam etmeliyiz,dedirtecek şeyler olacaktır. Bu olmasa da neticede böyle bir ekip kurulmuş, bu tür işler yapmaya devam etmek istiyoruz. Elbette ki hiçbir sinema eseri evimizde seyretmek üzere yaptığımız işler değildir. Birileriyle paylaşmak amacıyla yapılmış işlerdir. Dolayısıyla paylaşım sürecinin olumlu geçmesi, olumlu geri dönüşlerin olması hem işi hem ekibi güçlendirecektir.

Meryem : Filmin konusunun Barla olması, devamı gelecek düşüncesini uyandırıyor.

Esin Orhan : Barla, Risalelerin ilk çıkış noktası, o yüzden önemli ve değerli . Senaryonun yola çıkış amacı oydu zaten. Bir sinema eseri olarak bütün hayatını konu edinmeye çalışmamız, çok zor bir anlatım. Seyircinin de aklını karıştıracak bir anlatım aslında. Öyle olunca dedik ki, sınırlandırılsın. Sadece Barla’yı anlatsın, diye düşündük. Devamı gelir mi ? inşAllah gelir.

Meryem : Belli konular üzerine gidildi mi? Örneğin fragmanlarda çocuklara hitap edebilecek sahneler görüyoruz.

Esin Orhan : Filmin merkezi Üstad Hazretleri. Üstadı konu edindiğimiz için Üstad’ın çevresindekiler, orada değişimler de ekleniyor. Çocuklara yönelik şöyle bir şey var. Bir kere çocuk karakterimiz var: Mustafa. O karakterin gözüyle Üstad’ı görüyoruz. Mustafa, Üstad’a yakın bir evde oturuyor. O’nu gece gündüz gözlemliyor. Aynı zamanda dedesi var ve O’nu dedesiyle kıyaslıyor. Üstad gece boyu ibadette. Sabah kalkıyor, Üstad hala ibadette. Böyle bir kişiliğin nasıl olacağına dair soruları var. Üstad Hazretleri ile güzel bir iletişimi var. Üstad Hazretlerinin ona dua öğrettiği bir sahne var. Dedesiyle o duayı geliştirmek istiyor ama dedesi çok yorgun olduğunu söylüyor.

Oralarda hani çocukların duyguları yakalanabilir. Üstad’ın zaten çocuklar hakkındaki hassasiyetini ve merhametini de biliyoruz.  Sonuçta çok şey yapmak istiyorsunuz dediğim gibi çok sınırsız bir dünya. Ama onları yapmak için çok daha büyük ekiplerle, ciddi teknik donanımlarla birlikte gelecek şeyler. O anlamda tam arzu edilen düzeyde olamayabilir ama. Bu anlamda çocukları yakalayabileceğini düşünüyoruz.

Meryem : Filmde Üstad Hazretleri ile ilgili bilmediklerimizi de öğrenebilecek miyiz? Mesela internette afişi gören birinin şöyle yorum yaptığını görmüştüm : Üstad’ın gözleri mavi mi?

Esin Orhan : En dikkat çeken bu. Üstad Hazretlerinin çakır mavi denilen bir renk tonuymuş gözü. O detayları filmi izledikten sonra siz bulun. Hangilerini biliyoruz, hangilerini bilmiyoruz; onu seyirciye bırakalım. Herkesin bildiği eşit değil sonuçta. Onu seyrettikten sonraya bırakalım.

Meryem : Filmin müziklerini Budapeşte Senfoni Orkestrası’ndan duyacağız. Nasıl karar verildi buna?

Esin Orhan : Müzikler Aria grubundan Bora Ebeoğlu ve Cengiz Onural tarafından bestelendi ve yapıldılar. Biz istiyorduk ki bu çok güzel, iyi, hoş ama öyle görseller var ki orada müzikle hissetmek istiyorsunuz. Ama bunu normal bilgisayar kaydıyla yapmak, çok doğru olmayacak. Zaten sinemaya çıkarıyorsunuz,bir orkestranın yer alması gerekiyordu. Araştırdık , en iyi kim olabilir diye. Müzik grubumuz olsun, TV yöneticileri olsun, Budapeşte Senfoni Orkestrasını iyi buldular. Orada 70 kişilik bir orkestrayla bütün besteler çalındı. Ama öyle bir şey olmuş ki, yabancı ,Türkçe bilmeyen sanatçılar sahneleri izlerken, sahnede ne anlatmak istemiştiniz ona göre devam edelim, demişler. Orada doğaçlama yola çıkılan, onların da katkılarıyla artı bir yön kazanan olan müzikleri oldu inşAllah. Böyle bir titizlikle çalışılmış yani.Biz de soundtracklarımızın  güzel olacağını düşünüyoruz. Filmin içinde de sürpriz bir bölüm olacak müzik anlamında . Beğenilir inşAllah.

 

Meryem : Film ortaya çıkarken  problemler yaşadınız mı?

Esin Orhan : Animasyon olup da problem yaşanılmaz mı? Sıkıntı her türlü sette olabiliyor. Üç buçuk sene çalışınca bir proje üzerinde, genel motivasyonlarda inişler çıkışlar olabiliyor; ekip içerisinde o enerjiyi  tepe noktada tutmak zor oluyor. Ama Üstad Hazretlerinin hayatı konu olunca, moral yüksek oluyor.

Animasyon olunca belli bir noktaya kadar siz yapıyorsunuz, belli bir noktadan sonra bilgisayara bırakıyorsunuz.O noktada zorluklar oldu. Sahneyi düzenlemişizdir mesela.  Artık rendera basılacaktır. Hatta rendera basılmıştır. Ertesi gün bir bakarsınız , sahnede karakterin eli yok. Verdiğiniz sahneye bakıyorsunuz, eller mevcut ama anlayamadığınız bir detaydan karakterin ellerinin olmadığını görüyorsunuz. Bu tür şeyler olabiliyor. İşin içinde bilgisayar var. Bazen unutulan şeyler olabiliyor. Doktorlar unutur ya ameliyatlarda bir şeyler. Vardır öyle şehir efsaneleri.  Bizde de unutulan şeyler oldu. Karakterin yürüdüğü bir mekanda yanlış yerde duran bir sandalye var mesela, karakter sandalyenin içinden geçiyor.

Meryem : Bu proje yaparken siz neler öğrendiniz? Proje size ne kattı ?

Esin Orhan : Geri dönüşlerle o kadar tecrübe kazandık ki hataların nelere mal olduğunu veya nasıl düzenekle yaptığınızda nasıl doğru sonuçlar aldığınızı çok daha iyi biliyorsunuz. Şu an en iyi noktadayız diye düşünüyoruz. Ama çıtayı yükseltebiliriz. Çıtayı yükseltmekten kaynaklanan mutlaka detaylar artabilir. Ama şunu görüyoruz. Bir sahneyi uyguluyoruz. Üç boyutlu mekana karakterleri konumlandırıyoruz. Drama gibi işleniyor sahneler. Ne anlamda? Işık anlamında.daram ışığı kullanılmaya çalışıldı. Bu animasyon tekniğinde zor gerçekten. Ama biz bu yapımın daha gerçekçi olmasını istediğimiz için kullandık. Siz oturuyorsunuz; sahnede ışık şuradan olsun diyebiliyorsunuz. Ama renderda çıkmasını dört gözle bekliyorsunuz. İstediğiniz gibi çıkınca o zaman mutlu oluyorsunuz.

Meryem : Filmin yapımını bitirdiğiniz de film sinema izleyicisiyle buluştuğunda amacınız yerine gelmiş olacak mı? Filmle ilgili başka amaçlarınız var mı?

Esin Orhan : Konu edindiğimiz Üstad Hazretleri. Herkesin DVD arşivi var.  Çocuklarınıza ara ara oturup Risale okutmanız zor olabilir. Ama Üstad’ı bilir. Onun hayatını resimlerle anlatmak, bir hikaye örgüsü etrafında anlatmak daha değerli ve akılda kalıcı bir şeydir. Amacımızın bu olduğunu düşünüyorum.

Meryem : Bu projenizden sonra başka proje planlarınız var mı?

Esin Orhan : Kısa ara verip TV’ye yönelik işler yapmayı daha sonra sinemayı düşünüyoruz.  Ama bunlar geri dönüşlerle ilgili şeyler.

Meryem : Proje yapım aşamasında danışmanlarınız kimlerdi?

Esin Orhan :Rıdvan Kızıltepe, Ali Sacit ve Zeynep Kayadelen’e ait senaryo yazımı. Bu aşamada Abdullah Aymaz, Ali Ünal, Metin Yağmur gibi isimler  senaryoya destek ve danışmanlık yaptılar. Doğru bir kaynaktan beslendiğimizi düşünüyorum. Animasyon aşamasında ise Türkiye’de ve dünyanın farklı yerlerinde olan kişilerle irtibatta olduk. Takıldığımız noktalarda soru soruyorduk ama genel olarak ekip içinde hallettik sorunlarımızı.

Meryem : Üstad’ı kim seslendirdi ? Nasıl seçildi ?

Esin Orhan : Enver Seyitoğlu seslendirdi. Sinema başka bir şey.  O yüzden ses, diğer seslerden öne çıkan bir ses olsun istiyorduk. Çünkü o ana karakterdi. Baskın bir ses olsun istiyorduk.  Farklı farklı denemelerimiz oldu.Bu anlamda Enver Bey en son kararımız oldu. Enver Bey’in Arapça bilgisi de bu anlamda iyi oldu. Çünkü seslendirmede şöyle  sorunlar olabiliyor. Filmde Kur’an’dan bir yer okutmak istiyorsunuz , her daim bu mümkün olmayabiliyor. Her ağza yakışmayabiliyor. Dolayısıyla o yakışanı bulmaktı amaç. Bu anlamda tercihimiz iyi oldu. İnşAllah geri dönüşler de iyi olur.

 Meryem : Sizin bu projeden sonra animasyon alanında yapacağınız işler var mı? Hedefleriniz neler?

Esin Orhan : Çocuklarımıza kahramanlık duyguları aşılayabilmek, bizden birilerini gösterebilmek istiyorum ama bunu da güzel tekniklerle yapmak istiyorum. Bu çağda artık  belli bir kalitenin altına düşmemek, onun ötesinde iş yapmak için gayretli olmak lazım. Tabi ki zor. Ekiplerin olmamasından dolayı zor. Bir şekilde amaçladığınızda hedefe ulaşırsınız diye düşünüyorum.

Meryem : Peki en büyük ödül ne olur bu projede?

Esin Orhan : Seyircinin seyretmesi,beğenmesidir ödül.

 

Röportaj : Meryem Genç

Fotoğraf : Nurbeyza Güneş

Fotoğrafları büyütmek için üstüne tıklayın.


 

 

 

 

 

 

 

 

Röportajı ve görselleri aktif link vererek kullanabilirsiniz!

Sinefesto.com 

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum

4 Comments

  1. on plan

    16 Ekim 2011 at 20:15

    Yonetmenin bu kadar on plana cikmasina anlam veremiyorum, Filmin veya ekibin daha on plana cikmasi daha uygun olurdu

  2. Kenan sener

    17 Ekim 2011 at 07:01

    Roportaj yonetmenle yapilinca dogal olarak yonetmen on plana cikiyor bundan daha dogal ne olabilir. Icerigi dolu dolu guzel bir roportaj olmus. 3.5 yil dile kolay….

  3. abdülvehap çiçek

    22 Kasım 2011 at 00:48

    deyerli kardeşim esin,öncelikle gercekten bu çalışmalrın samimiyse senden allah razı olsun,,,tabiiki bunun yansımalarından sonra samimiyet derecesini anlayaçağız….yanlız şunu unutma bu çorafyada bedüüzzamanı anlatmak için gercekten imanlı bir yürek ister ve bu imanlı yürek bir çok yüreğe ışık olur…bunun içinde bu işe soyunurken
    BU İŞİNDE MESULİYETİ ANLATMAK LAZIM…HÜR ADAM FİLİMİ İÇİN YAZDIKLARIMI TEKRARLAYARAK SAYGIYLA BAŞARILAR DİLERİM …..(HERZAMAN DOĞRUYU SÖYLEYİN ,AMA HER DOĞRUYU,HERYERDE SÖYLEMEK SİZN VAZİFENİZ DEĞİLDİR…BUNU TAM ANLAMIYLA BÜTÜN YÖNLERİYLE ANLATAMASAK…BU ÜLKDE HİÇ BİRŞEY DEĞİŞMEZ….)SAYGILAR..

  4. Keyframe

    08 Haziran 2012 at 22:43

    Merhaba, animatorlere ve ekip işlerine dair Esin hanımın söylediklerine katılıyorum. Fakat 3 yıl çok uzun bir süre. Hele ki mocap için. Bu filmi key animasyon ile yapsaydınız bizim torun tombalak izlerdi heralde ancak. Selametle

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

Metafor Dolu 10 Film

Anlam karmaşası içerisinde beyaz perde.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sinema duyguların dışa vurumlarından oluşan; insanı insana, insanla anlatan sanat dallarından biridir. Hal böyleyken bazı yapımlar yansıtmak istediği duygu ve düşünceleri seyircinin kucağına bırakıp kaçarken, kimi filmler metafor aracılığıyla temellendirmelerini yapar. İşte etkisinden çıkmayacağınız ‘Metafor Dolu 10 Film‘ sizlerle. İyi seyirler.

İz Sürücü (1979) Stalker IMDb 8,2

Uzak bir gelecekte, bambaşka bir yaşam düzeni içerisinde, ismi olmayan bir ülkede, dünyaya düşen dev göktaşı yaşamı yerle bir ederken Zone adında esrarengiz, yeni bir bölge oluşmuştur.

Bu bölgeden içeriye girebilen insanların tutkularının gerçekleşeceğine dair söylentiler vardır. Askerler tarafından korunan Zone bölgesine sadece gerekli olgunluğa erişmiş cesur Stalker’lar girebilmekte, bölgeye giren insanlara eşlik etmektedirler. Kahramanımız Stalker, ailesinin tüm itirazlarına rağmen bölgeye girmek isteyen bir bilim adamına ve bir yazara eşlik etmeye karar verir.

Stalker, dev bir göktaşının yaşamı alt üst etmesinin akabinde oluşan esrarengiz Zone bölgesi ve buraya girmek isteyen bir bilim insanı ile yazara eşlik eden bir Stalker’ın hikâyesini anlatıyor.

İhtiyarlara Yer Yok (2007) No Country for Old Men IMDb 8,1

Llewelyn Moss, bir olay yerinde bulduğu çantayı alır ve başını hiç ummadığı bir belaya sokar. Artık peşinde bir kiralık katil vardır. Moss bir Vietnam gazisidir ve bir şekilde uyuşturucu olaylarının ortasında soruna dönüşen bir meseleye karışır. Peşindeki katil Anton Chigurh planı konusunda kararlıdır çünkü işini yarım bıramak niyetinde değildir. İşin için çok sayıda masum insanın ve suçluların da karışacağı soluk soluğa bir takip başlayacaktır.

Bugün Aslında Dündü (1993) Groundhog Day IMDb 8,0

Hava durumu spikeri olan Phil Connors Pennsylvania’daki bir kasabaya geleneksel Groundhog Day şenliklerini görüntülemek için gönderilir. Kendini beğenen ve kibirli biri olan Phil, kasabadaki bu basit ve sıradan insanlarla bir arada olmaktan hiç hoşlanmaz. Berbat bir gün geçirir ve kar fırtınasından dolayı yollar kapandığı için orada sabahlamak zorunda kalır. Tek istediği bu ortamdan bir an önce kurtulmaktır ama sabah uyandığında anlamakta zorlanacağı bir şeyle karşılaşır. Zaman döngüsüne yakalanmış ve o nefret ettiği günü her gün yeniden yaşamak zorundadır. Tek çaresi gününü güzel geçirmeyi sağlayacak şeyler bulmak olan Phil her gün aynı şeyleri yaşıyor olmanın da avantajını kullanmaya başlar. Bill Muray’ın kendisine hayran bırakacağı Harold Ramis imzalı bu film eğlenceli bir klasik.  

Persona (1966) IMDb 8,1

Persona, Bergman filmografisinin en şaşırtıcı ve en aykırı parçası. Yönetmenin ustalığının ve modern sinemayı etkilemekle kalmayıp onu nasıl büyük ölçüde kendinden çıkardığının en güzel kanıtlarından biri. Sinamotografisinin ustalığını bir yana bırakırsak, buradaki sinema dilinin günümüzdekinden geri kalan yanı yok. Sinematografi de işin içine girdiğinde Bergman fersah fersah öteye gidiyor. Kuralları kim koydu diye merak ediyorsanız işte size Bergman, sinemanın gerçek babası. Örneğin Lynch Mulholland Çıkmaz’ını yazarken bu filmi en az on kez izlemiş olmalıdır.

Solaris (1972) Solyaris IMDb 8,1

Ağır işleyen filmlerindeki muhteşem görsellikle sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Rus yönetmen Andrey Tarkovskiy’nin yönetmenliğini yaptığı sinema filmi “Solyaris”, Tarkovsky’nin en önemli yapımları arasında yer alır. İnsanlığın sadece utanç duygusuyla kurtulabileceğine inanan yönetmen, Solaris gezegeni bölgesine kurulu olan bir uzay istasyonunda iki bilim adamının yaşadığı insanlık deneyimini aktarıyor.

Doktor Kris Kelvin, gönderilen bilim insanlarının geri dönmediği Solaris gezegenine gider. Burada olup bitenleri anlamaya çalışan Doktor, kısa bir süre sonra gezegenin sırrını anlayacak ve büyük bir vicdan muhasebesi yaşayacaktır.

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar (2003) Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom IMDb 8,0 

Mevsimler ve doğanın o kusursuz çağrısı, yarattığı teslimiyet arzusu belki de başka hiçbir şeyde benzeri olmayan. Yüzen bir ev ki doğaya dair ne varsa muhteşem olan onu çevrelerken o göl ortasında yüzmekte. Yaşlıca bir rahip ve kendisine refakat eden diğer genç-çocuk rahip adayı.Yaşlı rahip, ona her şeyi bilgelikle ama bir o kadar da doğal bir akış içinde öğretir. Bu şekilde geçip giden mevsimler ile büyüyen çocuğun geçirdiği evrim, son derece doğal bir ahenk içinde ilerlerken sıra artık büyümüş olan çocuğun öğrendiklerini gerçek hayata nasıl yansıtacağını görmeye gelir. Ufak yaştan beri öğretilen erdemlere rağmen asıl öğretimin hayatın kendisi tarafından yapıldığının farkında olan bilge rahip için ise bekleme ve görme zamanıdır. Gerçek bir görsel şölen olarak beyazperdeye yansıyan ve gösterildiği bütün festivallerde büyük beğeni ile karşılanan bir film.

Hiç Bitmeyen Öykü (1984) Die unendliche Geschichte IMDb 7,4  

Zorbalığa uğrayan Bastian, okulunun tavan arasına kapanır ve ejderhalar, yarış salyangozları gibi sihirli yaratıkların ülkesi Fantasia hakkında bir kitap okumaya başlar.

Kaynak (2006) The Fountain IMDb 7,2

Ölümsüzlüğün ağacı: Hayat Ağacı.

The Fountain, bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için giriştiği ebedi savaşımı anlatan bir yolculuk. Destansı yolculuk, 16. Yüzyıl İspanya’sında bir fatih olan Tomas’ın (Hugh Jackman), ölümsüzlük bahşettiğine inanılan efsanevi bir varlık olan Gençlik Çeşmesi’ni aramaya çıkmasıyla başlar. Hikaye, modern bir bilim adamı olan Tommy Creo, sevgili karısı Isabel’ı yavaş yavaş öldüren kanseri tedavi edebilmek uğruna ümitsiz çırpınışlarını anlatarak devam ediyor. 26. Yüzyılda derin uzayda yolculuk eden astronot Tom, kendisini bin yıldır yiyip bitiren gizemleri kavramaya başlar. Bu bin yıla yayılan üç hikayede, tüm zamanların Thomas’ı olan savaşçı, bilimadamı ve kaşif; hayat, aşk, ölüm ve yeniden doğuş kavramlarıyla yüzleşir. Bu üç adamın hikayesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.

Eraserhead (1977) IMDb 7,4

Sinema tarihinin en orjinal filmlerinden birisi olan film, David Lynch’in ilk uzun metraj filmidir. Dev makinelerin çalıştığı dumanlarla kaplı bir evrende geçen filmde Jack Nance’in canlandırdığı Henry Spencer’ın özürlü kız arkadaşı olan Mary X’den (Charlotte Stewart) mutant bir çocuğu olur. Bu öykü etrafında ilerleyen film, 30 dakika boyunca Spencer’ın kabusuna bizi davet eder. Filmde Henry Spencer evi terk eden kız arkadaşının öfkesini bebeğini öldürerek dindirir. Bir sürü rahatsız edici imge, izleyicinin algısını allak bullak eden bir ses bandı ve siyah-beyaz görüntüleriyle, ‘Eraserhead’ bir deneysel sinema başyapıtıdır. Filmde fantastik görüntüler çoğunluktadır.

Kutsal Motorlar (2012) Holy Motors IMDb 7,1

Cesar o gün her sabah yaptığı gibi işe gitmek için elinde çantası, yaşadığı görkemli malikaneden çıkar, beyaz limuzinine doğru yürür. Çevresindeki korumalar ona eşlik ederken, şoförü Celine kendisine kapıyı açar ve yol boyunca o gün tamamlamaları gerekan randevularından konuşurlar. Cesar eline yaşlı bir kadın peruğu alıp onu düzeltmeye başlayıncaya dek her şey normal gibi görünmektedir. Peki gerçekten her şey bu kadar normal midir.

Prometheus (2012) IMDb 7,0

Tekrar bilim-kurgu türüne dönüş yapan kült yönetmen Ridley Scott’ın önderliğinde Alien’ın köklerine yapılan bu yolculuk, hayatın başlangıcına dair araştırma yürüten bir ekibin evrenin en karanlık noktasında yaşadıkları maceralara odaklanıyor. Ekibin insanoğlunun geleceğini korumak adına girdiği bu savaş, her şeyin sonu olabilir.

Ters Yüz (2015) Inside Out IMDb 8,1  

Ters Yüz, küçük bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Küçük Riley için hayat, babasının San Francisco’da yeni bir işe başlamasıyla baştan aşağıya değişir. Orta-Batı’daki yaşamını geride bırakan Riley’ı şimdi yeni bir ev, okul ve arkadaşlar beklemektedir. Peki içindeki duyguları o ne söyler? Neşe, Korku, Öfke, Nefret ve Üzüntü. Riley’in zihninin içinde yaşayan, ona günlük hayatında tavsiyeler veren duyguları bu yeni hayata alışırken ufak bir kaosa neden olacaktır. Neşe, Riley’nin en önemli duygusudur ve onu hep pozitif tutmaya çalışır ama diğer duygular bu yeni hayatına uyum sağlama konusunda biraz şaşkındır.

Okumaya Devam Et

Liste

İlişkilere Gerçekçi Bakan 10 Film

Pembe tabloların dışından.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

İki insan birbirini sever, engeller aşılır ve sonsuza dek mutlu yaşanır. Ya da iki insan birbirini sever, ardından tanımaya başlarlar birbirlerini. Seni tanıdığı için memnun olanlar, seni yavaş yavaş tanımaya başlarlar ya da keşke tanımasaydım olur cümleler… Ya da tanıştıkça yabancı olunur…. Veya tanıdıkça bağlar kuvvetlenir. Bir arada olmak, hayatına birini almak en başından bir tavizdir, hayatının sana ait olan kısmının bir kısmını bir başkasının kontrolüne, denetimine bırakırsın. Özgürlüğünü, yani en değerli şeyini, armağan edersin sevdiğin için… Sonra tutsaklık seni rahatsız eder, gardiyanın da seni daha da tutsak etmek ister, iki insan birbirine hem mahkum hem de gardiyandır aynı zamanda… Aşağıda aşk, evlilik gibi mevzular üzerine gerçekçi bir takım şeyler söyleyen filmler var. Bazıları direkt bu mevzuya dalarken bazıları da dolaylı yoldan dokunuyor meseleye. İyi seyirler.

Aç Kalpler

Aç Kalpler (2014) Hungry Hearts IMDb 64

Venedik Film Festivali’nde hem En İyi Erkek Oyuncu hem de En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan yapım, birbirlerine ilk görüşte aşık olan bir çiftin sıra dışı hikayesini anlatıyor. Filmin başrollerinde yeni Star Wars serisinde de rol alacak olan, Inside Llewyn Davis, Frances Ha ve Girls dizisinden tanıdığımız yükselen yıldız Adam Driver ve performansıyla bol övgü toplayan Alba Rohrwacher bulunuyor.

ude (Adam Driver) ve Mina (Alba Rohrwacher), New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.

____

Nights and Weekends

Nights and Weekends (2008) IMDb 6.2

Mattie ve James birbirlerine aşıklar. Ancak birbirlerinden uzak geçen onlarca sabah ve aralarındaki binlerce kilometre ilişkilerini yiyip bitiriyor. New York ve Şikago arasındaki mesafe ile boğuşurken, birbirlerini gördüklerinde ilişkilerinin tatlı anları değil, zorlukları öne çıkmaya başlıyor.
___

Blue Valentine

Aşk ve Küller (2010) Blue Valentine IMDb 7.4

Dean ve Cindy’nin evlilikleri büyük bir başarısızlığa uğramıştır. Hayatlarının bu trajik sürecinde çift, gençlik yıllarına ve birbirlerine aşık oldukları zamanları hatırlamaya çalışırlar. Film zıt kavramları karşı karşıya getiriyor. Sevgi nefrete, geçmiş günümüze, hayal gerçeğe, gençlik yaşlılığa, erkek kadına karşı geliyor.
_____

L'avenir

Gelecek Günler (2016) L’avenir IMDb 7.0

Mia Hansen-Løve’ın Berlin’den Gümüş Ayı ödülüyle döndüğü filmi Gelecek Günler, evli ve iki çocuklu felsefe öğretmeni Nathalie, işi, annesi ve evliliği arasında sıradan bir tempoda yaşamını sürerken başına gelenler yüzünden yeni bir hayat kurmaya doğru adım atar.
____

Prensim

Prensim (2015) Mon roi IMDb 6.1

Her aşk, zaman içerisinde bir enkaza dönüşmez mi? Ödüllü yönetmen Maïwenn’in son filmi, bildiğiniz aşk filmlerine pek benzemiyor. Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan film; acı ve özlem, tutku ve ihanet arasında gidip gelen fırtınalı ve sıra dışı bir ilişkiye odaklanıyor. Bir tarafta düzenli hayatıyla istikrarlı bir avukat olan Marie-Antoinette, diğer tarafta ise karizmatik, özgür ruhlu, kadın avcısı Georgio. İdealize edilmiş bir aşk mefhumunu ve beyaz atlı prens kavramını sorgulayan film, klişelerden uzak durarak bir ilişkinin duygusal türbülanslarını son derece cesur bir şekilde perdeye taşıyor. Variety’nin “Jules ve Jim” kadar ultra-romantik olarak nitelediği filmin başrollerini Emmanuelle Bercot, Vincent Cassel ve Louis Garrel paylaşıyor.

___

Irrational Man

Mantıksız Adam (2015) Irrational Man IMDb 6.6

Woody Allen bu filminde varoluşsal bir krizin ortasında olan orta yaşlardaki felsefe profesörünün hikayesini anlatmakta. Filmin başrollerinde ise Emma Stone, Joaquin Phoenix ve Parker Posey var.

Abe Lucas, son dönemlerde yaşamaktan zevk alamayan, duygusal olarak dibe vurmuş bir felsefe profesörüdür. Hayatında yeni bir sayfa açmak için küçük bir kasabaya yerleşir ve orada ders vermeye başlar. Burada tanıştığı Rita Richards (Parker Posey), aynı üniversitede hocalık yapan, mutsuz bir kadındır. Abe’in öğrencisi Jill Pollard ise sınıfın en başarılısıdır ve zamanla aralarında bir arkadaşlık başlar. Jill her ne kadar erkek arkadaşı Roy’a aşık olsa da Abe’in ıstırap dolu, sanatçı kişiliğini ve egzotik geçmişini karşı konulamaz derecede çekici bulur.

Bir gün Abe ve Jill’in bir yabancının konuşmasına kulak misafiri olup, Abe’in olaya dahil olmasıyla işler değişir. Abe bu olayla birlikte kendi hayatını ve başkalarının hayatını derinden etkileyecek bir karar alır ve hayata yeniden tutunup, her anın keyfini çıkarmaya başlar. Fakat bu durum Jill, Rita ve kendi hayatını sonsuza dek değiştirecek günleri de beraberinde getirecektir.
_____

The Story of Us

İkimizin Hikayesi (1999) The Story of Us IMDb 5.9

İlişkileri artık iyice içeriğini kaybeden Jordan çifti, çocukları 12 yaşındaki Josh ve 10 yaşındaki Erin yaz kampındayken ayrılmaya karar verirler. Ben ve Katie çiftinin bir arada kalabilmesinin tek yolu birbiri ile olabildiği kadar az iletişim kurmaktır. Ben ve Katie birbirinden ayrı geçirdikleri zaman boyunca geçmişte çok şeyi paylaştıklarını farkederler. Yaşadıkları ortak mutluluklar onları bir araya getiren nedendir.
___

Sürgün

Sürgün (2007) Izgnanie IMDb 7.7

Bir aile, anne, baba ve çocukları şehir yaşamından ayrılıp doğa ile iç içe bir kır evine giderler. Burası büyükbabalarından kalma bir yerdir. Şehir kültürüne adapte olmuş insanlara uzak kalan bir doğa yaşamının kurallarına ayak uydurmak hiç de kolay değildir. Doğada hükmeden kavramlar çok başkadır. Orada var olmaya devam etmek isteyenler için büyük fedakarlıklar söz konusu olmak zorundadır. Film özünde vicdan sorguları ve işlenen günahların sancıları ile savrulan bir ailenin hikayesini konu alıyor.

___

Demolition

Yeniden Başla (2015) Demolition IMDb 7.0

Eşini trafik kazasında trajik bir şekilde kaybeden yatırım uzmanı Davis Mitchell, duygusal bir çöküntü yaşamaktadır. Davis, tüm hayatını sorguladığı bu dönemde giderek kontrolünü yitirmektedir. Bir gün parasını kaptırdığı otomatı üreten şirkete bir şikayet mektubu yazar. Davis, bu mektup sayesinde şirketin müşteri temsilcisi Karen ile yakınlaşacak ve bu beklenmedik ilişki, hem Karen hem de Davis’in tekrar hayata sıkı sıkıya sarılmasını sağlayacaktır.

_____

Scenes from a Marriage (1973) Bir Evlilikten Manzaralar Imdb 8.5

Marianne ve Johan’ın on yıllık evliliklerini masaya yatıran film, çiftin ayrılıklarını, evlilik dışı ilişkilerini, barışıp yeniden ayrılmalarını ve en nihayetinde de boşanmalarını konu ediyor.

Boşandıktan sonra bile birbirinden kopamayan Marianne ve Johan çiftinin her görüşmeleri ayrı bir kavgayla sonuçlansa da birbirlerine olan sevgileri şartlar ne olursa olsun galip geliyor.

Film evlilik hayatıyla ilgili çok önemli kelamlar ederken aynı zamanda izleyiciyi psikolojik olarak Marianne ve Johan’ın ilişkisine hapsediyor. Başta Woody Allen olmak üzere birçok yönetmeni etkileyen Bergman’ın bu filmi aynı zamanda en iyi yabancı film dalında altın küre sahibi.

___

Nelyubov

Bonus: Sevgisiz (2017) Nelyubov IMDb 7.8

Birbirlerine karşı nefretle dolu bir kadınla bir erkek ve arka odada, korku içinde gözyaşlarına boğulmuş çocukları… Sevgisiz, bu çocuğun ansızın ortadan kaybolması üzerine onu aramaya başlayan, boşanma arifesindeki bir karı-kocanın bezginlik ve pişmanlıkla yaralı çabalarının hikâyesini anlatıyor. Günümüz Rus sinemasının büyük ustası Andrey Zvyagintsev, şiddetle, kavgayla ve sevgisizlikle yoğrulmuş, hayalleri kırılınca ağlamayı bile unutmuş bir toplumun portresini post-modern bilgi çağı filtresinden çiziyor. Yozlaşmış, çürümüş, hayati değere sahip kurumları ardı ardına işlevsiz hale gelmiş Rus toplumu, yönetmenin otopsi masasında. Sevgisiz, Rusya’nın Oscar adayı seçildi.

___

Ne olacak simdi

Ayrıca bunlar da var:

Ne Olacak Şimdi (1979)

45 Yıl (2015)

Kayıp Kız (2014)

Okumaya Devam Et

Günün Haberi

Şairlerin Hayatını Beyaz Perdeye Taşıyan Filmler

Şairleri anlatan şiir gibi filmler…

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali (2012)

Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu faili meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor.

Sylvia (2003) IMDb 6,3

Yıl 1956, İngiltere. İleride tanınan bir şair ve yazar olarak ün salacak olan Sylvia Plath, şair Ted Hughes ile tanışır. Cambridge’de şairin dizelerinden yansıyan zekasından etkilenip henüz tanışmadan önce aşık olmuştur ona. Ted de tanıştıkları zaman aşık olur. Evlenirler. Sylvia çok geçmeden kocasının dizelerine, kalemine, yakışıklılığı ile birleşen başarısına vurulan, etkisi altında kalan başka kadınların da varlığının farkına varır. Bir zaman sonra Sylvia, kocasının profesyonelliğinin gölgesinde var olma çatışmasına düşer. Yazma kariyerindeki ilerleyişi Ted’inki kadar doğal ve içgüdüsel gelişememektedir. Acı ve öfke duyguları arasında yazdığı yarı otobiyografik bir roman ve az sayıda şiirleri ile kariyerine imzasını atmıştır.

Kelebeğin Rüyası (2013) IMDb 7,8

Zonguldak’ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa’da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın Zonguldak’a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer’in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940’lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer’in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.

Parlak Yıldız (2009) IMDb 6,9

Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. 

Mavi Gözlü Dev (2007) IMDb 6,7

 Komünizm propagandası nedeni ile mahkum edilen Nazım, içeride kulaktan kulağa büyüyen haklı bir üne kavuşur. Dil yeteneği ve muhteşem şiirleri sayesinde yavaş yavaş bir efsane haline dönüşür. Çevresinde şiirinden, ressamlığından feyz alarak genişleyen bir devrimci ve sanatçı arkadaş grubu oluşurken Nazım Hikmet’in aklında olan tek şey çok sevdiği eşi Piraye’dir.

Lope (2010) IMDb 6,0

Trajedi ve komediyi harmanlayarak İspanyol sinemasında yeni bir devir başlatan, Lope de Vega’nın hayatını konu alan bir film.

Tutkunun Şairleri (1995) IMDb 6,6

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud’u evinde ağırlar. Rimbaud’un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud’un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir.

Postacı (1994) IMDb 7,7

Sıradan bir İtalyan postacı, ünlü bir şairin mektuplarını taşırken şiir sevmeyi öğrenir. Bu durumu Beatrice adındaki güzeli etkilemek için kullanacaktır. Mektupların sahibi Pablo Neruda’dır. Onun gönderilerinden sorumlu postacı Mario, kısa sürede kendisi ile bir bağ kurar. Ondan aldığı destekle Mario, kendi içindeki cevheri açığa çıkartmayı öğrenir. Ardından da aşka davet zamanı gelir. 

Sayat Nova (1969) IMDb 7,7

Ermeni ozan Sayat Nova’nın hayatını ele alan film, sanatçının ünlü şiirleri eşliğinde Nova’nın yaşamının önemli dönüm noktalarını işliyor. Sofiko Chiaureli’nin altı farklı rolde izleyici karşısına çıktığı filmde Nova’nın bilinmeyen, gölgede kalmış eserleri de ölümsüzleşiyor. 

Howl (2010) IMDb 6,7

1957 yılının San Francisco’sunda genç şair Allen Ginsberg, yıllar boyunca en fazla okunan ve tartışılan şiire imza atar: Howl .Filmde tıpkı bu performatif şiir gibi üç parçadan oluşur: Allen Ginsberg’in gençlik dönemlerinden kesitler, şairin kendi sesi ile bir araya gelir. Howl şiirini Chicago davası’nda okuyan Ginsberg’e tepkiler bir diğer bölümü oluşturur.

BONUS

Yedi Güzel Adam

Hikayesi 1950 ve 1970’li yılların Kahramanmaraş’ında geçen dizi; yakın edebiyat tarihimize damgasını vuran şairlerimiz Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ali Kutlay, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören’in hayatını konu alıyor.

HazırlayanMehmet Ali Karga

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler