Bizimle İletişime Geçin

Manşet

‘Allah’ın Sadık Kulu: Barla’ filminin hikayesi

Yayınlandı

tarihinde

Yakında sinemalarda göreceğimiz Türkiye’nin ilk uzun metrajlı motion capture tekniğiyle çekilmiş filmi olan Allah’ın Sadık Kulu: Barla filmi yönetmeniyle bir söyleşi gerçekleştirdik. Yönetmen Esin Orhan’ın güler yüzlülüğü ve bilgi birikimini gösteren konuşmalarıyla zaman nasıl geçti bilemedik. Heyecanla vizyona girmesini beklediğimiz filmin yönetmenine ve ekibine tekrar teşekkür ediyoruz. Söyleşimiz Allah’ın Sadık Kulu : Barla filmi hakkında ve yönetmen Esin hanımla yapılan ilk söyleşi olma özelliğini de taşıyor. Sinefesto.com ailesi olarak bundan çok mutluyuz.

Esin Orhan, Marmara Üniversitesi Radyo Sinema ve Televizyon Bölümü mezunu bir yönetmen. 1997 yılında Samanyolu Televizyonu’nda kadın ve çocuk programlarında asistanlık yaparak işe başlamış ve birçok başarılı işe imza atmıştır. Çocukların ilgiyle seyrettiği Tarçın ve Arkadaşları TV programında yardımcı yönetmenlik, Yeşil Oba’da yönetmenlik görevini üstlenmiştir. Bu günlerde Samanyolu Televizyonu bünyesinde kurulan Çizgi Film biriminin yöneticisi olarak

Allah’ın Sadık Kulu : Barla filmini ekibiyle birlikte tamamladı.

İşte filmle ilgili merak ettiklerimiz:

Meryem :Filmin konusundan bahsedebilir misiniz?

Esin Orhan : Film, Üstad Hazretleri’nin Barla’ya 1927’de sürgün edilişini ve 1934 yılında tekrar sürgünden dönüşünü konu ediyor. Ancak film şöyle başlıyor: Üstad Hazretleri sürgünden on sene sonra Barla’ya geliyor. Artık özgür bir halde. Barla’ya geldikten sonra eski dostlarını,arkadaşlarını görüyor. Oradan bir flashbackle asıl sürgün zamanına dönüyoruz.

Meryem : Animasyon filmi yapmak fikri nasıl ortaya çıktı ? Bunun çalıştığınız Çizgi Film birimiyle bir ilişkisi var mı?

Esin Orhan : Samanyolu TV bünyesinde Çizgi Film birimimiz kuruldu. Amacımız şuydu:Bizim çok önemli değerlerimiz var. Hikayelerimiz var. Kahramanlarımız var. Ancak biz bunları çok fazla ekranlara aktaramıyoruz.Bizim çocuklarımız Spidermanlerle, Bakuganlarla, Ben 10’lerle büyüyor. Bunlar gibi kahraman sayılabilecek çizgi filmleri izlemeyi tercih ediyor çocuklar. Herkesin içinde bir kahraman olma dürtüsü vardır. Bir kahramanla özdeşleşmek ister. Ama doğru ve düzgün birilerinin anlatılması lazım çocuklara.

Meryem :Filmde hedef kitleniz kimdir?  

Esin Orhan : Çizgi film birimimiz çocuklara yönelik kuruldu ama Allah’ın Sadık Kulu:Barla çocuklara yönelik bir çalışma değil. Genel izleyici kitlesine hitap eden bir çalışma. Bunun altını çizmek gerekir.Ama içinde çocuklara sıcak gelecek hikayelerin yer aldığı bir yapım. Üstad Hazretleri’nin Barla dönemini herkese görsel bir şekilde anlatmak için animasyon tekniğini kullandık.

Meryem : Nasıl bir anlatım izlendi? Ne kadar ayrıntıya yer veriliyor filmde?

Esin Orhan :Elbette ki bütün detaylarıyla anlatması mümkün değil. Ama netice itibariyle Üstad’ı merkeze alıp, Üstad Hazretleri’nin oraya nasıl sürgün edilişini, ilim insanı olarak, ibadetinde titiz bir insan olarak nasıl yaşadığını, bu yaşayışının başkaları tarafından yanlış anlaşılıp, sürgün edilişini anlatıyor. Aslında amacının yazı yazmak, ilmi yaygınlaştırmak olduğunu, o dönemdeki asrın getirdiği tereddütlere vereceği cevapların pek çok insana ufuk olabileceğini  belirtiyor. Bu anlamda yapılmış bir eser.

Meryem : Karakterler gerçekleriyle birebir modellenmiş.  Bunu yaparken  nelere dikkat edildi?

Esin Orhan : Senaryo yazılıp gelmişti bize. Birim kurulduktan sonra bu senaryoyu nasıl realize edebiliriz diye düşündük. İlk önce, stilize bir karakter mi ortaya çıkarsak, dedik. Ama hemen bu fikirden caydık, çünkü herkesin kafasında bir Üstad imajı var. Dolayısıyla o imajdan bağımsız bir şey yapmak istemedik. Hal böyle olunca iş, bizi daha reel olmaya götürdü. O zaman fotoğraflardan yararlanma kararı aldık. Üstad ve talebeleri kendi orijinal fotoğraflarına bakılarak üç boyutlu olarak modellendiler.

Meryem : Fotoğraflardan üç boyutlu modellemek zor değil mi?

Esin Orhan : Burada şöyle bir sıkıntı olabiliyor. Üç boyutlu modellenirken daha fazla fotoğraf, daha farklı açılardan çekilmiş fotoğraflar bizim çok daha işimize yarıyor. Örneğin sizi önden gördüğümle üç boyutlu tasarlayabilmem çok mümkün değil. Dolayısıyla bütün bu detaylara ihtiyacımız var. Ama o dönemki mevcut imkanlar buna fazla el vermediği için,biz kendimiz modellemeye çalıştık. Genel olarak ama şu ana kadar karakterleri gören insanlar, gerçeğe yakın, diyebiliyorlar. O anlamda iyi bir şey yaptığımızı düşünüyoruz. Doğru bir yerden çıkmışız ve doğru bir sonuca varmışız diye düşünüyoruz. Ama reel bir işe soyununca aslında biraz da zorluklar çıkabiliyor.

Meryem : Ne gibi zorluklar?

Esin Orhan : Film, motion capture tekniğiyle yapılmış ilk uzun metraj animasyon film. Motion capture tekniğinin amacı zaten insan hareketlerinin animasyon karakterlerine giydirmek. O teknik daha reel bir teknik. O zaman biz karakterlerimizi böyle yapıyoruz, dedik. Hareketleri zaten oyuncularla bire bir sahne ne gerektiriyorsa gerçekleştiriyoruz. Yönetmen normal bir dizi setinde bir sinema setinde oyuncuyu nasıl yönlendirir, o sahne nasıl kurgulanır ise biz de aynen bunu sanal bir ortamda yapıyoruz. Bu hareketler belli aşamalardan geçtikten sonra üç boyutlu olarak tasarlanmış modele giydiriliyor. Karakterin hareket etmesi saptanıyor. Reel olan işlerde şu zorluk çıkıyor. Normal stilize karakterlere baktığımızda nasıldır? Gülmeleri farklıdır, konuşmaları farklıdır. Yapılacak herhangi bir teknik hata göze batmaz. Onun olağan bir hareketi gibi görünür. Ama bizde öyle olmuyor. Reel bir işe motive oluyorsunuz. Olabildiğince reel yapalım diye düşünüyorsunuz. Sonuçta Üstad Hazretleri var. Yürümesini düzgün yapalım, yanlış bir anlama sebep vermeyelim gibi titizlikler de olunca; iş tabii ki daha da zorlaşıyor.Ama üç buçuk sene içinde bitirdik biz bu projeyi.

Meryem : Üç buçuk sene uzun bir süre değil mi?

Esin Orhan : Bu üç buçuk sene, aslında animasyon dünyasında uzunca bir süre değil.  Uzun seneler çalışılması, animasyonun doğasında olan bir şey. Animasyonu normal bir sinema filmiyle karşılaştırmanız çok yanlış. Türkiye’de sinema filmleri üç ayda bitiyor. Üç ayla üç buçuk yılı kıyaslayınca aslında uzun bir süreç ve herkesin: Nasıl olacak yani? dediği bir süreç.

Ama bu anlamda Samanyolu TV ciddi bir cesaret örneği ve destekle bu birimi kurdu. Herkesin göze alıp yapabileceği bir şey değil.

Meryem :Bu anlamda siz şanslısınız.

Esin Orhan :Biz bakıyoruz internet sitelerine, animasyon filmlerinin haberleri çıkıyor. Biz seviniyoruz rakipler geliyor diye. Çünkü rekabet de işin kalitesini artıran bir şey. Ama bir süre sonra bakıyoruz, proje belli bir aşamaya geldikten sonra sonlanmış. Ya üretici firma batmış, ya kaynak eksikliğinden dolayı devam edilememiş. Ya süreç çok uzun gelmiş. Bu anlamda televizyon bünyesinde olmanın, onun desteğini almanın bir gücü var. Onunla birlikte devam edebiliyorsunuz. Çünkü bugün, animasyon piyasasına baktığınızda, ciddi uzun metraj sinema filmi yapabilecek ekipler yok. Çok iyi animatörlerimiz var. O anlamda söylemiyorum. Dünya çapında animatörlerimiz var ama pek çoğu ya yurt dışında çalışıyorlar. Ya da bireyselde çok önemli çalışmalara imza atabiliyorlar. Biz Türkiye’de ekip olarak bir ilk olduğumuzu düşünüyoruz. Bir proje yapmayı direten ve onu bir şekilde sonlandıran anlamında ilk ekibiz.

Meryem : Kimlerle çalıştınız peki?

Esin Orhan : Biz konsept art çalışmalarında projenin ilk başında 3,5 sene önce Türkiye’nin en önemli isimlerinden biri olan Hüseyin Yıldız’la birkaç konsept çalışması yapmıştık. Ve şöyle demişti : “Ya Esin Hanım siz başlıyorsunuz ama?” Bizi de çok üzmek istemiyor. Ama bu işin sonlanamayacağına dair de kuşkuları var. Geçenlerde bir daha görüştük.” Siz bitirmişsiniz Esin hanım” dedi. Bitmiş iş, en iyi iş hakikaten. Mesele bir işe başlayıp bitirebilme meselesi. Elbette ki eksiği, teknik sıkıntıları olabiliyor. Bir de sınırsız bir şey bu. Ekledikçe ekleyebileceğiniz… Dünyaya da baktığınızda animasyon filmi deyince, animasyon film ama bu insanlar en iyi örneklerini yapan insanlar, salt bir programın kullanıcısı değiller.  Bu programları geliştiriyorlar. Yazılımcıları var. Destekçileri var. Birçok teknik ayrıntıları var. Dolayısıyla böyle bir destekle yürüyen bir iş zaten. Öyle olunca bu iş sınırsız. Bunun mutlaka çok daha iyisi iyisi iyisi yapılabilir ama bu bir süreç  içerisinde böyle bir ekiple -ki ekip arkadaşlarımız alanında uzman arkadaşlar- ve kendimize bir süre koyduğumuzdan dolayı bu süreç içerisinde iyi bir sonuç yakaladığımızı umuyoruz inşAllah.

 

Meryem : Projenin sinema filmi olmasına nasıl karar verildi?

Esin Orhan : Sinema yapalım mı düşüncesiyle yola çıkmadık. Bir senaryo vardı zaten. Animasyon amacıyla yazılmış Allah’ın Sadık Kulu : Barla vardı proje olarak. Ama biz yapmaya başladık. Konsept çalışmaları, tasarımlar, karakterler… Gelen geri dönüşlerden şunu gördük. İş kaliteye doğru gidiyor. İlk kurulan bir ekipten çok kaliteli iş beklemek , çok zor olabiliyor. Ama biz dedik ki  gelip geçici bir iş olmasın, titizlik gösterelim. Oya yapar gibi, kanaviçe işler gibi sahneleri  işledik. O dönemin eşyalarını kullanmaya çalıştık. Eksiklikleri var mı elbette var. Eklenecek şeyler olabilir. Ama bazı şeylerden fedakarlık etmek zorunda kalıyorsunuz. Belli bir standarda oturtuyorsunuz. Dolayısıyla biz bu standartta iş yapalım ve işi sonlandıralım,dedik. Sonuçta bir eser ortaya çıkartmak istiyorsunuz. Dediğim gibi sınırsız bir iş, yaptıkça daha üst çıtalara çekilebilecek bir iş.

Meryem : İlk sinema filmi yönetmenliğiniz. Siz nasıl hissediyorsunuz?

Esin Orhan :Sinemada seyrettikten sonra sanıyorum duygusal kısmı gelebilir. Şu an çok bilincinde değilim diye düşünüyorum. Ne olacak, merak ediyorum. Geri dönüşler çok önemli bizim için. Geri dönüşlerin iyi olması da, aslında bizi umutlandıracak şeyler olacak. Evet gerçekten bu işte devam etmeliyiz,dedirtecek şeyler olacaktır. Bu olmasa da neticede böyle bir ekip kurulmuş, bu tür işler yapmaya devam etmek istiyoruz. Elbette ki hiçbir sinema eseri evimizde seyretmek üzere yaptığımız işler değildir. Birileriyle paylaşmak amacıyla yapılmış işlerdir. Dolayısıyla paylaşım sürecinin olumlu geçmesi, olumlu geri dönüşlerin olması hem işi hem ekibi güçlendirecektir.

Meryem : Filmin konusunun Barla olması, devamı gelecek düşüncesini uyandırıyor.

Esin Orhan : Barla, Risalelerin ilk çıkış noktası, o yüzden önemli ve değerli . Senaryonun yola çıkış amacı oydu zaten. Bir sinema eseri olarak bütün hayatını konu edinmeye çalışmamız, çok zor bir anlatım. Seyircinin de aklını karıştıracak bir anlatım aslında. Öyle olunca dedik ki, sınırlandırılsın. Sadece Barla’yı anlatsın, diye düşündük. Devamı gelir mi ? inşAllah gelir.

Meryem : Belli konular üzerine gidildi mi? Örneğin fragmanlarda çocuklara hitap edebilecek sahneler görüyoruz.

Esin Orhan : Filmin merkezi Üstad Hazretleri. Üstadı konu edindiğimiz için Üstad’ın çevresindekiler, orada değişimler de ekleniyor. Çocuklara yönelik şöyle bir şey var. Bir kere çocuk karakterimiz var: Mustafa. O karakterin gözüyle Üstad’ı görüyoruz. Mustafa, Üstad’a yakın bir evde oturuyor. O’nu gece gündüz gözlemliyor. Aynı zamanda dedesi var ve O’nu dedesiyle kıyaslıyor. Üstad gece boyu ibadette. Sabah kalkıyor, Üstad hala ibadette. Böyle bir kişiliğin nasıl olacağına dair soruları var. Üstad Hazretleri ile güzel bir iletişimi var. Üstad Hazretlerinin ona dua öğrettiği bir sahne var. Dedesiyle o duayı geliştirmek istiyor ama dedesi çok yorgun olduğunu söylüyor.

Oralarda hani çocukların duyguları yakalanabilir. Üstad’ın zaten çocuklar hakkındaki hassasiyetini ve merhametini de biliyoruz.  Sonuçta çok şey yapmak istiyorsunuz dediğim gibi çok sınırsız bir dünya. Ama onları yapmak için çok daha büyük ekiplerle, ciddi teknik donanımlarla birlikte gelecek şeyler. O anlamda tam arzu edilen düzeyde olamayabilir ama. Bu anlamda çocukları yakalayabileceğini düşünüyoruz.

Meryem : Filmde Üstad Hazretleri ile ilgili bilmediklerimizi de öğrenebilecek miyiz? Mesela internette afişi gören birinin şöyle yorum yaptığını görmüştüm : Üstad’ın gözleri mavi mi?

Esin Orhan : En dikkat çeken bu. Üstad Hazretlerinin çakır mavi denilen bir renk tonuymuş gözü. O detayları filmi izledikten sonra siz bulun. Hangilerini biliyoruz, hangilerini bilmiyoruz; onu seyirciye bırakalım. Herkesin bildiği eşit değil sonuçta. Onu seyrettikten sonraya bırakalım.

Meryem : Filmin müziklerini Budapeşte Senfoni Orkestrası’ndan duyacağız. Nasıl karar verildi buna?

Esin Orhan : Müzikler Aria grubundan Bora Ebeoğlu ve Cengiz Onural tarafından bestelendi ve yapıldılar. Biz istiyorduk ki bu çok güzel, iyi, hoş ama öyle görseller var ki orada müzikle hissetmek istiyorsunuz. Ama bunu normal bilgisayar kaydıyla yapmak, çok doğru olmayacak. Zaten sinemaya çıkarıyorsunuz,bir orkestranın yer alması gerekiyordu. Araştırdık , en iyi kim olabilir diye. Müzik grubumuz olsun, TV yöneticileri olsun, Budapeşte Senfoni Orkestrasını iyi buldular. Orada 70 kişilik bir orkestrayla bütün besteler çalındı. Ama öyle bir şey olmuş ki, yabancı ,Türkçe bilmeyen sanatçılar sahneleri izlerken, sahnede ne anlatmak istemiştiniz ona göre devam edelim, demişler. Orada doğaçlama yola çıkılan, onların da katkılarıyla artı bir yön kazanan olan müzikleri oldu inşAllah. Böyle bir titizlikle çalışılmış yani.Biz de soundtracklarımızın  güzel olacağını düşünüyoruz. Filmin içinde de sürpriz bir bölüm olacak müzik anlamında . Beğenilir inşAllah.

 

Meryem : Film ortaya çıkarken  problemler yaşadınız mı?

Esin Orhan : Animasyon olup da problem yaşanılmaz mı? Sıkıntı her türlü sette olabiliyor. Üç buçuk sene çalışınca bir proje üzerinde, genel motivasyonlarda inişler çıkışlar olabiliyor; ekip içerisinde o enerjiyi  tepe noktada tutmak zor oluyor. Ama Üstad Hazretlerinin hayatı konu olunca, moral yüksek oluyor.

Animasyon olunca belli bir noktaya kadar siz yapıyorsunuz, belli bir noktadan sonra bilgisayara bırakıyorsunuz.O noktada zorluklar oldu. Sahneyi düzenlemişizdir mesela.  Artık rendera basılacaktır. Hatta rendera basılmıştır. Ertesi gün bir bakarsınız , sahnede karakterin eli yok. Verdiğiniz sahneye bakıyorsunuz, eller mevcut ama anlayamadığınız bir detaydan karakterin ellerinin olmadığını görüyorsunuz. Bu tür şeyler olabiliyor. İşin içinde bilgisayar var. Bazen unutulan şeyler olabiliyor. Doktorlar unutur ya ameliyatlarda bir şeyler. Vardır öyle şehir efsaneleri.  Bizde de unutulan şeyler oldu. Karakterin yürüdüğü bir mekanda yanlış yerde duran bir sandalye var mesela, karakter sandalyenin içinden geçiyor.

Meryem : Bu proje yaparken siz neler öğrendiniz? Proje size ne kattı ?

Esin Orhan : Geri dönüşlerle o kadar tecrübe kazandık ki hataların nelere mal olduğunu veya nasıl düzenekle yaptığınızda nasıl doğru sonuçlar aldığınızı çok daha iyi biliyorsunuz. Şu an en iyi noktadayız diye düşünüyoruz. Ama çıtayı yükseltebiliriz. Çıtayı yükseltmekten kaynaklanan mutlaka detaylar artabilir. Ama şunu görüyoruz. Bir sahneyi uyguluyoruz. Üç boyutlu mekana karakterleri konumlandırıyoruz. Drama gibi işleniyor sahneler. Ne anlamda? Işık anlamında.daram ışığı kullanılmaya çalışıldı. Bu animasyon tekniğinde zor gerçekten. Ama biz bu yapımın daha gerçekçi olmasını istediğimiz için kullandık. Siz oturuyorsunuz; sahnede ışık şuradan olsun diyebiliyorsunuz. Ama renderda çıkmasını dört gözle bekliyorsunuz. İstediğiniz gibi çıkınca o zaman mutlu oluyorsunuz.

Meryem : Filmin yapımını bitirdiğiniz de film sinema izleyicisiyle buluştuğunda amacınız yerine gelmiş olacak mı? Filmle ilgili başka amaçlarınız var mı?

Esin Orhan : Konu edindiğimiz Üstad Hazretleri. Herkesin DVD arşivi var.  Çocuklarınıza ara ara oturup Risale okutmanız zor olabilir. Ama Üstad’ı bilir. Onun hayatını resimlerle anlatmak, bir hikaye örgüsü etrafında anlatmak daha değerli ve akılda kalıcı bir şeydir. Amacımızın bu olduğunu düşünüyorum.

Meryem : Bu projenizden sonra başka proje planlarınız var mı?

Esin Orhan : Kısa ara verip TV’ye yönelik işler yapmayı daha sonra sinemayı düşünüyoruz.  Ama bunlar geri dönüşlerle ilgili şeyler.

Meryem : Proje yapım aşamasında danışmanlarınız kimlerdi?

Esin Orhan :Rıdvan Kızıltepe, Ali Sacit ve Zeynep Kayadelen’e ait senaryo yazımı. Bu aşamada Abdullah Aymaz, Ali Ünal, Metin Yağmur gibi isimler  senaryoya destek ve danışmanlık yaptılar. Doğru bir kaynaktan beslendiğimizi düşünüyorum. Animasyon aşamasında ise Türkiye’de ve dünyanın farklı yerlerinde olan kişilerle irtibatta olduk. Takıldığımız noktalarda soru soruyorduk ama genel olarak ekip içinde hallettik sorunlarımızı.

Meryem : Üstad’ı kim seslendirdi ? Nasıl seçildi ?

Esin Orhan : Enver Seyitoğlu seslendirdi. Sinema başka bir şey.  O yüzden ses, diğer seslerden öne çıkan bir ses olsun istiyorduk. Çünkü o ana karakterdi. Baskın bir ses olsun istiyorduk.  Farklı farklı denemelerimiz oldu.Bu anlamda Enver Bey en son kararımız oldu. Enver Bey’in Arapça bilgisi de bu anlamda iyi oldu. Çünkü seslendirmede şöyle  sorunlar olabiliyor. Filmde Kur’an’dan bir yer okutmak istiyorsunuz , her daim bu mümkün olmayabiliyor. Her ağza yakışmayabiliyor. Dolayısıyla o yakışanı bulmaktı amaç. Bu anlamda tercihimiz iyi oldu. İnşAllah geri dönüşler de iyi olur.

 Meryem : Sizin bu projeden sonra animasyon alanında yapacağınız işler var mı? Hedefleriniz neler?

Esin Orhan : Çocuklarımıza kahramanlık duyguları aşılayabilmek, bizden birilerini gösterebilmek istiyorum ama bunu da güzel tekniklerle yapmak istiyorum. Bu çağda artık  belli bir kalitenin altına düşmemek, onun ötesinde iş yapmak için gayretli olmak lazım. Tabi ki zor. Ekiplerin olmamasından dolayı zor. Bir şekilde amaçladığınızda hedefe ulaşırsınız diye düşünüyorum.

Meryem : Peki en büyük ödül ne olur bu projede?

Esin Orhan : Seyircinin seyretmesi,beğenmesidir ödül.

 

Röportaj : Meryem Genç

Fotoğraf : Nurbeyza Güneş

Fotoğrafları büyütmek için üstüne tıklayın.


 

 

 

 

 

 

 

 

Röportajı ve görselleri aktif link vererek kullanabilirsiniz!

Sinefesto.com 

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum

4 Comments

  1. on plan

    16 Ekim 2011 at 20:15

    Yonetmenin bu kadar on plana cikmasina anlam veremiyorum, Filmin veya ekibin daha on plana cikmasi daha uygun olurdu

  2. Kenan sener

    17 Ekim 2011 at 07:01

    Roportaj yonetmenle yapilinca dogal olarak yonetmen on plana cikiyor bundan daha dogal ne olabilir. Icerigi dolu dolu guzel bir roportaj olmus. 3.5 yil dile kolay….

  3. abdülvehap çiçek

    22 Kasım 2011 at 00:48

    deyerli kardeşim esin,öncelikle gercekten bu çalışmalrın samimiyse senden allah razı olsun,,,tabiiki bunun yansımalarından sonra samimiyet derecesini anlayaçağız….yanlız şunu unutma bu çorafyada bedüüzzamanı anlatmak için gercekten imanlı bir yürek ister ve bu imanlı yürek bir çok yüreğe ışık olur…bunun içinde bu işe soyunurken
    BU İŞİNDE MESULİYETİ ANLATMAK LAZIM…HÜR ADAM FİLİMİ İÇİN YAZDIKLARIMI TEKRARLAYARAK SAYGIYLA BAŞARILAR DİLERİM …..(HERZAMAN DOĞRUYU SÖYLEYİN ,AMA HER DOĞRUYU,HERYERDE SÖYLEMEK SİZN VAZİFENİZ DEĞİLDİR…BUNU TAM ANLAMIYLA BÜTÜN YÖNLERİYLE ANLATAMASAK…BU ÜLKDE HİÇ BİRŞEY DEĞİŞMEZ….)SAYGILAR..

  4. Keyframe

    08 Haziran 2012 at 22:43

    Merhaba, animatorlere ve ekip işlerine dair Esin hanımın söylediklerine katılıyorum. Fakat 3 yıl çok uzun bir süre. Hele ki mocap için. Bu filmi key animasyon ile yapsaydınız bizim torun tombalak izlerdi heralde ancak. Selametle

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

Şairlerin Hayatını Beyaz Perdeye Taşıyan Filmler

Şairleri anlatan şiir gibi filmler…

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali (2012)

Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu faili meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor.

Sylvia (2003) IMDb 6,3

Yıl 1956, İngiltere. İleride tanınan bir şair ve yazar olarak ün salacak olan Sylvia Plath, şair Ted Hughes ile tanışır. Cambridge’de şairin dizelerinden yansıyan zekasından etkilenip henüz tanışmadan önce aşık olmuştur ona. Ted de tanıştıkları zaman aşık olur. Evlenirler. Sylvia çok geçmeden kocasının dizelerine, kalemine, yakışıklılığı ile birleşen başarısına vurulan, etkisi altında kalan başka kadınların da varlığının farkına varır. Bir zaman sonra Sylvia, kocasının profesyonelliğinin gölgesinde var olma çatışmasına düşer. Yazma kariyerindeki ilerleyişi Ted’inki kadar doğal ve içgüdüsel gelişememektedir. Acı ve öfke duyguları arasında yazdığı yarı otobiyografik bir roman ve az sayıda şiirleri ile kariyerine imzasını atmıştır.

Kelebeğin Rüyası (2013) IMDb 7,8

Zonguldak’ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa’da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın Zonguldak’a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer’in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940’lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer’in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.

Parlak Yıldız (2009) IMDb 6,9

Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. 

Mavi Gözlü Dev (2007) IMDb 6,7

 Komünizm propagandası nedeni ile mahkum edilen Nazım, içeride kulaktan kulağa büyüyen haklı bir üne kavuşur. Dil yeteneği ve muhteşem şiirleri sayesinde yavaş yavaş bir efsane haline dönüşür. Çevresinde şiirinden, ressamlığından feyz alarak genişleyen bir devrimci ve sanatçı arkadaş grubu oluşurken Nazım Hikmet’in aklında olan tek şey çok sevdiği eşi Piraye’dir.

Lope (2010) IMDb 6,0

Trajedi ve komediyi harmanlayarak İspanyol sinemasında yeni bir devir başlatan, Lope de Vega’nın hayatını konu alan bir film.

Tutkunun Şairleri (1995) IMDb 6,6

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud’u evinde ağırlar. Rimbaud’un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud’un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir.

Postacı (1994) IMDb 7,7

Sıradan bir İtalyan postacı, ünlü bir şairin mektuplarını taşırken şiir sevmeyi öğrenir. Bu durumu Beatrice adındaki güzeli etkilemek için kullanacaktır. Mektupların sahibi Pablo Neruda’dır. Onun gönderilerinden sorumlu postacı Mario, kısa sürede kendisi ile bir bağ kurar. Ondan aldığı destekle Mario, kendi içindeki cevheri açığa çıkartmayı öğrenir. Ardından da aşka davet zamanı gelir. 

Sayat Nova (1969) IMDb 7,7

Ermeni ozan Sayat Nova’nın hayatını ele alan film, sanatçının ünlü şiirleri eşliğinde Nova’nın yaşamının önemli dönüm noktalarını işliyor. Sofiko Chiaureli’nin altı farklı rolde izleyici karşısına çıktığı filmde Nova’nın bilinmeyen, gölgede kalmış eserleri de ölümsüzleşiyor. 

Howl (2010) IMDb 6,7

1957 yılının San Francisco’sunda genç şair Allen Ginsberg, yıllar boyunca en fazla okunan ve tartışılan şiire imza atar: Howl .Filmde tıpkı bu performatif şiir gibi üç parçadan oluşur: Allen Ginsberg’in gençlik dönemlerinden kesitler, şairin kendi sesi ile bir araya gelir. Howl şiirini Chicago davası’nda okuyan Ginsberg’e tepkiler bir diğer bölümü oluşturur.

BONUS

Yedi Güzel Adam

Hikayesi 1950 ve 1970’li yılların Kahramanmaraş’ında geçen dizi; yakın edebiyat tarihimize damgasını vuran şairlerimiz Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ali Kutlay, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören’in hayatını konu alıyor.

HazırlayanMehmet Ali Karga

Okumaya Devam Et

Liste

Bruce Willis ve 10 Performansı

66. yaşına özel Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için derledik.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

1988 yapımı Zor Ölüm (Die Hard) filmindeki performansı ile Hollywood’un vazgeçilmez aktörleri arasına girmeyi başarmış olan Bruce Willis, 1985 yılında yer aldığı Mavi Ay dizisi ile Altın Küre ödüllerinde ‘Müzikal veya Komedi Dizilerinde En İyi Erkek Oyuncu‘ ödülünü alırken 1987 Emmy ödüllerinde ‘Bir Drama Dizisinde En İyi Erkek Başrol Oyuncusu‘ ödülünü kucakladı.

66. yaşını kutlayan Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için listeledik. İyi seyirler.

Altıncı His (1999) The Sixth Sense IMDb 8,1

Bruce Willis’in oyunculuğuyla dikkat çeken, 1999 yapımı psikolojik korku filmidir. Ölüleri görebildiğini ve onlarla konuşabildiğini iddia eden sorunlu, içine kapanık bir çocuk ve ona yardım etmeye çalışan eşit derecede sorunlu bir çocuk psikoloğunun hikâyesini anlatır.

Glass (2019) IMDb 6,7

James McAvoy ve Anya Taylor-Joy’un başrolünü üstlendiği Parçalanmış ile Bruce Willis ve Samuel L. Jackson’ın başrollerini üstlendiği Ölümsüz filmlerini birleştiren yapım, Parçalanmış üçlemesinin devam halkası. Filmde, aşırı güçlü ve zarar görmeme yeteneğine sahip olan David Dunn, Kevin Wendell Crumb’ın parçalanmış kişiliklerinden biri olan ve en tehlikelisi olarak öne çıkan The Beast’in peşine düşüyor. Bu kovalamaca sırasında, kemiklerinin narinliğini şeytani zekası ile dengeleyen Mr. Glass’ın gölgesi de yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor. Glass’ın bildiği kimi sırlar iki adam için de kritik düzeyde önem kazanıyor. Aynı psikiyatri kliniğinde tedavi gören üç adam, birbirlerinden bambaşka karakterlerde olmalarına rağmen, “süper kahraman olduklarına inanan insanlar” üzerine uzmanlaşmış olan bir psikiyatrın bakımında tedavi için psikiyatri merkezine yatırılıyor. Ancak Mr. Glass ve Crumb’ın bir araya gelişi, kaçınılmaz olarak bir firar ile sonuçlanıyor. Onları durdurabilecek tek kişi olan Dunn da arkalarından firar ederek ikilinin peşine düşüyor.

Ucuz Roman (1994) Pulp Fiction IMDb 8,9

Ucuz Roman’da Honey Bunny ve Pumpkin, hayatlarına biraz hareket katmak isteyen genç ve birbirine aşık bir çift küçük soyguncudur. Öteyandan, iki kaşarlanmış gangster, Vincent Vega ve Jules, günlük işlerinden biri olarak, patronlarına ödemeyi geciktiren bir kaç sahetekar genci vurmaya giderler. Vincent patronun güzel ve genç karısına bebek bakıcılığı yapmakla da görevlendirilirken ortağı suç yaşamına son vermeye karar verir. Cesur bir boksör ise para karşılığı hile yapmayı reddederek şehirden kaçar. Kader bu aykırı tipleri muhteşem bir şekilde bir araya getirecek, yollarını kesiştirecektir.

12 Maymun (1995) Twelve Monkeys IMDb 8,0

Dünyada insanlığın yok olmasına yetecek derecede tehlikeli olan bir virüs yaklaşık beş milyar kişinin ölümüne yol açmıştır. Geriye kalan az sayıdaki insan yer altlarına kurdukları barınaklarda yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu esnada virüsün yok olması için bir çözüm yolu bulan insanlar, zamanda geriye gidebilecekleri bir zaman makinesi yaparlar. İlk test sürüşü içinse eski bir mahkum olan James Cole gönüllü olur. James kendisini yedi yıl geride, bir akıl hastanesinde bulur. Akıl hastanesi gibi bir ortamda gelecekten geldiğini ve misyonunu anlattığında ise gerçek anlamda akıl hastası etiketi yemesine neden olur.
12 Maymun, zamanda yolculuk temalı filmlerin arasında en önemli olanlardan biri. 

Zor Ölüm (1988) Die Hard IMDb 8,2

Zor Ölüm’de Noel gecesi New York polis departmanı dedektifi John McClane günden güne uzaklaştığı karısı Holly’le arasını düzeltmek ve tekrar barışmak için Los Angeles’a gelir. Holly şirketinin yılbaşı partisi için Nakatomi Plaza’dadır ve McClane bu binaya doğru yola çıkar. McClane plazaya vardığında kıyafetlerini değiştirmek için bir odaya girer. Bu esnada bir grup Alman terörist binayı kuşatarakk içindeki insanları rehin alır. Ellerinden kurtulabilen tek kişii McClane’dir. Şimdi McClane’e düşen görev içerisinde eşinin de bulunduğu bu kalabalığı kurtarmak olacaktır.

Günah Şehri (2005) Sin City IMDb 8,0

Frank Miller’ın aynı isimli çizgi romanından uyarlanan film; kendini bir hilkat garibesi olarak düşünen buna karşın oldukça güçlü hatta yenilmez bir sokak savaşçısı olan gizli romantik Marv, özel dedektif Dwight, çabalarının yetersiz kalacağını bilse de, pislik yuvası haline dönmüş olan şehri temizlemeye çalışan idealist, gözü pek polis memuru Hartigan ve onların maceralarını anlatıyor.

Olaylar asıl ismi Basin olan fakat her türlü suçun vaka-i adliyeden sayılması nedeniyle “Günah Şehri” diye anılan hayali bir mekanda geçmektedir. Marv ve Dwight alışageldiğimiz “kahraman” tiplemelerine tam olarak uymasalar da alıştığımız gibi kötü adamlara karşı amansız bir savaş vermekteler. Hartigan ise bataklıkta açan bir çiçek misali dürüst ve namuslu birisidir. Bu üç kahraman, gücünü farklı kuvvetlerden almaktadır. Marv intikam, Dwight merhamet ve aşk, Hartigan ise dürüstlük.

Şanslı Slevin (2006) Lucky Number Slevin IMDb 7,7

Slevin’in hayatı hiç iyi gitmemektedir: Yaşadığı binanın mühürlenmesine karar verilmiştir; bir soyguncuya kimliğini kaptırmıştır; ve kız arkadaşını başka bir erkekle yakalamıştır. Los Angeles’tan ve sorunlarından bir süreliğine kurtulmak için arkadaşı Nick Fisher’ın New York’taki dairesinin anahtarını alır. Ama kötü talihi peşini bırakmayacak, işler daha da sarpa saracaktır.

Haham ve Patron New York’un yer altı suç dünyasının iki saygın ve korku uyandıran mafya babasıdır. Bir zamanlar ortak olan iki adam şimdi birbirlerinin en büyük düşmanıdırlar ve operasyonlarını aynı caddede karşılıklı malikanelerinden yürütmektedirler. Ellerinde tuttukları güce rağmen, paranoyanın esiridirler ve son 20 yılda kalelerinden bir kez olsun çıkmamıştırlar.

Ölümsüz (2000) Unbreakable IMDb 7,3

Tüm yolcuların hayatlarını kaybettiği büyük tren kazasından kurtulabilen tek kişi David Dunn olur. İşin daha da ilginç yanı Dunn’ın tek bir çizik bile almadan bu kazayı atlatmış olmasıdır. Bu mucizevi durum tüm insanların ilgisini çeker, en başta da bir çizgi roman müptelası ve koleksiyoncusu olan Elijah Price’ın… Price David Dunn’la tanışmak ister ve bu amacına ulaştığında ona bu kazayla ve bu gibi kazalardan nasıl kurtulduğuyla ilgili gizemli bir teoriden bahseder. Dunn’a başlarda gerçek dışı gelen bu teori zamanla kendini keşfetmeye giden yolun ilk adımı olacaktır.

5. Güç (1997) The Fifth Element IMDb 7,7

23. yüzyılda New York. Dünya yok olmanın eşiğindedir. Her 5000 yılda bir geri dönerek yaşamı yok etmeye çalışan şeytani güç, bir gezegen biçiminde hızla dünyaya yaklaşmaktadır. Tek kurtuluş beşinci güç olarak adlandırılan, kimsenin ne olduğunu bilmediği elementin dünyaya ulaşmasıdır. Bunu başaracak tek kişi eski bir asker olan taksi şoförü Korben Dallas’tır. Ancak onun ilgilenmesi gereken mükemmel güzellikte bir yaratık vardır.

Armageddon (1998) IMDb 6,7

 Birleşik Devletler Hükümeti, bizden dünyayı kurtarmamızı istiyor. İtirazı olan?”

Dünyayı yok edecek büyüklükte bir göktaşını yok etmek için bir grup sondajcı gök taşına doğru tehlikeli bir yolculuk yaparak onu yok etmeye çalışırlar.

Mavi Ay (Dizi 1985 – 1989) Moonlighting IMDb 7,6

Maddie Hayes ile eğlenceli dedektif David Addison’ın maceralarını anlatan Mavi Ay, 1985 ile 1989 yılları arasında ABC’de 65 bölüm olarak yayınlanmıştır. ABD yapımıcı Mavi Ay, sürekli çekişen ancak birbirlerine aşık iki karakterin dedektiflik hikayelerini konu almaktadır.

Okumaya Devam Et

Liste

Sağlık Çalışanlarının Hayatımızdaki Önemini Anlatan 10 Güzel Film

Tıp Bayramı kutlu olsun.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Biyografiden dramaya; sizi sürükleyecek, sonuna geldiğinizde sağlık çalışanlarına teşekkür etmek isteyeceğiniz filmler listesi sizlerle. Tıp Bayramı kutlu olsun. İyi seyirler.

Doktor (1991) The Doctor IMDb 7,0  

Jack McKee zengin ve başarılı bir doktordur. Düzgün seyrinde giden hayatı kanser teşhisi konmasıyla değişecektir. Yıllarca hekim-hasta ilişkisine hekim gözüyle bakan Jack, olaya bir de hasta gözüyle bakmak zorunda kalacak ve yaptığı hataların farkına varacaktır.

Doktor Ölüm (2010) You Don’t Know Jack IMDb 7,6

Gerçek olaylara dayanan bir hikayeden uyarlanan ve televizyon kanalı HBO tarafından çekilen film, iyileşme umudu kalmayan hastaların ölmesine yardım ederek kamuoyunun gündemine oturan, ‘ölüm meleği’ lakaplı meşhur Doktor Jack Kevorkian’ın hayatını anlatıyor.

Tanrıyı Oynayanlar (2004) Something the Lord Made IMDb 8,2

Büyük Buhran sırasında başlayan, cerrah Alfred Blalock ile siyahi asistanı Vivien Thomas’ın 34 yıllık ortaklıklarının hikayesi. İlk başta hademe olarak işe alınan Thomas, el becerisi ve kardiyolojiye duyduğu ilgi sayesinde Cerrah Blaloc’un araştırmalarının önemli bir parçası haline geliyor. Ancak dönemin ırkçı yaklaşımı Thomas’ı oldukça zorluyor. Kapalı kapılar ardında sorunsuz yürüyen bu ortaklık ilişkisi, beyazların hüküm sürdüğü kapıların ardında tam bir mücadeleye dönüşüyor.

Patch Adams (1998) IMDb 6,8

İntihar eğilimli biri olarak girdiği akıl hastanesinde gördüklerinden sonra Hunter ‘Patch’ Adams (Robin Williams), çıktıktan sonra tıp fakültesine öğrenci olarak girer. Okulda başarılı bir öğrenci olmasına karşın, ideallerinden dolayı hocalarından tepki görür. Amacı ‘hayata renk katarak’ mizah yoluyla tedaviye katkıda bulunmaktır. Daha sonra yoksul hastalar için kendi parası ve bağışlarla özel bir klinik açmaya kadar girişimlerini sürdüren Adams, film sürecinde sevgilisi Carin Fisher’in (Monica Potter) öldürülmesiyle ve lisanssız klinik açmakla darbeler yese de, tedavi hizmetlerinde yaptıklarıyla ünü ülke çapına yayılır ve bir anlamda amacına ulaşır.

Article 99 (1992) IMDb 6,1

Veteran Hastanesi’ndeki bir grup doktor, umutsuz bir durumla uğraşmak zorundaydı: çok fazla hasta ve yetersiz yatak kapasitesi. Doktorların sorunlarının asıl sebebi, hastane yönetiminin kemer sıkma politikasıdır. Doktorlar ise ellerinden gelen en iyi şekilde hizmet etmeye karar verirler, bu yönetimin kurallarına karşı gelme ve izinsiz işlemler gerçekleştirme anlamına gelse bile.

Aklım Karıştı (1999) Girl, Interrupted IMDb 7,3

Yaşamına kast etme,günlük ilişkiler yaşama ve kişilik bölünmesi tanısıyla ailesinden ayırılarak ‘Claymoore’ adlı psikiyatri kliniğine yatırılan yazar adayı genç Susanna Kaysen’in buradaki personel ve hastalarla yaşadığı hüzünlü, heyecan verici, iç burkucu ilişkinin hikayesini anlatan film yazar Susannna Kaysen’in aynı adı taşıyan romanıdan, başarılı filmleriyle bütün dünyaya kendini kanıtlayan James Mangold tarafından sinemaya uyarlanmış.

Yetenekli Eller: Ben Carson Hikayesi (2009) Gifted Hands: The Ben Carson Story IMDb 7,7

Dr. Ben Carson, işinde oldukça yetenekli bir cerrahtır. Kendisine gelen son vaka, onun bu yeteneğini kanıtlamasında bir kez daha etken olacaktır. Dr. Carson’un bu yeteneğini nasıl kazandığı, geçmişindeki zorlu mücadelede saklıdır.

Zeka (2001) Wit IMDb 8,0

1998’de Pulitzer ödülü kazanmış bir tiyatro oyunundan uyarlanan tv filmi, kendisine konulan kanser teşhisinin ardından, hayatı sorgulamaya başlayan bir kadının hikayesini anlatıyor. Edebiyat Profesörü olan Vivian Bearing; koyulan kanser teşhisinin ardından, hayatını gözden geçirirken, önceliklerini de yeniden değerlendiriyor.

Uyanışlar (1990) Awakenings IMDb 7,8

Oliver Sacks’ın kendi hayatını kaleme aldığı aynı isimli romandan sinemaya uyarlanan film, ömrünü bilime adayan asosyal bir doktorun, icat ettiği bir ilaç sayesinde değiştirdiği yaşamları anlatır. Nörolog Malcolm Sayer, yeni çalışmaya başladığı bir hastanede, daha önce görmediği tarzda bir hastalığa sahip bir grup hastayla karşılaşır. Bu insanlar uzun yıllardır hareket etmeden yatağa bağlı bir şekilde uyku modundadırlar. Doktor Malcolm bir konferans esnasında tanıtılan bir ilacın bu hastalığı da iyileştirebileceğini düşünür ve bu hastalar üzerinde uygulamaya başlar. Uyandırılıp hayata dönen ilk hasta Leonard Lowe olur.

Fil Adam (1980) The Elephant Man IMDb 8,1

Fil Adam, gerçek bir hayat öyküsünü anlatıyor. 1880’ler Londra’sındayız. Şehrin sokaklarından süzülen kasvet ve karamsarlık, arka sokaklarda olup bitenleri belli eder nitelikte. Doktor Treves, isli sokaklarda gezindiği esnada gezici bir sirke rastlıyor. Önündeki kalabalıktan anlaşıldığı üzere içeride normal olmayan bir gösteri var. Ve bu normal olmayan gösterinin kahramanı, doğuştan engelli olan John Merrick. Annesi Merrick’e hamileyken bir fil tarafından saldırıya uğradığı söylenir bu sirkte. Doktor Treves ise hızlı bir hamleyle tedavi altına almak ister bu fil görünümlü adamı ve istediği gibi de olur. Her haliyle ürkütücü olan fil adamın bu korkunç görünümünün altında, gönlünde yatanlar ise zamanla dökülmeye başlar.

Okumaya Devam Et

Popüler