Bizimle İletişime Geçin

Manşet

ERAY DEMİR’LE “SAAT ADAM” VE “YAZGI” FİLMLERİNE DAİR SÖYLEŞİ

Yayınlandı

tarihinde

Yıllarca çeşitli tür yapımların post aşamasında bulunmuş biri olarak Eray Demir’in Yazgı ile başlayıp ve Saat Adam’la devam eden kısa film macerasını ve sonrasına dair planları üzerine konuştuk.

Keyifli okumalar…

Eray Demir

RÖPORTAJ:Abdurrahman BADECİ
Turan DEMİR 

Kısa Film çekmeye başlamanızdan ve hikâyelerinizi oluşturma sürecinizden bahseder misiniz biraz?

ERAY DEMİR:Yazgı ilk kısa film denemem değil ama tamamladığım ilk kısa filmim. 2005 yılında, henüz lisede olduğum sıralarda,yine bir kısa film çekmiş fakat bağlayamamıştım. Kamerayı elime ilk alışım, 2003, köyümüzün tanıtım filmini çekmiştim. Yazgı’ dan önce kamerayı elime son alışımsa 2007, yine bitiremediğim bir kısa film içindi. 2007 aynı zamanda her anlamda içinde çocukluğumu yaşadığım Kayseri’den İstanbul’a temelli geldiğim yıl. 2007’den Yazgı’ ya kadar neden elime bir kamera almadığım sorusunun yanıtını Yazgı’ nın set gününde buldum. Aradaki 3 yıl boyunca ağırlıklı olarak Post Production üzerine çalıştım. Sinema filmleri, diziler, reklamlar, tanıtım filmleri… Kurgular, efektler, renkler, ses tasarımları…

 

 

Derken nadiren uğradığım okuldan, bir kaç kişiyle bir akşam fikri atışmalar için bir araya geldik. Sevgili yoldaşlarım Güray Özcan ve Alper Günay. Ve o gün o 3 yıllık aradan sonra ilk kez kamerayı tekrar düşündüm. Zaman ilerledi ve bir uzun metraj yazmaya başladık. Yazdıkça gördük ki çok keyifli bir uzun metraj olacak. Sonra bir soru geldi akla. Evet yazıyoruz ama nasıl çekilecek bu, ben Eray olarak bu filmi düşündüğüm gibi çekebilecek miyim? Ne gerekli bunun için? Neler gerekli? Sonra hepimiz için doğru olan bir şey yapmaya karar verdik, kendimize doğruyu söylemeye. “Biz ne yapabiliriz” i görmek ve ona göre ilerlemek adına hakim olması daha kolay olan bir kısa film yapalım dedik. Böylelikle Yazgı ortaya çıkmış oldu.

 

 

Kısa film çekerken dikkat ettiğiniz konular neler? Yani kısa filme taşımak istediğiniz konuları nereden ve nasıl seçiyorsunuz?

Yazgı mesela benim için, “bugüne kadar ne öğrendim ve bu öğrendiklerim benim ileride oluşturmak istediğim film dilime ne gibi etkiler yapacak” sorusuna aranan bir yanıt niteliği taşıyor. Konunun enteresan olması, sonunun şaşırtıcı olması o günlerde benim için yeterli bir şeydi. Diyaloglar ve metnin ilerleyişinin zaten ekibin kaynaşmışlığından ötürü doğaçlama ve at başı gideceğinden emindim. O yüzden ağırlıklı olarak hangi filmlere özeniyorsam onlar gibi düşünmeye ve öyle çekmeye çalıştım. Ekip o kadar keyifliydi ki bütün filmi 16 saatte ara vermeden bitirdim. Hakan Bulut, Mustafa Görgün ikilisini, filme mükemmel bir hava kattılar, enerjileri üretkenlikleri ve inanmışlıklarıyla bizi de çok iyi güdülediler. Bu arada 16 saat önemli bir zamandı benim için. O günlerde hatta bugünlerde de üniversite masalarında haftalık çekim programlarından bahsediliyorken hem de. Sonra asıl mühim olana geldi sıra, o güzel çekim gününden sonra masa başında da başarılı olabilecek miydi film? Sorunun cevabını vermek 2 haftamı aldı. Kurgusu, renkleri, dublajı, ıvırı zıvırı her şeyiyle 2 hafta sürdü. Sonra gösterim günü geldi çattı. Okulda yaklaşık 70-80 kişilik bir gösterim yaptık. Film bitti, jenerik akıyordu, pek de kimseden ses çıkmıyordu. Sanırım o kısacık anda bir kaç kez düşündüm, bir daha film falan hak getire diye. Sonra bir alkış koptu… Sonra, sonrasını bir müddet hatırlamıyorum. O gün eve geldim, son 4-5 günüm çok uykusuz geçmişti, okul kapanmadan yetiştirme telaşından, yatağa uzandım ve kalktığımda tam bir buçuk gün geçmişti. Ne kimse uyandırmış ne de ben uyanmıştım. Bir müddet tebrikler, güzeldi, berbattı, yorumlarından sonra kustum yorumları, hatta birisi 18 dk lık zaman kaybı demişti. Film 19, 36’ idi herhalde son bir buçuk dakikayı izlememişti.:) Sonra aradan 3 ay kadar zaman geçti. O yaz bir kaç adet ameliyat da geçirmiştim, o yüzden duygusal bir dönemimdi ve düşünmek için bolca da zamanım oldu. Filmler üzerine, yaptığım filmi kıyaslamak ve daha neler yapabilirim üzerine… Tabi tüm bu süreçler sırasında da halen aktif olarak çalışıyordum bir yandan.

 

Saat Adam projesi de bu zamana denk geliyor tabi?

Tabi..Evet. Bu dinlenme sürecinde Yazgı’dan da en azından bir adım ötesine geçebilecek bir proje olmasını istedim.Her anlamda ötesine geçmek istedim yani. Bu bağlamda “Saat Adam” kendi kendini büyüten bir proje oldu. Önce hikayeyi çıkardık ekiple. Sonra hemen Saat Adam’a en uygun kasta gittim yani Ahmet Varlı’ya. Onunla çalışmak çok ayrı bir duyguydu. İşini bu derece içten yapan çok az oyuncuya rastladım. O yüzden bırakmaya hiç niyetim yok. Onunla planlarımız ilk günden beri uzun vadeli. Akabinde Suzan Genç’le görüştük. O zamanlar pek tanımıyorduk birbirimizi ama benim güvenim sonsuzdu ona ve yaptığı işe karşı. O da tanıdıkça sevdi bizi. Ve Edibe Alsancak ile bir araya geldik. O ve bugüne kadar yaptıkları da benim rahat hissetmemi sağlıyordu filmdeki karakteri için. Uzun yıllara dayanan tanışıklığımız üzerine ilk kez birlikte çalıştık. Sonra yolda bize katılanlar oldu. Ekip büyüdü. Sevgili Deniz Artagan arka tarafta Artagan Ailesi ve Gökhan Yıldırım. Bir dostluk Ekibi oluşturduk aslında. Onlara ne kadar teşekkür etsem az. Allah beni onlardan, onları benden uzak tutmasın.

Timaş Yayın Grubu’nun da desteği var sanırım projeye. Onun dâhil olma süreci nasıl işledi?

Tabi sadece ekip büyümesiyle kalmadı proje. Akabinde sponsorluk görüşmelerine başladık. Ve bize inanabilecek birilerini bulduk. “Timaş Yayın Grubu” ile berbat bir sunum aşaması geçirdik. Sunumu yapan kişi olarak ilk defa birinden yüklü miktarda bir para istiyordum ve teminat olarak gösterdiğimiz, “Yazgı” ve “Saat Adam” için yaptığım ön çekimler, objeler, posterler Sevgili Osman Abi(Okçu) tarafından “Görsel beni etkilemez, hikâyeyi anlat.” şeklinde sınıfta kaldı. Sağ olsun Osman Abi, Hikayeye değil ama kendimize çok güvendiğimizi görüp, sanırım heyecanımıza bize istediğimiz parayı verdi.

Post Prodüksiyon aşaması!

Öncelik ortaya 35mm mevzuu çıktı. Bu da beni birçok anlamda kısıtlayacaktı ama çok öğretici olacağından emindim. Burada mesleğe meslek olarak bakmadığım zamanlardan bugüne bana yol gösteren hocam Koray Demir’e sonsuz saygımı belirtmek isterim. Olabilmesi için elimden geleni yaptım. Ve Plato Film’den 35’imizi aldık. Bu yönde filmimin görüntü yönetmenliğini yapan Kamil Çetin’e ve Plato Film’e çok şey borçluyum. Teknik anlamda da işler yoluna girince, artık parayı harcamaya yani backgroundu yaratmaya geldi süreç. Çok gezip çok gördük İstanbul’un antikacılarını desem yalan olmaz, didik didik ettik hepsini. Ucuza kaliteli mal nasıl bulunur öğrendik. İstediğim backgrounları yaratabilmek için gereken ne varsa, hatta biraz da fazlasıyla, edindik 1 günlüğüne. Burada katkıları saymakla bitmeyecek Deniz Artagan ve Aydan Artagan’ı unutmayalım.:) İnşa edeceğimiz mekanlar için eski bir yapıya ihtiyacımız vardı, bu konuda da bize Serbil Yıldırım (Beykoz Kundura Fabrikası) yardım etti ve kendisine minnettar kaldık. Sonra asıl mekanı bulduk. Saatçiyi. Çok yer gezdik onunla da ilgili olarak ama bazılarının söylediği bir adam aklımıza takıldı. “Biri var ama?” “Hayatta Kabul etmez ama?” “Çok sinirlidir dinlemez bile ama?” denilen Sevgili Recep Gürgen, sağ olsun yoğun ısrarlarımız üzerine bize hayathanesini açtı. Aslında filmde anlatmak istediklerimi bende o gün anladım desem yeridir. Bir saatçiyi, diğerlerinden ayıran nedir onu Recep Bey’de gördüm ben. Taksim’deki en ufak parçasına bile dikkat ettiği dükkanını yürekten açtı bize ve film o gün orada şeklini aldı. Onun sözünü hiç unutmam artık. “Tamiri imkansız saat yoktur.” Geldik artık set kurmaya. Burada bize tüm imkanlarını sunan Doludizgin Creative Films’e yoğun teşekkür borçluyuz. Özellikle’ de Sayın Yasemin Demir’e. Birlikte o kadar güzel bir 2 gün geçirdikki, sonuçtan hepimiz memnun kalacağımızdan emindik. Bu arada Saat Adam’da 2 günlük bir sete sahip. Her şeyi 2 günde çektik. Sonra masa başladı. Tabi Yazgı’dan buyana artık genel olarak çalışıyor, bir yandan da Kısa Film çekiyor duruma geldim. O yüzden Yazgı’ya nazaran daha uzun bir sürece sahip Saat Adam’ın post prodüksiyonu. Zaten 35mm kendi başına bir süreç. Bu süreçte de bizden desteğini esirgemeyen Sayın Cemal Okan Abime ve gıyabında Fono Film ekibine teşekkür ederim. Sonra en nihayeti masada bitti ve film izleyicisine ulaşmaya başladı. Tüm bu süreçte öneriyleriyle, içten yaklaşımıyla ve kararlılığıyla bize destek veren yapımcımız Aynelhayat Demir’e teşekkürlerimi sunuyorum.

Filmin kurgu aşamasından sonraki süreç nasıl işledi?

Film bittikten sonra yayma işlemi başladı tabi. Ağırlıklı olarak internette yayılıyor. Bugün güzel izlenme oranlarına sahip. Kısa zamanda iyi yol katetti. Daha da edecek. Yurtdışı festivalleriyle güzel noktalara geleceğini düşünüyorum. Mühim olan ödül alması değil, çok fazla insana ulaşması şu aşamada. Bu yüzden internete ağırlık verdik. Saat Adam’a gelinceye kadar olan süreç bu şekilde ilerledi benim için.

Saat adam filminin bir yerinde zaten eski sevgilisinin vermiş olduğu hediye bir nevi hatıraların sembolü, bankta oturup konuştuktan sonra ortaya bırakılan çay, en son sahnede ise eski sevgilisinin ölmesi aslında geçmişe dair bu hatıranın hapsinde yaşamaktan kurtulmak…

Saat Adam benim için her insana Allah tarafından sunulan bir diğer kapıyı anlatıyor. Eskiler çok derler: “Allah bir kapıyı kapatırsa, bir diğer kapıyı açar” diye. Tabi ki bunu mucizlerle yapmıyor ama bu hikayenin fantastik tarafının duygusunu güçlendirdiğini düşünüyorum. Sadık’in diğer kapısı Canan’a ulaşması için gerekli olan, gözlerini açması için, kendinden kurtulması için, o kapıdan geçmesi için gerekli olan Fantastik yaklaşım. Dönem olması da insanların bunu yadırgamaması için önemli bir kozdu. Bunu da güzel bir şekilde, dozunda kullandığımızı düşünüyorum. Kurduğumuz eski ama zamansız, doğal ama belirsiz dünya içinde Sadık, Canan ve Zeynep’i biraraya getirdik.

“Hayat iki şey arasında gelip gider; olanla bilinmeyen” ve “bir saatçide zamanın durmuş olduğundan bahsediyorsunuz” burada şunun üzerinde sormak istiyorum; olan ile bilinmeyen ilişkisinin sinemada var olup olmadığı ve bunun sinemada nasıl işleneceği meselesi, bir diğeri ise saatçide zaman duruyor fakat zamanın aktığını da en çok saatçiler mi anlıyor?

Zamanın saatçide durması, Sadık’ın geçmişinden kurtulamaması ve aslında Sadık’ın da durmuş olması güzel bağlılıklar. Karakterleri içlerinde bulundukları ortamla kaynaştırıyor buda oyunculuğun üstlere çıkmasını sağlıyor. Hissetmeyi yani. Her şey hissiyata bağlı. Hissederek film çeker, hissederek oynarsın değilse bu işinde memuriyetten farkı olmazdı. Bu hisler karakterleri oynayanlarla yakınlaştırdı ve kurduğumuz fantastik dünyanın içine soktu diyebilirim. Zeynep karakteri Sadık’ın geçmişini gösteriyor bize, Canan ise bugününü ve geleceğini. Aslında değişimi Sadık’ta görüyoruz. O zaman değer verdikleriyle sonrasında değer verdikleri arasında görüyoruz. Bu bağlamda filmi hep bir ikilik üzerine kurduğumuz görünüyordur. Bu ikilikten çıkışın yolu da, Canan’ı kurtarmaktan geçiyordu. Ancak bu sayede ona reddedemeyeceği kadar yaklaşabilirdi ve ancak bu sayede onunla ve geçmişiyle yüzleşebilirdi Sadık.

.

Semboller?

Saat Adam sembollerle yürüyor birazda. Saatler, radyolar, tamir aletleri, küre, çay bardağı, bank. Bu semboller saat adamın alt yapısı. Bir romanın süslemelerine gibi. Bu yaklaşımların izleyiciyi filmden içeri almakta çok etkili olduğunu düşünüyorum. Böyle bir film için mükemmel bir anlatım tekniğiydi bence. Bu yüzden objelerle yakın ilişki kuran planlarım seyircide karşılığını muhakkak bulmuştur buna eminim.

Uzun metraj çekmeyi düşünüyor musunuz?

Aslında kısa film çekmek, şuan yapabildiğim tek şey.:) Daha ötesini henüz yapamadığımdan kısa film çekiyorum. Ama gelecek planlarım kuşkusuz daha uzun anlatımlar ve doyurucu görsel şölenler üzerine. Ağırlıklı olarak ilgim geçmiş dönemlere, hatta özellikle Osmanlı’nın son ve Cumhuriyetin ilk yılları üzerine. Neyimizi kaybettik, bunun üzerine. Bir kaç yıldır Körfez Bölgesinde çalışıyorum. Çok gidip geliyorum ve yaşadım diyebilecek kadar vakit geçiriyorum. Orada yaşamak bana yeni araştırma serüvenleri kazandırdı. Doğu’yu anlamaya çalışıyorum. Eskiyi ve yeniyi anlamaya çalışıyorum. Bu yüzden ağırlıklı olarak kafamda Doğu var. Amin Maaluof  “Doğu’nun Limanları” isimli kitabında şöyle diyor; “Her renkten insanın bir arada yaşadığı, dillerin birbirine karıştığı o çağ eski zamanların bulanık bir anısı mıdır yoksa geleceğin bir belirtisi mi?” Bu soru, üzerinde bir ömür çalışmaya, üretmeye değer bir soru benim için.

Beğendiğiniz kısa filmciler ve de uzun metraj yönetmenleri?

Beğenilerim çok çeşitli. Kendi anlatım ve görsel dilini oluşturmuş yönetmenleri ve filmlerini çok beğeniyorum. Ridley Scott, Edward Zwick, Steven Spielberg, Terry Gilliam, Christopher Nolan gibi isimler geldi hemen aklıma. Aktör olarak, Bir Russell Crowe hayranıyım diyebilirim ama hem oyunculuğu hem yönetmenliğiyle Kevin Costner benim için 1 numaradır. Aktrist olaraksa Cate Blacnhett ve Marion Cotillard’ı çok beğenirim. Filmlere gelince, benim için çok önemli hikayeler barındıran filmler var. Mesela Phil Alden Robinson’ın “Field of Drems” filmi gibi, Ron Howard’ın “Cinderella Man”i gibi, M.Night Shyamalan’ın “Unbreakable”ı gibi. Ayrıca Legends of the Fall, Road to Perdition, Awara, Selvi Boylum Al Yazmalım da sevdiğim ve tekrar tekrar izlediğim filmler arasında. Bu arada sinemada gelecek diye başlayan herhangi bir cümlede mutlaka adı geçen James Cameron’a da ayrı bir hayranlığım var.

Festivallerin işleyişi gösterilen filmler derece alan filmler v.s bugüne dek hep tartışıldı.Bu meseleden kısa filmciler de uzun metraj filmciler de şikayetçi.Sizin yaklaşımınız ?

Sanırım şikayetçi olmakta haklılar. Bunun için herhangi bir yurtdışı festivaline başvuru yapmak ve size dönüşlerini görmek yeterli. Ürüne olan saygıyı, yaklaşımı ve ilerisi için önerilerini bile gizlemiyorlar. Bu da insana yaptığı işin önemini hatırlatıyor. Türkiye’deki festivallerde en tanınmışından, önemsenmeyenine kadar bunları görmek sadece bir umut bence. Tabi bu söylediklerim kısa filmler için. Diğer başvuru kategorilerinin işleyişine bir şey söyleyemem, ama tahmin etmekte zor değil. Burada da ödülün ne olduğu sorusu devreye giriyor. Bence daha fazla insana ulaşması yeterli bir ödül. Bu yüzden ben festivallere film göndermeyi de, film yapımının bir süreci olarak görüyorum.  Özellikle kısa filmlerde. Üzerimize düşen bir görev. Göndermeliyiz. Çünkü kısa filmlerin seyredilmeye ihtiyacı var. Henüz Türkiye’de kısa film gösterimleri için ticari bir olanak olmadığından bu aşamada festivaller ve internet büyük önem kazanıyor. Bu anlamıyla festivalleri, en azından Türkiye’deki festivalleri bizi ileri taşıyacak bir organizasyon olmaktan çok, insanların bizden çıkan ürünleri seyrettikleri ve yaydıkları bir yapı olarak görmek daha makul bence.

Sinefesto.com adına teşekkür ederiz.

ben teşekkür ederim çok sağolun.:)

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Liste

David Fincher’ın Tavsiye Ettiği Filmler

Usta yönetmenden film tavsiyeleri.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

28 Ağustos 1962’de dünyaya gelen David Fincher, meslek hayatına belgesel ve video kliplerle başladı. 1992’de Alien 3 ile başladığı uzun metraj macerasına Yedi, Dövüş Kulübü, Zodiac, Benjamin Button’ın Tuhaf Hikayesi gibi her döneme damga vuran filmleri ekledi.

Kendi tarzını ustalıkla beyaz perdeye yansıtan yönetmen, senaryolarını incelikle işleyerek sinema endüstrisine sıkı sıkıya bağlı bir düzende kült filmler üretmeyi başardı.

Başarılı filmlerinin yanı sıra, yönetmenlik konusunda da sinemaya farklı bir bakış açısı kazandıran David Fincher’ın tavsiye ettiği filmleri sizler için derledik.

Butch Cassidy and the Sundance Kid (1969) Sonsuz Ölüm IMDb 8.1

Sonsuz Ölüm’de Butch Cassidy, 1890’lı yıllarda faaliyet gösteren bir soygun çetesinin zeki ve karizmatik lideridir. En yakın arkadaşı, aynı zamanda iş arkadaşı da olan güçlü Sundance Kid’tir. İkili tüm şehrin korkulu rüyası olmuş başarılı soygunculardır, Butch’ın aklıyla Sundance’in güçlü yapısı birleşince ikilinin ellerinden hiç kimse kurtulamaz. Ancak değişen dünya ve yeni global sistemde artık bu tarz illegal işlere yer yoktur. Zor durumda kalan ikili için yaşadıkları yerden uzaklaşmaları şart olmuştur.

Yönetmenliğini George Roy Hill’in yaptığı filmin başrollerinde Robert Redford ve Paul Newman ikilisi bulunuyor.

Chinatown (1974) Çin Mahallesi IMDb 8.2

Chinatown, kocasının kendisini aldattığından şüphelenen bir kadının hikayesini anlatıyor. Ida Sessions isimli bir kadın, özel dedektif Jake Gittes’e başvurup, Los Angeles su teşkilatında çalışan mühendis kocası Hollis Mulwray’in kendisini aldattığından şüphelendiğini söyler. Kadının dedektiften isteği, kocasını takip etmesidir. Gittes, Mulwray’in yanında bir kadınla yakalar, fotoğraflarını çeker ve dava kapanır. Ancak bir süre sonra Mulwray’in öldürülmesi işleri gizemli hale sokar. Davanın üzerine gitmeye karar veren Gittes, zamanla kendisini kiralayan kadın başta olmak üzere birçok gizemle karşılaşır.

Ünlü yönetmen Roman Polanski’nin en önemli yapıtlarından olan Oscar’lı filmin başrollerinde Jack Nicholson, Faye Dunaway ve John Huston gibi yıldız oyuncular yer alıyor.

Dr. Strangelove (1964) – IMDb 8.4

Kubrick’in ne kadar stilize olsa da nispeten “natürel” bir tuvalden ufak ufak düşlerin, masalların, hatta deliliğin o tuhaf diyarına geçiş noktasını oluşturan Soğuk Savaş dönemi kara komedisi… Paranoyak bir ABD Hava Kuvvetleri generalinin Sovyetler Birliği’ne nükleer saldırı niyetiyle start alan bu amansız politik hiciv, senaryosundan oyuncu performanslarına kadar nüfuz eden absürtlük ve çılgınlık hissini, siyah-beyaz sinemasal dünyasının kalbini oluşturan aşırı gerçekçi dekorlarla dengeliyor. Peter George’un Red Alert romanının epey serbest bir uyarlaması olan bu “kâbus komedisi”nde (yönetmenin kendi tanımı) Kubrick rejisörlük ve senaristliğinin yanı sıra, sözde belgesel sahnelerde bir kez daha kamerayı eline alıyor.

Yönetmenliğini Stanley Kubrick’in yaptığı filmin başrollerinde Peter Sellers, George C. Scott ve Sterling Hayden yer alıyor.

The Godfather 2 (1974) Baba 2 IMDb 9.0

1972 yapımı ilk filmin devamı niteliğinde olan The Godfather 2 ‘da Genç Corleone, Amerika’ya yeni gelmiştir. 1917 yılında, New York şehrinin yerel mafyalarından birinin liderini öldürünce saygınlık kazanır ve korkulan biri haline gelir. Bu arada, 50 yıl sonra, Michael Corleone, Washington’da senato komitesine aile işleriyle ilgili ifade vermektedir.

Oscardan 6 ödül alan filmin yönetmenliğini ilk filmden tanıdığımız Francis Ford Coppola yapıyor. Başrollerinde de Al Pacino ve Robert De Niro gibi yıldız oyuncular yer alıyor.

Taxi Driver (1976) Taksi Şoförü IMDb 8.3

Taksi Şoförü, Vietnam’da savaşının izlerini henüz atamayan bir askerin, geceleri taksi şoförlüğü yaparak gördüğü kirli ve adaletsiz dünyaya uyum sağlamayı reddetme hikayesini anlatıyor. Film, Robert De Niro’nun canlandırdığı Travis Bickle karakteriyle kültleşmiştir. Taksi şoförü Travis, sosyal hayatındaki başarısızlığını, saplantılı bir tutku beslediği Bickle’la tersine döndürmeye çalışsa da beklediği karşılığı bulamıyor. Bu kırılma anından sonra bir silah alıp harekete geçmeyi, sokakların pisliğini temizlemeye karar veriyor; bu esnada kendini bir fahişeyi kurtarmaya adıyor.

Yönetmenliğini Martin Scorsese’ın yaptığı filmin başrolünde Robert De Niro ‘ya Jodie Foster ve Harvey Keitel eşlik ediyor.

Being There (1979) Merhaba Dünya IMDb 8.0

Chance, kendisini bildi bileli yanında yaşadığı yaşlı adamın evinde bahçıvanlık yaparak büyümüş ve hayatında bir kez olsun sokağa çıkmamıştır. Bütün hayatı bahçede bakımını yapıp büyüttüğü çiçeklerden ve televizyondan ibaret olan Chance, yaşlı adam bir gün ölünce ortada kalır. Çünkü ev artık satılacaktır. Kendi varlığının haricinde yaşadığına dair hiçbir kanıt olmayan Chance, avukatlara yıllardır yaşlı adamın yanında kaldığını kabul ettiremez. Nüfus kağıdı bile yoktur. Kendini birden sokaklarda bulunca yıllardır görüp bilmediği hayatın rutinleri ile tanışır. İlk defa sokaklarda yürür, arabaya biner… Ve birden şansı hiç tahmin etmediği bir yerde dönüverir.

Hal Ashby tarafından yönetilen filmin başrolünde Peter Sellers yer alıyor.

All That Jazz (1979) – IMDb 7.8

Joe Gideon müzikal tiyatroların en başarılı isimlerinden biridir, hatta koreografların zirvesindedir. Fakat bu başarı ona bir türlü mutluluk getirmez, çünkü tüm zamanını ve benliğini işine verdiğinden özel hayatını ihmal etmektedir. Gitgide ilaçlara bağlı yaşamaya başlar. Eski karısı, sevgilisi ve kızıyla olan ilişkilerini yoluna koymaya çalışırken, kaybettiği sağlığını da geri kazanmaya çalışır. Bir süre sonra ciddi bir yol ayrımında ve seçim yapmak zorunda kalır; ya sanatını sürdürecektir ya da hayatını…

 Bob Fosse tarafından yönetilen filmin başrolünde Roy Scheider yer alıyor.

Alien (1979) Yaratık IMDb 8.5

Görevini tamamlayan kargo gemisi Dünya’ya dönmeye hazırlanır. Bu gemisinin mürettebatını oluşturan beş erkek, iki kadın ve bir kediden oluşan ekip özel kabinlerinde uykudadır. Bu grup, bilgisayarların onlara yakın bir gezegende yabancı bir yaşam türü algılaması üzerine uyandırılırlar. Kanunlar, akıllı olabilecek her canlının araştırılmasını emretmektedir. Dallas, Lambert ve Kane’den oluşan takım gezegene ulaştığında terk edilmiş bir uzay gemisiyle karşılaşırlar. Uzay gemisini araştırmaya başlarlar ve buldukları yumurta benzeri organizmaları incelerken, bir tanesi kırılır. İçerisinden yengeç benzeri bir yaratık çıkar ve Kane’in yüzüne yapışır. İşi biten Ekip gemiye döndüğünde Ripley, Kane’i içeri almak istemez.

Ridley Scot tarafından yönetilen filmin başlıca rollerinde Ian Holm, Veronica Cartwright, John Hurt, Sigourney Weaver ve Tom Skerrit yer alıyor.

Rear Window (1954) Arka Pencere IMDb 8.5

Arka Pencere, komşusu ile ilgili korkunç bir duruma şahit olan bir adamın hikayesini konu ediyor. Fotoğrafçı L.B. Jeffries, geçirdiği kaza sonuncunda bacağını kırar. New York’taki apartman dairesinde zorunlu tatili sırasında arka penceresinden komşularını teleskopla seyrederek zaman geçirmektedir. Jeff, yine bir seyri sırasında komşusunun, karısını öldürdüğünden şüphelenir. Olayı araştırmaları için sevgilisi Lisa ve hemşiresi Stella’dan yardım ister.

Alfred Hitchcock tarafından yönetilen filmin başlıca rollerinde James Stewart, Grace Kelly ve Wendell Corey yer alıyor.

Zelig (1983) IMDb 7.8

Woody Allen’nın yönetmenliğini ve başrolünü üstlendiği film, 1920’lerde sansasyonel bir karakter olan Leonard Zelig’in kimle tanışırsa onun karakteristik özelliklerini taklit eden bir adam olması ve huzuru ise sadece psikoloğunun kollarında bulmasını konu ediniyor.

Cabare (1972) IMDb 7.8

1930’ların Berlin’i, politik, toplumsal ve ekonomik anlamda büyük bir kargaşanın içindedir. İnsanlar işsizlikten sokaklara dökülmüş, ekonomi tamamen hasara uğramış ve Nazi’lerin yükselişi yavaş yavaş ilk izlerini göstermeye başlamıştır. Kit-Kat adlı müzik ve dans klübünde çalışan Sally Bowles’in de hayatı, tıpkı Almanya’nın genel atmosferi gibi bir kargaşa içindedir. Özel hayatının kargaşası yanında, hızla iktidara yürüyen Nazi’lerin tacizleri de dayanılmaz boyutlardadır.

Bob Fosse tarafından yönetilen filmin başrolünde Liza Minnelli yer alıyor.

Paper Moon (1973) Ay Beyazdır IMDb 8.1

Buhran yıllarında bir araba dolusu incille seyahat eden altın dişinin ardındaki ikna edici gülümseyişiyle dolandırıcı Moses Pray Kansas’ta seyahat etmektedir. Yanında dokuz yaşındaki sigara tiryakisi kimsesiz Addie bulunmaktadır. Eğlenceli ve nevrotik bir tip olan Trixie Delight onlara eşlik etmeye başlar ve zamanla Addie ve Mosses’in arasına girer. Ancak Mosses’in buna izin vermeye niyeti yoktur.

Peter Bogdanovich tarafından yönetilen filmin başrollerinde Ryan O’Neal, Tatum O’Neal ve Madeline Kahn yer alıyor.

Jaws (1975) IMDb 8.0

Jaws, bir sahil kasabasına tehdit oluşturan beyaz köpekbalığını avlamaya çalışan bir ekibin hikayesini anlatıyor. Küçük bir tatil beldesi olan Amity Adası obur, beyaz bir köpekbalığı tarafından ziyaret edilmeye başlanır. Yaşanan birkaç ölüme rağmen belediye başkanının kârı ve turizmi önde tutan tavrı nedeniyle olay fazlaca su yüzüne çıkarılmaz. İlgililer, konuyu gizlemeye çalışıp konu hakkında konuşmaktan geri kalırlar. Plajın kapatılması başkan tarafından yasaklanır. Bir gün bir çocuk ölümü gerçekleştiğinde ise artık halk bu köpekbalığını aramak ve bulmak için hazır bir durumda olacaktır.

Steven Spielberg tarafından yönetilen filmin başlıca rollerinde Roy Scheider, Robert Shaw ve Richard Dreyfuss yer alıyor.

Lawrence of Arabia (1962) Arabistanlı Lawrence IMDb 8.3

Arabistanlı Lawrence, Arap İsyanı’nın başlamasında önemli bir rol oynayan İngiliz bilim adamı ve ordu casusu Thomas Edward Lawrence’ın Arabistan’daki görev sürecinde yaşananları konu alıyor. Kuzey Afrika’da genç bir teğmen olan Lawrence’ın bir teklif üzerine Arabistan’a gözlemci olarak gitmesi ve zamanla bölgede isyan çıkaran Araplara yardım etmesiyle artık, Arabistan topraklarına İngilizlerin de eli değmiş olur. Osmanlı Devleti’ne karşı kışkırtılan Arap halkı, İngilizlerle işbirliği içerisine girerek Osmanlı Devleti’yle çatışacağı bir savaşa sürüklenir.

David Lean tarafından yönetilen filmin başlıca rollerinde Peter O’Toole, Alec Guinness ve Omar Sharif yer alıyor.

All the President’s Men (1976) Başkanın Bütün Adamları IMDb 8.0

Film amerikan tarihinde istifaya zorlanan tek başkan olan Nixon’ın öyküsünü konu alır. 17 Haziran 1972… Nixon’ın da bir üyesi olduğu Cumhuriyetçi Parti’nin birkaç mensubu, seçimi kazanması beklenen Demokrat Partinin merkez binasına sızarak dinleme cinayeti yerleştirir. İki gazetecinin durumun farkında olması, Amerikan tarihinin en büyük skandallarından birini su yüzüne çıkaracaktır. Bu gazetecilerin isimleri ise Carl Bernstein ve Bob Woodward’dır.

Alan J. Pakula tarafından yönetilen Oscar ödüllü filmin başlıca rollerinde Dustin Hoffman, Robert Redford ve Jack Warden yer alıyor.

8½ (1963) IMDb 8.1

Dünyaca tanınmış İtalyan yönetmen Guido Anselmi, yaratıcı ve kişisel bir krizin tam ortasındadır. Yeni filmi için aynı anda birkaç proje üzerinde çalışmakta, fakat çocukluk anıları onu rahat bırakmamaktadır. Yönetmen yaşamına bir türlü bir anlam verememekte ve yeni filmine başlayamamaktadır. Kaçınılmaz olarak içine kapanarak yaşamdaki gelişmesine katkıda bulunan olayları değerlendirir: çocukluğu, kilise, ailesiyle ilişkileri, yaşamına giren kadınlar ve bunların her birine eşlik eden türlü karabasanlar… Belki de yeni filminin malzemesini bunlar oluşturmalıdır. Guido, işinin saçmalığı, sanat ve karşı cinsle olan ilişkileri ve insanın varoluşunun anlamı üzerinde düşünmeye başlar.

Federico Fellini tarafından yönetilen filmin başrollerinde Marcello Mastroianni, Anouk Aimée ve Sandra Milo yer alıyor.

Citizen Kane (1941) Yurttaş Kane IMDb 8.3

Filmde zengin medya patronu Charles Foster Kane, Xanadu’daki görkemli malikânesinde hayata gözlerini yumar ve son nefesini verirken, başucundakilere kimsenin anlam veremediği bir sözcük fısıldar: “Rosebud”. Bütün medya, Kane’in son sözünün anlamını bulmak için harekete geçer ve konuşulan her kişi, Kane’in hayatının farklı bir yönünü ortaya çıkartır. Ancak “Rosebud” gizemini korur.

Orson Wells’ın yönetmenliğini ve başrolünü üstlendiği filmde Wells’a Joseph Cotten ve Dorothy Comingore eşlik ediyor.

Days of Heaven (1978) Cennet Günleri IMDb 7.9

20. yüzyılın başlarında geçen hikaye, iki yoksul aşığın, Bill ve Abby’nin hikayesini anlatır. Bill çalıştığı yerdeki patronunu öldürdükten sonra kız arkadaşı Abby’i de yanına alarak, Texas’a kaçar. Burada varlıklı bir çiftçi için çalışmaya başlayan genç adamın patronu teşhisi konulmayan bir hastalığa kapılır. Kısa bir sürede ölecek olan bu adamın mirasını ele geçirebilmek için son derece kurnaz bir plan hazırlayan Bill, kendisini ve sevgilisini içinden çıkılması güç bir durumda bulacaktır.

Terrence Malik tarafından yönetilen filmin başlıca rollerinde Richard Gere, Brooke Adams ve Sam Shepard yer alıyor.

Animal House (1978) Çılgınlar Okulu IMDb 7.5

Faber Koleji’nin her okulda olduğu gibi bir “kardeşlik kulübü” vardır; fakat kim başvursa kabul ettiği için şöhreti pek de iyi değildir. Bir diğer kulüp ise beyaz, Anglosakson, genç, zengin ve kendini beğenmiş erkeklerden oluşmaktadır ki onlara Dekan Worner dışında kimse tahammül edemez. Bu ikinci kulübün desteğini arkasına alan dekan, ilk kulüpteki haylazları okuldan uzaklaştırmak için bir liste oluşturur. Ve planı hoşgeldiniz partisinden hemen önce devreye girer…

Yönetmenliğini John Landis’in üstlendiği filmin başrollerinde John Belushi, Karen Allen, Tom Hulce ve Mary Louise Weller yer alıyor.

Mad Max 2: Road Warrior (1981) Çılgın Maks 2: Savaşçı IMDb 7.6

Nükleer savaş sonrası harap ve bitap düşmüş Avustralyada çılgın Max, ailesini kaybettikten sonra kendisini yollara vurmuştur. İnsanların ulaşımlarını sağlayacak petrol için yaşadığı bir bölgede çetelerin baskısı altında olan bir grubun yanına sığınır ve güvenliklerini sağlamaya çalışır.

George Miller tarafından yönetilen devam filminin başlıca rollerinde Mel Gibson, Bruce Spence ve Vernon Wells yer alıyor.

 The Year Of Living Dangerously (1982) Tehlikeli Bir Yıl IMDb 7.2

Christopher Koch’un 1978 tarihli romanından uyarlanan film Endonezyada  1965 yılında Cumhurbaşkanı Sukarnoya karşı saldırıyı konu ediniyor.

Peter Weir tarafından yönetilen filmin başlıca rollerinde Mel Gibson, Sigourney Weaver ve Michael Murhp yer alıyor.

American Graffiti (1973) Gençlik Yılları IMDb 7.5

1962 yazında geçen film, Modesto gençlerinin, yetişkinliğin gerektirdiği sorumlulukları üstlenmeden önce biraz eğlenmek istemeleri üzerine gelişen olayları anlatıyor.

George Lucas’ın senaristliğini ve yönetmenliğini üstlendiği filmin başlıca rollerinde Ron Howard, Harrison Ford ve Richard Dreyfuss yer alıyor.

Terminator (1984) IMDb 8.0

2029 yılının kıyamet sonrası Los Angeles’ında Skynet adlı yapay zeka ürünü bilgisayar sistemi 1990’larda büyük bölümünü yok ettiği insan ırkının kurtulmayı başaran direnişçilerine karşı savaşmaktadır.

Direnişçiler Skynet’e karşı başarıya ulaşmadan hemen  önce Skynet savaşçı Terminatör’lerinden birine zamanda yolculuk yaptırarak onu geçmişe göndermeyi başarır. Terminatör’ün görevi direnişçilerin başı olan John Connor’ın annesi Sarah Connor’ı öldürmektir..

Yönetmenliğini James Cameron’nın üstlendiği serinin ilk filminde başrolde Arnold Schwarzenegger’a Michael Biehn ve Linda Hamilton eşlik ediyor.

Monty Python and The Holy Grail (1975) Monty Python ve Kutsal Kâse IMDb 8.3

Monty Python ve Kutsal Kâse’de, kral ve onun şövalyeleri, gökten gelen bir emir ile İsa’ya ait olan ama bir o kadar da kayıp olan kutsal kasenin peşine düşerler. Bu kutsal kaseyi bulmak için önlerine çıkan tüm tehlikelere göğüs germek zorundadırlar.

Terry Jones ve Terry Gilliam’ın yönetmenliğini üstlendikleri komedi türündeki filmin başlıca rollerinde Graham Chapman, John Cleese ve Eric Idle yer alıyor.

The Exorcist (1973) Şeytan IMDb 8.0

William Peter Blatty’nin aynı isimli romanından uyarlanan filmde yeni filminin çekimleri sırasında 12 yaşındaki kızı Regan’ın tuhaf eylemler sergilemeye başladığını fark eden aktris Chris MacNeil, kızını doktora götürür. Doktorlar beyninde geçici bir hasar olabileceğini söyleseler de bu vaka daha önce rastlanmamış türdendir. Bir seri tıbbi testten sonra küçük kızın hiçbir sorunu olmadığı ortaya çıkar. Ancak Regan’ın tuhaf halleri sona erecek gibi değildir. Küçük kız son derece şiddetli bir şekilde titremekte, garip sesler çıkarıp hiçbir anlamı olmayan hareketlerde bulunmaktadır. Bu ürkütücü durum karşısında çaresiz kalan Chris, kızını aynı zamanda psikiyatr olan Peder Merrin’e götürür. Peder, Regan’ın içine şeytan girdiğini tespit edecek, aile çaresizce bu durumdan kurtulmaya çalışacaktır.

William Friedkin tarafından yönetilen korku filminin başlıca rollerinde Linda Blair, Ellen Burstyn ve Max von Sydow yer alıyor.

The Graduate (1967) Mezun IMDb 8.0

Üniversite öğrenimini yeni bitirmiş genç Benjamin, okulu bitirmesinin ardından büyük bir boşluğa düşmüştür. Ne yapacağına dair karar veremeyen genç adam çevresi tarafından sürekli sıkıştırılmakta, ancak onların istediği gibi yaşamayı istememektedir. Depresyonun eşiğine gelen genç adamın hayatı, şehir dışındaki evlerinde dinlendiği bir sırada babasının patronunun karısını görmesiyle aniden değişir. Kısa zaman içerisinde ilginç bir ilişkiye daha başlayacak olan Benjamin hem annesini hem de kızı Elaine’i aynı anda idare etmeye çalışacaktır.

Mike Nichols’ün yönetmenliğini üstlendiği filmin başlıca rollerinde Anne Bancroft, Dustin Hoffman ve Katharine Ross yer alıyor.

Okumaya Devam Et

Liste

Metafor Dolu 10 Film

Anlam karmaşası içerisinde beyaz perde.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sinema duyguların dışa vurumlarından oluşan; insanı insana, insanla anlatan sanat dallarından biridir. Hal böyleyken bazı yapımlar yansıtmak istediği duygu ve düşünceleri seyircinin kucağına bırakıp kaçarken, kimi filmler metafor aracılığıyla temellendirmelerini yapar. İşte etkisinden çıkmayacağınız ‘Metafor Dolu 10 Film‘ sizlerle. İyi seyirler.

İz Sürücü (1979) Stalker IMDb 8,2

Uzak bir gelecekte, bambaşka bir yaşam düzeni içerisinde, ismi olmayan bir ülkede, dünyaya düşen dev göktaşı yaşamı yerle bir ederken Zone adında esrarengiz, yeni bir bölge oluşmuştur.

Bu bölgeden içeriye girebilen insanların tutkularının gerçekleşeceğine dair söylentiler vardır. Askerler tarafından korunan Zone bölgesine sadece gerekli olgunluğa erişmiş cesur Stalker’lar girebilmekte, bölgeye giren insanlara eşlik etmektedirler. Kahramanımız Stalker, ailesinin tüm itirazlarına rağmen bölgeye girmek isteyen bir bilim adamına ve bir yazara eşlik etmeye karar verir.

Stalker, dev bir göktaşının yaşamı alt üst etmesinin akabinde oluşan esrarengiz Zone bölgesi ve buraya girmek isteyen bir bilim insanı ile yazara eşlik eden bir Stalker’ın hikâyesini anlatıyor.

İhtiyarlara Yer Yok (2007) No Country for Old Men IMDb 8,1

Llewelyn Moss, bir olay yerinde bulduğu çantayı alır ve başını hiç ummadığı bir belaya sokar. Artık peşinde bir kiralık katil vardır. Moss bir Vietnam gazisidir ve bir şekilde uyuşturucu olaylarının ortasında soruna dönüşen bir meseleye karışır. Peşindeki katil Anton Chigurh planı konusunda kararlıdır çünkü işini yarım bıramak niyetinde değildir. İşin için çok sayıda masum insanın ve suçluların da karışacağı soluk soluğa bir takip başlayacaktır.

Bugün Aslında Dündü (1993) Groundhog Day IMDb 8,0

Hava durumu spikeri olan Phil Connors Pennsylvania’daki bir kasabaya geleneksel Groundhog Day şenliklerini görüntülemek için gönderilir. Kendini beğenen ve kibirli biri olan Phil, kasabadaki bu basit ve sıradan insanlarla bir arada olmaktan hiç hoşlanmaz. Berbat bir gün geçirir ve kar fırtınasından dolayı yollar kapandığı için orada sabahlamak zorunda kalır. Tek istediği bu ortamdan bir an önce kurtulmaktır ama sabah uyandığında anlamakta zorlanacağı bir şeyle karşılaşır. Zaman döngüsüne yakalanmış ve o nefret ettiği günü her gün yeniden yaşamak zorundadır. Tek çaresi gününü güzel geçirmeyi sağlayacak şeyler bulmak olan Phil her gün aynı şeyleri yaşıyor olmanın da avantajını kullanmaya başlar. Bill Muray’ın kendisine hayran bırakacağı Harold Ramis imzalı bu film eğlenceli bir klasik.  

Persona (1966) IMDb 8,1

Persona, Bergman filmografisinin en şaşırtıcı ve en aykırı parçası. Yönetmenin ustalığının ve modern sinemayı etkilemekle kalmayıp onu nasıl büyük ölçüde kendinden çıkardığının en güzel kanıtlarından biri. Sinamotografisinin ustalığını bir yana bırakırsak, buradaki sinema dilinin günümüzdekinden geri kalan yanı yok. Sinematografi de işin içine girdiğinde Bergman fersah fersah öteye gidiyor. Kuralları kim koydu diye merak ediyorsanız işte size Bergman, sinemanın gerçek babası. Örneğin Lynch Mulholland Çıkmaz’ını yazarken bu filmi en az on kez izlemiş olmalıdır.

Solaris (1972) Solyaris IMDb 8,1

Ağır işleyen filmlerindeki muhteşem görsellikle sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Rus yönetmen Andrey Tarkovskiy’nin yönetmenliğini yaptığı sinema filmi “Solyaris”, Tarkovsky’nin en önemli yapımları arasında yer alır. İnsanlığın sadece utanç duygusuyla kurtulabileceğine inanan yönetmen, Solaris gezegeni bölgesine kurulu olan bir uzay istasyonunda iki bilim adamının yaşadığı insanlık deneyimini aktarıyor.

Doktor Kris Kelvin, gönderilen bilim insanlarının geri dönmediği Solaris gezegenine gider. Burada olup bitenleri anlamaya çalışan Doktor, kısa bir süre sonra gezegenin sırrını anlayacak ve büyük bir vicdan muhasebesi yaşayacaktır.

İlkbahar, Yaz, Sonbahar, Kış ve İlkbahar (2003) Bom Yeoreum Gaeul Gyeoul Geurigo Bom IMDb 8,0 

Mevsimler ve doğanın o kusursuz çağrısı, yarattığı teslimiyet arzusu belki de başka hiçbir şeyde benzeri olmayan. Yüzen bir ev ki doğaya dair ne varsa muhteşem olan onu çevrelerken o göl ortasında yüzmekte. Yaşlıca bir rahip ve kendisine refakat eden diğer genç-çocuk rahip adayı.Yaşlı rahip, ona her şeyi bilgelikle ama bir o kadar da doğal bir akış içinde öğretir. Bu şekilde geçip giden mevsimler ile büyüyen çocuğun geçirdiği evrim, son derece doğal bir ahenk içinde ilerlerken sıra artık büyümüş olan çocuğun öğrendiklerini gerçek hayata nasıl yansıtacağını görmeye gelir. Ufak yaştan beri öğretilen erdemlere rağmen asıl öğretimin hayatın kendisi tarafından yapıldığının farkında olan bilge rahip için ise bekleme ve görme zamanıdır. Gerçek bir görsel şölen olarak beyazperdeye yansıyan ve gösterildiği bütün festivallerde büyük beğeni ile karşılanan bir film.

Hiç Bitmeyen Öykü (1984) Die unendliche Geschichte IMDb 7,4  

Zorbalığa uğrayan Bastian, okulunun tavan arasına kapanır ve ejderhalar, yarış salyangozları gibi sihirli yaratıkların ülkesi Fantasia hakkında bir kitap okumaya başlar.

Kaynak (2006) The Fountain IMDb 7,2

Ölümsüzlüğün ağacı: Hayat Ağacı.

The Fountain, bir adamın sevdiği kadını kurtarmak için giriştiği ebedi savaşımı anlatan bir yolculuk. Destansı yolculuk, 16. Yüzyıl İspanya’sında bir fatih olan Tomas’ın (Hugh Jackman), ölümsüzlük bahşettiğine inanılan efsanevi bir varlık olan Gençlik Çeşmesi’ni aramaya çıkmasıyla başlar. Hikaye, modern bir bilim adamı olan Tommy Creo, sevgili karısı Isabel’ı yavaş yavaş öldüren kanseri tedavi edebilmek uğruna ümitsiz çırpınışlarını anlatarak devam ediyor. 26. Yüzyılda derin uzayda yolculuk eden astronot Tom, kendisini bin yıldır yiyip bitiren gizemleri kavramaya başlar. Bu bin yıla yayılan üç hikayede, tüm zamanların Thomas’ı olan savaşçı, bilimadamı ve kaşif; hayat, aşk, ölüm ve yeniden doğuş kavramlarıyla yüzleşir. Bu üç adamın hikayesi tek ve ortak bir gerçeğe uzanmaktadır.

Eraserhead (1977) IMDb 7,4

Sinema tarihinin en orjinal filmlerinden birisi olan film, David Lynch’in ilk uzun metraj filmidir. Dev makinelerin çalıştığı dumanlarla kaplı bir evrende geçen filmde Jack Nance’in canlandırdığı Henry Spencer’ın özürlü kız arkadaşı olan Mary X’den (Charlotte Stewart) mutant bir çocuğu olur. Bu öykü etrafında ilerleyen film, 30 dakika boyunca Spencer’ın kabusuna bizi davet eder. Filmde Henry Spencer evi terk eden kız arkadaşının öfkesini bebeğini öldürerek dindirir. Bir sürü rahatsız edici imge, izleyicinin algısını allak bullak eden bir ses bandı ve siyah-beyaz görüntüleriyle, ‘Eraserhead’ bir deneysel sinema başyapıtıdır. Filmde fantastik görüntüler çoğunluktadır.

Kutsal Motorlar (2012) Holy Motors IMDb 7,1

Cesar o gün her sabah yaptığı gibi işe gitmek için elinde çantası, yaşadığı görkemli malikaneden çıkar, beyaz limuzinine doğru yürür. Çevresindeki korumalar ona eşlik ederken, şoförü Celine kendisine kapıyı açar ve yol boyunca o gün tamamlamaları gerekan randevularından konuşurlar. Cesar eline yaşlı bir kadın peruğu alıp onu düzeltmeye başlayıncaya dek her şey normal gibi görünmektedir. Peki gerçekten her şey bu kadar normal midir.

Prometheus (2012) IMDb 7,0

Tekrar bilim-kurgu türüne dönüş yapan kült yönetmen Ridley Scott’ın önderliğinde Alien’ın köklerine yapılan bu yolculuk, hayatın başlangıcına dair araştırma yürüten bir ekibin evrenin en karanlık noktasında yaşadıkları maceralara odaklanıyor. Ekibin insanoğlunun geleceğini korumak adına girdiği bu savaş, her şeyin sonu olabilir.

Ters Yüz (2015) Inside Out IMDb 8,1  

Ters Yüz, küçük bir çocuğun hikayesini anlatıyor. Küçük Riley için hayat, babasının San Francisco’da yeni bir işe başlamasıyla baştan aşağıya değişir. Orta-Batı’daki yaşamını geride bırakan Riley’ı şimdi yeni bir ev, okul ve arkadaşlar beklemektedir. Peki içindeki duyguları o ne söyler? Neşe, Korku, Öfke, Nefret ve Üzüntü. Riley’in zihninin içinde yaşayan, ona günlük hayatında tavsiyeler veren duyguları bu yeni hayata alışırken ufak bir kaosa neden olacaktır. Neşe, Riley’nin en önemli duygusudur ve onu hep pozitif tutmaya çalışır ama diğer duygular bu yeni hayatına uyum sağlama konusunda biraz şaşkındır.

Okumaya Devam Et

Liste

İlişkilere Gerçekçi Bakan 10 Film

Pembe tabloların dışından.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

İki insan birbirini sever, engeller aşılır ve sonsuza dek mutlu yaşanır. Ya da iki insan birbirini sever, ardından tanımaya başlarlar birbirlerini. Seni tanıdığı için memnun olanlar, seni yavaş yavaş tanımaya başlarlar ya da keşke tanımasaydım olur cümleler… Ya da tanıştıkça yabancı olunur…. Veya tanıdıkça bağlar kuvvetlenir. Bir arada olmak, hayatına birini almak en başından bir tavizdir, hayatının sana ait olan kısmının bir kısmını bir başkasının kontrolüne, denetimine bırakırsın. Özgürlüğünü, yani en değerli şeyini, armağan edersin sevdiğin için… Sonra tutsaklık seni rahatsız eder, gardiyanın da seni daha da tutsak etmek ister, iki insan birbirine hem mahkum hem de gardiyandır aynı zamanda… Aşağıda aşk, evlilik gibi mevzular üzerine gerçekçi bir takım şeyler söyleyen filmler var. Bazıları direkt bu mevzuya dalarken bazıları da dolaylı yoldan dokunuyor meseleye. İyi seyirler.

Aç Kalpler

Aç Kalpler (2014) Hungry Hearts IMDb 64

Venedik Film Festivali’nde hem En İyi Erkek Oyuncu hem de En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan yapım, birbirlerine ilk görüşte aşık olan bir çiftin sıra dışı hikayesini anlatıyor. Filmin başrollerinde yeni Star Wars serisinde de rol alacak olan, Inside Llewyn Davis, Frances Ha ve Girls dizisinden tanıdığımız yükselen yıldız Adam Driver ve performansıyla bol övgü toplayan Alba Rohrwacher bulunuyor.

ude (Adam Driver) ve Mina (Alba Rohrwacher), New York’ta tesadüf eseri tanışıp beraber olmaya başlarlar. Jude’un hareketli kişiliğini Mina sakinliğiyle tamamlayınca, kusursuz ilişkileri evliliğe kadar gider. Ancak bu kusursuz denge, bebeklerinin dünyaya gelmesinin ardından bozulur ve çiftin aslında ebeveynlik konusunda birbirlerinden çok farklı düşündükleri ortaya çıkar. Mina vegan beslenme ve arınmayı bir saplantı haline getirmiştir ve ağır bir diyet yapmaktadır. Üstelik bu diyeti bebeğine de uygulamaya çalışmaktadır. Bebeğin büyüme sorunlarıyla karşı karşıya kaldığını gören Jude, duruma müdahale etmeye çalışır ancak bu bir ölüm kalım savaşına dönüşecektir.

____

Nights and Weekends

Nights and Weekends (2008) IMDb 6.2

Mattie ve James birbirlerine aşıklar. Ancak birbirlerinden uzak geçen onlarca sabah ve aralarındaki binlerce kilometre ilişkilerini yiyip bitiriyor. New York ve Şikago arasındaki mesafe ile boğuşurken, birbirlerini gördüklerinde ilişkilerinin tatlı anları değil, zorlukları öne çıkmaya başlıyor.
___

Blue Valentine

Aşk ve Küller (2010) Blue Valentine IMDb 7.4

Dean ve Cindy’nin evlilikleri büyük bir başarısızlığa uğramıştır. Hayatlarının bu trajik sürecinde çift, gençlik yıllarına ve birbirlerine aşık oldukları zamanları hatırlamaya çalışırlar. Film zıt kavramları karşı karşıya getiriyor. Sevgi nefrete, geçmiş günümüze, hayal gerçeğe, gençlik yaşlılığa, erkek kadına karşı geliyor.
_____

L'avenir

Gelecek Günler (2016) L’avenir IMDb 7.0

Mia Hansen-Løve’ın Berlin’den Gümüş Ayı ödülüyle döndüğü filmi Gelecek Günler, evli ve iki çocuklu felsefe öğretmeni Nathalie, işi, annesi ve evliliği arasında sıradan bir tempoda yaşamını sürerken başına gelenler yüzünden yeni bir hayat kurmaya doğru adım atar.
____

Prensim

Prensim (2015) Mon roi IMDb 6.1

Her aşk, zaman içerisinde bir enkaza dönüşmez mi? Ödüllü yönetmen Maïwenn’in son filmi, bildiğiniz aşk filmlerine pek benzemiyor. Cannes Film Festivali’nde En İyi Kadın Oyuncu ödülünü kazanan film; acı ve özlem, tutku ve ihanet arasında gidip gelen fırtınalı ve sıra dışı bir ilişkiye odaklanıyor. Bir tarafta düzenli hayatıyla istikrarlı bir avukat olan Marie-Antoinette, diğer tarafta ise karizmatik, özgür ruhlu, kadın avcısı Georgio. İdealize edilmiş bir aşk mefhumunu ve beyaz atlı prens kavramını sorgulayan film, klişelerden uzak durarak bir ilişkinin duygusal türbülanslarını son derece cesur bir şekilde perdeye taşıyor. Variety’nin “Jules ve Jim” kadar ultra-romantik olarak nitelediği filmin başrollerini Emmanuelle Bercot, Vincent Cassel ve Louis Garrel paylaşıyor.

___

Irrational Man

Mantıksız Adam (2015) Irrational Man IMDb 6.6

Woody Allen bu filminde varoluşsal bir krizin ortasında olan orta yaşlardaki felsefe profesörünün hikayesini anlatmakta. Filmin başrollerinde ise Emma Stone, Joaquin Phoenix ve Parker Posey var.

Abe Lucas, son dönemlerde yaşamaktan zevk alamayan, duygusal olarak dibe vurmuş bir felsefe profesörüdür. Hayatında yeni bir sayfa açmak için küçük bir kasabaya yerleşir ve orada ders vermeye başlar. Burada tanıştığı Rita Richards (Parker Posey), aynı üniversitede hocalık yapan, mutsuz bir kadındır. Abe’in öğrencisi Jill Pollard ise sınıfın en başarılısıdır ve zamanla aralarında bir arkadaşlık başlar. Jill her ne kadar erkek arkadaşı Roy’a aşık olsa da Abe’in ıstırap dolu, sanatçı kişiliğini ve egzotik geçmişini karşı konulamaz derecede çekici bulur.

Bir gün Abe ve Jill’in bir yabancının konuşmasına kulak misafiri olup, Abe’in olaya dahil olmasıyla işler değişir. Abe bu olayla birlikte kendi hayatını ve başkalarının hayatını derinden etkileyecek bir karar alır ve hayata yeniden tutunup, her anın keyfini çıkarmaya başlar. Fakat bu durum Jill, Rita ve kendi hayatını sonsuza dek değiştirecek günleri de beraberinde getirecektir.
_____

The Story of Us

İkimizin Hikayesi (1999) The Story of Us IMDb 5.9

İlişkileri artık iyice içeriğini kaybeden Jordan çifti, çocukları 12 yaşındaki Josh ve 10 yaşındaki Erin yaz kampındayken ayrılmaya karar verirler. Ben ve Katie çiftinin bir arada kalabilmesinin tek yolu birbiri ile olabildiği kadar az iletişim kurmaktır. Ben ve Katie birbirinden ayrı geçirdikleri zaman boyunca geçmişte çok şeyi paylaştıklarını farkederler. Yaşadıkları ortak mutluluklar onları bir araya getiren nedendir.
___

Sürgün

Sürgün (2007) Izgnanie IMDb 7.7

Bir aile, anne, baba ve çocukları şehir yaşamından ayrılıp doğa ile iç içe bir kır evine giderler. Burası büyükbabalarından kalma bir yerdir. Şehir kültürüne adapte olmuş insanlara uzak kalan bir doğa yaşamının kurallarına ayak uydurmak hiç de kolay değildir. Doğada hükmeden kavramlar çok başkadır. Orada var olmaya devam etmek isteyenler için büyük fedakarlıklar söz konusu olmak zorundadır. Film özünde vicdan sorguları ve işlenen günahların sancıları ile savrulan bir ailenin hikayesini konu alıyor.

___

Demolition

Yeniden Başla (2015) Demolition IMDb 7.0

Eşini trafik kazasında trajik bir şekilde kaybeden yatırım uzmanı Davis Mitchell, duygusal bir çöküntü yaşamaktadır. Davis, tüm hayatını sorguladığı bu dönemde giderek kontrolünü yitirmektedir. Bir gün parasını kaptırdığı otomatı üreten şirkete bir şikayet mektubu yazar. Davis, bu mektup sayesinde şirketin müşteri temsilcisi Karen ile yakınlaşacak ve bu beklenmedik ilişki, hem Karen hem de Davis’in tekrar hayata sıkı sıkıya sarılmasını sağlayacaktır.

_____

Scenes from a Marriage (1973) Bir Evlilikten Manzaralar Imdb 8.5

Marianne ve Johan’ın on yıllık evliliklerini masaya yatıran film, çiftin ayrılıklarını, evlilik dışı ilişkilerini, barışıp yeniden ayrılmalarını ve en nihayetinde de boşanmalarını konu ediyor.

Boşandıktan sonra bile birbirinden kopamayan Marianne ve Johan çiftinin her görüşmeleri ayrı bir kavgayla sonuçlansa da birbirlerine olan sevgileri şartlar ne olursa olsun galip geliyor.

Film evlilik hayatıyla ilgili çok önemli kelamlar ederken aynı zamanda izleyiciyi psikolojik olarak Marianne ve Johan’ın ilişkisine hapsediyor. Başta Woody Allen olmak üzere birçok yönetmeni etkileyen Bergman’ın bu filmi aynı zamanda en iyi yabancı film dalında altın küre sahibi.

___

Nelyubov

Bonus: Sevgisiz (2017) Nelyubov IMDb 7.8

Birbirlerine karşı nefretle dolu bir kadınla bir erkek ve arka odada, korku içinde gözyaşlarına boğulmuş çocukları… Sevgisiz, bu çocuğun ansızın ortadan kaybolması üzerine onu aramaya başlayan, boşanma arifesindeki bir karı-kocanın bezginlik ve pişmanlıkla yaralı çabalarının hikâyesini anlatıyor. Günümüz Rus sinemasının büyük ustası Andrey Zvyagintsev, şiddetle, kavgayla ve sevgisizlikle yoğrulmuş, hayalleri kırılınca ağlamayı bile unutmuş bir toplumun portresini post-modern bilgi çağı filtresinden çiziyor. Yozlaşmış, çürümüş, hayati değere sahip kurumları ardı ardına işlevsiz hale gelmiş Rus toplumu, yönetmenin otopsi masasında. Sevgisiz, Rusya’nın Oscar adayı seçildi.

___

Ne olacak simdi

Ayrıca bunlar da var:

Ne Olacak Şimdi (1979)

45 Yıl (2015)

Kayıp Kız (2014)

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler