Bizimle İletişime Geçin

Manşet

ERAY DEMİR’LE “SAAT ADAM” VE “YAZGI” FİLMLERİNE DAİR SÖYLEŞİ

Yayınlandı

tarihinde

Yıllarca çeşitli tür yapımların post aşamasında bulunmuş biri olarak Eray Demir’in Yazgı ile başlayıp ve Saat Adam’la devam eden kısa film macerasını ve sonrasına dair planları üzerine konuştuk.

Keyifli okumalar…

Eray Demir

RÖPORTAJ:Abdurrahman BADECİ
Turan DEMİR 

Kısa Film çekmeye başlamanızdan ve hikâyelerinizi oluşturma sürecinizden bahseder misiniz biraz?

ERAY DEMİR:Yazgı ilk kısa film denemem değil ama tamamladığım ilk kısa filmim. 2005 yılında, henüz lisede olduğum sıralarda,yine bir kısa film çekmiş fakat bağlayamamıştım. Kamerayı elime ilk alışım, 2003, köyümüzün tanıtım filmini çekmiştim. Yazgı’ dan önce kamerayı elime son alışımsa 2007, yine bitiremediğim bir kısa film içindi. 2007 aynı zamanda her anlamda içinde çocukluğumu yaşadığım Kayseri’den İstanbul’a temelli geldiğim yıl. 2007’den Yazgı’ ya kadar neden elime bir kamera almadığım sorusunun yanıtını Yazgı’ nın set gününde buldum. Aradaki 3 yıl boyunca ağırlıklı olarak Post Production üzerine çalıştım. Sinema filmleri, diziler, reklamlar, tanıtım filmleri… Kurgular, efektler, renkler, ses tasarımları…

 

 

Derken nadiren uğradığım okuldan, bir kaç kişiyle bir akşam fikri atışmalar için bir araya geldik. Sevgili yoldaşlarım Güray Özcan ve Alper Günay. Ve o gün o 3 yıllık aradan sonra ilk kez kamerayı tekrar düşündüm. Zaman ilerledi ve bir uzun metraj yazmaya başladık. Yazdıkça gördük ki çok keyifli bir uzun metraj olacak. Sonra bir soru geldi akla. Evet yazıyoruz ama nasıl çekilecek bu, ben Eray olarak bu filmi düşündüğüm gibi çekebilecek miyim? Ne gerekli bunun için? Neler gerekli? Sonra hepimiz için doğru olan bir şey yapmaya karar verdik, kendimize doğruyu söylemeye. “Biz ne yapabiliriz” i görmek ve ona göre ilerlemek adına hakim olması daha kolay olan bir kısa film yapalım dedik. Böylelikle Yazgı ortaya çıkmış oldu.

 

 

Kısa film çekerken dikkat ettiğiniz konular neler? Yani kısa filme taşımak istediğiniz konuları nereden ve nasıl seçiyorsunuz?

Yazgı mesela benim için, “bugüne kadar ne öğrendim ve bu öğrendiklerim benim ileride oluşturmak istediğim film dilime ne gibi etkiler yapacak” sorusuna aranan bir yanıt niteliği taşıyor. Konunun enteresan olması, sonunun şaşırtıcı olması o günlerde benim için yeterli bir şeydi. Diyaloglar ve metnin ilerleyişinin zaten ekibin kaynaşmışlığından ötürü doğaçlama ve at başı gideceğinden emindim. O yüzden ağırlıklı olarak hangi filmlere özeniyorsam onlar gibi düşünmeye ve öyle çekmeye çalıştım. Ekip o kadar keyifliydi ki bütün filmi 16 saatte ara vermeden bitirdim. Hakan Bulut, Mustafa Görgün ikilisini, filme mükemmel bir hava kattılar, enerjileri üretkenlikleri ve inanmışlıklarıyla bizi de çok iyi güdülediler. Bu arada 16 saat önemli bir zamandı benim için. O günlerde hatta bugünlerde de üniversite masalarında haftalık çekim programlarından bahsediliyorken hem de. Sonra asıl mühim olana geldi sıra, o güzel çekim gününden sonra masa başında da başarılı olabilecek miydi film? Sorunun cevabını vermek 2 haftamı aldı. Kurgusu, renkleri, dublajı, ıvırı zıvırı her şeyiyle 2 hafta sürdü. Sonra gösterim günü geldi çattı. Okulda yaklaşık 70-80 kişilik bir gösterim yaptık. Film bitti, jenerik akıyordu, pek de kimseden ses çıkmıyordu. Sanırım o kısacık anda bir kaç kez düşündüm, bir daha film falan hak getire diye. Sonra bir alkış koptu… Sonra, sonrasını bir müddet hatırlamıyorum. O gün eve geldim, son 4-5 günüm çok uykusuz geçmişti, okul kapanmadan yetiştirme telaşından, yatağa uzandım ve kalktığımda tam bir buçuk gün geçmişti. Ne kimse uyandırmış ne de ben uyanmıştım. Bir müddet tebrikler, güzeldi, berbattı, yorumlarından sonra kustum yorumları, hatta birisi 18 dk lık zaman kaybı demişti. Film 19, 36’ idi herhalde son bir buçuk dakikayı izlememişti.:) Sonra aradan 3 ay kadar zaman geçti. O yaz bir kaç adet ameliyat da geçirmiştim, o yüzden duygusal bir dönemimdi ve düşünmek için bolca da zamanım oldu. Filmler üzerine, yaptığım filmi kıyaslamak ve daha neler yapabilirim üzerine… Tabi tüm bu süreçler sırasında da halen aktif olarak çalışıyordum bir yandan.

 

Saat Adam projesi de bu zamana denk geliyor tabi?

Tabi..Evet. Bu dinlenme sürecinde Yazgı’dan da en azından bir adım ötesine geçebilecek bir proje olmasını istedim.Her anlamda ötesine geçmek istedim yani. Bu bağlamda “Saat Adam” kendi kendini büyüten bir proje oldu. Önce hikayeyi çıkardık ekiple. Sonra hemen Saat Adam’a en uygun kasta gittim yani Ahmet Varlı’ya. Onunla çalışmak çok ayrı bir duyguydu. İşini bu derece içten yapan çok az oyuncuya rastladım. O yüzden bırakmaya hiç niyetim yok. Onunla planlarımız ilk günden beri uzun vadeli. Akabinde Suzan Genç’le görüştük. O zamanlar pek tanımıyorduk birbirimizi ama benim güvenim sonsuzdu ona ve yaptığı işe karşı. O da tanıdıkça sevdi bizi. Ve Edibe Alsancak ile bir araya geldik. O ve bugüne kadar yaptıkları da benim rahat hissetmemi sağlıyordu filmdeki karakteri için. Uzun yıllara dayanan tanışıklığımız üzerine ilk kez birlikte çalıştık. Sonra yolda bize katılanlar oldu. Ekip büyüdü. Sevgili Deniz Artagan arka tarafta Artagan Ailesi ve Gökhan Yıldırım. Bir dostluk Ekibi oluşturduk aslında. Onlara ne kadar teşekkür etsem az. Allah beni onlardan, onları benden uzak tutmasın.

Timaş Yayın Grubu’nun da desteği var sanırım projeye. Onun dâhil olma süreci nasıl işledi?

Tabi sadece ekip büyümesiyle kalmadı proje. Akabinde sponsorluk görüşmelerine başladık. Ve bize inanabilecek birilerini bulduk. “Timaş Yayın Grubu” ile berbat bir sunum aşaması geçirdik. Sunumu yapan kişi olarak ilk defa birinden yüklü miktarda bir para istiyordum ve teminat olarak gösterdiğimiz, “Yazgı” ve “Saat Adam” için yaptığım ön çekimler, objeler, posterler Sevgili Osman Abi(Okçu) tarafından “Görsel beni etkilemez, hikâyeyi anlat.” şeklinde sınıfta kaldı. Sağ olsun Osman Abi, Hikayeye değil ama kendimize çok güvendiğimizi görüp, sanırım heyecanımıza bize istediğimiz parayı verdi.

Post Prodüksiyon aşaması!

Öncelik ortaya 35mm mevzuu çıktı. Bu da beni birçok anlamda kısıtlayacaktı ama çok öğretici olacağından emindim. Burada mesleğe meslek olarak bakmadığım zamanlardan bugüne bana yol gösteren hocam Koray Demir’e sonsuz saygımı belirtmek isterim. Olabilmesi için elimden geleni yaptım. Ve Plato Film’den 35’imizi aldık. Bu yönde filmimin görüntü yönetmenliğini yapan Kamil Çetin’e ve Plato Film’e çok şey borçluyum. Teknik anlamda da işler yoluna girince, artık parayı harcamaya yani backgroundu yaratmaya geldi süreç. Çok gezip çok gördük İstanbul’un antikacılarını desem yalan olmaz, didik didik ettik hepsini. Ucuza kaliteli mal nasıl bulunur öğrendik. İstediğim backgrounları yaratabilmek için gereken ne varsa, hatta biraz da fazlasıyla, edindik 1 günlüğüne. Burada katkıları saymakla bitmeyecek Deniz Artagan ve Aydan Artagan’ı unutmayalım.:) İnşa edeceğimiz mekanlar için eski bir yapıya ihtiyacımız vardı, bu konuda da bize Serbil Yıldırım (Beykoz Kundura Fabrikası) yardım etti ve kendisine minnettar kaldık. Sonra asıl mekanı bulduk. Saatçiyi. Çok yer gezdik onunla da ilgili olarak ama bazılarının söylediği bir adam aklımıza takıldı. “Biri var ama?” “Hayatta Kabul etmez ama?” “Çok sinirlidir dinlemez bile ama?” denilen Sevgili Recep Gürgen, sağ olsun yoğun ısrarlarımız üzerine bize hayathanesini açtı. Aslında filmde anlatmak istediklerimi bende o gün anladım desem yeridir. Bir saatçiyi, diğerlerinden ayıran nedir onu Recep Bey’de gördüm ben. Taksim’deki en ufak parçasına bile dikkat ettiği dükkanını yürekten açtı bize ve film o gün orada şeklini aldı. Onun sözünü hiç unutmam artık. “Tamiri imkansız saat yoktur.” Geldik artık set kurmaya. Burada bize tüm imkanlarını sunan Doludizgin Creative Films’e yoğun teşekkür borçluyuz. Özellikle’ de Sayın Yasemin Demir’e. Birlikte o kadar güzel bir 2 gün geçirdikki, sonuçtan hepimiz memnun kalacağımızdan emindik. Bu arada Saat Adam’da 2 günlük bir sete sahip. Her şeyi 2 günde çektik. Sonra masa başladı. Tabi Yazgı’dan buyana artık genel olarak çalışıyor, bir yandan da Kısa Film çekiyor duruma geldim. O yüzden Yazgı’ya nazaran daha uzun bir sürece sahip Saat Adam’ın post prodüksiyonu. Zaten 35mm kendi başına bir süreç. Bu süreçte de bizden desteğini esirgemeyen Sayın Cemal Okan Abime ve gıyabında Fono Film ekibine teşekkür ederim. Sonra en nihayeti masada bitti ve film izleyicisine ulaşmaya başladı. Tüm bu süreçte öneriyleriyle, içten yaklaşımıyla ve kararlılığıyla bize destek veren yapımcımız Aynelhayat Demir’e teşekkürlerimi sunuyorum.

Filmin kurgu aşamasından sonraki süreç nasıl işledi?

Film bittikten sonra yayma işlemi başladı tabi. Ağırlıklı olarak internette yayılıyor. Bugün güzel izlenme oranlarına sahip. Kısa zamanda iyi yol katetti. Daha da edecek. Yurtdışı festivalleriyle güzel noktalara geleceğini düşünüyorum. Mühim olan ödül alması değil, çok fazla insana ulaşması şu aşamada. Bu yüzden internete ağırlık verdik. Saat Adam’a gelinceye kadar olan süreç bu şekilde ilerledi benim için.

Saat adam filminin bir yerinde zaten eski sevgilisinin vermiş olduğu hediye bir nevi hatıraların sembolü, bankta oturup konuştuktan sonra ortaya bırakılan çay, en son sahnede ise eski sevgilisinin ölmesi aslında geçmişe dair bu hatıranın hapsinde yaşamaktan kurtulmak…

Saat Adam benim için her insana Allah tarafından sunulan bir diğer kapıyı anlatıyor. Eskiler çok derler: “Allah bir kapıyı kapatırsa, bir diğer kapıyı açar” diye. Tabi ki bunu mucizlerle yapmıyor ama bu hikayenin fantastik tarafının duygusunu güçlendirdiğini düşünüyorum. Sadık’in diğer kapısı Canan’a ulaşması için gerekli olan, gözlerini açması için, kendinden kurtulması için, o kapıdan geçmesi için gerekli olan Fantastik yaklaşım. Dönem olması da insanların bunu yadırgamaması için önemli bir kozdu. Bunu da güzel bir şekilde, dozunda kullandığımızı düşünüyorum. Kurduğumuz eski ama zamansız, doğal ama belirsiz dünya içinde Sadık, Canan ve Zeynep’i biraraya getirdik.

“Hayat iki şey arasında gelip gider; olanla bilinmeyen” ve “bir saatçide zamanın durmuş olduğundan bahsediyorsunuz” burada şunun üzerinde sormak istiyorum; olan ile bilinmeyen ilişkisinin sinemada var olup olmadığı ve bunun sinemada nasıl işleneceği meselesi, bir diğeri ise saatçide zaman duruyor fakat zamanın aktığını da en çok saatçiler mi anlıyor?

Zamanın saatçide durması, Sadık’ın geçmişinden kurtulamaması ve aslında Sadık’ın da durmuş olması güzel bağlılıklar. Karakterleri içlerinde bulundukları ortamla kaynaştırıyor buda oyunculuğun üstlere çıkmasını sağlıyor. Hissetmeyi yani. Her şey hissiyata bağlı. Hissederek film çeker, hissederek oynarsın değilse bu işinde memuriyetten farkı olmazdı. Bu hisler karakterleri oynayanlarla yakınlaştırdı ve kurduğumuz fantastik dünyanın içine soktu diyebilirim. Zeynep karakteri Sadık’ın geçmişini gösteriyor bize, Canan ise bugününü ve geleceğini. Aslında değişimi Sadık’ta görüyoruz. O zaman değer verdikleriyle sonrasında değer verdikleri arasında görüyoruz. Bu bağlamda filmi hep bir ikilik üzerine kurduğumuz görünüyordur. Bu ikilikten çıkışın yolu da, Canan’ı kurtarmaktan geçiyordu. Ancak bu sayede ona reddedemeyeceği kadar yaklaşabilirdi ve ancak bu sayede onunla ve geçmişiyle yüzleşebilirdi Sadık.

.

Semboller?

Saat Adam sembollerle yürüyor birazda. Saatler, radyolar, tamir aletleri, küre, çay bardağı, bank. Bu semboller saat adamın alt yapısı. Bir romanın süslemelerine gibi. Bu yaklaşımların izleyiciyi filmden içeri almakta çok etkili olduğunu düşünüyorum. Böyle bir film için mükemmel bir anlatım tekniğiydi bence. Bu yüzden objelerle yakın ilişki kuran planlarım seyircide karşılığını muhakkak bulmuştur buna eminim.

Uzun metraj çekmeyi düşünüyor musunuz?

Aslında kısa film çekmek, şuan yapabildiğim tek şey.:) Daha ötesini henüz yapamadığımdan kısa film çekiyorum. Ama gelecek planlarım kuşkusuz daha uzun anlatımlar ve doyurucu görsel şölenler üzerine. Ağırlıklı olarak ilgim geçmiş dönemlere, hatta özellikle Osmanlı’nın son ve Cumhuriyetin ilk yılları üzerine. Neyimizi kaybettik, bunun üzerine. Bir kaç yıldır Körfez Bölgesinde çalışıyorum. Çok gidip geliyorum ve yaşadım diyebilecek kadar vakit geçiriyorum. Orada yaşamak bana yeni araştırma serüvenleri kazandırdı. Doğu’yu anlamaya çalışıyorum. Eskiyi ve yeniyi anlamaya çalışıyorum. Bu yüzden ağırlıklı olarak kafamda Doğu var. Amin Maaluof  “Doğu’nun Limanları” isimli kitabında şöyle diyor; “Her renkten insanın bir arada yaşadığı, dillerin birbirine karıştığı o çağ eski zamanların bulanık bir anısı mıdır yoksa geleceğin bir belirtisi mi?” Bu soru, üzerinde bir ömür çalışmaya, üretmeye değer bir soru benim için.

Beğendiğiniz kısa filmciler ve de uzun metraj yönetmenleri?

Beğenilerim çok çeşitli. Kendi anlatım ve görsel dilini oluşturmuş yönetmenleri ve filmlerini çok beğeniyorum. Ridley Scott, Edward Zwick, Steven Spielberg, Terry Gilliam, Christopher Nolan gibi isimler geldi hemen aklıma. Aktör olarak, Bir Russell Crowe hayranıyım diyebilirim ama hem oyunculuğu hem yönetmenliğiyle Kevin Costner benim için 1 numaradır. Aktrist olaraksa Cate Blacnhett ve Marion Cotillard’ı çok beğenirim. Filmlere gelince, benim için çok önemli hikayeler barındıran filmler var. Mesela Phil Alden Robinson’ın “Field of Drems” filmi gibi, Ron Howard’ın “Cinderella Man”i gibi, M.Night Shyamalan’ın “Unbreakable”ı gibi. Ayrıca Legends of the Fall, Road to Perdition, Awara, Selvi Boylum Al Yazmalım da sevdiğim ve tekrar tekrar izlediğim filmler arasında. Bu arada sinemada gelecek diye başlayan herhangi bir cümlede mutlaka adı geçen James Cameron’a da ayrı bir hayranlığım var.

Festivallerin işleyişi gösterilen filmler derece alan filmler v.s bugüne dek hep tartışıldı.Bu meseleden kısa filmciler de uzun metraj filmciler de şikayetçi.Sizin yaklaşımınız ?

Sanırım şikayetçi olmakta haklılar. Bunun için herhangi bir yurtdışı festivaline başvuru yapmak ve size dönüşlerini görmek yeterli. Ürüne olan saygıyı, yaklaşımı ve ilerisi için önerilerini bile gizlemiyorlar. Bu da insana yaptığı işin önemini hatırlatıyor. Türkiye’deki festivallerde en tanınmışından, önemsenmeyenine kadar bunları görmek sadece bir umut bence. Tabi bu söylediklerim kısa filmler için. Diğer başvuru kategorilerinin işleyişine bir şey söyleyemem, ama tahmin etmekte zor değil. Burada da ödülün ne olduğu sorusu devreye giriyor. Bence daha fazla insana ulaşması yeterli bir ödül. Bu yüzden ben festivallere film göndermeyi de, film yapımının bir süreci olarak görüyorum.  Özellikle kısa filmlerde. Üzerimize düşen bir görev. Göndermeliyiz. Çünkü kısa filmlerin seyredilmeye ihtiyacı var. Henüz Türkiye’de kısa film gösterimleri için ticari bir olanak olmadığından bu aşamada festivaller ve internet büyük önem kazanıyor. Bu anlamıyla festivalleri, en azından Türkiye’deki festivalleri bizi ileri taşıyacak bir organizasyon olmaktan çok, insanların bizden çıkan ürünleri seyrettikleri ve yaydıkları bir yapı olarak görmek daha makul bence.

Sinefesto.com adına teşekkür ederiz.

ben teşekkür ederim çok sağolun.:)

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

Şairlerin Hayatını Beyaz Perdeye Taşıyan Filmler

Şairleri anlatan şiir gibi filmler…

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Sabah Yıldızı: Sabahattin Ali (2012)

Filmde Sabahattin Ali’nin edebiyatçı kimliğinin yanı sıra sevdaları, fikir dünyası ve onu faili meçhule götüren dönemin sosyo-politik dinamikleri de ele alınıyor.

Sylvia (2003) IMDb 6,3

Yıl 1956, İngiltere. İleride tanınan bir şair ve yazar olarak ün salacak olan Sylvia Plath, şair Ted Hughes ile tanışır. Cambridge’de şairin dizelerinden yansıyan zekasından etkilenip henüz tanışmadan önce aşık olmuştur ona. Ted de tanıştıkları zaman aşık olur. Evlenirler. Sylvia çok geçmeden kocasının dizelerine, kalemine, yakışıklılığı ile birleşen başarısına vurulan, etkisi altında kalan başka kadınların da varlığının farkına varır. Bir zaman sonra Sylvia, kocasının profesyonelliğinin gölgesinde var olma çatışmasına düşer. Yazma kariyerindeki ilerleyişi Ted’inki kadar doğal ve içgüdüsel gelişememektedir. Acı ve öfke duyguları arasında yazdığı yarı otobiyografik bir roman ve az sayıda şiirleri ile kariyerine imzasını atmıştır.

Kelebeğin Rüyası (2013) IMDb 7,8

Zonguldak’ta yaşayan, iki genç şair Rüştü Onur ve Muzaffer Tayyip Uslu, yeni yeni modernleşen bu madenci kentinde memuriyet hayatlarını sürdürürken, bir yandan da sanatla, edebiyatla ve en çok da şiirle iç içe yaşamaktadırlar. Ayakları üzerine yeni kalkan genç Cumhuriyet, bir yandan modernleşme çabasındayken, aynı yıllarda Avrupa’da da çetin bir savaş yaşanmaktadır. Belediye Başkanı’nın kızı Suzan’ın Zonguldak’a geri gelmesiyle Rüştü ve Muzaffer’in şiire olan inancı daha da artar. Henüz lise öğrencisi olan Suzan, çevrenin istememesine rağmen iki gençle yakın arkadaş olur. Fakat 1940’lı yılların vebası olan verem, iki genç insanın da sağlığını git gide tehdit etmektedir. Rüştü ve Muzaffer’in hem kendi gelecekleri, hem de dünyanın gidişatı hayra alamet değildir.

Parlak Yıldız (2009) IMDb 6,9

Filmde şair Keats’ın yaşamına dokunuyoruz. Yıl 1818 ve Londra dışında eşsiz doğa manzaralı bir yerdeyiz. O vakitler henüz yirmi üç yaşında olan şair, genç komşusu Fanny Brawne ile gizli bir ilişki sürdürmektedir. Aralarındaki aşk giderek kök salıp güçlenirken üstesinden gelinmesi gereken engeller ile karşı karşıdırlar. Öncelikle Fanny’nin annesi bu engellerden biridir. Öte yandan Keats’in bir hastalığı vardır. Buna bir de Keats’in en yakın arkadaşı Brown eklenince işler iyice zorlaşır. 

Mavi Gözlü Dev (2007) IMDb 6,7

 Komünizm propagandası nedeni ile mahkum edilen Nazım, içeride kulaktan kulağa büyüyen haklı bir üne kavuşur. Dil yeteneği ve muhteşem şiirleri sayesinde yavaş yavaş bir efsane haline dönüşür. Çevresinde şiirinden, ressamlığından feyz alarak genişleyen bir devrimci ve sanatçı arkadaş grubu oluşurken Nazım Hikmet’in aklında olan tek şey çok sevdiği eşi Piraye’dir.

Lope (2010) IMDb 6,0

Trajedi ve komediyi harmanlayarak İspanyol sinemasında yeni bir devir başlatan, Lope de Vega’nın hayatını konu alan bir film.

Tutkunun Şairleri (1995) IMDb 6,6

Fransız şairler Arthur Rimbaud ve Paul Verlaine’nin hayatından kesitler sunan, 1995 yapımı biyografik filmde iki şairin hayatından kesitler sunuluyor. Paul Verlaine evlidir fakat karısının kendi şair ruhundan anlamadığını düşünür. O sıralarda evinden kaçarak şehre gelen, kendisine önceden şiirlerini yollayarak zekasına hayran bırakan genç ve idealist Rimbaud’u evinde ağırlar. Rimbaud’un haşarı ve rahatsız edici tavırları ev sakinleri tarafından hoş karşılanmaz fakat bu durum Verlaine için geçerli değildir. Rimbaud’un gizemine kapılan Verlaine için Rimbaud devri başlar. Aynı dili konuşan bu iki insanın arasındaki ilişki sadece şair iki arkadaş ilişkisi olmaktan çıkacak ve tüm hayatlarını değiştirecek bir yol izleyecektir.

Postacı (1994) IMDb 7,7

Sıradan bir İtalyan postacı, ünlü bir şairin mektuplarını taşırken şiir sevmeyi öğrenir. Bu durumu Beatrice adındaki güzeli etkilemek için kullanacaktır. Mektupların sahibi Pablo Neruda’dır. Onun gönderilerinden sorumlu postacı Mario, kısa sürede kendisi ile bir bağ kurar. Ondan aldığı destekle Mario, kendi içindeki cevheri açığa çıkartmayı öğrenir. Ardından da aşka davet zamanı gelir. 

Sayat Nova (1969) IMDb 7,7

Ermeni ozan Sayat Nova’nın hayatını ele alan film, sanatçının ünlü şiirleri eşliğinde Nova’nın yaşamının önemli dönüm noktalarını işliyor. Sofiko Chiaureli’nin altı farklı rolde izleyici karşısına çıktığı filmde Nova’nın bilinmeyen, gölgede kalmış eserleri de ölümsüzleşiyor. 

Howl (2010) IMDb 6,7

1957 yılının San Francisco’sunda genç şair Allen Ginsberg, yıllar boyunca en fazla okunan ve tartışılan şiire imza atar: Howl .Filmde tıpkı bu performatif şiir gibi üç parçadan oluşur: Allen Ginsberg’in gençlik dönemlerinden kesitler, şairin kendi sesi ile bir araya gelir. Howl şiirini Chicago davası’nda okuyan Ginsberg’e tepkiler bir diğer bölümü oluşturur.

BONUS

Yedi Güzel Adam

Hikayesi 1950 ve 1970’li yılların Kahramanmaraş’ında geçen dizi; yakın edebiyat tarihimize damgasını vuran şairlerimiz Erdem Beyazıt, Cahit Zarifoğlu, Rasim Özdenören, Nuri Pakdil, Ali Kutlay, Akif İnan ve Alaeddin Özdenören’in hayatını konu alıyor.

HazırlayanMehmet Ali Karga

Okumaya Devam Et

Liste

Bruce Willis ve 10 Performansı

66. yaşına özel Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için derledik.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

1988 yapımı Zor Ölüm (Die Hard) filmindeki performansı ile Hollywood’un vazgeçilmez aktörleri arasına girmeyi başarmış olan Bruce Willis, 1985 yılında yer aldığı Mavi Ay dizisi ile Altın Küre ödüllerinde ‘Müzikal veya Komedi Dizilerinde En İyi Erkek Oyuncu‘ ödülünü alırken 1987 Emmy ödüllerinde ‘Bir Drama Dizisinde En İyi Erkek Başrol Oyuncusu‘ ödülünü kucakladı.

66. yaşını kutlayan Bruce Willis’in 10 iyi performansını sizler için listeledik. İyi seyirler.

Altıncı His (1999) The Sixth Sense IMDb 8,1

Bruce Willis’in oyunculuğuyla dikkat çeken, 1999 yapımı psikolojik korku filmidir. Ölüleri görebildiğini ve onlarla konuşabildiğini iddia eden sorunlu, içine kapanık bir çocuk ve ona yardım etmeye çalışan eşit derecede sorunlu bir çocuk psikoloğunun hikâyesini anlatır.

Glass (2019) IMDb 6,7

James McAvoy ve Anya Taylor-Joy’un başrolünü üstlendiği Parçalanmış ile Bruce Willis ve Samuel L. Jackson’ın başrollerini üstlendiği Ölümsüz filmlerini birleştiren yapım, Parçalanmış üçlemesinin devam halkası. Filmde, aşırı güçlü ve zarar görmeme yeteneğine sahip olan David Dunn, Kevin Wendell Crumb’ın parçalanmış kişiliklerinden biri olan ve en tehlikelisi olarak öne çıkan The Beast’in peşine düşüyor. Bu kovalamaca sırasında, kemiklerinin narinliğini şeytani zekası ile dengeleyen Mr. Glass’ın gölgesi de yavaş yavaş kendini göstermeye başlıyor. Glass’ın bildiği kimi sırlar iki adam için de kritik düzeyde önem kazanıyor. Aynı psikiyatri kliniğinde tedavi gören üç adam, birbirlerinden bambaşka karakterlerde olmalarına rağmen, “süper kahraman olduklarına inanan insanlar” üzerine uzmanlaşmış olan bir psikiyatrın bakımında tedavi için psikiyatri merkezine yatırılıyor. Ancak Mr. Glass ve Crumb’ın bir araya gelişi, kaçınılmaz olarak bir firar ile sonuçlanıyor. Onları durdurabilecek tek kişi olan Dunn da arkalarından firar ederek ikilinin peşine düşüyor.

Ucuz Roman (1994) Pulp Fiction IMDb 8,9

Ucuz Roman’da Honey Bunny ve Pumpkin, hayatlarına biraz hareket katmak isteyen genç ve birbirine aşık bir çift küçük soyguncudur. Öteyandan, iki kaşarlanmış gangster, Vincent Vega ve Jules, günlük işlerinden biri olarak, patronlarına ödemeyi geciktiren bir kaç sahetekar genci vurmaya giderler. Vincent patronun güzel ve genç karısına bebek bakıcılığı yapmakla da görevlendirilirken ortağı suç yaşamına son vermeye karar verir. Cesur bir boksör ise para karşılığı hile yapmayı reddederek şehirden kaçar. Kader bu aykırı tipleri muhteşem bir şekilde bir araya getirecek, yollarını kesiştirecektir.

12 Maymun (1995) Twelve Monkeys IMDb 8,0

Dünyada insanlığın yok olmasına yetecek derecede tehlikeli olan bir virüs yaklaşık beş milyar kişinin ölümüne yol açmıştır. Geriye kalan az sayıdaki insan yer altlarına kurdukları barınaklarda yaşamlarını sürdürebilmektedirler. Bu esnada virüsün yok olması için bir çözüm yolu bulan insanlar, zamanda geriye gidebilecekleri bir zaman makinesi yaparlar. İlk test sürüşü içinse eski bir mahkum olan James Cole gönüllü olur. James kendisini yedi yıl geride, bir akıl hastanesinde bulur. Akıl hastanesi gibi bir ortamda gelecekten geldiğini ve misyonunu anlattığında ise gerçek anlamda akıl hastası etiketi yemesine neden olur.
12 Maymun, zamanda yolculuk temalı filmlerin arasında en önemli olanlardan biri. 

Zor Ölüm (1988) Die Hard IMDb 8,2

Zor Ölüm’de Noel gecesi New York polis departmanı dedektifi John McClane günden güne uzaklaştığı karısı Holly’le arasını düzeltmek ve tekrar barışmak için Los Angeles’a gelir. Holly şirketinin yılbaşı partisi için Nakatomi Plaza’dadır ve McClane bu binaya doğru yola çıkar. McClane plazaya vardığında kıyafetlerini değiştirmek için bir odaya girer. Bu esnada bir grup Alman terörist binayı kuşatarakk içindeki insanları rehin alır. Ellerinden kurtulabilen tek kişii McClane’dir. Şimdi McClane’e düşen görev içerisinde eşinin de bulunduğu bu kalabalığı kurtarmak olacaktır.

Günah Şehri (2005) Sin City IMDb 8,0

Frank Miller’ın aynı isimli çizgi romanından uyarlanan film; kendini bir hilkat garibesi olarak düşünen buna karşın oldukça güçlü hatta yenilmez bir sokak savaşçısı olan gizli romantik Marv, özel dedektif Dwight, çabalarının yetersiz kalacağını bilse de, pislik yuvası haline dönmüş olan şehri temizlemeye çalışan idealist, gözü pek polis memuru Hartigan ve onların maceralarını anlatıyor.

Olaylar asıl ismi Basin olan fakat her türlü suçun vaka-i adliyeden sayılması nedeniyle “Günah Şehri” diye anılan hayali bir mekanda geçmektedir. Marv ve Dwight alışageldiğimiz “kahraman” tiplemelerine tam olarak uymasalar da alıştığımız gibi kötü adamlara karşı amansız bir savaş vermekteler. Hartigan ise bataklıkta açan bir çiçek misali dürüst ve namuslu birisidir. Bu üç kahraman, gücünü farklı kuvvetlerden almaktadır. Marv intikam, Dwight merhamet ve aşk, Hartigan ise dürüstlük.

Şanslı Slevin (2006) Lucky Number Slevin IMDb 7,7

Slevin’in hayatı hiç iyi gitmemektedir: Yaşadığı binanın mühürlenmesine karar verilmiştir; bir soyguncuya kimliğini kaptırmıştır; ve kız arkadaşını başka bir erkekle yakalamıştır. Los Angeles’tan ve sorunlarından bir süreliğine kurtulmak için arkadaşı Nick Fisher’ın New York’taki dairesinin anahtarını alır. Ama kötü talihi peşini bırakmayacak, işler daha da sarpa saracaktır.

Haham ve Patron New York’un yer altı suç dünyasının iki saygın ve korku uyandıran mafya babasıdır. Bir zamanlar ortak olan iki adam şimdi birbirlerinin en büyük düşmanıdırlar ve operasyonlarını aynı caddede karşılıklı malikanelerinden yürütmektedirler. Ellerinde tuttukları güce rağmen, paranoyanın esiridirler ve son 20 yılda kalelerinden bir kez olsun çıkmamıştırlar.

Ölümsüz (2000) Unbreakable IMDb 7,3

Tüm yolcuların hayatlarını kaybettiği büyük tren kazasından kurtulabilen tek kişi David Dunn olur. İşin daha da ilginç yanı Dunn’ın tek bir çizik bile almadan bu kazayı atlatmış olmasıdır. Bu mucizevi durum tüm insanların ilgisini çeker, en başta da bir çizgi roman müptelası ve koleksiyoncusu olan Elijah Price’ın… Price David Dunn’la tanışmak ister ve bu amacına ulaştığında ona bu kazayla ve bu gibi kazalardan nasıl kurtulduğuyla ilgili gizemli bir teoriden bahseder. Dunn’a başlarda gerçek dışı gelen bu teori zamanla kendini keşfetmeye giden yolun ilk adımı olacaktır.

5. Güç (1997) The Fifth Element IMDb 7,7

23. yüzyılda New York. Dünya yok olmanın eşiğindedir. Her 5000 yılda bir geri dönerek yaşamı yok etmeye çalışan şeytani güç, bir gezegen biçiminde hızla dünyaya yaklaşmaktadır. Tek kurtuluş beşinci güç olarak adlandırılan, kimsenin ne olduğunu bilmediği elementin dünyaya ulaşmasıdır. Bunu başaracak tek kişi eski bir asker olan taksi şoförü Korben Dallas’tır. Ancak onun ilgilenmesi gereken mükemmel güzellikte bir yaratık vardır.

Armageddon (1998) IMDb 6,7

 Birleşik Devletler Hükümeti, bizden dünyayı kurtarmamızı istiyor. İtirazı olan?”

Dünyayı yok edecek büyüklükte bir göktaşını yok etmek için bir grup sondajcı gök taşına doğru tehlikeli bir yolculuk yaparak onu yok etmeye çalışırlar.

Mavi Ay (Dizi 1985 – 1989) Moonlighting IMDb 7,6

Maddie Hayes ile eğlenceli dedektif David Addison’ın maceralarını anlatan Mavi Ay, 1985 ile 1989 yılları arasında ABC’de 65 bölüm olarak yayınlanmıştır. ABD yapımıcı Mavi Ay, sürekli çekişen ancak birbirlerine aşık iki karakterin dedektiflik hikayelerini konu almaktadır.

Okumaya Devam Et

Liste

Sağlık Çalışanlarının Hayatımızdaki Önemini Anlatan 10 Güzel Film

Tıp Bayramı kutlu olsun.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Biyografiden dramaya; sizi sürükleyecek, sonuna geldiğinizde sağlık çalışanlarına teşekkür etmek isteyeceğiniz filmler listesi sizlerle. Tıp Bayramı kutlu olsun. İyi seyirler.

Doktor (1991) The Doctor IMDb 7,0  

Jack McKee zengin ve başarılı bir doktordur. Düzgün seyrinde giden hayatı kanser teşhisi konmasıyla değişecektir. Yıllarca hekim-hasta ilişkisine hekim gözüyle bakan Jack, olaya bir de hasta gözüyle bakmak zorunda kalacak ve yaptığı hataların farkına varacaktır.

Doktor Ölüm (2010) You Don’t Know Jack IMDb 7,6

Gerçek olaylara dayanan bir hikayeden uyarlanan ve televizyon kanalı HBO tarafından çekilen film, iyileşme umudu kalmayan hastaların ölmesine yardım ederek kamuoyunun gündemine oturan, ‘ölüm meleği’ lakaplı meşhur Doktor Jack Kevorkian’ın hayatını anlatıyor.

Tanrıyı Oynayanlar (2004) Something the Lord Made IMDb 8,2

Büyük Buhran sırasında başlayan, cerrah Alfred Blalock ile siyahi asistanı Vivien Thomas’ın 34 yıllık ortaklıklarının hikayesi. İlk başta hademe olarak işe alınan Thomas, el becerisi ve kardiyolojiye duyduğu ilgi sayesinde Cerrah Blaloc’un araştırmalarının önemli bir parçası haline geliyor. Ancak dönemin ırkçı yaklaşımı Thomas’ı oldukça zorluyor. Kapalı kapılar ardında sorunsuz yürüyen bu ortaklık ilişkisi, beyazların hüküm sürdüğü kapıların ardında tam bir mücadeleye dönüşüyor.

Patch Adams (1998) IMDb 6,8

İntihar eğilimli biri olarak girdiği akıl hastanesinde gördüklerinden sonra Hunter ‘Patch’ Adams (Robin Williams), çıktıktan sonra tıp fakültesine öğrenci olarak girer. Okulda başarılı bir öğrenci olmasına karşın, ideallerinden dolayı hocalarından tepki görür. Amacı ‘hayata renk katarak’ mizah yoluyla tedaviye katkıda bulunmaktır. Daha sonra yoksul hastalar için kendi parası ve bağışlarla özel bir klinik açmaya kadar girişimlerini sürdüren Adams, film sürecinde sevgilisi Carin Fisher’in (Monica Potter) öldürülmesiyle ve lisanssız klinik açmakla darbeler yese de, tedavi hizmetlerinde yaptıklarıyla ünü ülke çapına yayılır ve bir anlamda amacına ulaşır.

Article 99 (1992) IMDb 6,1

Veteran Hastanesi’ndeki bir grup doktor, umutsuz bir durumla uğraşmak zorundaydı: çok fazla hasta ve yetersiz yatak kapasitesi. Doktorların sorunlarının asıl sebebi, hastane yönetiminin kemer sıkma politikasıdır. Doktorlar ise ellerinden gelen en iyi şekilde hizmet etmeye karar verirler, bu yönetimin kurallarına karşı gelme ve izinsiz işlemler gerçekleştirme anlamına gelse bile.

Aklım Karıştı (1999) Girl, Interrupted IMDb 7,3

Yaşamına kast etme,günlük ilişkiler yaşama ve kişilik bölünmesi tanısıyla ailesinden ayırılarak ‘Claymoore’ adlı psikiyatri kliniğine yatırılan yazar adayı genç Susanna Kaysen’in buradaki personel ve hastalarla yaşadığı hüzünlü, heyecan verici, iç burkucu ilişkinin hikayesini anlatan film yazar Susannna Kaysen’in aynı adı taşıyan romanıdan, başarılı filmleriyle bütün dünyaya kendini kanıtlayan James Mangold tarafından sinemaya uyarlanmış.

Yetenekli Eller: Ben Carson Hikayesi (2009) Gifted Hands: The Ben Carson Story IMDb 7,7

Dr. Ben Carson, işinde oldukça yetenekli bir cerrahtır. Kendisine gelen son vaka, onun bu yeteneğini kanıtlamasında bir kez daha etken olacaktır. Dr. Carson’un bu yeteneğini nasıl kazandığı, geçmişindeki zorlu mücadelede saklıdır.

Zeka (2001) Wit IMDb 8,0

1998’de Pulitzer ödülü kazanmış bir tiyatro oyunundan uyarlanan tv filmi, kendisine konulan kanser teşhisinin ardından, hayatı sorgulamaya başlayan bir kadının hikayesini anlatıyor. Edebiyat Profesörü olan Vivian Bearing; koyulan kanser teşhisinin ardından, hayatını gözden geçirirken, önceliklerini de yeniden değerlendiriyor.

Uyanışlar (1990) Awakenings IMDb 7,8

Oliver Sacks’ın kendi hayatını kaleme aldığı aynı isimli romandan sinemaya uyarlanan film, ömrünü bilime adayan asosyal bir doktorun, icat ettiği bir ilaç sayesinde değiştirdiği yaşamları anlatır. Nörolog Malcolm Sayer, yeni çalışmaya başladığı bir hastanede, daha önce görmediği tarzda bir hastalığa sahip bir grup hastayla karşılaşır. Bu insanlar uzun yıllardır hareket etmeden yatağa bağlı bir şekilde uyku modundadırlar. Doktor Malcolm bir konferans esnasında tanıtılan bir ilacın bu hastalığı da iyileştirebileceğini düşünür ve bu hastalar üzerinde uygulamaya başlar. Uyandırılıp hayata dönen ilk hasta Leonard Lowe olur.

Fil Adam (1980) The Elephant Man IMDb 8,1

Fil Adam, gerçek bir hayat öyküsünü anlatıyor. 1880’ler Londra’sındayız. Şehrin sokaklarından süzülen kasvet ve karamsarlık, arka sokaklarda olup bitenleri belli eder nitelikte. Doktor Treves, isli sokaklarda gezindiği esnada gezici bir sirke rastlıyor. Önündeki kalabalıktan anlaşıldığı üzere içeride normal olmayan bir gösteri var. Ve bu normal olmayan gösterinin kahramanı, doğuştan engelli olan John Merrick. Annesi Merrick’e hamileyken bir fil tarafından saldırıya uğradığı söylenir bu sirkte. Doktor Treves ise hızlı bir hamleyle tedavi altına almak ister bu fil görünümlü adamı ve istediği gibi de olur. Her haliyle ürkütücü olan fil adamın bu korkunç görünümünün altında, gönlünde yatanlar ise zamanla dökülmeye başlar.

Okumaya Devam Et

Popüler