En Baba 10 Film (1)

Liste Manşet


Hazırlayan: Tuğba Güner

Hayat Güzeldir (1997)

Baba karakterinin başrolde olduğu en iyiler listesinde herkesin ilk aklına gelen filmdir herhalde. Kült filmler içindedir kendisi ve hala izlememiş olan varsa biraz şaşkınlıkla karşılanabilir tabii.

İtalya’yı Alman güçleri istila eder. Ailesiyle Yahudi toplama kamplarına düşen Guida, oğlunu Alman askerlerinden saklar ve ona kampta tüm yaşadıklarını bir oyun gibi göstermeye çalışır.Oyunun sonunda bir de ödül vardır. Fedakarlığın kelime manasıdır babanın yaptıkları. Yoksa o ortamda hayat güzel değildir, güzel olan babanın çocuğuna olan sevgisidir.Bu büyük dram içerisinde bile ilk yarıda sizi güldürür ama ikinci yarıda artık II.Dünya Savaşı başlamıştır ve fazlasıyla duyguludur sahneler.Savaşın tüm korkunçluğu gözler önündedir. Roberto Benigni o baba rolüyle bütünleşmiştir adeta ve onun dışında kimse bu kadar gerçek oynayamazdı diye düşündürmektedir. Filmi izlerken politik duygularımızla ve filmin vermek istediği subliminal mesajlar olacağını düşünerek izlersek, bu söylediğim duyguları alamama ihtimaliniz de olabilir. 1998 yılında Cannes Film Festivali‘nde büyük ödül Altın Palmiye’yi kazandı. 1999’da ise 7 dalda Oscar’a aday olan Hayat Güzeldir, en iyi yabancı film, en iyi erkek oyuncu ve en iyi müzik dallarında 3 de Oscar kazandı.

Herkesin Keyfi Yerinde

Everybody’s Fine (2009)

Frank eşini kaybetmiş ve 4 yetişkin çocuğuyla yalnız kalmış bir aile babasıdır. Çocukları evden bir bir kopmuş, yeni hayatlar kurmuşlardır. Babalarıyla bir araya gelme sıklıkları gittikçe azalmıştır. Frank, aradan geçen yıllar sonunda ailesini tekrar toplamak istemektedir. Hasta ve yaşlı olmasına rağmen çocuklarının olduğu şehirlere tek tek gitmeye karar verir ve hikayemiz başlar.Şunu söylemeliyim ki, efsane Robert De Niro‘yu böyle bir rolde görmek sizi şaşırtabilir. Evet bir Hollywood filmi; yapaylık, samimiyetsizlik aranabilir ama bulmak mümkün değil. Sanki kendi babanızmış gibi Frank’ı izliyorsunuz. Adına ve afişine kanacağınız, lay lay lom izleyeceğim bir aile filmi olsun diyeceğiniz türden hiç değil. İlk sahnelerden öyle olmadığını anlıyorsunuz zaten. İzlerken dağılabilirsiniz yani, benden söylemesi. Ve babalar… Bu filmi yalnız izlemeyin, özdeşim kurup kendinizi üzebilirsiniz. Evlatlar da ‘en son babalar duyar’ parodisinden vazgeçsinler. Bu filmi ailecek izleyin ve sonrasında birbirinize sıkıca sarılın.

Benim Adım Sam (2001)

Sam Dawson’un beyninde bir gelişim problemi vardır bu sebeple 7 yaşında bir çocukla aynı zekaya sahiptir. Sokaklarda yaşayan evsiz bir kadından kızı olan Sam, çocuğuyla birlikte yaşamaktadır. Zihinsel engeline rağmen kimseye muhtaç olmadan hayatını idame ettirir. Mutlu bir hayatı vardır, ta ki kızı 7 yaşına gelene kadar. Artık işler değişmiştir ve kızı zeka olarak onu geçmektedir, görevliler kızını onun yanından alırlar. Ve Sam’in kızını geri alma mücadelesi başlar. Baba olmanın ne demek olduğunu anlatan, hatta baba olmayanların bile baba olmak istemesine sebep olabilecek bir film. İhtiyacımız olan tek şeyin sevgi olduğunu, evlat sevgisinin, katışıksız sevginin ne demek olduğunu anladığınız bu filmden etkilenmemizin en önemli sebeplerinin başında Sean Penn‘in hayranlık uyandıran oyunculuğu geliyor. Küçük yaşına rağmen Dakota Fanning de göz dolduruyor. Sadece filmde geçen diyalogları okumanız bile gözlerinizi doldurmaya yeter. Peçeteleriniz film boyunca yanınızda hazır bulunsun.

Bisiklet Hırsızları (1949)

Bir süredir işsiz olan Antonio Ricci yeni bir iş bulur. İş için bisikleti çok gereklidir ama bir gün afiş asarken bisikleti çalınır. Polise başvurduğunda da istediği yanıtı alamaz ve 10 yaşındaki oğluyla Roma’yı karış karış dolaşarak bisikletini bulmaya çalışır. Filmimiz II.Dünya Savaşı sonrası yoksulluk içinde ayakta kalma mücadelesi veren sıradan bir işçinin, umut ve umutsuzluğunu tüm gerçekliğiyle gözler önüne serer. Antonio’nun tek istediği sadece bir bisiklettir. Bir bisiklet bizim için ne ifade edebilir ki ? Ama o, sadece bir bisiklet ile ailesini geçindirebilecek, oğlunun istediklerini alabilecektir. Dönemin İtalyasının yaşadığı sefaletin boyutlarını siz düşünün. Son derece sade, hayatın ta kendisi, gerçek bir film var karşımızda. Yeni gerçekçilik akımının da öncüsü kabul edilen bu değerli filmi ve baba karakterinin verdiği mücadeleyi izlemeden geçmeyin.

Kramer Kramer’e Karşı (1979)

Başrollerinde Dustin Hoffman ve Meryl Streep’in yer aldığı en iyi film ödülü dahil, oyuncuları ve senaryosuyla pek çok ödül alan uyarlama bir film. Ted Kramer işinde başarılı bir babadır. Joanna Kramer bir gün -kendisini bulmak için- evi terk eder ve 6 yaşındaki oğullarını kocasına bırakır. Baba bir yandan işini sürdürmeye devam ederken bir yandan da daha önce hiç bu kadar zaman geçirmediği oğluyla birlikte bir hayat sürdürmeye başlar. Artık eve hem yemek getirmek hem de pişirmek zorundadır. Zaman ilerler ve artık işi ikinci plana düşmüştür. Fakat bir gün anne çocuğunu geri almak için mahkemeye başvurur.

Ailecek izlenebilecek buram buram sevgi ve birliktelik kokan bir film. “İyi bir ebeveyn olmak için illa kadın mı olmak lazım'” diyen bir baba var karşımızda. Ve aslında bir o kadar da fedakar bir anne. Kim haklı, siz karar veriyorsunuz izlerken. Diyalogsuz sahneler bile anlam yüklüdür. Eskilerde kalmış olmasına rağmen hala tazeliğini korur.

Umudunu Kaybetme

Umudunu Kaybetme ( 2006 )

Aynı ismi taşıyan kitap uyarlaması ve biyografi niteliğinde olan bu filmin başrolünde karşımıza Will Smith çıkıyor. Chris Gardner ailesini geçindirmek için çabalayan özverili bir babadır. Ama maddi zorluklara dayanamayan anne evi terk eder. Para kazanabilmek için her türlü işe başvuran Chris, popüler bir borsa şirketinde para almasa bile stajyerliğe başlar. Maddi güvenceleri olmayan baba-oğul oturdukları daireden de çıkartılınca, buldukları her yerde geceyi geçirmeye çalışırlar. Daha ne kadar zor olabilir ki dediğiniz yerde daha da zor durumlarla karşılaşan bir babanın, her şeye rağmen oğluna karşı olan babalık görevinden hiç taviz vermediğini görüyorsunuz. Filmin isminden de anlaşılacağı üzere, ana mesajımız “ne olursa olsun yılmamak”. Sıradan bir duygu yüklü baba-oğul filmi yok karşımızda. Hayata tutunmak var, yılmamak var, küçük sorunlarımızın önemsizliği var ve sevdiklerimiz için ayakta durmak var… Smith kendi oğlu ile oynuyor filmde ve o baba-oğul sevgisini bize gerçekten gösteriyorlar. Chris ile birlikte ağlıyor, işleri yolunda gittiği zaman “oley be!” diyorsunuz. Daha ne olsun ki…

Avaze gonjeshk-ha

Serçelerin Şarkısı ( 2008 )

İran sineması hele de Mecidi için ne diyebiliriz ki tek kelimeyle “samimi”. Devasa bütçeler yok; ama gerçeklik var, yanı başımızdakinin hikayesi var. Filmimizin başrol oyuncusu Rıza Naci, bu filmdeki performansıyla Berlin Film Festivali‘nde Gümüş Ayı ödülünü kazandı. Tahran dışında bir devekuşu çiftliğinde çalışan Kerim, bir gün bir devekuşunun firar etmesiyle işinden olur. İşitme engelli kızının cihazını tamir etmek için Tahran’a gider ve hiç beklemediği bir iş kapısı açılır. Artık Tahran ve evi arasında mekik dokur. Bir babanın ailesini mutlu etmek ve geçindirmek için girdiği mücadeleyi anlatan filmde baba, şehir hayatının karmaşasında çeşit çeşit insanla karşılaşır. Şehirden uzak yaşamış olmanın verdiği bazı temiz duyguları zamanla değişime uğrar, kapitalizm hayatlarına girmeye başlar. Mecidi diğer filmlerinde de olduğu gibi hayatın içinde, birilerinin yaşadığı ama bizim bilmediğimiz, belki de umursamadığımız bir yaşantıyı anlatıyor. Aslında küçük şeylerin ne kadar da kıymetli olduğunu, paylaşmanın ne büyük erdem olduğunu görüyorsunuz. Film bitsin istemiyorsunuz, hele bazı sahneler sizi fena sarsıyor. Yer yer duygulanıyor, yer yer gülüyorsunuz. Bu filmden sürpriz bozan vermemek için kendimi zor tutuyorum o yüzden sadece klişe de olsa, izlemeden ölmeyin diyebiliyorum.

Azap Yolu

Azap Yolu (2002)

Öncü gangster filmlerini saydıktan sonra içinde bir baba-oğul ilişkisinin analizinin de yer aldığı en güzel filmlerdendir benim için. Başrollerinde Tom Hanks ve Paul Newman’ı izlediğimiz filmde, tetikçilik yaparak hayatını kazanan Michael Sullivan, John Rooney için çalışmaktadır. Fakat Rooney’nin oğlu, babasına kendisinden daha yakın olan bu adamı kıskanır ve onu harcamak için türlü hesaplar yapar. Sullivan, hiç istemediği halde kendi oğlunun da olaya karışması sonucu tehlikeli bir çıkmaza düşer. Ve bundan sonra hikayemiz Sullivan’ın bir öç alma savaşında oğlunu korumak için girdiği çabayla devam eder. Oğluyla daha önce hiç bu kadar yakın olmamıştır ve baba-oğul birbirlerini daha yakından tanımaya başlar. Bu film hafızamızdan çıksa bile kapanış sahnesindeki repliği unutamayız herhalde. Babamız pis işler yapmaktadır ama neticede o bir ‘baba’dır. Tom Hanks’den görmeye aşina olmadığımız bir rol var karşımızda ama o Tom Hanks’dir, ustaca bir performans sergiler. Psikopat kiralık katil rolündeki Jude Law bizi psikopat olduğuna cidden inandırır. Filmin konusuna bakıp aksiyon yüklü bir intikam filmi beklemeyin. Bu filme sadece gangster filmi diyemeyiz; bir baba-oğul filmidir. Anlam yüklü diyaloglar ve sık denk gelemeyeceğimiz sahnelerin yer aldığı film Oscar’a 6 dalda aday oldu ve en iyi görüntü yönetmeni ödülünü aldı.

Babam ve Oğlum

Babam ve Oğlum (2005)

Çağan Irmak’ın en beğenilen filmlerinden olan Babam ve Oğlum, Türk Sinema tarihinde kendi türünde önemli bir yere sahip. Tam 12 Eylül 1980 tarihinde doğan, annesini kaybeden ve babasıyla yaşayan Deniz, bir gün babasıyla birlikte hiç tanımadığı dedesinin çiftliğine doğru yola çıkar. Babası ve dedesi senelerdir görüşmemektedir çünkü babası okumaya diye gittiği yerde dönemin siyasi olaylarına karışmış ve evlatlıktan reddedilmiştir. Deniz hiç tanımadığı bu insanlara, insanlar da ona yavaş yavaş alışacaktır. Her şey düzelmeye başlarken beklenmedik olaylar yaşanır. İçerisinde ideolojik ve toplumsal mesajlar bulabileceğiniz bir film olmakla birlikte baba-oğul arasına giren mevzuları, insanların sevgiye ve ilgiye duydukları açlığı kendi hayatlarımızla ilişkilendirebilmekteyiz. Hangimiz ailemizle sorunlar yaşamamışızdır ki, hangimizin babasıyla kavgalı olduğu zamanlar olmamıştır. Ama her şeye rağmen, kaç yaşında olursak olalım o babamızdır. Film, acının sarsıcı bir şekilde resmedildiği ender sahneler barındırır içinde. İzleyen herkesin hafızasına kazınır. Ve yine kah güldürür kah ağlatır. Çokça ağlatır… Hala izlemediyseniz, şu an yapacak önemli bir işiniz oldu demektir.

John Q

John Q (2002)

Başrolünde Denzel Washington’ın yer aldığı dram, gerilim türündeki filmimizde John Q’nun oğlu Mike bir gün maç sırasında fenalaşır. Kalbinde problem olduğu, kalp nakli gerektiği ve eğer nakil olmazsa kısa sürede öleceği öğrenilir. Nakil ameliyatı da oldukça pahalıdır. Maddi durumu yetersiz olan baba para bulmak için çok çaba sarf eder. Sağlık sektörünü, ”parası olmayan ölür” anlayışını eleştiren, kapitalist sistemin insanı nasıl zora soktuğunu gözler önüne seren film, normalde bir sineği bile incitmeyen bir babanın çocuğu için neler yapabileceğini göstermektedir. Gerilimi de, babanın çabasını da, dramı da hissedebileceğiniz bir film sizlerle.

En ‘Baba’ 10 Film (2)

Yorumlar

 
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up