Eleştiri: The Crown 2. Sezon

Diziler Eleştiri
Eleştiri: The Crown 2. Sezon

The Crown bizi üzmesin (yahut, “Yengeyle aranız mı bozuk sayın yazar?”)

Fatih Mutlu kaleme aldı.

Yıllar önce Gerçek Hayat dergisinde “… bizi üzmesin” diye bir yazı yazmıştım. Sevmek durumunda olduğum bir televizyon programının sevmediğim bazı taraflarıyla alakalıydı. The Crown’un beğenmediğim taraflarını yazmaya karar verdiğimde birden canlandı kafamda aynı başlık. Enteresan.
Evvelce burada da konuşmuştuk; on-line medya platformu Netflix’in “ağır oturaklı” dizi filmi The Crown, hayli beğendiğim bir yapım. Buna rağmen, ta Aralık 2017’de yayınlanan ikinci sezonunu bütünüyle henüz izlemiş olmam da enteresan.
Galiba şöyle oldu: Yeni sezonun ilk üç bölümü beni öyle çarptı ki, hepi topu on bölümlük bu şaheser namzeti çabucak bitmesin diye ağırdan aldım.
“Misadventure”, “A Company of Men” ve “Lisbon” başlıklı mevzubahis ilk üç bölüm; bir taraftan Elizabeth ile Philip’in çatırdayan evliliklerine odaklanırken, bir taraftan da İngiltere’nin İsrail’i dünyanın başına nasıl bela ettiğini anlatan sarsıcı bir tasarıma sahip. İlk sezonu itibarıyla, Büyük Britanya hükümetine politik itirazlarda hemen hiç bulunmayan dizinin, ikinci sezon açılışında böylesi cüretkar bir dil tercih etmesi epey heyecanlandırdı beni: Kocası Philip ile ilişkisini “eski hamam, eski tas” dairede sürdüremeyeceğini fark eden Elizabeth ve savaş sonrası yeni düzene ayak uydurmakta zorlanan İngiliz hükümeti… “Kraliçe” Elizabeth’in gölgesinde bunalan “Edinburgh Dükü” Philip ve “efsanevi Başbakan” Churchill’in gölgesinde bunalan “Başbakan” Eden… “Kadın cazibesi” ve “İsrail cazibesi”… Fevkalade enteresan.
***

Genel olarak, The Crown’un bu sezonu, Büyük Britanya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşadığı sancılı intibak sürecini resmediyor diyebiliriz. Nitekim, sözkonusu üç bölümün ardından gelen “Beryl”, “Marionettes”, “Vergangenheit” ve “Matrimonium” adlı bölümler de aynı temadan istifade ediyor.
Ayrıca, başlıktaki “… bizi üzmesin” kalıbını doğuran şeyler de adı geçen bu dört bölümde.
İzah edelim…
The Crown’un çoğunlukla sembolik anlatıma yaslanan ağır bir tempo benimsediğini, yanısıra; her bölümde biri politik, biri insani iki farklı hikayenin tematik şekilde birbirine bağlandığını tespit etmiştik. Hatta buradan yola çıkarak -iddialı olacak ama- dizinin hedef kitlesinin +30 yaş grubu olduğunu dahi söyleyebiliriz. (Daha da “iddialı” olmak gerekirse, “evlilik tecrübesine sahip +30 yaş grubu” demek bile mümkün.)
Ne var ki, ikinci sezonun orta bloğunda yer alan sözkonusu dört bölüm bu tarzın dışında ve daha önemlisi, başarısız tasarımlar arz ediyor. Gereksiz yere (hem de kendi ağır temposundan dahi) düşük tempo ve tek hikaye odaklı bölümler sanırım bu “başarısızlığın” sebeplerinden. Bununla alakadar bir diğer sebep olarak da, tarihi gerçekliği rahatsız edici ölçüde yoğun bir dille dizi hikayesine aktarma ısrarını/tercihini/baskısını sayabiliriz. (Başarısızlığın başlıca sebebi ise bambaşka bir yerde, kanaatimce; geleceğiz…)
Sonrasında “Dear Mrs. Kennedy” ve “Paterfamilias” adlı nefis bölümlerle yeniden şaha kalkan The Crown’un, final bölümü “Mystery Man”de bir kez daha Elizabeth-Philip güven bunalımı temasına tutarsızca döndüğünü de not edersek; dizinin on bölümlük ikinci sezon külliyatını yüzde 50 tatminkar addedebiliriz.
***

Gelelim şu bambaşka bir yerde duran başlıca “başarısızlık” nedenine…
Hep söylediğimiz: “Sen ancak kendi hikayeni anlatırsan eğer, o zaman herkesin hikayesini anlatmış olursun ve güzel olur.” Hikaye anlatmaya niyetlenmiş bir yazar, bir müzisyen, bir ressam yahut bir sinemacı; tattığı, bildiği, tanıdığı bir hissi eserine aktardığında gerçeğe yaklaşır çünkü -ve biz insanlar da gerçeğe meftunuzdur.
Diğer tüm iyi/doğru/güzel sanat eserlerinde olduğu gibi, The Crown’da da kimi bölümleri şaheser haline getiren ilke bu olsa gerek. “Kraliçe 2. Elizabeth’in tahta geçiş süreci ve tahttaki ilk yılları” gibi son derece sıkıcı bir bahisten böylesi ışıltılı bir anlatı başka nasıl çıkarılabilirdi ki?
Altını çizelim: “Kendi hikayeni anlat” meselesi, İngiliz birtakım sinemacıların İngiliz Kraliçe hakkında bir film yapması filan değildir. “Umulmadık bir anda ağır bir sorumluluk üstlenen” Elizabeth’i, “umulamadık bir anda ağır bir sorumluluk üstlenen” veya birine böyle bir sorumluluk yükleyen kişi/lerin anlatmasıdır. “İşi ile ailesi arasında bocalayan” bir karakteri, “işi ile ailesi arasında bocalayan” bir yazarın tasvir etmesidir. Veya, çalkantılı bir evliliği, çalkantılı bir evlilik yaşayan/yaşamış birinin en iyi/doğru/güzel anlatabileceğidir.
The Crown’un ikinci sezonuna dönersek… Vasat/zayıf bölümlerdeki “başarısızlığın” başlıca sebebini de burada arıyorum mesela. Anlattığı şey “kendi hikayesi” olmayan birinin sıkıcılığı vardı o bölümlerde zira. Ya da, “kendi hikayesinden” başkasını anlatmaya çabalayan herkes gibi klişelere mecbur kalan birinin özür beyanı… 7. bölüm Matrimonium’da, bizim “yasak aşk” temalı yerli dizilerin olmazsa olmazı “Ama ben hamileyim Sarp” klişesi bile kullanıldı; o derece… (Diğer tüm bölümlerin aksine, yine bu bölümde, dizi ekibinin can simidi bulmuşçasına ağır müstehcenliğe başvurması da bununla alakalı tabii.)
Öte yandan, “ilk üç bölüm nasıl bu kadar iyi/doğru/güzel olabildi”nin cevabını da aynı yerde arıyorum dolayısıyla. Dolayısıyla, günün birinde dizinin yazarı Peter Morgan’a denk gelirsem, “Biliyoruz ve üzgünüz üstad” diyeceğim, “Yenge’anımla bir zamanlar epeyce problem yaşamışsınız veya halen problemlisiniz; hayrolsun inşaallah…”
***

The Crown ekibi, dizinin üçüncü ve dördüncü sezonlarını peşpeşe yapacaklarını duyurdu. Yayın takvimi 2018-2019 olarak belirlenen ve başta Kraliçe 2. Elizabeth olmak üzere pek çok karakterde “oyuncu değişikliğine” gidilen yeni sezonlarda, Büyük Britanya’nın 1964-1974 yıllarına yoğunlaşılacağı tahmin ediliyor.
Her ne kadar, İngilizlerle çatıştığımız Kıbrıs Barış Harekatı’nın (1974) The Crown objektifinden nasıl yansıyacağını merak etsem de yeni sezonlardan asıl beklentim, dizi ekibinin ama bilhassa yazarının “kendi hikayelerinden” artık daha fazla uzaklaşmamaları. İtimat telkin eden ilk sezonun ardından yaşadığımız bu enteresan ikinci sezon tecrübesiyle hayli tedirginiz nitekim.

Twitter/FM_FatihMutlu

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up