Eleştiri: Ready Player One

Eleştiri
Eleştiri: Ready Player One
Ready Player One: Zamanın Ruhu

Sinema tarihinin en özel yönetmenlerinden biri olan Steven Spielberg, el attığı her işi layıkıyla yapan, çıtayı hep yükselten vizyoner bir isim. Tarihi – biyografik filmlerin yanı sıra özellikle fantastik bilim kurgularda üstüne yok. 71 yaşındaki bu ‘dinamik genç’ zamanı kaçırmayan, hatta gençlere yok gösteren işlere imza atıyor. Son işi Ready Player One bunun en güzel örneği.

Filmi ilk izlediğimde, Spielberg sanki benim için çekmiş dedim. Çünkü içinde çocukken oynadığım atari oyunları, sevdiğim filmler, süper kahramanlar ve dahası vardı. Geçmişe yapılmış curcunalı bir fantezi yolculuğu. Gelecekte geçmesine rağmen bu denli geçmişe saygı duruşunda bulunan bir filmi bulmak epey zor.

Spielberg filmleri izleyerek büyüyen Ernest Cline‘nin yazdığı romandan uyarlanan bu Spielberg filmi, klasik bir olay örgüsüne sahip olan, ana karakterinin yolculuğu ve dönüşümü tahmin edilebilir bir yapıda. Ancak onu özel kılan şey içindeki ruhu. Eserdeki sahicilik elbette romanın gücünden gelse de ortalama bir yönetmenin vasatın altında bir uyarlamaya imza atacağı film, Spielberg’in elinde kıymetli bir yapıma dönüşmüş. Zaten film de bu ruhun savaşı. OASIS denen sanal alemi güç için ele geçirmeye çalışan ve onun ruhundan anlamayan bir kötü ile tüm bu dünyaya samimiyeti ile bağlı bir gencin mücadelesi.

Ready Player One, gerçekliğin acımasızlaştığı her dönemde olduğu gibi insanların kaçtığı – sığındığı özel bir alanda geçiyor. İç karartıcı bir distopyada, yığınların, kayıp milyonlar diye adlandırılan genç kuşağın ortak fantezi dünyasında yaşanan bir var olma hikayesi Ready Player One. Açıkçası doğru bir gelecek tahmini gibi bir yandan da. Zaten Facebook, Twitter gibi sanal dünyaların vatandaşı olan bizler için olası bir OASIS‘in inşası neden mümkün olmasın ki? Film, bu açıdan tehlikeyi işaret ediyor ve geleceğe bir önizleme yapıyor bizler için. Film, tehdidin boyutunun resmederken didaktik olmaktan kaçınarak bir eleştiri aracına dönüşmüyor. Ancak görülmesi gerekeni de göstermeden edemiyor.

Şimdiki kuşak için anlamsız olsa da yaşı 30 ila 50 arasındaki bir seyirci için Ready Player One, ilk etapta kabaca bir define, birkaç izlemede ise içinde sayısız ‘sürpriz yumurta’ bulacağımız büyük bir hazine niteliğinde. 35 dev şirketten yüzlerce karakter için alınan lisanslarla karşımıza çıkan her kahraman, her obje film için verilen incelikli emeği gözler önüne seriyor. Mortal Kombat’ın Goro’sunun içinden çıkan Alien, Kubrick’in The Shining’i, Back to the Future’deki DeLorean, Demir Dev, Jurassic Park, King Kong, Batman, Atari 2600…. saymakla bitmez. Tüm bu nesne ve karakterleri bu uzun yolculukta doğru kullanan Ready Player One, ‘geekler’ için kutsallaşacak mükemmellikte.

Spielberg‘in Münich‘ten bu yana çektiği en iyi filmi olarak nitelendireceğimiz yapım, başroldeki Tye Sheridan ve Olivia Cooke‘nin eşsiz performansı ile de dikkat çekiyor. Ben Mendelsohn‘un performansı o kadar göz doldurmasa da bu ortalama kötü karakterin motivasyonuna hizmet edecek ‘ortalamada’. Mendelsohn‘un buradaki performansı Dark Knight Rises‘teki Dagget karakterini anımsatmıyor değil.  Mark Rylance‘nin dijital karakteri Anorak ise bize Gandalfvari bir kahraman olarak selam ediyor ve izleyende sempati uyandırıyor.

Çoğunluğu sanal alemde geçen filme bu açıdan da müthiş bir emek harcandığı aşikar, bu kadar kısa sürede iki ‘dünyada’ da çekilen Ready Player One, devasa aksiyona, eğlenceye ve ruha sahip tekrar tekrar seyredilecek kaliteli bir Spielberg filmi.

Twitter/SerkanBastimar

Serkan Baştimar

Serkan Baştimar

Yayın Yönetmeni at Sinefesto
Serkan Baştimar

Latest posts by Serkan Baştimar (see all)

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up