Eleştiri: Kral Arthur Kılıç Efsanesi

Eleştiri Serkan Baştimar
Eleştiri: Kral Arthur Kılıç Efsanesi

Uzunca bir süredir soğumaya bırakılan bir efsane yeniden beyaz perdede. Çoğu kişinin zahmet ve masrafından kaçındığı Kral Arthur, yönetmen Guy Ritchie‘nin imzası ile vizyona geldi.

6 filmlik bir seriye dönüştürülmesi beklenen Kral Arthur, destanın doğuşunu anlatarak startı verdi. Açıkçası, filme karşı garip duygular içerisindeyim. Aynı hikayeyi anlatan 1981 ve 2004 yapımı Excalibur ile King Arthur‘dan aşırı derece farklı bir Kral Arthur var karşımızda. Farklı kelimesini olumlayamadığımı da üzülerek söylüyorum.

İlk olarak şunu söylemek isterim, doğuştan fantastik bir öyküyü daha da fantastik bir duruma getirmişler. Yani karşımızda Yüzüklerin Efendisi ayarında, hatta onunla yarışacak çeşitlilikte bir yaratık popülasyonu var. Devasa yılanlar, ahtapotlar vs. bu türü sevenleri doyuracak ayarda. (Hatta kılıçla yüzüğü yer değiştirirsek alternatif bir Orta Dünya hikayesi bile ortaya çıkabilir) Ancak yeşil ekran teknolojisi inandırıcılığı büyük ölçüde zedelemiş. Son olarak Assassin’s Creed‘de bu hataya düşüldüğünü gördük. Efektleri saklamak için filmi karanlık ve dumana boğmuşlardı. Tam olarak Arthur’da böyle olmasa da genel atmosferi seçebilmek için insan eliyle dumanı dağıtmak istiyor sıklıkla.

Gelelim hikayeye, Merlinsiz bir Kral Arthur ile karşı karşıyayız. Yuvarlak masanın arifesinde yaşananlar, kayaya saplanmış kılıç ve iktidar peşinde bir amca. Film, bir başlangıç hikayesi olarak görkemli ve iddialı. Jude Law‘ın iktidar hırsı ile her şeyi feda eden karakteri Ridley Scott‘un Gladyatör‘ündeki Commodus ile akrabalık kurarken yine aynı yapımdaki Maximus ile Arthur ve Troy‘daki Aşil arasında akrabalık derecesinde bir yakınlık var. Epik öykülerin temelindeki nedenler birbirine zaten oldukça yakınlar.

Suç filmlerindeki ustalığı ile bilinen yönetmen tam da bu nokta kendi üslubunu devreye sokup Arthur ve çevresindeki arkadaşlarını sempatik İngiliz çetesine benzeterek Arthur’a ‘Ritchie’ imzasını çakıyor. Bu yönüyle film Robin Hood Hırsızlar Prensi‘ne evrilirken, film ani hızlandırmalar ve yavaşlatmalarla yine Ritchie’nin yönettiği Sherlock Holmes‘in izlerini taşıyor. Her şey olmayı başaran Arthur’un tek eksiği kendi olmaması. Türlü yemeği gibi, tek tencerede her şey var; ama bir şey eksik: Lezzet.

Oyuncu seçimi bakımından yerinde tercih yapıldığını söyleyebiliriz, yeni nesil Brad Pitt, Charlie Hunnam‘ı daha çok ve sık göreceğiz orası kesin. Jude Law‘ın canlandırdığı anti kahraman ise kötü adamlık mertebesine yeni bir şey eklemiyor; ama idare ediyor. Kostümler sanki Roma’daki bir defileden topluca sipariş edilmiş gibi.

Sadede gelecek olursak; bu yeni nesil Kral Arthur devasa görünen bir balon. Tatmin edici yanları olsa da genel olarak benzer yapımlardan sıyrılıp öne çıkacak özelliklere sahip değil, vakit geçirmek için ideal; ama zaman en önemli servetimiz.

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up