Eleştiri: Dünyanın Bütün Parası – All the Money in the World

Eleştiri
Eleştiri: Dünyanın Bütün Parası – All the Money in the World
Yurttaş Kane’nin Torunu Kaçırılırsa

Ridley Scott’ın konusu kadar kendisi de sansasyonel olmayı başaran yeni filmi All the Money in the World nihayet vizyonda. Oscar yarışında itibarı zedelenen film, ödül şansını bu yıla erteledi.

Başrollerinde Christopher Plummer, Mark Wahlberg ve Michelle Williams‘ın olduğu film, biyografi türünde. Bir yanı süper bilimkurgular ve epik destanlar diğer yanı ayakları yere basan gerçekçi filmlerle süslü usta yönetmen Ridley Scott, işini seven ve üretken bir isim. All the Money in the World onun bu dünyaya verdiği taze meyvası.
Film, açılış sekansı ile siyah beyaz filmlere bir selam ettikten sonra direkt mevzuya dalıyor ve hızlı bir tempo ile sona doğru ilerliyor. All the Money in the World ilk bakışta sanki Citizen Kane‘nin evreninde geçen ve Charles Fosters Kane’nin torununun kaçırılması ihtimali üzerinden hareketle çekilmiş bir filmi andırıyor… Film boyunca yapılan görsel göndermelerin yanı sıra Jean Paul Getty‘nin çizdiği karakter ve gösterdiği tutumlar Yurttaş Kane‘nin bir kopyası adeta. İhtiyar Getty‘nin olduğu her sahnede bu duygu öne çıkıyor. 
 
Filmden Kevin Spacey‘in çıkarılıp yerine usta isim Christopher Plummer‘in konulması da bence isabet olmuş. Scott, filmi yeniden çekmiş kadar olurken kurguda elbette sıkıntılar yaşamış, ancak film rengini ve temposunu yitirmemiş. Plummer‘in yaş itibariyle dış görünüşü, Spacey‘in makyajdan görünmeyen mimiklerine göre epey inandırıcı olmuş.
 
All the Money in the World insanın sahip olduklarının bir süre sonra kendisine sahip olduğunu anlatıyor özetle. Paranın huzuru getirmediğini ve her zenginliğin ardında onun kölesi bir insanın olduğunun altını çizen yapım bu duygusu ile oldukça etkileyici.  Bir servetin üzerinde oturan Jean Paul Getty‘nin para ile arasına hiçbir şey koymaması, hiç ölmeyecek gibi yaşayarak son nefesine kadar borsayı takip etmesi ve bir yandan da obje – tablo fetişizminde uç noktalarda dolaşması karakterin içini dolduruyor. Ama yukarıda da dediğim gibi Getty’nin Kane’nin Xanadu’sunu andıran büyük ev hayali ve Vermeer  tablolarına düşkünlüğü her defasında Welles’in orijinal karakterini hatırlatıyor. Bir yandan ise kanının asilliğinden emin olan Getty’nin kendi çocuğu ile arasına yıllar süren bir iletişimsizliği yerleştirmesi karakteri tutarsızlaştırıyor. Bunun gerçekte yaşanabilirliği inandırıcı olurken filmde bu ilişki ‘temelsiz’ olduğu için göze çarpıyor. 
 
Getty’nin karakteri, bazı sahnelerle altı çizilerek kabul görürken ailenin diğer bireyleri ya da Mark Wahlberg‘in canlandırdığı Fletcher Chase tipi derinlik kazanamıyor. Scott, öykünün odağına hangi karakterleri yerleştireceğine sanki karar verememiş gibi. Hele ki ‘kötü adamlar’ tel tel dökülüyor.
Birkaç etkileyici sahnenin dışında film vasatın üstüne çıkamıyor, Scott‘ın imzasını taşıyan bir kanıt da ortalarda görünmüyor zaten. Adam kaçırma, rehine filmleri sevenler için bir nebze tatmin edici olabilir, ama film Scott‘ın Gladiator, Alien ve Blade Runner gibi a sınıfı işlerinin yanından bile geçmiyor. Scott filmografisinin zayıf halkası olsa da haftanın en iyilerinden biri olmayı başarıyor.
Twitter/SerkanBastimar 
 Filmin kadrosu ve fragmanı için tıklayın  

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up