Eleştiri: Daha Filmi

Eleştiri Manşet
Eleştiri: Daha Filmi

Zulüm; kimse zalimlik yapmayınca biter, mazlumlar dahil.*

Oyuncu kimliği ile tanıdığımız Onur Saylak‘ın yönetmenlik sularındaki ilk büyük kulacı Daha, Türk sinemasının durgun ve sığ zamanında iyi bir dalgalanmaya neden oldu. Uluslararası Adana Film Festivali’nde gösterimi büyük ilgi gören yapım, büyüklüğünü salon çıkışında da göstermiş, herkes salondan yüzlerinde yumruk yemişçesine bir ifadeyle çıkmıştı. Onlardan biri de bendim.

Hakan Günday‘ın romanından perdeye uyarlanan film, sinemamızdaki uyarlama filmler ‘zincirine’ de iyi bir halka ekledi. Bir büyüme hikayesi olmasının yanı sıra mülteci konusuna da gerçekçi ve tarafsız yerden bakabilmeyi başaran yapım, bir koltukta iki karpuz taşımayı, ikisini de kırmadan sofraya koymayı başarıyor.

Ana karakter olarak geleceği için bir şeyler yapmayı planlayan 14 yaşındaki Gaza’yı odağına alan Daha, ortalama her insanın verdiği bir varoluş mücadelesini anlatıyor. Büyürken acı çekenlerin hayat maçındaki ilk raundunda tıpkı herkes gibi Gaza’nın da karşısına hemcinsi ebeveyni çıkıyor ve Gaza, kendisine biçilmiş kaftanları, babasının olmasını istediği şeye (aslında her ebeveyn gibi kendisinin olamadığı ya da olup da hayrını göremediği şeye) karşı savaşıyor. Savaş sürerken araya giren ağabeyler, ebeveyn olmayı reddedip kenarda köşede ‘mücadeleden vazgeçenler’ Gaza’yı bu savaşta biraz olsun motive ediyor.

Daha, Türkiye’nin Oscar yolundaki en önemli adaylarından biriydi, ama bir oyla aday adaylığını Ayla‘ya kaptırdı. Ayla, zaten en başından Oscar için hazırlanmış bir proje idi ki, Daha’nın sıkı bir film olduğu göze görünmedi, hatta mülteci konusundaki gerçekçiliği Türkiye’nin mülteci politikasına ters düştüğü için bir ‘imaj koruma hamlesi’ olarak da film Oscar’a gidemedi bile diyebiliriz.

Daha

“İnsanın kullandığı ilk alet bir başka insandır.”

Mülteci konusunu ajitasyona, duygu sömürüsüne başvurmadan çırılçıplak bir gerçeklik içinde yansıtan Daha, zulmün, acımasızlığın her daim daha fazlasının olacağını, insanın insana insanlık dışı davranışının ‘yaratıcı bir şekilde’ sürüp gideceğinin altını kalın uçlu bir kalemle çiziyor. Yukarıdakiler, aşağıdakiler; yani her daim pozisyon değiştirebilecek olan bizlerin elimize fırsat verildiğinde nasıl bir caniye dönüşeceğimizi kara aynada gösteriyor. Kötülük bir tercih, öğrenilen bir şeydir diyor Daha. Başlarda baba-oğul ilişkisi gibi başlayan öykü, dakikalar geçtikçe kan bağından ziyade usta – çırak ilişkisine dönüyor. Çırak, ustayı, hayatı her şeyi kenara bırakıp ‘daha’ başka bir zalime dönüşüyor.

Kitabın bire bir uyarlaması olmayan yapım, öykünün çarpıcılığını renk seçiminden ışığa, kamera kullanımından kadrajlara kadar her detayda daha da etkili hale getiriyor. Bu çarpıcılık özellikle Gaza karakterine hayat veren Hayat Van Eck‘in performansı ile de taçlanıyor. İlk oyuncuk denemesinde (bildiğim kadarıyla) zor bir rolü üst bir performansla süsleyen Hayat, filmde ışıl ışıl parlıyor. Ahmet Mümtaz Taylan ise üzerine yapışmış ‘babacan’ yaftasını güç de olsa atlatabilmiş. Az ama öz görünen Tuba Büyüküstün de ‘gerçekten’ gerçekçi. Kadronun kalanı da hakeza öyle.

Oyuncuların yönetmenlik denemeleri çoğunlukla hüsranla sonuçlanıyor, ilk filmlerse yönetmenler için sancılı. Onur Saylak, bu iki ‘beladan’ sıyrılarak sıkı bir filme imza atıp oyuna güzel bir yerden başlamış… Kaba komedi istilası altındaki salonlarda böylesi bir filmi bulmak zor; böylesi bir Daha zor gelir.

 

*Bana Bir Şeyhler Oluyor

 

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up