Eleştiri: Ayla Filmi

Eleştiri
Eleştiri: Ayla Filmi

Adını önce kadrosu ile ardından da Oscar söylentileri ve adaylığı ile duyduğumuz Ayla için söyleyebileceğim ilk söz; “nihayet birileri kendi ülke tarihimize bakıp bizim öykümüzü anlatmayı akıl etti” olur. Aslında daha önce Ertuğrul 1890  ile bu hareket başlamış; ama hamasi ve yapmacık bir filmle karşılaşınca sükut-ı hayalden başka bir şey elimize geçmemişti. (O filme dair yazdıklarımı da şuradan okuyabilirsiniz.) İstanbul’un fethini anlatan 1453 gibi zırvaları saymıyorum elbet.

Ayla, gerçek ve duygusal dozu epey aşırı bir hikayenin beyaz perdeye uyarlaması. Devlet desteğinin esirgenmediği bütçesi ile belli, kadrosu ile de tam onaylı. Başrolünde İsmail Hacıoğlu ve Ali Atay var.

Ayla için söyleyeceğim ikinci söz ise bu film Türkiye’nin 90. Oscar ödülleri için sıkı ders çalışıp hem yerel kodları hem de ulusal kodları birleştirdiği bir dönem ödevi gibi. Örneğin çok uluslu. İçinde bolca Amerika ile müttefiklik mevzuları var. Şu aralar vize krizi yaşansa da. İkincisi tarihi, epik, duygusal olmanın yanı sıra hem bireylerin hem de milletlerin öyküsünü barındırıyor. Son gönderdiğimiz Kalandar Soğuğu‘nun klas sanat formunu barındırmıyor ya da Kaan Müjdeci’nin Sivas‘ı gibi de minimal, yöresel ve amatör-samimi de değil. Ayla, sanki biraz Er Ryan’ı Kurtarmak, biraz Pearl Harbor ve biraz da Çağan Irmak’ın Babam ve Oğlum karışımı gibi. Yani gişeye ve ‘genel izleyiciye’ hitap ediyor. Yani, Hollywood’un ta uzaklardan getirip bize pazarladığı öykülerin bir benzeri var karşımızda.

Gerçek bir hikayeden uyarlanan bir filmi başarılı yapan nedir? Gerçeği, gerçekten yansıtması mı yoksa kurmaca ile duygu tonunun abartılıp seyirciye pazarlanması mı? Ayla’ya baktığımızda hatırımda kalan en güçlü şey boğazımın defalarca düğümlenip için için ağlamaktı. Büyük ihtimalle filmdeki Süleyman Astsubay ile Koreli Ayla arasında gerçekleşen birçok şey gerçek hayatta yaşanmadı; ama yaşananlar da belki daha da duygusaldı. Ancak perdede yansıtılan gerçeklik çarpıcı ve göz yaşartıcı.

Ayla‘da gerek televizyon gerekse beyaz perdede rüştünü ispatlamış her nesilden oyuncu var. Ama her nedense Ali Atay filmde bir adım önde gibi. Karakteri filmin dostluk ve komedi ayağını temsil eden Atay, üstüne yapışan Mecnunluktan sıyrılıp samimi ve inandırıcı bir performansa imza atıyor. 

Süleyman Astsubay’ın yaşlılığını canlandıran Çetin Tekindor ise Babam ve Oğlum‘daki gibi önceki rollerinin bir benzerini burada icra ediyor. İsmail Hacıoğlu’na gelince makyajı biraz sırıtsa da Hacıoğlu Süleyman astsubaylığın üstesinden gelebilmiş. Küçük Kim Seol çocuk Ayla’nın o kırılgan sevgiye muhtaç ve sevimli hallerini oldukça inandırıcı bir şekilde canlandırıyor.

Kostüm, sanat yönetimi bakımından ortalama bir yere konulabilecek olan Ayla, görüntü yönetiminde de daha önce denenmiş ve takdir edilmiş ya da herkesin kabul ettiği formülleri kullanmayı tercih etmiş. Yani aslında filmin abartılı duygusal tonu ile uyumlu bir görüntü yönetimi var.

Filmin göze çarpan kötü yönleri de yok değil. Yan karakterlerin tiyatrallığı (örneğin kekeme asker) ve Amerikan karakterlerin ağzından çıkan hamasi Türk milliyetçiliği kokan cümlelere hiç gerek yoktu. Bazı sahnelerdeki dekorların acemice ya da özensizce hazırlanması da göze çarpan diğer kusurlardan.

Ayla filmi olumsuzluklara rağmen vaat ettiği şeyi yerine getiriyor. Salonda gördüğüm herkesi ağlatan film gücünü ispat ediyor. Oscar değilse de gişede ödülünü alır gibi. İyi bir sevgi, iyi bir baba-kız filmi. Hele ki süresini 90 dakikaya kısaltsalar tadından yenmezdi.

 

 

Serkan Baştimar

Serkan Baştimar

Yayın Yönetmeni at Sinefesto
Serkan Baştimar

Latest posts by Serkan Baştimar (see all)

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up