Eleştiri: Ailen – Covenant

Eleştiri Manşet Serkan Baştimar
Eleştiri: Ailen – Covenant

Alien serisi tam dibe vurmuşken 2012‘de çekilen Prometheus, hem serinin en başına bizi götürmüş hem de müthiş bir zıplama ile Alien’e karizmasını yeniden kazandırmıştı.

‘Yaradanını’ arayan insanın çok uzak diyarlardaki arayışında kendi sonunu bulması gibi felsefi bir mevzuya dalan Prometheus, zaten adıyla da mitolojik bir karizma edinmiş, çölleşme ve erozyonla mücadele eden bilim kurgu ve gerilim türüne de canlılık getirmişti.

Büyük filmlerin yönetmeni Ridley Scott‘un öz çocuğu Alien’in devam filmi için neredeyse 5 yıl bekledik. Beklediğimize değecek bir şey var mıydı derseniz, pek de olumlu şeyler yazamayacağım.

Aslında açılışı epey de fiyakalıydı. Sanat, felsefe ve din üzerine görkemli bir konuşma…İnsanlığın geleceğini başka bir gezegene taşıyan Covenant‘ın birinci kaptanının hayalindeki gibi göl kenarında güzel bir evin içinde. Tüm ve en önemli kısım bu: ‘Yaradanı’nı gör(e)meyen insanın tasarladığı robotun, sahibinin durumuna acıması ve onun erkine boyun eğmemesi. İnsanın acziyetine, aşkın gören gözlere ihtiyacının olmadığını bilmemesine dair müthiş bir başlangıç.

Açılışla aklımızı başımızdan alan Covenant, daha sonra yavaş yavaş bizi kendine getirmeyi maalesef ki başardı. İlk filmin üstüne bir şey eklemeyen Covenant, Jenga tahtaları gibi Prometheus‘un da en güzel yerlerini bir bir çıkardı. Elde kalan, azıcık gerilim ve sığ bir yaratık filmi. Bir yerlerden Predator çıkacak diye beklemedim değil; yani o kadar ki B film.

Alien: Covenant

Katherine Waterston’un canlandrıdığı Daniels karakteri Ripley’in bir kopyası sanki.

Ridley Scott, açıkçası bu defa Alien‘i boşlamış gibiydi. Sanki daha önce denediği ve işe yarayan ‘trickleri’ sahaya sürmüş, Yine kadın kahramanı ön plana çıkarmış ve Sigourney Weaver‘in oynadığı Ripley’i bir kez daha diriltmiş gibiydi. Jean-Pierre Jeunet‘in yönettiği dördüncü filmin gemi içindeki kovalamacaları aralara serpiştirmiş ve biraz da dini motifler kullanılmış: Alın size yeni Alien!

Peter Weyland’ın (Guy Pearce) başımıza belası Walter bu defa David olarak karşımıza çıkıyor. Adını Michalengelo‘nun Davut heykelinden alan David (Michael Fassbender) insanın acınası durumunu fark edip tasarlanmış bir robotluktan, tasarlayan bir ‘yarı tanrı’ olmayı tercih ediyor. ‘Tekinsiz Vadi‘nin bu tekinsiz kötü adamı filmde Alienlerle birlikte insanlığın geleceğine balta indirmeye çalışıyor.

Bu hafta vizyona giren Kral Arthur: Kılıç Efsanesi ile Alien Covenant‘ın yönetmenleri değişseydi nasıl olurdu diye epeyce de merak etmiyor değilim. Epik filmlerde rüştünü ispat eden Scott, Alien projesini Guy Ritchie‘ye devretseydi, tadından yenilmez bir işin ortaya çıkma ihtimali epey yüksekti.

Uzun lafın kısası, Alien: Covenant 90’lardaki yaratık filmlerinin izinden giden, atmosferi ile bilim kurgu türüne giren ortalama bir gerilim filmi. Sadece makyajı iyi, bu da onu üst sınıfmış gibi gösteriyor. Alien serisinin ya da bu türün sıkı takipçisi iseniz tercih edilebilir; ama seriye buradan başlayan ve ne olduğundan habersizseniz sizi pek de açmayabilir.

Serkan Baştimar

Serkan Baştimar

Yayın Yönetmeni at Sinefesto
Serkan Baştimar

Latest posts by Serkan Baştimar (see all)

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up