Eleştiri: Ahlat Ağacı

Eleştiri Manşet
Eleştiri: Ahlat Ağacı
Nefret Ettiğine Dönüşür İnsan

Nuri Bilge Ceylan, yeniden sinemasının köklerini saldığı topraklarda, taşrada. Bu defa kısıtlı imkanlar, amatör oyuncularla değil, bütçesi sağlam, oyunculuğu meslek edinmiş isimler ve teknolojik imkanların esirgenmediği bir filmle.

Ahlat Ağacı, ilk bakışta memleketine dönen ve düştüğü bu ‘kuyudan’ çıkmaya -ya da en azından kuyunun üst kısımlarına sıçramaya- çalışan ‘yarı aydın’ bir gencin arayışını odağına alıyor. Daha derine bakıldığında ise sancılı, kökü iyi salınmamış ve kopmuş kuyruklar gibi, acısı değilse de yokluğu devam eden bir baba – oğul ilişkisinin çetrefilli hikayesi. Ceylan, filmin temellerini içinde çokça nefretin, affın ve her ferdinin arasında ‘farklı işleyen hukuk türlerinin’ kabul gördüğü aile kurumunun içine, öğretmen bir baba ve yeni mezun bir oğulun arasına atmış. Ardından yükselen bina ise, taşrada, o çok uzakta, zamanın hiç geçmediği mekanlarda yaşayanların iç sıkıntılarına, dertlerine ve arayışlarına komşu oluyor.

Nuri Bilge Ceylan, geçmişten günümüze Türk sinemasının en önemli isimlerinden biri, kuşkusuz dünya sinemasında da çok özel bir yere sahip. Şu son Cannes mevzularından sonra aramıza uzaydan gelmiş Süperman muamelesi yaptığımız, filminin ödül almamasına ise içimizde travmaya neden olmuş eski Eurovision sancıları ile tepki verdiğimiz Ceylan, önceki filmlerinin övgülerine aldırmaksızın, kendini geliştirerek her filminde yine kendi eliyle yukarıya taşıdığı çıtayı bu filmde de yükseltmiş. Şöhretin ve takdirin ‘doyurmadığı’, mükemmelin ve sahiciliğin ismidir Nuri Bilge Ceylan.

Ceylan‘ın kamerası uzunca kaydettiği manzaralardan, geniş açılarda ağır ağır yürüyen, az konuşan karakterlerden, artık bir şeyler söyleyen, sıkıntılarını dile getiren – tartışan insanlara yönelmiş. Ahlat Ağacı’nda NBC‘nin kendine özgü kusursuz fotoğraf kadrajları ve durgun planları, yerini takip kameralarının devreye girdiği, uzun tiratlarda zaman zaman karakterin bakışından izlediğimiz sahnelere evrilmiş. Bunun sinyalleri Bir Zamanlar Anadolu’da filminde verilmeye başlamış ve Kış Uykusu‘nda da temelleri atılmıştı. Ahlat Ağacı’nda göze çarpan başka bir şey ise önceki filmlere göre teknik bir takım değişiklikler. Kamera markasını değiştiren yönetmenin bu filminde kurgu – montaj bakımından da gözle görülür bir farklılık var. İncelikli geçişler yerine asimetrik kamera hareketleri, devamlılık sorunları ve zıplayan kesmeler bu kusursuzluk içinde sırıtan, fakat filmin verdiği duygu içinde çok da rahatsız etmeyen bir takım pürüzler.  (Bunların biraz da filmi Cannes’e yetiştirme çabasından kaynaklandığını düşünüyorum)

Ahlat Ağacı, roman estetiğinde çizgiye sahip ‘konuşmalı’ bir yapım. İnandırıcı karakterlerin yanı sıra dolgun diyalogların da göze çarptığı Ahlat Ağacı, Ceylan‘ın kusursuzluk arayışındaki en önemli duraklardan. Her karaktere bir hikaye yazmaktansa onları gerçek bir bedene ve sahici cümlelere kavuşturan yönetmen, izleyeni taşrada ve de her yerde geçerli olacak, zaman zaman kısır döngüyle bitse de ciddiyeti su götürmez mevzulara – tartışmalara misafir ediyor. Doğu Demirkol‘un canlandırdığı Sinan karakteri, sıkışıp kalmışlık içinde dolanırken adeta bir sohbet yolculuğuna çıkarıyor izleyeni. Ve ilk durakta aşk ile başlayan bu yolculuk, inanç, taşra aydınlığı, tüccarlık, baba-oğul ilişkisi gibi konularla sağlam bir şekilde ilerliyor. Roman dilini derinlemesine hissettiren Ahlat Ağacı, karakteri de ilk kitabını henüz yazmış bir genç yazar adayı seçerek bunu daha da perçinliyor. Renk, planlar ve metaforlar, karşımızda görüntülü bir romanın aktığını hissettirirken, diyaloglardaki çokça edebi alıntı da bu duyguya hizmet ediyor. Zaman zaman kitabi cümleler bazı karakterlerin üzerinde eğreti dursa da filmin geneline tesir eden bir çiğlik olmadığı için bu bir sorun teşkil etmiyor.

Ahlat Ağacı, Ceylan‘ın oyuncu yönetiminde zirve yaptığı bir film olmuş. Murat Cemcir, Doğu Demirkol ve Serkan Keskin gibi komedi ağırlıklı işlerde bulunan isimleri ‘ciddiyetli’ bir karaktere dönüştüren Ceylan, özellikle Cemcir ve Demirkol ikilisinin canlandırdığı karakterleri net çizgilerle sınırlarını belirlemeyip muğlak, sevgi ya da nefret uyandırmadan ayakları yere basar şekilde tasarlamış. Sinan karakterinin Ceylan’ın İklimler’de kendi oynadığı İsa’ya kıyafetine kadar benzerliği ise gözden kaçmıyor değil.

Ahlat Ağacı, bir şekilde köklerine küsmüş, şekilsiz, pek de sevgi dolu sayılmayan bir ağaç gibi, soruları ve arzuları olan hayata dışarıdan, insanlara öfkeyle bakan bir gencin hayatının bir kesiti. Nefret ettiği şeye dönüşen, kuyuların başında susuz kalan erkeklerin, nesillerin döngüsü. Ceylan‘ın metafor olarak Tarkovski, diyalog olarak da Bergman sinemasına göz kırpıp selam verdiği filmi akıcı bir ‘kalın’ kitap.

Muğlak sonu, mizahı ve karanlığıyla takdire şayan Nuri Bilge Ceylan sinemasının en iyisi olmasa da iyilerinden olan Ahlat Ağacı, Canneslerde, her yerlerde 15 dakika alkışlanmayı hak eden, sinemamızın yüz akı bir yapım.

Fragman için tıklayın

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up