Elbette ki Sherlock’la Beraber Dizi de “Olgunlaşacaktı”

Diziler Eleştiri Fatih Mutlu

fatih

 

 

 

Üç yıllık aradan sonra, dizi film “Sherlock”un dördüncü (ve belki de final) sezonu yayınlandı. Takip edemedim ama denk geldiğim kadarıyla, dördüncü sezonun “Sherlock fanlarını” neredeyse hiç tatmin etmediğini görüyorum. Eleştirilerin odak noktası, kabaca söylersek, Sherlock karakterinin “fazla insani” şekilde tasvir edilmesi.

Şöyle bir toplu sonuçları alalım…

İlk sezonda, karakter-olay örgüsü terazisinde olay örgüsünün çok ağır bastığı, final bölümündeki küçük bir espri dışında, karakterlerin iç dünyalarını (yani çelişkilerini, arzularını, moral güçlerini, zaaflarını… “akıl” dışında insanı insan yapan şeyleri) yansıtan hemen hiçbir ciddi durumla, olayla karşılaşmadığımız bir yapı vardı.

İkinci sezon, karakter-olay örgüsü bağlamında dengeli, göz alıcı bir bölümle (“A Scandal in Belgravia”) açılmıştı. Devamındaki iki bölümde yine dengesizlik öne çıksa da ilk sezona kıyasla, karakterlerin “karakterleriyle” hikayeye daha çok tesir ettiklerini görmüştük.

Üçüncü sezon ise, bir bütün olarak bu dengenin tesis edildiği, karakterlerin olay örgüsünü, olay örgüsünün karakterleri şekillendirdiği ideal bir sezon olarak belirmişti. “Dünyanın en büyük sosyopatlarından biri” olarak tanımlanan Sherlock karakterinin -müspet manada- büyük dönüşümü (olgunlaşma süreci) de bu sezon başlamıştı.

DAHA KARMAŞIK OLAYLAR, DAHA KARMAŞIK BAŞKARAKTER

Dizinin yapımcıları “Sherlock”a başladıklarında iki temel meseleyle ilgilenmek durumundaydılar; her biri bir öncekinden daha karmaşık hikayelerden müteşekkil bir olaylar zinciri tasarlamak ve başlıca karakter Sherlock’un -bu zincirle etkileşim halinde- dönüşümünün gerçekleştirilmesi (Çünkü “hikaye anlatıcılığının” bir alt kolu olarak sinemacılığın da en temel gereği budur. Bir hikayeyi bir karakter üzerinden takip ederiz; karakter hikayeye yön vermezse, hikaye de karakterde iz bırakmazsa, anlatılan şeyle irtibatımız bir havai fişek gösterisiyle kurduğumuz irtibatı geçemez.) “Sherlock”un yapımcılarına düşen, bu iki meseleyi peyderpey birbirine yaklaştıracak bir yol haritası çizmekti -ki, hikayenin “tür”ünü (kabaca, “gerilim” diyelim) ve hikayeyi sırtlayan başkarakterin duygulardan soyutlanmış bir adam olduğunu vurgulayarak, bunun hayli zorlu bir süreç vaat ettiğini de belirtmeliyiz.

Nihayet, yukarıda ana hatlarıyla tarif ettiğimiz üzere, üç sezon boyunca bu sürecin büyük ölçüde başarıyla yürütüldüğünü gördük.

sherlock-dizi

Somutlaştırırsak…

İlk sezonda, başlıca karakterler Sherlock ile John tanışıyorlar, birlikte çalışmaya başlıyorlar ve sezon finalinde aralarında net bir güven ilişkisi tesis ediliyor: Tehlike karşısında her iki karakter de birbirileri için canlarını riske atıyor (1×3, “The Great Game”). Ayrıca, Sherlock’un önüne, uykularını kaçıracak kadar güçlü bir düşman konuyor: Moriarty.
İkinci sezonda, Irene Adler üzerinden, Sherlock karakterine sert şekilde müdahale ediliyor (2×1, “A Scandal in Belgravia”). Sezonun ikinci bölümü olan “The Hounds of Baskerville”da başlıca karakterler Sherlock ile John arasındaki ilk ciddi çatışma zuhur ediyor. Sezon finalinde ise, Sherlock’un, “baş düşmanı” Moriarty’yi yendiği ama bu sırada “tek arkadaşım” dediği John’a büyük bir yalanla ihanet ettiği bir yapıyla karşılaşıyoruz (2×3, “The Reichenbach Fall”).

Haliyle, üçüncü sezonun temel meselesi, Sherlock ile John arasında yerle bir olan güven ilişkisinin yeniden tesis edilmesi olacaktı. Bu çerçevede, sezonun her üç bölümü de ikilinin birbiriyle etkileşimini son derece yoğunlaştıran hadiseler zincirine sahne oldu: Sherlock; ikisi de birbirleri olmadan yapamayacaklarını anlamışken John’un hayatını kurtardı (3×1, “The Empty Hearse”), Mary ile evlenen John’a sağdıçlık ederken düğünün de berbat olmasını önledi (3×2, “The Sign of Three”), ilk defa aklıyla değil kalbiyle hareket edip -Mary üzerinden- John’a olan sadakatini ortaya koydu (3×3, “His Last Wow”). Tüm bu silsile de, en az Moriarty kadar zorlu bir düşman olan Magnussen’le mücadele dahilinde tasarlandı.
Ezcümle, düşmanların düşmanlığının Sherlock’un iç dünyasına gittikçe yaklaştırıldığı, diğer deyişle, olayların karmaşık hale getirilmesi ile Sherlock karakterinin dönüşüm süreçlerinin peyderpey iç içe geçirildiği başarılı bir yapı izledik.

Bu yapının taçlandırılması gerekiyordu ve nihayet dördüncü sezon ortaya çıktı.

sherlock 4

SHERLOCK’LA BERABER, ANLATIM DA “OLGUNLAŞTI”

Henüz izlememiş dostları dikkate alarak, ayrıntı vermeden şöyle tarif edelim: Dördüncü sezonda, sadece başkarakter Sherlock’un değil, onunla beraber yakın çevresinin (bütün önemli karakterlerin) de dünyalarını yerle bir eden çarpıcı hadiseler peşpeşe zuhur ediyor. Ayrıca, bu hadiselerin müsebbibi olarak, Sherlock’un karşısına bu sefer sadece aklına değil, bununla beraber kalbine de nişan alan (yani Moriarty’den de, Magnussen’den de daha karmaşık) bir düşman konuyor. Bunlarla mücadele ederken de, Sherlock -müspet manadaki- dönüşüm (olgunlaşma) sürecini nihai şekilde tamamlıyor.

Aslında “Sherlock fanlarının” eleştirileri üçüncü sezonda başlamıştı. Evvelen, makul izaha rağmen Sherlock’un “Reichenbach düşüşü” tasarımı tatmin edici bulunmamıştı (daha doğrusu, senaristlerin “Reichenbach düşüşünden” ziyade Sherlock’un John’la aralarını düzeltme çabasına konsantre olmaları yadırganmıştı.) Devamında John’un düğünü ve nihayet Sherlock’un kalbiyle hareket ederek hikayeyi şekillendirmesi, Sherlock karakterini “hafifleten” sebepler diye tanımlanmıştı. Oysa, bir adım geriye çekilerek bakıldığında, bahsettiğimiz gibi, tüm bu tasarım, “hikaye anlatıcılığının” temel beklentilerini karşılama çabası olarak beliriyor ve aslında, boyutları artırılan Sherlock karakteri de böylece “güçleniyor.” (Ayrıca, şunu da gözden kaçırmayalım: Sherlock’un; “dünyanın en büyük dâhilerinden biri” olarak “Reichenbach düşüşünü” tasarlaması mı daha büyük mesele, yoksa “dünyanın en büyük sosyopatlarından biri” olarak “tek arkadaşım” dediği John’a ihanetini nasıl telafi edeceği mi?)

Dolayısıyla, “Sherlock”un dördüncü sezonunun, bu gidişata uygun bir tasarımla hazırlandığını söylemeliyiz. Hatta ben süreci şöyle yorumluyorum: Sherlock karakteriyle beraber anlatımın da olgunlaştığı, anlatımla beraber Sherlock karakterinin de olgunlaştığı bir külliyat var karşımızda. Güzel espri.

Sherlock-Season-4-Mary-John-Watson

GİDİŞATA AYKIRI KURGU TERCİHLERİ

Sadece bir noktada itirazım var -ki, hem üçüncü sezona dair yazılarımda, hem de özel bölüm “The Abominable Bride”a ilişkin olarak dile getirmiştim: Üçüncü sezondan itibaren, “Sherlock”un teknik anlamda kurgusunda farklılıklar belirmeye başlamış, ilk iki sezon boyunca tutturulan tarza aykırı görüntü ve ses oyunlarına başvurulur hale gelinmişti. Dizinin popülaritesinin artması ve dolayısıyla hedef kitlenin yaş ortalamasının (hikaye tecrübesinin) düşmesi nedeniyle yapıldığı anlaşılan bu teknik tercih, “The Abominable Bride”da içeriğe bile yansımıştı. Açıkçası, dördüncü sezonda da benzer bir durumla karşılaşmaktan çekiniyordum. Öyle de oldu; “Sherlock”un dördüncü sezonu da şov yönü ağır basan kurgu oyunlarıyla tasarlanmış (neyse ki bu sefer içeriğe bulaştırılmamış.) Mevzubahis tercih, adı üstünde, tercihtir; yani, sırf hikaye tecrübesi daha az bir kitleye yöneldiği için itiraz ediyor değilim; böyle bir sürü beğendiğim, beğendiğimiz iş var. İtirazım, bunun dizinin genel kurgu dilini bozacak şekilde kullanılması ve daha da önemlisi; tabiri caizse, anlatım tercihleri “güçlendirilirken”, kurgu tercihlerinin “zayıflatılması.” Diğer deyişle, dört sezon, 13 bölüm ve yaklaşık 20 saatlik hikaye boyunca Sherlock karakteri yoğunlaşıyor, anlatım yoğunlaşıyor, ama bunlara tezat şekilde kurguda daha seyrek bir dil kullanılıyor (Tekraren: Dikkat çekmek istediğim, “tercih” değil, “çelişki.”)

BİTTİ Mİ? BİTSİN Mİ?

Velhasılı kelam, “Sherlock”un dördüncü sezonundan da, bütün bir dört sezonluk yekundan da umduğumu büyük ölçüde bulmuş durumdayım. Gördüğüm kadarıyla, hikayenin burada bittiğine, beşinci sezonun çekilmeyebileceğine dair yorumlar ağırlıkta. Bence de isabetli bir karar olur. İyi, doğru ve güzel şekilde başlayan, bu şekilde devam eden ve bu şekilde son bulan tasarımlarla her zaman karşılaşamıyoruz. Diziler aleminde ekseriyetle gördüğümüz; “devam ettirilen” değil, “sündürülen”, bu yüzden de berbat finalleriyle hatırlanmak dahi istenmeyen projeler. “Sherlock”un da bu halkaya dahil olması can sıkar.

Fakat, Sherlock karakterinin aklının da kalbinin de had safhada zorlandığı bu dördüncü sezonun ardından, yapımcıların çok çarpıcı bir hikayeyle beşinci sezona niyetlenmeleri, yani “had”din yeniden tanımlanabilmesi, yeniden üretilebilmesi ihtimali de beni heyecanlandırmıyor değil.

Özet
Eleştiri Tarihi
Film/Dizi
Sherlock
Yazar Puanı
51star1star1star1star1star
Fatih Mutlu
Takip et!

Fatih Mutlu

Yazar at Sinefesto
Fatih Mutlu, TRT Okul için hazırlanan 22 bölümlük 'Çek Bir Film' projesinin editörlüğünü yaptı. Çeşitli dergi ve gazetelerde sinema yazıları yazdı. Şimdilerde senaryo doktorluğu yapıyor.
Fatih Mutlu
Takip et!

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up