‘El Patron’: Kirlenmenin Tadını Çıkartmak

Manşet

muhammeduyar

Bu hafta gösterime giren filmlerin hangisini değerlendirsem diye düşünürken beni hem konusu hem de oyuncularıyla cezbeden ‘Escobar: Kayıp Cennet’ filmi oldu.

Kılıktan kılığa giren ama oynadığı her rolün hakkını veren Porto Riko’lu Benicio Del Toro, Açlık Oyunları filminden tanıdığımız Josh Hutcherson ve İspanyol oyuncu Claudia Traisac filmin başrollerini paylaşıyor. Yönetmen Andre Di Stefano’nun ilk yönetmenlik deneyimi olmasına rağmen ortaya sıkı bir film çıkardığını baştan söyleyelim.

Gerçi bunda hem konunun zenginliği hem de Benicio Del Toro faktörü oldukça etkili olmuş.

Film özellikle 80’li yıllarda adından sıkça söz ettiren Kolombiya’lı uyuşturucu baronu Pablo Escobar’ın ailesine olan düşkünlüğü üzerine kurgulanmış. “Bir uyuşturucu baronunun ailesine dâhil olmaya kalktığınızda başınıza neler gelir?” sorusunun cevabı ise filmde baştan sona aradığımız şey.

Genç bir sörfçü olan Nick (Josh Hutcherson) abisi, yengesi ve birkaç maceraperest arkadaşı ile birlikte sahil kasabası Medellin’e gelirler. Nick, sahilde sörf dersleri verme niyetindedir. Abisi ise kimsenin malı olmadığını düşündüğü bu sahilde küçük bir büfe işletmek istemektedir. Lakin Nick’in Escobar’ın güzel yeğeni Maria ile tanışması tüm bu hayallerin seyrini değiştirir. Pablo Amca’nın çiftliğinde sadece havuzdaki yaprakları toplayacağını zanneden Nick yavaş yavaş bu kirli dünyanın gerçekleri ile karşılaşmaya başlar. Böylece ‘büyük aile’lerin arkasındaki derin kirleri de keşfetmeye başlayacaktır.

Filmin belki de en kritik rolü için yapılan yanlış bir oyuncu seçimi maalesef filmden aldığınız zevki büyük ölçüde etkileyebiliyor. Yönetmenimiz, Pablo Escobar’ın aile çemberini hem sorgulayan hem de dâhil olmaya çalışan ve en nihayetinde bu büyük aileyi yıkma niyetine giren bir karakter için tabiri caizse “Amerikalı bir püskevit çocuğu”nu seçerek kendi topuğuna sıkmış. Tecrübeli Del Toro ve en az onun kadar filme yakışan Claudia Traisac’ın arasında sırıtan bu karakter olmasa ‘Escobar: Kayıp Cennet’ Kolombiya’nın “Godfather”ına doğru gidiyormuş.

Biraz da hayatı zaten film gibi olan Pablo Escobar’dan bahsedelim.

Kolombiya’nın “El Patron”unun çok renkli bir hayat hikâyesi var. Bir köy öğretmeninin oğlu olarak başlayan gariban hayatı dünyanın en zengin 7. kişisi olmaya kadar gider. Araba çalarak başladığı suç hayatında zirveyi uyuşturucu ticaretinde bulur. 80’li yıllarda Amerika’daki uyuşturucu trafiğinin yüzde seksenini kontrolü altında tutan Escobar Kolombiya halkı için de bir efsaneye dönüşür. Halkın gözünde onu temize çıkartacak birçok yardım faaliyetinde bulunan Escobar’ın en büyük bağımlılığı ailesidir. Kaçak yaşadığı günlerde üşüyen küçük kızını ısıtmak için 2 milyon dolar nakit parayı yaktığı söylenen bu çılgın adam oğluyla yaptığı uzun bir telefon görüşmesinin sonunda (öldürülerek) yakalanmıştır.

Pablo Escobar’ın oğlu, Pecados demi padre (El Patron) belgeselinin bir yerinde şöyle der;

Kolombiya’da gençleri uyuşturucu ve şiddetten korumak için futbol sahaları, okullar, hastaneler yaptıran adam aynı zamanda yüzlerce ton kokaini dünyaya yayan ve binlerce insanın ölümüne sebep olan adamdı. Bir katil de olan bu adam benim babamdı. Kimse babamı sevmemi engelleyemez, o bana çok güzel şeyler de öğretti. Mesela insanca yaşamak için onun yaptıklarının tam tersini yapmam gerektiğini.

Futbola da düşkün olan Escobar, La Cathedral olarak bilinen, kendisi için yaptırdığı özel hapishanesinde 1994 Dünya Kupası’na katılacak Kolombiya’nın milli takımına bir maç yaptırır.

Beşiktaş’ın eski kalecisi Oscar Cordoba’nın selefi Higuita da Escobar’ı ziyaret eder. Bu yüzden takımdan aforoz edilince Kolombiya kalesi Cordoba’ya kalır.

(Hani şu orta sahaya kadar takip oyuncuları çalımlayarak çıkan. Daha ileriye gidemeyince ya faul kazanan ya da rakip oyuncular tarafından ancak düşürülerek durdurulan bir adam var ya, işte o adam Higuita. Topuklarıyla yaptığı efsane kurtarış ise bu dünyada görebileceğimiz nadir olaylardan birisi olarak tarihe geçmişti.)

Escobar, milli takımı çağırmasını eleştirenlere ilginç bir cevap hazırlamıştır: ‘Eğer Corleone sizi yemeğe davet ederse, gidersiniz!’

twitter.com/muhammeduyar

Muhammed Uyar
Takip Et!

Muhammed Uyar

Kurucu at Sinefesto
Marmara Üniversitesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümü mezunu. 2011 yılında Sinefesto.com'u kurdu. Klark Medya'da kurucu ortak olarak iş hayatına devam ediyor.
Muhammed Uyar
Takip Et!

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up