Dürtme İçimdeki Narı

Manşet Serbest Kürsü

 rukiye-karakose

*Dürtme içimdeki narı,
Üstümde beyaz gömlek var

Böyle başlıyor Nar… O nar bir kez dürtüldü mü insanın içinden başka bir âlem çıkıverir; o ana kadar sustuğu ne varsa nar taneleri gibi ortaya dökülüverir… Dökülenler kimini şaşırtır, şoke eder, kimini rahatlatır, yatıştırır.  Ama kesin olan şey şu ki; “yüzleşmek cesaret işidir”.

Nar, 2011 yapımı bir Ümit Ünal filmi. Serra Yılmaz, Erdem Akakçe, İdil Fırat ve İrem Altuğ filmin oyuncuları. Genelde tek mekânda dönen film, senaryo ve oyunculuğa yaslanıyor. Oyunculuklar güçlü, zaman zaman didaktik olsa da film akıyor. Yalnız falcı-temizlikçi Asuman rolündeki Serra Yılmaz’ın, varoşta yaşayan bir kadın için fazla temiz bir diksiyonu var, o biraz eğreti duruyor. Ancak nihai olarak bakıldığında dramatik, gerilimli, sürprizli ve sarsıcı bir film…

[bilgi]Karakterlerin kendileri ve birbirleriyle hesaplaşmalarına, yani nar tanelerinin nasıl dağıldığına şahit oluyoruz.[/bilgi]

Yönetmen/senarist Ünal diyor ki: “Hepimiz nar taneleri gibi birbirinden ayrıyız: Hem çok benzeriz, hem de çok farklıyız. Ama açılmamış bir bütün nar gibiyiz aynı zamanda, bizi bir arada tutan kabuk, birbirimize duyduğumuz inançtır.”

Nar; bir kadının kendi adaletini aramasıyla başlayan bir öykü. Nar, bambaşka şeylere inanan dört kişiyi aynı evde, yarım gün gibi kısa bir sürede adalete ve kendilerine yarattıkları inanç dünyalarına dair ciddi bir sorgulamaya tabi tutuyor. Karakterlerin kendileri ve birbirleriyle hesaplaşmalarına, yani nar tanelerinin nasıl dağıldığına şahit oluyoruz.

Falcı Asuman (Serra Yılmaz), 50’lerinde, düşük sosyoekonomik seviyeden bir kadındır. Yatalak eşi ve kızıyla yaşar. Kızından olan tek torunu, hastanede verilen yanlış bir ilaç sebebiyle öldükten sonra, ellerine “annenin ihmali ve kusurundan dolayı bebeğin öldüğünü” söyleyen bir rapor verilir. Bebeğin annesi bunu kaldıramaz ve akli dengesi bozulur. Ve Asuman, bu “yanlış”ı kendi yöntemleriyle düzeltmeye kalkar.

Raporu veren Dr. Sema’nın evine gidip onun oyuncu sevgilisi Deniz’i rehin alır. Deniz, Sema’nın yalan/yanlış bir rapor vereceğine katiyen inanmaz. İşin hakikatini öğrenmek ve teskin olmak için Sema’ya döndüğünde “Fight Club”vari sert bir yüzleşme yaşar:

Dr. Sema: “Dünya böyle işliyor, anlamıyorsun çünkü sen bunları hiç düşünmedin hayatında. Çünkü senin dünyan şu kadar, şu kadarcık… O dünyada ben varım, aşk var, sevgi, çiçekler, böcekler… Ailen var belki, sevgili annen-baban, solcu emekli öğretmenler, idealistler… Kediler, başka ufak yumuşak mahlûklar, sümerce, çivi yazısı, hamurabi, oyuncu olma hayallerin var sonra: İki tane özel kurs, üç tane oyunda yan roller, kahve, güzel şarap, senin dünyan bu, cici kız dünyası”
Deniz: “Cici kız dünyası mı?”
Sema: “Bu ev nasıl dönüyor bilmezsin sen, tatillere nasıl gidiliyor, Londra’ya ya da New york’a nasıl uçuyoruz? Aklın ermiyor hesaplara, o yediğimiz yemekleri, gittiğimiz spor salonlarını ya da yüzme havuzunu kim ödüyor? Nasıl ödüyor?”
Deniz: “Gitmesek de olur”
Sema: “Hiç kendi paranı kazandın mı sen? Başkalarının hayatları, onların sorumlulukları bindi mi omzuna?”

Duyduklarının sert ve soğuk gerçekliği karşısında Deniz evi terk eder, bu yalan ve acımasız dünyaya daha fazla tahammül edemez. O evi terk ederken, izleyici olarak bizi de hayatımızın aslında ‘şu kadarcık’ olup olmadığına dair sorgulamaya yönlendirir film…

Yönetmen izleyiciye bırakmaktadır hikâyenin sonunu. Finali tartışılabilir ve yoruma açık. “Yok aslında birbirimizden farkımız” dercesine yine sürprizli bir küçük “oyun”la bitiyor film. İyi seyirler…

*Birhan Keskin

Rukiye KARAKÖSE
Psikoterapist/Sosyolog/İletişimci

 

Yorumlar

 

3 Yorum

  1. Filmi vizyona girdiği dönemde izledim ama esasen bu açıdan bakmamıştım. Gerçekten de zaman zaman “şu kadarcık” hayatlara sıkışıyoruz. İç sorgulamayı tetikleyecek bir yaklaşım oldu. Filmi yeniden, Bu kez bir de “psikolojik” açıdan bakarak izleyeceğim.

    Reply
  2. Hocam keyifle, bir solukta okudum yazınızı. Nar taneleri gibiyiz gerçekten de. Hem bir arada hem ayrı ayrı. Ben de PDR 3. sınıftayım, Üsküdar’daki depresyon seminerinizden sonra yanınıza gelmiştim arkadaşım Hatice ile, belki hatırlarsınız. Aktüel Psikolojiden takip ediyordum ama Facebook sayfanızda görünce bu siteyi de takip etmeye başladım. Filmlerin psikolog gözüyle yorumlanması önemli bence. Çünkü insan ruhunu en güzel anlatan şeyler filmler ve hikayeler bana kalırsa. Ben de mezun olunca böyle üretken ve çok yönlü bir insan olmak istiyorum :) Sevgiler, saygılar.

    Reply
  3. Bu yazı benim içimdeki narı da dürttü sanki. Karakterleri çok merak ettim. Özellikle “cici kız dünyası”nı. Filmi izleyeceğim. Teşekkürler.

    Reply

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up