Bizimle İletişime Geçin

Uncategorized @tr

Diziniz Uzun, Yolunuz Açık Olsun

Düşünün bir kere saat sekiz. Yemek vakti ama aynı zamanda da diziler başlıyor. Eğer o diziler uzun uzun özet vermeseler; yemeğimizi hangi ara yeriz?

Yayınlandı

tarihinde

saziye-ayas

Dizilerin kısalmasını isteyelim, iyi de… Dayanağımız ne olacak? Çalışma şartlarının olumsuzluğundan yakınırken hümanist olalım elbette. Fakat kapitalizm ile empati yapmadan bir sonuca varabilecek miyiz? Kapitalizmin merkezi Amerika’da diziler 20-40 dk.  gibi itirazlar gelecek biliyorum… Ama dönüp bakmamız gerekiyor; “Biz haberlere reklam alan Amerika’ya benziyor muyuz? Seyircimiz benziyor mu? İnsan davranışları benziyor mu?” diye…

Oysa ki biz, Hintlilerin film izleme kültürüne daha yakınız.

Hindistan filmleri uzundur bilirsiniz. Hintlilerin işi gücü olmadığından ya da televizyona veya sinemaya bakıp kaldıkları için mi? Hayır… Hintliler filmin ortasında salondan çıkıp, dışarıda filmle ilgili sohbet edip, yemek yiyip, ihtiyaçlarını giderip salona geri döndükleri için. Biz de onlara benziyoruz, dizileri bireysel izlemeyiz, topluluk halinde izleriz. Dizilerde büyük bakış araları olmalı ki; yorum yapabilelim. Uzun reklamlar olmalı ki meyve getirip yiyelim, çay içelim.

Düşünün bir kere saat sekiz. Yemek vakti ama aynı zamanda da diziler başlıyor. Eğer o diziler uzun uzun özet vermeseler; yemeğimizi hangi ara yeriz? Anneler o bulaşıkları bulaşık makinesine ne ara yerleştirir?  Birçok mutfakta televizyon var artık ama bunu söyleyenler düşünsün hiç TV izlerken bulaşık makinesi yerleştirip yerleştirmediklerini… Eğer bulaşık makinesi yerleştirseler bilirlerdi ki; o gürültü içinde dizide ne olup bittiğini anlamak LYS sorusu çözmekten zordur.

Sırf yemek -bulaşık işi de değil tabi ki bu…

***

Oyuncular açısından da bakmamız gerek yalnız uzun saatler çalışsalar da ona göre de para alıyorlar. “Gençken çalışmalıyım; yaşlanınca para kazanamam “diyen oyuncular haklı. Zaten oyuncuların set işçileri kadar çok çalışmadığını da dünya âlem biliyor.

Son zamanlarda 2 ekip kuran dizi yapımcıları bu süreci en iyi yönetenler… Set işçileri arttırılırsa ve vardiyalı çalışırsa bence hiç problem kalmayacak.  Olan set işçilerine oluyor zaten. Kameranın bir çizgisi var sanki;  o çizgi sınıfsal ayrım yaratıyor ve 180 derece kuralından[1] daha katı. Kamera önündeki oyuncular arkadaki set işçilerinden 40 kata kadar fazla para alabiliyor. Bunun tek istisnası makinenin başındaki yönetmen o da vazgeçilmez değil. Dizide kısıntıya gidildiğinde ilk postalanan o oluyor.

Biz tüm akşam bir dizi izlemeyi artık bir gelenek haline getirmişiz. Öyle olmasa Lale Devri gibi bir dizi uzun uzun bakışlarla nasıl hala ekranda olabilir? Zihniyetin yavaş yavaş değişmesi gerekiyor belki. Dizilerin kısa sürmesi için anlatım hızlanacak. Dizi süresi azalınca diziler artacak, dizi sayısı artınca değişik hikâyeler anlatma ihtiyacı duyulduğunda bizden olmayan şeylere yönelmemiz gerekecek. Ama dizilere gelmesini istediğimiz bu hızlı anlatım biçimi ve daha değişik hikâyeler bizi biz yapan şeyleri de değiştirecek.

Hızlı anlatıma yetişmek için televizyon izlerken daha çok bireyselleşeceğiz. Çünkü hızla giden görüntüye ayak uydurmak için ortamdan yalıtılmış olmamız gerekecek.

Twitter’ dan yayılan #hashtaglar bir nebze toplumsallaşmayı sağlıyor gibi görünse de aslında bizi yakınlarımızdan ayırıp, hayatta hiç karşılaşmayacağımız insanlara karşı kendimizi beğendirmeye zorluyor. Gerçekte yanımızda olup bizimle aynı düşünmeyen insanlardan uzaklaştırıp, bizimle aynı düşünen insanlara daha yakın hissetmemize neden olan bir yanılgı oluşturuyor.

***

Milleti kalitesiz dizilere mahkûm etmeyelim diye düşünenler de var tabi… Ama dizi dediğinin en kalitelisi olsa ne olur, en berbatı olsa ne olur? Dizilerin bize bir şey öğreteceğini düşünecek kadar optimist miyiz? Erkeklerin bu romantik dizileri izleye izleye eve çiçekle geleceğini veya çocuk bezi değiştireceğini mi düşünüyorsunuz? Görünmemesi gereken kameralar, mikrofonlar,  unutulan efektler, tarihi dizlerde sofralarda olmaması gereken yeşil elmalarla bile dizileri gerçek zanneden insanlar varken, Hollywood kalitesinde diziler yapsak, şehre vampir indiğini zanneden insanlar üretmekten başka bir sonuca ulaşamayız gibi geliyor.

Bizim birkaç bölüm izlemesek bile geri döndüğümüzde hiçbir şey kaçırmayacağımız dizilerimiz hayattan daha az çalıyor. Lost’ un bilmem kaç sezonunu izleyeceğim diye evden çıkmayan insanları gördükçe geleneksel Türk seyircisinin kültürüne çoğu zaman şükrediyorum.

Aslında ben de başlayıp biten bir neden- sonuç ilişkisine dayanan veya belirli bir sistematiği olan kısa süren dizileri daha çok izliyorum. Ama bu tür diziler bizi daha çok televizyon bağımlısı yapıyor. Bu yüzden anne- babalarımızın bir iki bölümü kaçırmaktan bir şey olmaz tavırlarını, en sevdikleri dizi varken bile bir dost gezmesini tercih etmelerini gördükçe en sevdiğim dizi varken dışarı çıkmak istemeyişimi çok asosyal buluyorum.

Dizilerin çoğunun tekrarı oluyor ve internetten izleme olanağı var gibi ama aslında internetle hiç işi olmayan insanların böyle bir dünya olduğundan haberleri dahi yok. Bu yüzden zaten günü değişen diziler de iki haftaya geçmeden kaldırılıyor. Çünkü büyükler dizileri ciddiye almadıkları için, dizinin gününün değiştiğinden habersiz oluyorlar. Gençler ise 1 hafta dizi geç başlasın kıyamet koparıyor. Çünkü bağımlı olmuşlar bağımlılık terapisine ihtiyaçları var. Büyüklerimiz ise bir dizinin başrol oyuncusu değişse bile fark etmeyecek kadar umursamıyor. Haklılar…

Dizi izlemek bu kadar kıymetli bir şey mi ki, biz onun üstüne bu kadar önem veriyoruz ve üzerine düşünüyoruz(bu bir özeleştiri aynı zamanda) Büyülerimizin dizi izleme kültürü çok daha güzel, bir nefes olmasa da bir ses tek dertleri…  Hikâye ve dert anlatan bir arkadaş bir dost…  Biz ise bilgisayar efektleri, oyunculuk, sanat aramak peşinde günlerimizi geçiriyoruz.

Televizyon başında vakit geçirmek zorunlu değil tabi ki. Ama 70’ lerde gelen,  var olan masal anlatma geleneğimizin yerini tutan televizyon, bizim birlikte oturma geleneğimizi bozmadığı için hemen bize uyum sağladı, önce misafirken sonra ailemizin bir bireyi oldu. O evimizin bazen Vasfiye Teyzesi, bazen Ramiz Dayısı bazen Polat Alemdar’ı…  Gideceği ya da evin orta yerinde küs gibi oturup ışıkları kapatacağı yok.  Kendimizi kandırmayalım, televizyon olmasa kitap okuyacak değildik.

***

Uzun çalışma saatleri, sağlıksız çalışma koşulları ve geri kalan her şey ise sendika meselesi, onunla da fazlasıyla ilgilenen insanlar var ama onlar da çözüm üretemiyor gibi görünüyorlar.  Ama bir yandan sanatçıyım derken bir yandan sabun köpüğü(soap opera)  dizilerde oynamak istemeleri büyük bir çelişki. Oyuncular sendikasının en büyük sorunun dizi süreleri ve kalitesi olması da… Dizileri, oyuncu olduğunu kabul etmedikleri dizi “oyuncularına” bıraksalar… Bir olup film şirketi açsalar veya tiyatro kursalar…  Türk sineması ve neredeyse yok olmaya yüz tuttuğu söylenen Türk tiyatrosu için daha iyi olmaz mı?

Artık içimize işlemiş televizyonu hayatımızdan çıkarmak ne kadar zor olsa da dizi işine çok kafa yormamak lazım bence; hatta

Sadi Celil Cengiz’in dediği gibi mümkünse “Televizyon izlemeyin canım.” [2]



[1] Oyuncu veya nesne ile kamera arasında hayali olarak kabul edilen açı

[2] http://www.hurriyet.com.tr/magazin/televizyon/23150020.asp

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
Yorum Yapmak İçin Tıkla

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Festivaller

Selda Alkor ve Engin Ayça’ya 4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali’nden Onur Ödülü

Festival, 2-5 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Selda Alkor

4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali’nin Onur Ödülü, Selda Alkor ve Engin Ayça’ya layık görüldü.

Geçtiğimiz yıllarda Reis Çelik, Biket İlhan, Süleyman Turan, Mevlüt Koçak, Gülsen Tuncer ve Necip Sarıcı‘ya takdim edilen festivalin geleneksel ödüllerinden olan “Dostluk Onur Ödülü” bu yıl oyuncu Selda Alkor ve yönetmen Engin Ayça’ya takdim edilecek.

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’ün destekleriyle Balkon Film’in organize ettiği ve Türk Kızılay’ı çatısı altında 2-5 Aralık tarihleri arasında gerçekleşecek olan 4. Uluslararası Kızılay Dostluk Kısa Film Festivali’nde ödüller, açılış töreninde sahiplerine teslim edilecek. Bu yıl Hacı Bektaş-ı Veli anısına düzenlenen festivalde “Dostluk Onur Ödülleri” oyuncu Selda Alkor ve yönetmen Engin Ayça’ya Türk sinemasına yaptıkları katkılardan dolayı verilecek.

“Festivalin Anadolu Dostluğunu Geliştiren İsimler Anısına Yapılması Çok Anlamlı”

1965 yılında Yeşilçam ile tanışan, “Senede Bir Gün”, “Buzlar Çözülmeden”, “İlk ve Son”, “Erikler Çiçek Açtı” gibi sinemanın klasikleri arasında yer alan pek çok filmde rol alan sinemanın “Çiçekçi Kız”ı usta oyuncu Selda Alkor, kişilerin yeniden dostluk duygularını öne çıkarmak amaçlı yapılan Uluslararası Kızılay Dostluk Film Festivali’nden dostluk ödülü almanın çok gurur verici olduğunu ifade etti. Kaybolan değerlerden dostluğu halka filmler, şiirler ve müzikler vasıtasıyla ile buluşturmanın çok değerli olduğunun da altını çizen Alkor, festivalin her sene büyük şairlerin, düşünürlerin yıllar önce Anadolu dostluğunu geliştiren isimler anısına yapılmasının çok anlamlı olduğunu dile getirdi.

“Dostluk Toparlayıcı Bir Unsur”

Festivalde “Dostluk Onur Ödülü” alacak bir diğer ise 1987’de ilk uzun metrajlı filmi “Bez Bebek” ile 1. Ankara Film Festivali’nde En İyi 2. Film ve En İyi Senaryo Ödüllerini alan usta yönetmen Engin Ayça. 1990’da “Soğuktu ve Yağmur Çiseliyordu” adlı ikinci filmiyle 28. Antalya Film Festivali’nde En İyi 3. Film seçilen usta yönetmen, son olarak 2007 yılında “Suna” filmini yönetti.

Dostluğun hepimiz için bir panzehir olduğunu, hayatı devam ettirmek için toparlayıcı bir unsur olduğunun altını çizen Engin Ayça ‘dostluğun’ işlendiği bir film festivalden onur ödülü almaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi.

T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı, Sinema Genel Müdürlüğü, Beyoğlu Belediyesi, Zeytinburnu Belediyesi, Yunus Emre Enstitüsü gibi birçok kurum iş birliğiyle düzenlenen 4. Uluslararası Kızılay Dostluk Film Festivali direktörlüğünü Faysal Soysal, Onursal Başkanlığını Kızılay Genel Başkanı Dr. Kerem Kınık yapacak. 

Okumaya Devam Et

TV'de Sinema

Bu Akşam Televizyonda Hangi Filmler Var?

6 Kasım 2021 Cumartesi akşamı televizyon filmleri.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

6 Kasım 2021 Cumartesi akşamı televizyon filmleri.

Sherlock Holmes: Gölge Oyunları (Sherlock Holmes: A Game Of Shadows) – Beyaz TV Saat: 19.30

Serinin devam filminde Sherlock ve ortağı bu kez Londra dışındadırlar. Sherlock, bu kez suç dehası Profesör Moriarty’in peşindedir.

İntikam Yolu (Drive Angry) – Beyaz TV Saat: 21.45

Kızının sapkın bir tarikat tarafından vahşice öldürüldüğünü ve torununun yine aynı adamlar tarafından şeytana kurban edilmek üzere kaçırıldığını öğrenen Milton, cehennemden kaçarak intikam almak için dünya üzerine gelir.

Yaz Saati (Summer Hours) – TRT 2 Saat: 22.00

Olivier Assayas imzalı film, üç kardeşin, ölen annelerine ait ev ve sanat koleksiyonunun akıbeti konusunda düştükleri durumu konu ediniyor. “Summer Hours” (Yaz Saati), bu akşam 22.00’de TV’de ilk kez TRT 2’de.

Okumaya Devam Et

Uncategorized @tr

“Lightyear”dan Teaser Yayınlandı

Film, 17 Haziran 2022’de gösterime girecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Pixar animasyonu “Lightyear” filminden teaser yayınlandı. Filmde Buzz Lightyear karakterini ünlü oyuncu Chris Evans seslendiriyor.

Yönetmen koltuğuna Kayıp Balık Dory (Finding Dory) filminin ortak yönetmenlerinden Angus MacLane‘in oturduğu “Lightyear“dan teaser yayınlandı. Toy Story serisinde yer alan oyuncaklardan Buzz Lightyear’ın maceralarına odaklanan film, 17 Haziran 2022‘de gösterime girecek.

Işıkyılı, son model bir oyuncak olan Buzz-lightyear’ın hikayesini konu alan Pixar animasyonu Lightyear‘da Buzz Lightyear karakterini ünlü oyuncu Chris Evans seslendiriyor.

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik

Popüler