Dış Politika ve Nuri Bilge Ceylan

Şahsi Fikrim

Uzun zamandır işsizim. Müstear bir insanım diye hiçbir gazetede iş bulamadım, köşe yazamadım. Bir müstear olarak köşe yazmayı bırak, seri ilan bile veremiyorum. Arada sırada az takipçili Twitter hesabımdan soğuk espriler yapıyorum. Hiç tepki alamıyorum. Hem ücret almadan espri yapıyorum hem de tepki almıyorum. Alışık olmadığım şeyler.

Garip bir şekilde bazı twitlerimi arada sırada retwitleyen birine rastladım: Fatih Mutlu. Kendisi sinema konularına hakim olduğu zannedilen biriymiş. Ve galiba Sinefesto adlı bir internet sitesinin sahibi imiş. Patronu yani.

Uzatmayayım. Son kertede Fatih Mutlu’nun Sinefesto’nun patronu olmadığını, en son izlediği sinema filminin “Geleceğe Dönüş 3” olduğunu, senaryo derslerinde öğrencilerine Black Mirror çakıp kendisinin gizli gizli İstanbullu Gelin izlediğini; Sinefesto’nun ofisine yaptığım ilk ziyarette daha kapıdan içeri adım atmadan öğrenmiş oldum.

Bu ilk ziyarette Sinefesto’nun yüzlerce patronundan biri, bana yazarlık teklif etti. Yazı başına talep ettiğim ücreti sordu. 4,75 TL dedim. Kabul etti. Ve hemen yaz dedi. Tamam dedim ve ofisi güle oynaya terk ettim.

Hangi konuda yazı yazacağımı sormayı unuttuğum için her zamanki gibi ironik, lirik, epik ve sempatik bir dış politika yazısı yazıp gönderdim. Suriye politikamıza bir kaç kelime ile değindim, bir kaç kelimeyle Rusya ile ilişkiler, Irak olsun, İran olsun, Katar olsun. Tek tek üşenmeden hepsine değindim.

Meğer Sinefesto bir sinema şeysi imiş. Konu bütünüyle sinema imiş. Dış politika yazımı yayınlamadılar ve üstelik 4,75 TL’mi de ödemediler. “Şahsi Bey, sinema eleştirileri yayınlıyoruz biz sadece” dediler. “Fiyatı 5,25’e çıkarabilirsek, çok güzel sinema yazıları kaleme alabilirim” dedim. Onu da kabul ettiler.

Hemen Bayrampaşa’daki bir sinema salonuna dalıp sıradaki ilk seanstaki film için bilet istedim. Gişedeki kız, sinema biletinin 25 lira olduğunu ima eden bakışlar attı. O bakışı bilirim. Karşılığında 5,25 TL alacağım bir yazıyı yazmak için 25 lira ödemek takdir edersiniz ki mantıksızdı.

Ben de televizyondaki dizileri izleyerek sinema eleştirisi yapmaya karar verdim. Kurtlar Vadisi’ni izleyerek ve Twitter’da Fatih Tezcan takip ederek dış politika uzmanı oldum ben. Neden Diriliş Ertuğrul izleyerek sinema eleştirmeni olamıyorum? Neden Çukur’u izleyerek aksiyon sineması hakkında bir kaç laf edemiyorum. Neden Ufak Tefek Cinayetler izleyerek suç ve gerilim sineması hakkında ahkam kesemiyorum. Yapabilirim. Sinema yazısı yazmak için sinema izlemeye gerek yok. Bunu size ispat edeceğim.

Bir arkadaşım, eğer film yazıları yazarsam arada sırada film galalarına çağrılabileceğimi söyledi. Bu nereden bakarsanız bakın beleş kuru pasta ve limonata demektir. Hiç galaya gitmedim. Ama bence mevlitli sünnet töreni gibi bir şeydir. Bisküvi arasına lokum filan dağıtıyorlardır.

Göreceğiz artık.

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up