Derviş Zaim Sineması’nda Geleneksel Sanatın Yansımaları

Genel Serbest Kürsü

feyza yeşilyılmaz

Derviş Zaim’in filmlerinde, geleneksel sanatın biçimsel özelliklerinin yansımasını moderniteden uzak, geleneksel formları kullanarak özgün bir sinema dili oluşturduğunu görüyoruz. Bunun en güzel üç örneği Filler ve Çimen, Nokta ve Cenneti Beklerken’dir.

Her kültür ikliminin sinemada kendi biçimini ve sinema özelinde kendi sinematografisini geliştirmesi şarttır. Hikmete ve kutsala açılarak sinema perdesini, bir hakikat arayışına çeviren Derviş Zaim sinemamız içinde önemli bir yere sahiptir; çünkü Zaim, geleneksel form olan hat, ebru ve minyatür sanatından beslenerek filmlerini ve sinema dilini oluşturmuştur. Bu köşemizde, yönetmenin geleneksel form ile sinema dili arasında kurduğu bağı yansıtan 3 filmini inceleyeceğiz.

dervis_zaim_filler_ve_cimen_18

  1. FİLLER VE ÇİMEN (2000)

Bu film, SİYAD tarafından En İyi Senaryo ödülüne layık görülmüştür. Yönetmen filmin konusunda ikili bir anlatım dili kullanmıştır. Öykü; Erkekler ve kadınların dünyası üzerinedir kuruludur. Film görünürde, 90’lı yılların karmaşık yapısını devlet-mafya ilişkisi üzerinden bize anlatır. Erkek egemen bir dil hakimdir. Filmin bu sahneleri koyu renk ve atmosferle gösterilmiştir. Mafya babalarının giyimleri de siyah ve renksizdir. Surat ifadeleri ruhsuz ve kaygılıdır. Film, çözülemeyen Susurluk davası üzerinedir. Ve devlet-mafya buluşmaları da hep deniz kıyılarında gerçekleşir. Bu Susurluk ismine bir metafor oluşturmuştur. Filmde bize asıl anlatılmak istenen, filmin alt metinini oluşturan kısmı ise Havva’nın oynadığı kısımlardır. Burada kadın egemenliği üzerinde bir dil kurulmuştur. Havva ve kardeşi Adem milli bir atlettir. Havva aynı zamanda ebru sanatı ile de ilgilenir. Ve bu sanatı bilindik bir sayfa üzerine yapmaz. Sanatını dış dünya da yapar. Ayrıca kardeşine çok fedakar olan bir abladır. Burada kardeşlerin isimlerinin ilk yaratılmış insanların isimlerine bir atıf yapıldığını görüyorum. Havva anaçlığı, sıcaklığı yansıtır. Havva’nın oynadığı sahnelerin renkleri daha bir açıktır. Ama mafya devlet ilişkisi içinde olan kısımlar daha karanlık ve karmaşıktır. Renkler üzerinden bir çok şey anlatılır. Ebru kelime anlamı olarak bulut demektir. Bulut, her şeyin sudan yaratıldığı İslam düşüncesinde önemli bir sanatın başka bir sanat dalı ile form olarak ilişkisini gösterir. Serpil Kırel’in ifadesiyle “Filmdeki olaylar hala bile aydınlatılamadığı için filmin tekniğine benzer bir teknikle rastlantıların oluşturulduğu bir kurmaca dili kullanılmıştır.” Anlatılmak istenen daha anlamlı ve estetik bir biçimle sunulmuştur. Birbirine yakın ve uzak gibi görünen olayları yönetmen adeta ebruzenle kesiştirir. Filmde ebru sanatının kullanılması adeta ilişkilerin kaos yapısını sergiler. Burada Türkiye’nin karışık sosyo-ekonomik yapısını ve çıkar ilişkilerinin metafor olarakta kullanmıştır.

________

derviş zaim nokta

 

  1. NOKTA (2008)

Filmde değer taşıyan el yazması bir Kuran’ı Kerim’in çalınıp illegal yollardan satılmasına gönlü olmayan ve bu olaya gönülsüzce karışan hattat Ahmet’in çektiği vicdan azabı anlatılır. Derviş Zaim hat sanatının biçimsel yönünden yararlanarak yeni stilde bir film dili gerçekleştirmiştir. Özellikle de hat sanatına ait temel yapısal bir özelliği çekim tekniği olarak kullanmıştır. Tek planda çekilmiş filmin geçişlerinde kamera gökyüzünü gösterip oradan Tuz Gölüne bağlanarak devamlılığı sağlıyor. El kaldırılmadan gerçekleştirilen hat yazısıyla film arasında biçimsel bir benzerlik oldugunu görüyoruz. Bu geri dönüşlerde süreklilik ve uyumun düzgün bir şekilde sağlanması için yapılmıştır. Sürekli ve kesintisiz bir zaman duygusu verebilmek için hat sanatındaki ihçam tekniğini (elini kaldırmadan yazmak) tek planda çekime dönüştürülür. Mekan olarak Tuz Gölünü seçmesi de yazı sanatının en önemli malzemesi olan beyaz kağıdı çağırıştırır. Filmde geçmişten günümüze dönüşler vardır. Zaman ve mekan geçişlerinde belirginlik yoktur. 13’üncü yüzyılda Tuz Gölü’nde yaşanan olaylar bugün yaşanıyor izlenimini verir. Yani masal geleneğinden ve orta oyunundan zaman ve mekan belirsizliği biçimsel bir unsur olarak kullanmıştır. Filmin son sahnelerinde bembeyaz Tuz Gölü’nün ortasında Ahmet’i görürüz. Burada Hilmi Yavuz’un deyimiyle “Hat islamın mührüdür. Son sahnede’de insan Allah’ın mührüdür. Ve nokta ile sonsuzluğa bağlanır.”

———————-

dervis_zaim_cenneti_beklerken_13

  1. CENNETİ BEKLERKEN (2010)

Filmin öyküsü 17’inci yüzyılda İstanbul’da yaşayan bir nakkaşın Anadolu’da isyan başlatan bir şehzadeyi resmetmek üzere görevlendirilmesi üzerine kurulmuştur. Ana karakterin ismi insanlığı düşünceleriyle etkilemiş filozof Eflatun’a atıftır. Minyatür sanatçısı Eflatun hiç istemediği halde ölmüş olan oğlunun resmini çizer. Bunu yapmasının nedeni oğlunun kafasında net bir şekilde kalmak istemesidir. Ama bir taraftan da hocalarının resmin yasak ve günah oldugunu söylemesi bir vicdan azabına dönüşür. Filmin bir sahnesinde ayna görürüz. Eflatun aynaya bakar ve orada ayna başka bir hakikate geçer. Ayna normalde bir yansıma sunar bize ama filmde başka bir mekana geçiş olarak kullanılmıştır. Minyatür burada gerçeğe dönüşmüştür. Bu sahnede hayalle gerçek iç içedir. Burada filozof Platon’un mağara mitosuna atıflar vardır. Bir hakikate geçme hikayesi ve bunu minyatür sanatı ile aktarma var. Bir nesneyi yansıtırken dış dünyada bir çok şey görürüz. Ama minyatüre aktardığımız bizim gerçekliğimizdir. Sanki Platon’un dediği gibi gerçeğin ötesine geçip hakikate ulaşma ya da nakkaş gibi bunu sanatı ile yansıtma olarak algıladım. Burada bize bir çeşitlilik ve zenginlikte sunulmuştur. Bakış açımıza farklı perspektiflerden görme ve anlama kazandırılmıştır.

———————–

 

 

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up