Bizimle İletişime Geçin

Uncategorized @tr

Değişi-yorum

Yayınlandı

tarihinde

saziye-ayas

İnsan belli bir yaştan sonra değişiyor dedikleri doğruymuş meğer; sadece liseli kızların/ erkeklerin duvarlarına poster asması da boşuna değilmiş…  Evinize hiç poster astınız mı bilmem;  poster asmaktan kastım bir insanı sürekli gördüğü halde ondan sıkılmamak, imza aldığında mutlu olmak gibi şeyler… Bir ünlüden imza almak zaten hiç anlamadığım bir durum. Özellikle hayranı olduğu insanı gördüğünde çok şey söylemek istediği halde dut yemiş bülbül gibi kalan benim gibi birinin sevdiği sanatçıyı – yazarı yakından görmesi de sadece trajikomik.

Neyse girişi fazla uzatmadan meseleye girelim. Geçenlerde Dücane Cündioğlu ‘nun Tanrı Şehre İnmeli yazısını okudum; yazıdan haberdar olmamı da Murat Menteş’ in başka bir yazısına borçluyum.  Dücane Hoca Üsküdar’ da Eyüp’ de Fatih ‘de kitapçı olmamasından yakınıyor ama kaçırdığı şeyler var.

Öğrencilerin sadece ucuz olduğu için o bölgelere gittiği ya da ilim Çin’ de de olsa gidiniz düsturunu yerine getirmek için belki biraz daha sevap kazanırım diye düşünerek kat ettiği yolu umursamayan gençler oldukları ve aslında o gençlerin Ümraniye de Bahçelievler’ de veya 4 levent gibi yerlerde oturduğu.

Şimdi yazıyı tam okumuş mu bu kız diye merak eden bazı arkadaşlar olacaktır. Endişelenmeyin ben farkındayım neden bahsettiğimin ama Dücane Hoca neden işe olumlu yönden bakmıyor onu anlayabilmiş değilim. Tabi ki herkesin istediği gibi düşünmeye hakkı var; bu benden sorulmaz zaten. Ama anlamıyorum kendi mahallesine bu kadar karamsar bakarken ismini Beşiktaş ‘ta ismi malum kitapçılardan birine söylediğimde “o nasıl isim” diyen bir çalışanın bulunduğu kitapçıyı savunduğunu?  En önemlisi de arayanın Mevla’ sını da -tanrının ne demek olduğunu bilmediğimden-  bilgiyi de her yerde bulabileceğini neden göz ardı ettiğini, e- pazarlama ile bu durumların pek de bir önemi kalmadığı için bunları söyleyerek neyi amaçladığını.

Değişi-yorum demiştim ben değişiyorum ve Dücane Cündioğlu gibi Murat Menteş gibi isimlerin de gözümde anlamı değişiyor; yok olmuyor sadece değişiyor. Biraz eleştirmeyi öğreniyorum ve onların da kusurlu birer fani olduğunu tekrardan fark etmeye başlıyorum. Biliyorum onlar zaten aksini hiç iddia etmemişlerdi sadece dediklerini şimdi daha iyi anlıyorum. Bazı arkadaşlara da şiddetle tavsiye ediyorum;  sevdiklerimize eleştirel bir gözle hatta bazen acımasızca bakıp dost acı söyler sözünün arkasına sığınmalarını. Çünkü eleştirilmedikleri sadece sevildiklerini gösterir yanlışları olmadığını değil.

Gelelim asıl “asıl “meseleye… Bırakalım muhalefetin iktidar olduğu anı. Kaçırdığım sahneyi.

ah-muhsin-unlu

Dersimiz sinemaysa düşünmemiz gereken isim; Onur Ünlü ve her geçen gün nasıl popüler bir nesneye dönüştüğü. O hala bildiğimiz Onur Ünlü ama eskiden ben de Onur kısmı ağır basıyordu şimdi ise O daha çok Ünlü…

Tarantino’ ya neden durmadan senaryo ödülü verildiğini görmesi gereken bir yönetmen.

Onur Ünlü’ nün ilk izlediğim filmi Polis’di. (Haluk Bilginer oynuyor diye) İzledikçe dehşete düştüm. Bir yandan ezan okunduğunu duyduğum ilk filmlerdendi.  Bir yandan da insanın ikiyüzlülüğünü sonuna kadar gösteren, Western Spagetti gibi arabeskin yeniden ama acımasızca yorumlanmasıydı; CD’yi kırasım gelmişti.

Biraz sinema çekim teknikleri vs. hakkında bir şeyler öğrenip, başka bir gözle seyredince ise kamerayı güzel kullanmış olduğunu fark ettim. Sonra da Leyla ile Mecnun başladı zaten…

Gerçekten de o kadar yönetmen değiştirmesine rağmen Onur Ünlü ‘den daha güzel Leyla ile Mecnun çeken birini görmedim. Hep genel yönetmen olarak ismi geçiyordu fakat tek başına çektiği ölümler de adeta diğer bölümler içinde parlıyordu.  Bu yüzden de Leyla ile Mecnun hatırına diğer filmlerinin bir kısmını da oturdum, izledim ama olmuyordu. Özellikle Leyla ile Mecnun havası aradığım için katlanamıyordum. Absürttü ikisi de evet ikisi de daha önce görmediğimiz dünyalardı ama çok büyük bir farkla.

Leyla ile Mecnun ‘un sonunda hep iyiler kazanıyor ve işe yaramaz olduğu düşünülen 26-27 yaşındaki bir adamın bile dünyayı kurtarabileceği umudu yeşeriyor içimizde. Onur Ünlü filmlerindeyse sağlam giren adam hasta çıkıyor;  hayata olan inanç yerle bir oluyor, kötülükleri kanıksamakla filmden yabancılaşmak arasında sarkaç gibi sallanıp duruyoruz.

Büyük ihtimalle izlemediğim ve izlemeyeceğim için bilemiyorum ama Sen Aydınlatırsın Geceyi filminin de güzel bir dünyaya inanmak için en ufak umut barındırdığını sanmıyorum. Zaten dağıtımcılarla uğraşamam deyip kapitalizme çelme attığını düşündüğümüz Ünlü’ nün daha sonra Biletix gibi Mars Entertainment ‘den daha kapitalist düzenle işbirliği yapması o absürt filmlerinden bir sahne gibi.

Biliyorum tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış Onur Ünlü filmleri izlememem ona bir şey kaybettirmez. Ama heybetli dağ olmaktansa beyaz minik bir tavşan olmayı tercih ederim. Zaten tüm maceralar beyaz tavşanı takip etmekle başlamaz mı?

twitter.com/muzminogrenci

Okumaya Devam Et
Sponsorlu İçerik
1 Yorum

1 Yorum

  1. alpercan

    22 Haziran 2013 at 16:35

    Elinize sağlık yazı için. Sevdiklerimize farklı gözle bakabilmeliyiz bence de..
    Lakin bir yaptın umut barındırmak zorunda mı?
    Ya da,
    Hikayenin umut barındırmaması, umutsuzluğu anlattığı anlamına mı gelir yönetmenin?

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Günün Haberi

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Tören 25 Nisan’da!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

93. Oscar Ödül Töreni Tren Garında Düzenlenecek

Adayları geçtiğimiz gün belli olan 93. Oscar Ödülleri’nin merakla beklenen ödül töreni tren garında düzenlenecek.

Geçtiğimiz haftalarda seyirci katılımıyla düzenleneceği açıklanan 93. Oscar Ödül Töreni‘nin bir kısmı tren garında gerçekleşecek. 25 Nisan tarihinde düzenlenmesi planlanan töreninin, COVID-19 önlemleri kapsamında bu karara varıldığı da yapılan açıklamalar arasında.

Törenin geleneksel olarak yapıldığı Dolby Tiyatrosu‘nun yanında Los Angeles şehir merkezindeki geniş tren garında (Union İstasyonu) düzenleneceği, Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi Başkanı David Rubin tarafından e-posta ile açıkladı.

Salgın hastalıktan korunmak için geniş boşlukları ve mekanları mercek altına alan akademi, seyirci katılımı ile gerçekleşecek olan törenin detayları hakkında henüz açıklamada bulunmadı.

Okumaya Devam Et

Film

Emma Corrin’in Yeni Projesi Belli Oldu

Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek.

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Emma Corrin'in Yeni Projesi Belli Oldu

The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parlayan Emma Corrin’in gelecek projesi belli oldu.

Son zamanların dikkat çeken oyuncularından Emma Corrin‘in yeni projesi belli oldu. Konuşulan isim, D. H. Lawrence tarafından 1928 yılında yayınlanan Lady Chatterley’s Lover kitabının film uyarlamasında başrolü üstlenecek. Pennyworth dizisi ile güzel bir çıkış yakalayan Emma Corrin, Netflix’in çok sevilen ödüllü dizisi The Crown’ın 4. sezonunda hayat verdiği Prenses Diana rolüyle parladı.

Daha önce bir kere sinemaya, bir kez de diziye uyarlanan kitabın yeni film uyarlamasını, Laure de Clermont-Tonnerre yönetecek. Filmin senaryosunu ise Life of Pi’nin senaristi David Magee kaleme alacak.

Detaylı bilgilerin henüz açıklanmadığı film, doğuştan varlıklı bir aileden gelen talihli Lady Chatterley adındaki genç bir kadının yaşadıklarına odaklanacak. Şimdiden meraklandıran film, evlendiği adama evlendikten sonra aşık olan Lady Chatterley’nin avcı bir adamla yaşadığı aşkı ekranlara taşıyacak.

Okumaya Devam Et

Liste

Amazon Prime’da Kaçırılmaması Gereken 10 Dizi

En iyiler!

Yayınlandı

tarihinde

tarafından

Dünya genelinde 150 milyon abonesi olan, köklü stream platformu Amazon Prime’da kesin izlemeniz gereken 10 diziyi listeledik. İyi seyirler!

Community (2009–2015) IMDb 8,5

Diplomasının sahte olduğu ortaya çıkan Jeff Winger üniversiteye geri gönderilir ve burada en az kendisininki kadar şüpheli geçmişe sahip öğrenci ve öğretmenlerle tanışır. Lisans diploması iptal edilen avukat Jeff Winger, üniversiteye geri döner ve burada birkaç tuhaf tiple bir çalışma grubu kurar

Upload (2020– ) IMDb 8,0

Upload konusu, yakın geleceği ele alıyor. Dizide sanal gerçeklik hizmeti veren şirketin müşteri hizmetlerinde çalışan Nora ve arkadaşı Nathan’ın yaşadıklarını anlatılıyor.

Yakışıklı ve parti sever Nathan, kendi sürdüğü arabanın kaza yapması sonucu ağır yaralanır. Nathan’ın kız arkadaşı Nathan’ı ölümden sonra yaşamı deneyimlemek için Nora’nın çalıştığı sanal gerçeklik şirketindeki sanal gerçeklik dünyasının içine gönderir.

Counterpart (2017–2019) IMDb 8,1

Counterpant, çalıştığı şirkette paralel evrene açılan bir kapı olduğunu keşfeden bir adamın hikayesini konu ediyor. Howard Silk, Birleşmiş Milletler’e bağlı Berlin merkezli bir casusluk ajansında çalışmaktadır. Neredeyse 30 yıldır aynı şirkette çalışan Howard, tam olarak ne iş yaptığını bilmemektedir.

Fleabag (2016–2019) IMDb 8,7

Fleabag dizisinin temelini genç bir kadının insanlar ile olan ilişkilerini anlatması oluşturuyor. Takma isim olarak Fleabag adını kullanan genç bir kadının 30’lu yaşlarını sürdürürken hayatında gerçekleşen olayları aktaran bu dizi Londra’da geçmektedir.

Carnival Row (2019– ) IMDb  7,9

Carnival Row, Pact ve Burgue isimlerindeki iki ülkenin Peri Diyarı’nın hakimi olabilmek için verdiği savaş ile başlıyor. Savaşın kazananı Pact olduktan sonra da periler için zulümle dolu bir yönetime geçiliyor. Mitolojik canlıların insanlardan korktukları için temel özgürlükleri kısıtlanıyor

The Mentalist (2008–2015) IMDb 8,1

Kaliforniya Araştırma Büro’sunda (CBI), Lisbon’ın (Robin Tunney) önderliğinde ve gizemli cinayetleri çözmeye çalışan bir ekibe dahil olur ve kabiliyetini CBI’a verilen davaların sonuca ulaştırılması için kullanır. Fakat artık hayattaki tek amacı, karısı ve kızını öldüren Red John’dan intikamını alabilmektir.

 The Marvelous Mrs. Maisel (2017– ) IMDb 8,7

The Marvelous MrsMaisel 1960’lı yıllarda, New York City’de geçiyor. Şehrin lüks semtlerinden birinde eşi ve iki çocuğuyla birlikte yaşayan Miriam “Midge” Maisel hayatta istediği her şeye sahiptir. Ancak bir gün tesadüf eseri, hiç bilmediği bir yeteneğe sahip olduğunu keşfeder ve bu gelişme hayatını derinden sarsar.

The Americans (2013–2018) IMDb 8,4

The Americans; Soğuk Savaş döneminde 1980’li yılların başlarında, Ronald Reagan’ın ABD başkanlık koltuğuna geçmesinin hemen ardından; Washington, DC’de bir banliyöde çevreye iki Amerikalı görünümü veren ancak gerçekte iki KGB ajanı olan evli bir çiftin hikâyesini anlatıyor

Hannibal (2013–2015) IMDb 8,5

Dr. Hannibal Lecter’ın çaylak FBI ajanı Clarice Starling’in büyük hatası sonucu hücresinden kaçışının üzerinden yedi yıl geçmiştir. Dr. Lecter, bu kaçışının ardından Floransa’ya gidip yerleşmiş hayatın tadını çıkarmaktadır; fakat Clarice Starling hala Dr. Lecter ile yedi yıl önce en yüksek güvenlik önlemlerinin olduğu tehlikeli deliler koğuşunda yaptığı görüşmeyi unutmamıştır.

Dr. Lecter’ı unutmayan biri daha vardır: Mason Verger. Dr. Lecter’ın eski bir kurbanı olan Mason Verger onun elinden güçlükle kurtulmuştur. Verger domuz besiciliğiyle kendine bir imparatorluk yaratmıştır ve de Dr. Lecter’dan intikam alma duygusuyla yanıp tutuşmaktadır. Dr. Lecter yüzünden bir soluk makinesine bağlı yaşamak zorunda kalan Verger’in zenginliği sayesinde elinde çok geniş imkanlar vardır ve kendi kurduğu dünyada en ufak bir hareketi bile hissetmektedir. Mason Verger sonunda Dr. Lecter’ı nasıl tuzağa düşüreceğini bulur. Dr.Lecter’a onun için dünyanın en değerli ve en zarif yemini sunacaktır. Verger’in bu yemi Dr. Lecter’a sunmasında Clarice Starling’i kendinde bir saplantı haline getiren FBI başmüfettiş yardımcısı Paul Krendler da ona yardım edecektir.

Mozart in the Jungle (2014–2018) IMDb 8,2

Mozart in The Jungle’ın konusu New York Senfoni Orkestrası’nın emektar Şefi Thomas’ın yerine dönemin en başarılı, genç şefi Rodrigo’yu getirmesi üzerine şekilleniyor. … Bunların yanında New York Senfoni Orkestrası’nda yer almak için can atan obuacı Hailey’in hayatı dizide anlatılıyor.

Okumaya Devam Et

Popüler