Dama Çıkan Yönetmen

Serbest Kürsü

Film Arası Yayın Yönetmeni Suat Köçer “Suat Köçer’le Satır Arası” başlığı altında yazdığı yazılarını derginin internet sitesi üzerinden okurlarıyla paylaşıyor. O yazıların ikincisi “Dama Çıkan Yönetmen”i sizlerle paylaşıyoruz…

Suat Köçer / Film Arası Dergisi Yayın Yönetmeni

Dama Çıkan Yönetmen

Ben de kendisini birçokları ile aynı zamanda tanıdım. Tam olarak ne iş yaptığı bilinmiyordu. Kimi senarist, kimi yapımcı, kimi de yönetmen diyordu.

Bazı televizyon kanallarında programlara çıkıyor, şiveli konuşması ve zülf-ü yâre dokunan çıkışlarıyla kimilerini rahatsız ediyor, kimilerinin de duygularına tercüman oluyordu.

Gülünce posbıyığı, Anadolu insanının munis bir prototipine dönüştürüyordu onu. Eleştiri ve fikirlerini dayandırdığı argümanlarıyla Anadolu’nun farklı değerlerinden beslendiği aşikârdı.

Esprili, etkileyici ve duygulu üslubu ile vatandaş olmakla, (hazzetmem bu ifadeden ama yeridir)  aydın olmak arasında bir köprü oluyordu.

Mesela düşüncelerini iktibas ettiği isimler bile seyirci ve okuyucunun gözünde ayrı bir yere koyuyordu onu. Bediüzzaman’dan da Şeyh Bedrettinden de söz ediyor, nedense politikacılar dillendirince iğreti duran bu çeşitlilik, onun dilinde inandırıcı oluyordu.

Bir dönem, yakın ilişki içine girdiği dindar çevrelerin TV’lerinde boy gösterdi. Tartışma programlarından sonra, entelektüel ve fikri platformda serdettiği fikirlerle bu cenahın adeta yol arkadaşı oldu, birçoklarına sevdirdi kendini. Gittiği her mecrada olduğu gibi, burada da sözünü sakınmıyor, hakkı iade hususunda gittikçe artan bir ilgiye mazhar oluyordu.

Nihayetinde günü geldi, çektiği filmleri ile sinemada, yaptığı konuşmalar ve sarf ettiği fikirlerle de geniş kitlelere sözünü duyuran bir figür oluverdi. Ülkenin geçirdiği sancılı dönemlere dair yorumları kadar, yakın tarihte yaşanan post-modern darbe sürece getirdiği eleştiriler ve belki de en çok dillendirdiği mesele olan Kürt sorunu konusunda, ciddi bir kitlenin hakikat duygularını okşadı.

Onu benim açımdan farklı kılan şey tam da bu son maddede gizliydi. Bir çoklarının açık biçimde ifade edemediği bazı düşünceleri, geldiği siyasal ve ideolojik cenahın öfkesine aldırmadan dillendiriyor, bu meselenin çözümü konusunda hayli marjinal öneriler de fikirler yürütüyordu.

Kendisine envai vasıflar biçilmiş olabilir ancak ben onu hep iki aile arasındaki kavgayı durdurmak isteyen fedakâr bir adam olarak gördüm. Birbirini dinlemeyen, her fırsatta geçmiş acıları deşerek sloganlarını birer taşa dönüştürüp,  çıktıları dam başlarında karşılıklı olarak birbirini taşlayan bu aileler arasında, hedef olacağı taşları düşünmeden, iki evin arasında bir yerde durup, iki tarafa da ‘durun!’ diye bağırabilen, cesur, yürekli bir adam… Belki de bu aile kavgasını sona erdirecek yegâne mevzide duruyor, sesini duyurmaya çalışıyordu.

Elbette kendisine isabet eden taşları benim kadar herkes de fark edebiliyordu. Siyasi fikirdaşları gözünde karşı aileye sempatik gözükmeye çalışan bir oyuncu, beriki tarafa göre tatlı sözler söyleyen ancak her an (deyim yerindeyse) kayış yarabilecek bir yabancı, sektörden kimilerinin gözünde ise sinemayı ideolojisine alet eden ‘geçici’ bir meslektaştı.

Zaman geçti, siyasal atmosferin etrafında ısınan gündem, dalga dalga seçim rüzgârlarına kapıldıkça, o da mevzisinde duymaya alışık olmadığımız türden çıkışlar yapmaya başladı. İki aileyi sükûnete çağıran üslubu gün geçtikçe ailelerden birine doğru meylediyordu. Tabiri caizse, gözünü evlerden birinin damına dikmiş görünüyordu. Seçimle birlikte hamlesini yapıp, bir anda iki evden birinin damında mevziledi kendisini. Ağzını her açtığında birçoklarına ayar veren üslubu gitmiş, kurduğu her cümleyi taşa dönüştürüp karşı tarafın damını taşlayan bir aile neferi oluvermişti.

Artık konuşması farklı kitlelerin vicdanlarına hitap etmemeye, bilakis aynı dünya perspektifine sahip kitlenin duygularını cuşa getirmeye başladı. Bir yandan eski konuşmalarında tekrarladığı ilim/irfan/hak/adalet cümlelerini tekrarlıyor, öte yandan karşı tarafın damını taşlamaya devam ediyordu.

Seçimlere bağlı sert siyasi kavgaların üzerinden hayli uzun zaman geçti. O, damına çıktığı evin davasına ram olmuş, kendi savaşını vermeye devam ediyor. Şimdi artık her yanlışa dur demeye çalışan, sivri dilli güleç adam yerine, politik arenada hasmını laf ebelikleri ile alt etmenin cehdini veren siyasi bir figüre dönüştü. Geniş kitlelerin vicdan ve merhametini harekete geçirmek için kullandığı ilmi, edebi konuşmaları, karşı damdakilerin taşlarını karşılayacak birer siper olarak kullanıyor. Üstelik belağat sanatı ile süslediği konuşması, zaman zaman sokak jargonuna rahmet okutan türden itham ve suçlamalarla, bir dönem çok eleştirdiği üslup erozyonunun dalgaları oluverdi. Bazen ‘bırakın dövücem’ nevinden hırçın, kavgacı sataşmaları, bazen de TBMM kürsüsünde hitabet sanatının incelikleri ile donattığı konuşmaları, belirli bir cenahın alkışları ile taçlanıyor, bir zamanlar ekran başlarında, gazete sayfalarında ve dahi internet sitelerinde iştahla kendisini takip eden büyük bir kitle, bunca zaman geçmesine rağmen, hala karşı damı taşlama hırsıyla dolup taşan yönetmendeki değişimi anlamaya çalışıyor.

Yazının devamını okumak için tıklayınız!

Sinefesto

Sinefesto

Admin at Sinefesto
Sinefesto 2011 yılında kurulan, Türkiye'nin en güncel sinema haber sitesidir.
Sinefesto

Yorumlar

 

Yorum yazın

Lütfen gerekli tüm alanları doldurunuz. *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>

*

Lost Password

Sign Up